Yükseköğretim Perspektifinden Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Sorunu

 Yükseköğretim Perspektifinden Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Sorunu

Prof. Dr. Burhan AKPUNAR

Harran Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Şanlıurfa

Giriş

Birçok düşünür ve filozofa göre, insan, ancak ve sadece eğitimle (terbiye), insan olabilir. Zira insani tüm vasıflar, formal ve informal eğitimle kazanılmakta veya geliştirilmektedir. Burada kastedilen, fizyolojik ve biyolojik organizma olarak insandan ziyade, akıl, zihin, dil, duygu ve kalbi melekeler ile yeterlilikler anlamındadır. Eğer İnsan söz konusu meleke ve yeterliliklerle insan olabiliyor ise ve bunun yegâne vasıtası da eğitim ise, kadın veya erkek her insana zorunludur. Bu eğitimle insan olma durumda cinsiyet, belirleyici özellik değildir. Nitekim bu itibarla olsa gerektir, İslam’da olduğu gibi, birçok hukuk sisteminde de eğitim (ilim) ve özellikle temel eğitim, kadın, erkek ayrımı olmaksızın herkese farzdır, zorunludur ve ücretsizdir. İnsan, sadece doğmakla bu temel eğitim hakkına sahip olur. Bunun için zorunlu eğitimde cinsiyet ayrımının ontolojik zemini yoktur. İlkçağ felsefesinde buna dair söylemlere rağmen, fıtratın eşitliğe engel teşkil etmeyeceği kanaatine ulaşılmıştır. Aksine, fıtrat, eşitliği aşarak adalet konusunda pekiştirici rol üstlenebilir (Martı, 2015).

İlim ve eğitime konu olması hasebiyle insan fıtratında kadın ve erkek ayrımının anlamı yoksa tartışılması gereken, eğitimle kazanılan kimlik, kişilik, sosyal ve mesleki formasyonda cinsiyetin rolü olmalıdır. Nitekim gündemdeki cinsiyet ayrımcılığı tartışmaları da, eğitimle kazanılan formasyonun günlük hayata yansıtılmasında cinsiyetin, daha doğrusu toplumsal cinsiyetin pozisyonu ve rolü üzerinedir. Ancak buna ilişkin tartışmaların yalın insan fıtratı, zamanın ruhu ve kültür düzleminde değil de, daha çok ideolojiye gömülü küresel politik argümanlar çerçevesinde sürdürülmesi, sorunun anlaşılmasını müşkülleştirmektedir. Çünkü şirazesinden çıkmış, fıtratından taşmış, kendine yabancı insan veya çağın ve kültürün adeta yapay ve kurgu insan haline getirdiği bireyin üzerinden yapılacak tartışmalar beyhudedir. Zira kadın konusunun sıklıkla ideolojik istismar konusu yapıldığı ve sömürgecilerin, işgallerini haklı çıkarmak için Müslüman toplumlarda kadının çok kötü durumda olduğu söylemini kullandıkları vakıadır (Koyuncu, 2018).

İlim ve temel eğitimden ziyade, bireye sosyal ve mesleki formasyon kazandıran eğitim sürecinde cinsiyetin rolü tartışmalarının, doğru zeminde yapılması kadar, bu tartışmaların eğitimin, bireye has ve özgü hale getirilmesi amacına yönelik olması da önemlidir. Şimdilerde sağlık sektöründe telaffuz edilen bireye has tedavi anlayışı, eğitime, bireysel farklılıkları dikkate alma anlayışı biçiminde yansıtılabilir. Bu yansıtmada cinsiyet, görmezden gelme gibi ayrımcılık vesilesi değil, tam tersine dikkate alınması gereken bir insani özellik olarak öne çıkar. Nitekim formal eğitimde müfredatın psikolojik veya bireysel temeli, muhatap kitlenin cinsiyet dâhil tüm özellikleri, ihtiyaçları ve ilgilerinin dikkate alınması anlamındadır. Bu bakımdan, formal eğitimin, amaç, içerik ve uygulama olarak bireye özgü hale getirilmesinde cinsiyet; insanın fıtratı, mizacı, kimliği, kişiliği ve kültürün analiz edilmesi gerekir. Bu analizlerde, tarihte örneklerine rastlanan ve günümüzde de bazı toplumlarda kısmen uygulanan cinsiyet temelli okul uygulamalarının detaylı olarak incelenmesi önemlidir. Farkı kültürlerde uygulanan veya uygulanmış cinsiyet temelli okul uygulamalarının ontolojik, pedagojik, kültürel, siyasi ve ekonomik dayanakları ile bu uygulama sonuçlarının analizi, konuya dair tartışmalara ışık tutabilir. Analizler için Osmanlıdaki “Dar-ül Muaalimat”, “Dar-ül Muaalimin”, “Kız Sanayi Mektepleri” ile cumhuriyet dönemindeki “Kız Enstitüleri”, “Kız Lisesi” ve “Erkek Lisesi”  ile dünyadaki “Women University” örnek olarak zikredilebilir (Altın, 2017; Özkazanç, Sayılan ve Akşit, 2018; Soydan, 2002).

Bireye, toplumdaki çeşitli görev ve sorumluluklara taalluk eden, eğitimle kazanılan sosyal ve mesleki formasyonda cinsiyet konusu, çoğunlukla yapıldığı gibi ayrımcılık vesilesi olarak değil, kadın olsun erkek olsun biricik olan her insanın, yaradılıştan getirdiği ham potansiyelini açığa çıkarmaya aracılık etme bağlamında ele alınmalıdır. Diğer bir bağlam da, eğitimle kazanılan sosyal ve mesleki formasyonun günlük yaşama yansımaları noktasındadır. Birinci boyut ontolojik, pedagojik, dini, psikolojik ve sosyolojik ağırlıkta bir perspektif iken; ikinci boyut, sosyal rol ve görevler, istihdam ve üretim zemininde yürütülebilir. Nitekim günümüzde cinsiyete dair tartışmaların ikinci noktada yoğunlaştığı görülmektedir. Pragmatizmin eseri olan bu yoğunlaşma, sözü geçen birinci boyuta dair analizleri gölgelemiş durumdadır. İnsanı üretimle eş değer kabul eden, üretim sürecinin çarkına indirgeyen ve itibarı ekonomik kazanç ile ölçen Pragmatizmin, insanı tüm boyutlarıyla anlamak diye bir derdi yoktur. Bu yüzdendir ki ülkemizde, okula giden çocuk veya gence “ne okuyorsun veya ne öğreniyorsun?” sorusundan ziyade, “ne olacaksın?” sorusu sorulmaktadır. Büyük oranda Pragmatizmin eseri olan bu anlayıştaki eğitimin ekonomiye ilişkin mesleki formasyon kazandıran boyutu, diğer tüm boyutları gölgede bırakmıştır. Vakıa bu ise, eğitimde cinsiyet tartışmalarının da bu kulvarda yürütülmesinde şaşılacak bir şey yoktur. Nitekim bu çalışmada da konu, yükseköğretim düzeyinde formal eğitimin ürünü ve çıktısı olan mezunların istihdamı bağlamında ele alınmıştır.

Yükseköğretim Mezunlarının İstihdamında Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği     

Türkiye, uzun yıllar eğitimde okuma-yazma sorunu, öğretmen ve fiziki altyapı yetersizliği gibi nicel sorunları tartıştıktan sonra bugün, daha çok eğitimde kalite odaklı nitel sorunları tartışmaktadır. Çok kapsamlı ve karmaşık bir konu olan eğitimde nitelik sorununda, mezunların istihdamı başat problemler arasındadır. Benzer şekilde eğitimde istihdam sorunu da çok boyutlu bir problem olduğu için bu çalışmada, yükseköğretim mezunlarının istihdam sorunu cinsiyet eksenli olarak ele alınmıştır. Aslında birçok ülkenin de sorunu olan üniversite mezunlarının istihdamında cinsiyet problemi, Türkiye’nin ekonomik ve sosyal gelişimi bakımından irdelenmesi gereken bir meseledir.

Türkiye’de son yıllarda politik alan açmaların da tetiklemesiyle, hemen her saha ve sektörde kadının rol ve pozisyonunun yükselmesine rağmen, iş piyasasında üniversite mezunu kadınların dezavantajlı durumlarında gözle görülür bir düzelme görülmemektedir. Elbette ki bunun birçok sebebi vardır. Bunlar arasında sosyolojik ve kültürel sebepler, eğitim ve ekonomi dengesini gözetmeyen yanlış planlamalar, tutarsız kamu politikaları, ekonominin yapısal sorunları, küresel ve bölgesel bazlı konjektürel gelişmeler sayılabilir. Bu noktada yeni yeni telaffuz edilmeye başlanan “aşırı eğitimlilik” (over education) sorununu da unutmamak gerekir. Zira üniversite mezunlarının istihdamında yaşanan aşırı eğitimlilik sorununda da kadınlar daha dezavantajlı durumdadırlar. Bilinen klasik işsizlikten çok farklı olan bu sorun, yükseköğretime erişimin artmasıyla diplomanın eskisi kadar değerli olmamasıyla alakalıdır (Kurnaz, 2015). Kısaca mezun enflasyonu olarak nitelenebilecek olan bu durumda, üniversite mezunları, pozisyonlarından daha düşük statülerde çalışmak zorunda kalmaktadırlar. Bu zorunluluk daha çok kadın mezunları mağdur etmektedir.

Sebebi ne olursa olsun, yükseköğretim mezunlarının yaşadıkları istihdam sorununun birçok boyutundan birisi de, cinsiyet ayrımcılığıdır. Zira konuya yakından bakıldığında, kadın üniversite mezunlarının, erkeklerden daha fazla soruna muhatap oldukları görülmektedir. Ancak yanlış anlaşılmaya mahal vermemek için burada zikredilen cinsiyet kelimesi, İngilizcedeki bir bireyin psikolojik ve hormonel karakteristiklerinin biyolojik yönüyle ilgili olan “sex” kelimesinin değil; toplumsal cinsiyet kelimesinin karşılığı olan “gender” kelimesinin karşılığıdır (Akgül-Gök, 2013). Toplumsal cinsiyet, bireyin belli bir cinsten olduğuna ilişkin bilgiye, bu bilgi dâhilinde olmak üzere toplumsal düzlemde bireyden beklenenlere ve toplumda bireye biçilen konuma işaret eder (Vatandaş, 2007). Bu anlamda kadın, toplumun ona yüklediği beklenti ve sorumluluklara ilişkin rolüne dairdir.

Türkiye, ekonomide arzuladığı noktaya ulaşmak için eğitim, iş ve istihdama dair tüm konularda olduğu gibi, iş piyasasındaki cinsiyet ayrımcılığının önce farkına varmalı ve akabinde de bu sorunu çözmek üzere adımlar atmalıdır. Zira Türkiye nüfusunun yaklaşık yarısı kadındır. Kadın işgücünün ekonomiye katılmasındaki sorunlar, doğrudan ekonomiyi zedeleme potansiyeline sahiptir. Hele hele nüfusun gittikçe yaşlandığı dikkate alınırsa… Kaldı ki kadınların işgücüne katılımı emek arzının artışında önemli bir faktör olarak ekonomik büyüme sağlayan temel unsurların başında gelmektedir (Karaçuka, 2018). Kadınların işgücüne katılımı hem ekonomik hem de sosyal açıdan kalkınmayı sağlayan ve yoksulluğun azaltılmasında rol oynayan en önemli etkenlerden biridir (Kılıç ve Öztürk, 2014). Sorunun daha iyi anlaşılması için öncelikle mevcut durumun irdelenmesinde yarar vardır.

Türkiye, genel istihdamda cinsiyete ilişkin veriler itibarıyla gelişmiş ekonomilerden negatif yönde ayrışmaktadır. ILO (2017)’ya göre, küresel düzeyde işgücüne erkek ve kadın katılım oranları arasındaki cinsiyet farkı %26,7 iken, Türkiye’de ise bu oran %39,5’tir (Dedeoğlu, 2018). TÜİK’in 2016 yılı işgücü verilerine göre, Türkiye’de işgücüne katılım oranı erkeklerde %72 iken, kadınlar için bu oran %32.5 düzeyindedir. Buna göre işgücüne dâhil olan her on kişiden yaklaşık olarak sadece üçü kadındır (Emiş, 2018). Aynı paralelde, Dünya Ekonomik Forumu’nun “Küresel Rekabetçilik Endeksi” 2016-2017 verilerine göre Emek Piyasalarının Etkinliği bileşeninde en kötü performans kadın işgücüne katılım oranlarında gerçekleşmiş ve Türkiye Moritanya’yı takiben 125. sırada yer almıştır (Serel ve Özdemir, 2017). Benzer tabloyu konumuz itibarıyla yükseköğretimde görmek mümkündür. Yükseköğretimde lisansta fazla olmasa da, lisansüstü düzeyde durum kadınların aleyhinedir. 2011 TÜİK verilerine göre, toplam 401.773 yüksek lisans mezunundan 238.359’u erkek; 163.414’ü kadındır. Doktorada ise toplam 121.923 mezunun 75.473’ü erkek, 46.450’si kadındır (Özaydınlık, 2014). Türkiye’de yükseköğretim mezunu kadınların işgücüne katılım oranı ise %71,3 (Zeren ve Kılınç-Savrul, 2017); üniversite düzeyinde eğitim almış erkeklerde işsizlik oranı %7,6 iken; bu eğitim seviyesindeki kadınlarda işsizlik oranı %15,5’tir (Öztürk, 2015). Cinsiyet eşitsizliği konusunda kamudan bir örnek de, okullarda yönetim kademelerinde bulunan kadın ve erkek yönetici sayıları arasında uçurumdur. Okul müdürlerinin %94.73’ü erkek; %5.27’si kadındır (Ergin & Çınkır, 2005, Akt: Sağlam ve Bostancı, 2012). TÜİK (2014) verilerine göre, lise, mesleki lise ve yükseköğretim kadın gruplarında işsizlik, erkeklerin aynı gruplarındaki oranların iki katı civarındadır (Karaçuka, 2018). Benzer durum genel işsizlik için de geçerlidir (Kılınç, 2015). BETAM (2017)’ın araştırmasına göre, Türkiye’de okuryazar olmayanlar dışında kalan tüm eğitim seviyelerinde kadın işsizliği, erkek işsizliğinden daha yüksektir. Bunun anlamı, kadınların aynı eğitimi almış olsa da, erkeklere göre daha şanssız olduğu, yani istihdamda cinsiyet eşitliğinin olmadığıdır (Halaç, 2014). Bu durumda akla acaba “Türkiye’de üniversite eğitimi, genç işsizliği özellikle de kadınlar için işsizliği tetikliyor mu?” sorusu (Özdemir, 2017) gelmektedir. Türkiye’deki kadının istihdam oranlarındaki düşüklüğün diğer bir sebebi de tarımdaki dönüşümdür (Kılınç, 0000). Daha önce tarım sektöründe çalışan kadınların, bu dönüşüm sonucunda istihdam alanları daralmıştır. Bütün bunlardan hareketle, sorunun eğitim, ekonomi, hukuk, siyasi, sosyal ve kültürel birçok boyutunun olduğu söylenebilir. Ancak Özer ve Biçerli’nin (2004) vurguladığı gibi, sorun, makro değişkenlerden ziyade, mikro değişkenlere bağlı gibi görünmektedir. Bu mikro değişkenler arasında da, kadının toplumsal cinsiyet rolü çerçevesindeki sosyo-kültürel faktörler öne çıkmaktadır. Bunu destekler nitelikte TÜİK (2012), kadınların işgücüne dâhil olmamasının başlıca üç nedenini; ev işleriyle meşgul olmak (%61.3), eğitim/öğretim (%11) ve iş arama (%5.4) şeklinde sıralamaktadır (TBMM, 2013). Ancak sebep ne olursa olsun, bu durum, ekonomi için ciddi bir sorundur (Zeren ve Kılınç-Savrul, 2017). Çünkü Türkiye nüfusunun kabaca yarısı kadın olduğundan, toplam işgücünün de yine kabaca yarısını da kadınlar oluşturmaktadır. İstihdam edilemeyen kadınlar çok önemli, ancak kullanılamayan bir ekonomik güç potansiyelidir (Üçler ve Kızılkaya, 2014). Bu potansiyelin kullanılması ekonomiye güç katmaktadır. Konuyla ilgili ABD’de yapılan bir araştırmada, yönetim kurulunda en az 3 kadın bulunan şirketlerin yatırım getirilerinin %60 daha fazla olduğu saptanmıştır (Dedeoğlu, 2018). Dolayısıyla, 2023 yılında dünyanın en büyük ekonomilerinden biri olmayı hedefleyen Türkiye’nin kadınları ortak etmeden bu hedefi gerçekleştirmesi mümkün gözükmüyor (Apple, 2014). Zira dikkatle incelendiğinde görülecektir ki “gelişmiş ülkeler” olarak adlandırılan ülkelerin hemen hepsinde ortak olan nokta, bu ülkelerdeki yüksek kadın istihdam oranlarıdır (TBMM, 2013).

Sonuç

Ekonomi, iş piyasası ve istihdamda kadın konusu, gelişmiş toplumların aşina olduğu, bizim ise yeni yeni yüz yüze geldiğimiz ve çok da iyi bilmediğimiz bir konudur. Bunun muhtemel bir sebebi, konunun Modern Çağda zuhur etmesi ve Türkiye’nin de bu Çağı tam olarak anlamadan ve yaşamadan atlamış olması olabilir. Buna, yanlış veya eksik bilgilere dayalı kanaatler ve kültürel kodlar gibi sosyolojik sebepler ile ekonomimizin yapısı ve üretim alışkanlıklarımız gibi iktisadi ve idari sebepler de eklenebilir. Ancak sebebi ne olursa olsun kadının sosyal yaşamdaki rolünden kopuk olmayan cinsiyet eşitsizliği veya ayrımcılığı sorunu, hem ekonomik ve hem de sosyal açıdan sürdürülebilir değildir. Zira kadınların işgücüne katılımı, sürdürülebilir kalkınmanın önemli bir unsuru olarak kabul edilmektedir (Bozkaya, 2013). Türkiye, nüfusunun yarısını teşkil eden kadınlara taalluk eden meselelerin çözümüzü daha fazla öteleyemez. Eğer Çağa damga vuracaksa, 21. yüzyılın ilk on ekonomisi arasında yer alacaksa. Çünkü bu amaçlara ulaşmak, diğer sebeplerden başka, topyekûn beşeri sermayenin harekete geçirilmesine de bağlıdır. Kaldı ki kırılgan bir yapıya sahip ekonomimizin (Soysal, 2010), kadın işgücü kaybına tahammülü yoktur. Bu yüzden, cinsiyet eşitsizliği gibi sorunların aşılarak, sürdürülebilir bir büyüme ve kalkınma için nüfusun yaklaşık yarısını oluşturan kadınların işgücüne katılımında artış sağlanması gerekmektedir (Serel ve Özdemir, 2017). Bu noktada başta ekonomide, eğitimde, hukukta ve siyasi platformda harekete geçmek elzemdir. Eğitimle ilişkili olarak Brigham Young’a atfedilen “Bir erkeği eğitirseniz bir adamı eğitirsiniz. Bir kadını eğitirseniz, bir kuşağı eğitirsiniz…”  ifadesi (Özaydınlık, 2014), dikkat çekicidir. Benzer şekilde Ağçoban’ın (2016) aktardığı, “Bir medeniyetin seviyesini ölçmek isterseniz derhal kadının hayat şartlarına bakınız”  ifadesi de dikkate değerdir. Zira kadın, insanlığın yarısı ancak bütün insanoğlunun anasıdır (Kaval, 2016). Cinsiyet eşitsizliği nedeniyle, isteyen kadınların işgücü potansiyeli olarak ekonomiye dâhil edilememesi, sadece ekonomik bir sorun değil, bütün toplumun ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel gelişmesi ve refahı bakımından da ciddi bir problemdir (Özaydınlık, 2014; Yıldırım ve Doğrul, 2008). Konuyla ilgili BETAM (2010) raporuna göre, Türkiye’yi kısır döngüden kurtaracak çözüm, kadının işgücüne katılımından geçmektedir. Zira kadınların tasarruf oranı erkeklerden daha yüksek olduğu için bütçenin cari açığı azalabilir (Akt: Serel ve Özdemir, 2017).

Son tahlilde, Türkiye’de, ekonomik, sosyal ve kültürel bakımdan gelişebilmesi için kadın işgücünü ekonomiye katmak ve bunun için de, kadının sosyo-kültürel rol ve sorumlulukları ile üretimi destekleme rolleri arasında hassas bir denge kuracak politika ve planlamalara ihtiyaç vardır. Bu politikalara veri sağlayarak destek vermek için de cinsiyet eşitsizliği bağlamında, kadının 21. yüzyıl Türkiye’sindeki rol ve pozisyonuna dair geniş katılımlı çalışmalara ihtiyaç vardır. İlahiyatçı, ekonomist, sosyolog, psikolog, eğitimci, hukukçu ve siyasetçiler başka olmak üzere çok katılımlı ve uzun soluklu çalışma ve tartışmalara ihtiyaç vardır. Zira başkalarının tarihi deneyimi ve gerçekliğini yansıtan verilerin ithal edilerek aynen kullanılması ve bunların politikaya dönüştürülmesinin çok da faydalı olmadığını yakın tarihi yaşamış herkes tecrübe etmiştir. Bu tartışmalarda üzerinde durulması gereken bir nokta da Türkiye’deki toplumsal yaşam biçimi olan, büyük ölçüde erkeğin eve gelir getirdiği, tek kazananlı aile modelinin (Küçük, 2015), sürdürülebilir olup olmadığıdır. Cinsiyet eşitsizliği konusundaki tartışmalarda, görüşümüzü buğulaştıran bir yanılgıya da dikkat etmek gerekir. Bu yanılgı, yıllarca kültürel bazı kodları dini zannettiğimiz gibi, benzer şekilde yine, kadına yönelik kültürel kodlarımız ve alışkanlıklarımızın farkında olmamız önemlidir. Zira bu, nesilden nesile aktarılan dini ve ilmi olmayan kültür ve geleneklerimize bağlı gelişen hatalı cinsiyet algısı, bazı gerçekleri bütünüyle görmemizi geciktirebilir veya zorlaştırabilir. Bir örnek olarak, İkbal, İslâm’ın kadına gereken değeri verdiğini daha sonra âdet ve toplumsal geleneklerin baskısıyla bu değerin üzerinin örtüldüğüne vurgu yapmaktadır. Bize düşen, İslâm’ın kadına bakışını doğru bir şekilde anlayıp İslâm medeniyeti algısıyla onu konumlandırmak olmalıdır (Terzioğlu, 2016). İnsan fıtratının doğru okunmasıyla, cinsiyetin, ayrımcılık vesilesi değil; kadın ve erkeğin birbirini tamamlayıcı cinsler açısından ele alınması mümkün olabilir. Bu durum, konumuz itibarıyla ekonomide ve istihdamda kadın-erkek dengesinde eşitleyici bir geleneğin oluşması için önemlidir.  

Kaynaklar

Ağçoban, S. (2016). Kadın Olgusunun Kültürel Gelişimi ve İslam’da Kadının Yeri Üzerine Tartışmalar. International Journal of Cultural and Social Studies, 2 (1), 1-24.

Akgül-Gök, F. (2013). Evli Kadın ve Erkeklerin Toplumsal Cinsiyet Rolleriyle İlgili Algılarının Aile İşlevlerine Yansıması. Yüksek Lisans Tezi. Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Hizmet Anabilim Dalı.

Altın, H. (2017). Osmanlı Eğitim Tarihinde Dârülmuallimât (Açılışı ve Gelişim Süreci). Akademik Matbuat, 1(1), 20-37.

Apple, M. (2014). Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin çözümü eğitimde. http://www.hurriyet.com.tr/egitim/toplumsal-cinsiyet-esitsizliginin-cozumu-egitimde-27805268

Bozkaya, G. (2013). Kadınların İşgücüne Katılımını Belirleyen Faktörler: Türkiye Üzerine Bir Analiz. Kilis 7 Aralık Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 3 (5), 1-13.

Dedeoğlu, S. (2018). Çalışma Yaşamında Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Önemi. Çalışma Yaşamında Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Eğitim Rehberi. Ankara: Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Türkiye Ofisi.

Emiş, E. (2018). Türkiye’de Kadın İstihdamının Durumu. Çalışma Yaşamında Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Eğitim Rehberi. Ankara: Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Türkiye Ofisi.

Halaç, U. (2014). Eğitim Arttıkça Kadınlarda İşsizlik Artıyor. http://www.milliyet.com.tr/egitim-arttikca-kadinlarda-issizlik-izmir-yerelhaber-301338/

Karaçuka, M. (2018). Türkiye’de Kadınların İşgücüne Katılımı ve İstihdamı. International Journal of Economics Politics Humanities and Social Sciences, 1 (2), 134-150.

Kaval, M.(2016). İlahi Dinlerde Kadın’ın Kıymet Problemi. Akademik Bakış Dergisi, 55, 306-324.

Kılıç, D. ve Öztürk, S. (2014). Türkiye’de Kadınların İşgücüne Katılımı Önündeki Engeller ve Çözüm Yolları: Bir Ampirik Uygulama. Amme İdaresi Dergisi, 47(1), 107-130.

Kılınç. N. Ş. (2015). Küresel Eğilimler Çerçevesinde Kadın İstihdamı. HAK-İŞ Uluslararası Emek ve Toplum Dergisi, 4(9), 120-135.

Koyuncu, M. (2018). Osmanlı Kadını ve Çalışma Hayatı. Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 701.

Kurnaz, I. (2015). İşgücü Piyasasında Nitelik Uyumsuzluğu: Düşük Nitelikli İşlerde Yüksek Nitelikli İşgücü. Siyaset, Ekonomi ve Yönetim Araştırmaları Dergisi, Özel sayı, 83-121.

Küçük, M. (2015). Çalışma Hayatında Kadınlar Ve Karşılaştıkları Sorunlar: Bir İşverene Bağlı Olarak Çalışan Emekçi Kadınlara İlişkin Bir Araştırma. Ekonomi Bilimleri Dergisi, 7(1), 1-17.

Martı, H. (2015). Toplumsal Cinsiyet Tablosunda Perspektifin Eşitlikten Adalete Kayışı -Dinî Referanslar Eşliğinde Bir Okuma Denemesi. Kadın Araştırmaları Dergisi,1, 133-149.

Özaydınlık, K. (2014). Toplumsal Cinsiyet Temelinde Türkiye’de Kadın ve Eğitim. Sosyal Politika Çalışmaları Dergisi, 14(33), 1-14.

Özdemir, Ö. (2017). Türkiye’de üniversite eğitimi genç işsizliğini tetikliyor mu? https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-42053683

Özer, M. ve Biçerli, K. (2004). Türkiye’de Kadın İşgücünün Panel Veri Analizi. Sosyal Bilimler Dergisi, 55-86.

Özkazanç, A., Sayılan, F. ve Akşit, E.E. (2018). Toplumsal Cinsiyet ve Mesleki Eğitim: Mesleki Teknik Lise Kız Öğrencileri Üzerine Bir Araştırma. Fe Dergi, 10(2), 150-164.

Öztürk, Ö. (2015).  Üniversite Mezunu Kadınların İşsizlik Süreçlerinin Değerlendirilmesi. Yüksek Lisans Tezi. Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Hizmet Anabilim Dalı. 

Sağlam, Ç. A. ve Bostancı, B. A. (2012). Milli Eğitim Bakanlığı Merkez ve Taşra Örgütleri Yönetim Pozisyonlarında Kadınların Temsil Edilme Düzeyine Yönelik Yönetici Görüşleri. Uşak Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 5(2), 140-155.

Serel, H., ve Özdemir, B.S. (2017). Türkiye’de Kadın İstihdamı ve Ekonomik Büyüme İlişkisi. Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, 15(3), 132-148

Soydan, A. (2002). Kadın Kimliğinin Oluşması Çerçevesinde Mesleki ve Teknik Eğitim (Cumhuriyet İdeolojisinin Kuruluş Sürecinde Kız Enstitüleri 1923-1940)”. Yakın Dönem Türkiye Araştırmaları, Yıl:1, Sayı:1.

Soysal, A. (2010).Türkiye’de Kadın Girişimciler: Engeller ve Fırsatlar Bağlamında Bir Değerlendirme. Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 65(1),83-114.

TBMM, (2013).Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Yayınları. Ankara, No:12.

Terzioğlu, H. (2016). İslâm’da Kadının Konumuna Modern Yaklaşımlar-Mûsâ Cârullah Örneği. Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, XVIII (33), 91-109.

Üçler, G. ve Kızılkaya, O. (2014). Kadın İstihdamının Boşanma ve Doğurganlık Üzerine Etkileri: Türkiye Üzerine Bölgesel Panel Veri Analizi. Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, 2 (2/2), 28-43. 

Vatandaş, C. (2007). Toplumsal Cinsiyet ve Cinsiyet Rollerinin Algılanışı. Sosyoloji Konferansları Dergisi, 35, 29-56.

Yıldırım, K. ve Doğrul, G. (2008). Çalışmak ya da Çalışmamak”: Türkiye’de Kentsel Alanlarda Yasayan Kadınların İşgücüne Katılmama Kararlarının Olası Belirleyicileri. Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 8(1), 239-262.

Zeren, F. & Kılınç-Savrul, B. (2017). Kadınların İşgücüne Katılım Oranı, Ekonomik Büyüme, İşsizlik Oranı ve Kentleşme Oranı Arasındaki Saklı Koentegrasyon İlişkisinin Araştırılması. Yönetim Bilimleri Dergisi, 15(30), 87-103. 

Editör

Editör

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir