Uluslararası Sınavların Eğitim Politikalarına ve Öğretim Programlarına Etkisi

 Uluslararası Sınavların Eğitim Politikalarına ve Öğretim Programlarına Etkisi

Giriş

Bu yazının amacı uluslararası düzeyde yapılan sınavların öğretim programlarına ve öğretim politikalarına olan etkisinin analiz edilmesidir. Bu anlamda PISA VE TIMSS gibi uluslararası düzeyde uygulanan ve kamuoyu tarafından en çok dikkate alınan sınavlar belirli aralıklarla yapılmakta ve ülkeler eğitim sistemlerini bu sınavların sonuçlarını da dikkate alarak değiştirmeye çalışmaktadırlar.

Bir ülkenin hedeflediği toplumsal, siyasal, ekonomik ve teknolojik düzeye erişmesini sağlayacak en önemli kaynak, nitelikli insan ihtiyacıdır. Bunun için, insan kaynağının iyi yetiştirilmiş olması ve buna önem verilmesi gerekmektedir. Nitelikli insanı yetiştirecek temel kurumlardan biri ve en önemlisi de eğitim sistemidir. Eğitim sisteminin temel unsurlarından biri olan eğitim programlarının ve eğitim politikalarının bu ihtiyacı karşılayacak şekilde yapılandırılması bir gereklilik arz etmektedir. Özellikle ülkelerin ihtiyacı olan düşünen, eleştiren, sorgulayan, gerekli beceri ve değerlerle donatılmış insanın yetiştirilebilmesi için hem eğitim politikalarının hem de programların iyi yapılandırılmış olması gerekmektedir.

Devletlerin eğitim, ekonomi, siyasi ve bilimsel alanlarda birbirleriyle rekabet edebilmesinin yolu insan kaynağını modern çağın eğitim gereklerine uygun bilgi, yetkinlik, beceri ve değerlerle donatılmış olarak okul yaşamında öğrenmeleri gerekmektedir. Bunu sağlamak isteyen birçok ülke eğitim programlarını yenilemişlerdir. Özellikle beceri ve değerlerin bilginin verilmesinin yanında önemli hâle gelmeye başlamasıyla birlikte öğretim programlarında sadece bilgi vermeye dönük ve öğrencinin günlük yaşamından uzak, karşılığı olmayan karşılaştığı problemleri ezber bilgi yükü ile çözmeye çalışan programlar terkedilmeye başlanmış; bunun yerine düşünme, problem çözme, sorgulama, iletişim, iş birliği ve tekonoloji becerilerini geliştiren her içeriğin bir beceri kazandırmaya yönelik olarak hazırlama eğilimi güçlü bir biçimde ilgili ülkelerde programlara program güncelleme çalışmaları sonrasında yansımış görünmektedir. Özellikle PISA sınavlarında başarılı olan ülkelerin aynı zamanda bu becerilere yönelik içerik yapılandırmasını başarılı bir şekilde uyguladıkları görülmektedir.

PISA ve TIMMS sınavları hem öğrencilerin çeşitli alanlardaki bilgi beceri ve yetkinliklerini ölçmek açısından önemli olduğu gibi hem de ülkelerin bu sınavlardan elde ettiği puanlara göre öğretim programlarını ve eğitim politikalarını gözden geçirmek açısından belirleyici bir önemi olduğu şüphesizdir.

Uluslararası sınavlar bazı özellikleri itibari ile tartışmalı olsa da önemli sınavlardır. Bu sınavların ortaya çıkardığı sonuçlar eğitimi şekillendiren politikalara da aracılık etmektedir. Uluslararası sınavlar sonuçları itibari ile özellikle sınavlara katılan ülkelerin eğitim sistemlerini doğrudan etkilemekte ve buna göre eğitim sistemlerini programlarını ve buna bağlı olarak eğitimin teknolojik alt yapısını değiştirme yönünde bir motivasyon sağlamaktadırlar. Aslında her ülkenin kendi kültürel ve eğitim sistemin özellikleri farklıdır. Dolayısıyla sadece sınavların sonuçları üzerinden bir değerlendirme eksik kalacaktır. Çünkü neticede bu sınavları hazırlayanlar bu farklılıkları dikkate alarak değil belirli bir model üzerinden soruları geliştirmektedirler. Ancak bu sınavların ortaya koyduğu sonuçları görmezden gelmememize ya da küçümsememize neden olmamalıdır. Özellikle yetkinlik ve becerileri ölçmeyi hedefleyen bu sınavlar eğitim politikalarını yapanlara ve eğitimcilere ciddi bir veri ve kaynak sunmaktadır.

Uluslararası alanda yapılan makro ölçekli karşılaştırmalı sınavlar, 1960’lı yıllarda Uluslararası Eğitim Başarılarını Değerlendirme Kuruluşu (International Association for the Evaluation of Educational Achievement) IEA tarafından gündeme getirilmiş ve 1995 yılında Uluslararası Matematik ve Fen Eğilimleri Araştırması “Trends in International Mathematics and Science Study” (TIMSS) 2000 yılında ise Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) sınavları başlatılmıştır (Klieme, 2016).

TIMSS (Uluslararası Matematik ve Fen Eğilimleri Araştırması)

TIMSS (Trends in International Mathematics and Science Study -Uluslararası Matematik ve Fen Eğilimleri Araştırması), merkezi Hollanda’da bulunan Uluslararası Eğitim Başarılarını Değerlendirme Kuruluşu IEA’nın (International Association for the Evaluation of Educational Achievement) dört yılda bir düzenlediği kapsamlı bir matematik ve fen eğilimleri tarama araştırmasıdır. IEA tarafından yürütülen TIMSS çalışmaları, ABD Eğitim Bakanlığı, İngiltere Eğitim Araştırma Kuruluşu, Boston Koleji ve katılımcı ülkeler tarafından finansal olarak desteklenmektedir. İlki Birinci Uluslararası Matematik ve Fen Araştırması 1959 yılında düzenlenmiştir. 2003 yılından itibaren “Uluslararası Matematik ve Fen Eğilimleri Araştırması” adını almıştır (Çelebi ve Diğerleri, 2014). İlk olarak 1995 yılında gerçekleştirilen TIMSS, bunu takip eden dört yıllık periyotlarda, 1999, 2003, 2007, 2011 ve son olarak da 2012 yılında uygulanmıştır. Eğitim politikalarına yön veren yöneticilerin, öğretim programlarını geliştiren uzmanların ve araştırmacıların kendi eğitim sistemlerinin işleyişini daha iyi anlayabilmeleri açısından bir temel oluşturmak amacıyla düzenlenmiş olan TIMSS sınavları, öğrencilerin bilgi ve becerilerini çok yönlü olarak değerlendirmektedir. TIMSS, öğrencilerin matematik ve fen başarılarının belirlenmiş bir ölçekte değerlendirmekle birlikte matematik ve fen alanlarındaki öğrenim ve öğretimin okullarda nasıl gerçekleştiğini saptamak, ulusal eğitim sistemleri arasındaki farklılıkları dünya çapında ölçmek ve değerlendirmek için tasarlanmıştır (Çelebi ve Diğerleri, 2014).

Genel olarak TIMSS sınavlarına katılan ülkelerin kendi eğitim durumlarına dışarıdan bir projeksiyon tutma imkanı sağlanmaktadır. Bu şekilde, Matematik ve Fen Bilimleri eğitim sürecine ve tutumlara ilişkin anlaşılır ve uluslararası karşılaştırılabilir veri sağlamaktadır; öğrencinin süreç içerisinde ulaştığı erişkiyi uluslararası ölçütlerle değerlendirme imkânı sunmaktadır; Matematik ve Fen Bilimlerine ilişkin bilgi ve becerilerin gelişim aşamaları izlenmesine imkan tanımakta, eğitim sistemleri arasında uluslararası bir iletişim bağının kurulmasını sağlamakta; aynı zamanda öğrencilere kendilerini uluslararası düzeyde değerlendirme ve kıyaslama imkanı tanımakta; öğrenci anketleri yoluyla tutum ve inançlara bakış açılarının tanınması sağlamaktadır. Aynı zamanda okul ve öğretmen anketleriyle eğitim yöneticileri ve öğretmenlere ilişkin uluslararası verileri sağlamaktadır (MEB, 2012).

PISA (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı)

Uluslararası öğrenci değerlendirme sınavı (program for international student assessment) olan PISA, 15 yaş grubu öğrencilerin gelecekteki problem ve engellere karşı ne kadar hazırlıklı olduğunu ölçen uluslararası standart bir sınavdır. Bu sınavda herhangi bir okul veya sınıf yerine yaş dikkate alınmıştır. Yaşı dikkate alma nedenlerinden bir tanesi birçok ülkede zorunlu eğitim çağının 15 yaşına kadar olanların dâhil olmasıdır. PISA, OECD’nin (The Organisation for Economic Co-operation and Development) bir alt birimi olarak 1997 yılında çalışmalara başlayan ve ilk sınavını 2000 yılında yapan bir sınavdır. Bu sınav 3 yılda bir yapılmaktadır. OECD, resmi olarak 30 Eylül 1961 yılında kurulmuştur. Fransa ve Amerika arasında kurulmuş olan ekonomik bir birlikteliktir. Sonraları Japonya ve Avustralya’nın da katılımıyla daha işlevsel ve daha büyümüş olarak amacına devam etmektedir. OECD’nin amacı ekonomik ve refah seviyesini yükseltecek politikaları dünyada oluşturmaktır. Ülkelerin ekonomik ve sosyal durumlarını incelemekte, yapılmış ve yapılan politikaları da göz önünde bulundurarak o ülke hakkında rapor düzenlemektedir. Ülkeler tümüyle bu raporlara göre hareket etmese de bu raporlara sırt çevirememektedirler (Çelebi ve Diğerleri, 2014).

1990’larda OECD ülkeleri, küreselleşmiş bir dünyada başarının, rekabetçiliğin ve gelişmenin eğitimin kalitesi ve eşitliğine artan bir bağımlılığını fark etti. Öğrencilerin akademik performanslarının, bir ülkede eğitimin kalitesi ve eşitliğinin en önemli göstergesi olduğuna karar verilmiştir. Bu nedenle, 1990’ların sonunda, PISA (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı) başlatıldı. Fikir, bu çalışma için, gençlerde bazı temel yetkinliklerin gelişim derecesinin sistemik olarak izlenmesini sağlamak ve bu yetkinliklerin gelişiminin çeşitli faktörlere nasıl bağlı olduğunu göstermekti.

Ülkelerin çoğunda örgün eğitim, çocukların ve gençlerin öğrenmesini ve gelişmesini destekleyen en önemli toplumsal kaldıraçtır. Bu nedenle, PISA sonuçları öncelikle örgün eğitimin ne ölçüde olduğu sorusuna bir cevap olarak okunmalıdır.

Öğrencilerin temel yetkinliklerinin (mükemmellik meselesi) gelişimini ve tüm çocukların temel yetkinliklerini geliştirmelerine ve hayatta başarı için eşit şansa sahip olmalarına (eşitlik meselesi) ne ölçüde fırsat sağladığını desteklemeyi başarır. PISA testi ile elde edilen tüm bulguların nihai amacı, yeni eğitim politikası önlemleri uygulayarak eğitimde mükemmelliği ve eşitliği arttırmaktır(UNİCEF2019).

PISA, bugün eğitimde düzenli olarak yapılan en iyi bilinen uluslararası karşılaştırmalı çalışmadır. Sonuçları, katılımcı ülkelerdeki ve ötesindeki eğitim politikası üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Popülerliği hem hükümetler hem de kitle iletişim araçlarıyla artmaktadır.  Toplumun eğitimin genel gidişatı hakkında filkir sahibi olması açısından PİSA sınavları önemli bir gösterge olarak görülmektedir.

PISA Sınavının Temel Özellikleri

  • Hükümetlerin eğitim politikalarını belirmeye yönelik raporlama sistemi 
  • Öğrencilerin temel konularda bilgi ve becerileri uygulama ve çeşitli durumlarda sorunları ortaya koyma, çözme ve yorumlarken etkili bir şekilde analiz etme, akıl yürütme ve iletişim kurma kapasitesini artıran yenilikçi “okuryazarlık” kavramı.
  • PISA’yı öğrencilerin müfredat ve müfredatlar arası yeterliliklerini değerlendirmekle sınırlamayan yaşam boyu öğrenmeye yönelik ilgisini artırma.
  • Ülkelerin temel öğrenme hedeflerine ulaşma konusundaki ilerlemelerini  sağlayacak düzenli bir sınav olması
  • Öğrenme çıktılarının kalitesini, politika sonuçlarını ve bu sonuçları şekillendiren bağlamsal faktörleri ve eğitim yatırımlarına daha fazla önem vermeyi ve bunun getirisinin eğitimle bağını kurmak açısından değerlendirilmesi.
  • OECD ülkeleri dâhil olmak üzere bugüne kadar PISA değerlendirmelerine katılmış olan 60’tan fazla ülke ve eğitimin ilerlemesi için giderek kapsamı genişleyen iş birlikçi doğası (OECD 2006).

PISA değerlendirme sınavı ve sonuçları farklı birçok ülkede farklı tepkilere yol açmıştır. Örneğin Almanya’da, PISA’da beklenenden düşük sonuçlar alınması, eğitim politikası ve reformları hakkında ateşli tartışmalara yol açmıştır. Benzer şekilde, Japonya 2013’te sıralamaları düştüğünde ‘PISA şoku’ yaşamıştır. Buna yanıt olarak, Eğitim, Kültür, Spor, Bilim ve Teknoloji Bakanlığı (MEXT) tartışmalı bir yutori (düşük basınç) müfredat politikasını benimseyerek ulusal değerlendirme testlerini uygulamamışlardır. Buna karşılık, İngiltere, Yeni Zelanda ve ABD, PISA sıralamasında ulusal eğitim politikalarında belirgin bir değişiklik göstermemiştir (Kim, 2017). Türkiye’de sadece PISA da alınan sonuçlara bağlı olmasa da eğitim politikalarında ve program yapısında 21. Yüzyıl yetkinlik ve becerileri kapsamında 2017 yılında yürürlüğe giren kapsamlı bir program revize çalışmasını bitirmiş ve yürürlüğe koymuştur.

2017 yılında yapılan oldukça kapsamlı revize program çalışması özellikle yeni programların PISA da ölçülen ve beceriye dönük ezberci ve salt bilgiye dayalı olmayan yapısıyla 21. yüzyıl yetkinlik ve becerilerinin yansıtılmaya çalışıldığı programlar olmulştur.

Ülkemizde de 2016 yılında tüm sınıf ve ders düzeyinde çok kapsamlı olarak başlayan ve 2017 yılında tamamlanarak Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığının resmî İnternet sitesinde yayımlanarak kamuoyunun görüşüne açılmış ve bu programların revize edilmesinin gerekçesi olarak üzerinde revize çalışması yapılan 2005 programlarının bilgi açısından yoğun olmasından dolayı bilgi beceri ve değerlerin ağırlık kazandığı sadece öğretimin değil eğitim yönü açısından da bu yoğun bilgi yükü karşısında hem yeterli sürenin kalmaması hem de öğrencinin günlük yaşamla bağ kuracağı, deneyimleyeceği bir içeriğin olmaması gibi sebeplerle öğrencilerin üst düzey beceriler kazanacağı içeriğini günlük yaşamla ilişkilendirebileceği, millî, manevi ve evrensel değerleri kazanmasını sağlamaya revize yapılan programlarda vurgu yapılmıştır.

Türkiye’de 2017 yılında revize edilen programların hem yenilenme gerekçesi hem de temel amacı yetkinliklerle donanmış bilgi, beceri ve davranışlara sahip değerlerle bütünleşmiş bireyler yetiştirmeyi amaçlamaktadır. Öğrencilerin hem ulusal hem de uluslararası düzeyde; kişisel, sosyal, akademik ve iş hayatlarında ihtiyaç duyacakları beceri ve yetkinlikler Türkiye Yeterlilikler Çerçevesinde (TYÇ) belirlenmiştir. “TYÇ Anadilde iletişim, Yabancı dillerde iletişim, Matematiksel yetkinlik ve bilim/teknolojide temel yetkinlikler, Dijital yetkinlik, Öğrenmeyi öğrenme, Sosyal ve vatandaşlıkla ilgili yetkinlikler, İnisiyatif alma ve girişimcilik, Kültürel farkındalık ve ifade, olmak üzere sekiz anahtar yetkinlik belirlemiş ve tanımlamıştır. Bu genel yetkinlik ve becerilerle birlikte sosyal bilgiler dersine özgü beceriler ise Araştırma, Çevre okuryazarlığı, Değişim ve sürekliliği algılama, Dijital okuryazarlık, Eleştirel düşünme, Empati, Finansal okuryazarlık, Girişimcilik, Gözlem, Harita okuryazarlığı, Hukuk okuryazarlığı, İletişim, İş birliği, Kalıp yargı ve önyargıyı fark etme, Kanıt kullanma, Karar verme, Konum analizi, Medya okuryazarlığı, Mekânı algılama, Öz denetim, Politik okuryazarlık, Problem çözme, Sosyal katılım, Tablo, grafik ve diyagram çizme ve yorumlama, Türkçeyi doğru, güzel ve etkili kullanma, Yenilikçi düşünme, Zaman ve kronolojiyi algılama yetkinlik ve becerileri olarak belirlenmiştir. (http://mufredat.meb.gov.tr/ProgramDetay.aspx?PID=354, 21.08.2019)

Türkiye’de 2017 yılında revize edilen programlara genel olarak bakıldığında programların bilgi boyutunun yanında beceri boyutunun ağırlıklı olarak ön plana çıkarılmaya çalışıldığını söylemek mümkündür. Her ne kadar içerik olarak kazanımların oluşturulmasında yeterince beceri temelli kazanımlardan söz etmek mümkün olmasa bile 21.yüzyıl yetkinlik ve becerilerinin bu programlarda verilmeye çalışıldığını ve bunun sonuçlarının da Türkiye’nin 2018 PISA sınavında kısmen başarı sağlamasında etkili olduğunu söyleyebiliriz. Yayınlanan programların temel perspektifinin de bu amaç doğrultusunda oluşturulduğunu şu ifadelerden anlamak mümkündür: “Eğitim sistemimizin temel amacı değerlerimiz ve yetkinliklerle bütünleşmiş bilgi, beceri ve davranışlara sahip bireyler yetiştirmektir. Bilgi, beceri ve davranışlar öğretim programlarıyla kazandırılmaya çalışılırken değerlerimiz ve yetkinlikler bu bilgi, beceri ve davranışların arasındaki bütünlüğü kuran bağlantı ve ufuk işlevi görmektedir.” (http://mufredat.meb.gov.tr/ProgramDetay.aspx?PID=338)

Önemli bir kaynak olarak PISA, Pek çok ülkede benzer bir biçimde eğitim politikasının dönüşümüne katkıda bulunmuştur. Birçok ülke bu doğrultuda eğitim programlarını revize çalışmalarına hız vermiştir. Güney Kore (İlkbahar, 2011), PISA sonucunda eğitim politikası ve yönetişim değişikliği geçirmiştir.

 PISA’da başarılı ülkeler arasında yer alan Yeni Zelanda’ da 2007 yılından itibaren kapsamlı bir program çalışması başlatmış ve PISA’DA aldıkları başarıları bu çalışmlara dayandırmışlardır. Yeni Zelanda’da program geliştirme süreci“Öğrenci merkezli müfredat tasarımı, müfredatın öğrencilerin mevcut ve gelecekteki öğrenme ve yaşam ihtiyaçlarını karşılamada daha bütünsel ve öğrenci odaklı bir yaklaşımla yönlendirilmesi gerektiğine dair temel bir görüşe dayanmaktadır. Bunu başarmak için, beş ana kaygının ele alınması gerekir.  Öğrencilerin aktif katılımcılar olduğu, kendi anlayışlarını geliştirdikleri ve kendi önceki bilgileri üzerine inşa ettikleri; geleneksel müfredat derslerinin yanı sıra daha geniş yaşam ve öğrenme becerilerinin geliştirilmesi gerektiği; öğrencilerin özel öğrenme ihtiyaçları, tutumları ve motivasyonlarının karşılandığı; sosyal ve kişiler arası değerlerin ve becerilerin geliştirildiği vurgulanmakta ve bu öğrenmenin bütünsel, devam eden, inşa eden ve yaşam boyu aktivite olduğu ifade edilmektedir. Bu ihtiyaçları desteklerken, diğer öğrenmeler için temel yapı taşı olarak temel beceri ve bilginin ustalığını sağlama ve öğrenmeyi iki türe ayırma, özel bilgi ve beceriler ile her konuda beslenmesi gerekenleri ayırma konusundaki önemli düşünceleri de beraberinde getirmektedir.  Her öğrencinin “en iyi” ve “iyi” olduğunu fark ederek, hem yüksek eğitim standartlarını hem de toplumun demokratik değerlerini geliştirmenin önemine özel önem vermektedir. Bu eğitimin ve müfredatın amacı, akademik öğrenim pahasına tamamen sosyal öğrenmeye odaklanmak değildir. Her birinin etkisini göz ardı etmeden özne, öz ve sosyal öğrenmeyi kullanarak bütünleştiren dengeli ve bütünsel bir eğitimdir.” şeklinde ifade edilmektedir (http://ssol.tki.org.nz/Senior-social-studies-years-11-13).

PISA sadece ulusal olarak bireysel eğitim politikalarını ve programları değiştirmekle kalmamış, aynı zamanda küresel olarak eğitim yönetişimini de değiştirmiştir. PISA’nın Test temelli eğitim yönetişimini dünya çapında güçlendirdiği kabul edilmektedir. PISA rakamlarla ifade edilen çeşitli veriler ortaya koyduğundan, test sonuçları eğitim politikası yapımında en önemli kanıtlardan biri haline gelmiştir. PISA sonuçları birçok ülkede önemli kabul edildiğinden, veri odaklı okul reformları yaygın bir şekilde yapılmaktadır, bu da yeni paradokslara, beklenmedik gelişmelere ve istenmeyen etkilere neden olmaktadır. Ayrıca, PISA’ya ev sahipliği yapan Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), eğitim politikasının küreselleşmesini desteklemiştir (Kim, 2017).

PISA sınavlarının en önemli özelliği, öğrencilerin okulda öğrenilen şeyleri ne ölçüde yeniden üretebileceklerini değil, günlük problemleri çözerken bilgi ve bilgiyi ne ölçüde kavrayabilecekleri, seçebilecekleri, üretebilecekleri ve kullanabileceklerini incelemesidir. Bu nedenle PISA çalışması, gençlerin çağdaş bir bilgi ve yenilik temelli toplumda yaşam için ne ölçüde hazırlandıklarını ve okulda öğretilen içeriğe ne ölçüde hakim olduklarını değil kısaca bilgiyi değil yeterlilik ve becerileri işlevsel okuryazarlık gibi ön plana çıkararak bilgiyi zaten çeşitli kaynaklardan öğrenebileceğini ön kabul olarak alıp ilgili bilginin seçilmesini, yeni bilgilerin edinilmesini, bilginin problemli duruma uyarlanmasını, problemli durumların çeşitli açılardan analiz edilmesini, olası yanıtların gerekçeleriyle birlikte formüle edilmesini ve değerlendirilmesinde becerileri kullanabilmesini amaçlamaktadır.

PISA testleri yetkinlik odaklı olduğundan, öğrencilerin güncel yaşamında bir sorunla karşılaştığında  (örneğin cep telefonlarının kullanımı) edinmiş olduğu bilgiyi beceri dönüştürerek sorunu aşabilme çözüm bulabilme ve analiz edebilmesini desteklemektedir. PISA çalışmasının temel hedefi öğrencilerin okulda temel yetkinliklerini geliştirmek ve uygun desteği almasını sağlamak için yeni eğitim politikası önlemlerinin oluşturulmasını sağlar. Çok farklı eğitim sistemlerine sahip çok sayıda ülkenin PISA çalışmasına katıldığı göz önüne alındığında, bulgularının analizi, ülkelerin çoğunda, eğitim sistemlerinin ve politikalarının belirlenmesinde ve programların bun yönelik olarak hazırlanmasında temel yeterliklerin geliştirilmesi bakımından önemli bir rol oynamaktadır. PISA çalışmalarının bulgularına göre, öğrencilerin performansındaki farklılıkların yaklaşık dörtte biri verilen eğitim sisteminin özellikleri ile açıklanmaktadır

PISA Sınavı ve Türkiye

Pek çok ülkenin katıldığı uluslararası sınavlardan biri olan PISA’ya Türkiye, 2003’ten bu yana katılmaktadır. PISA, örgün eğitime devam eden 15 yaş grubundaki öğrencilerin; matematik okuryazarlığı, fen bilimleri okuryazarlığı ve okuma becerileri konu alanlarının yanında, öğrencilerin motivasyonları, kendileri hakkındaki görüşleri, öğrenme biçimleri, okul ortamları ve aileleri ile ilgili veriler toplanmaktadır. PISA Projesine katılım amacı Millî Eğitim Bakanlığı tarafından şöyle açıklanmaktadır: “Küreselleşen dünyamızda, eğitim alanında yapılan ulusal değerlendirme çalışmalarının yanı sıra, uluslararası düzeyde konumumuzu belirlemek amacıyla eğitim göstergelerine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle belirli referans noktalarına göre ülkemizin eğitim alanında hangi düzeyde olduğunun, giderilmesi gereken eksikliklerin ve alınması gereken tedbirlerin belirlenmesidir. Ülkemiz de OECD üyesi olarak eğitim düzeyinin yükseltilmesi amacıyla bu projeye katılmaktadır” (http://egitek.meb.gov.tr/pisa.html).

Türkiye’nin 2006-2015 yılları arasındaki dört dönemlik fen, matematik ve okuma alanlarındaki performansına bakıldığında: Fen, matematik ve okuma alanlarında Türkiye’nin 2006 yılı puan ortalaması, 2012 yılına kadar yükselirken, 2015 yılında tüm alanlarda, 2006 yılı puan sınırına düştüğü; son dört uygulamada Türkiye’nin fen ve okuma alanında hem tüm ülkeler hem de OECD ülkeleri bazında ortalama puanlarının gerisinde olduğu, sadece matematik puan ortalamasının 2012’de tüm ülkeler puan ortalamasını geçtiği belirtilebilir (İşeri, 2019). 2018 PISA verilerine bakıldığında ise Türkiye’nin bu sınavda 2015 yılına göre daha başarılı olduğu görülmektedir.

Türkiye, PISA projesine 2003 yılından itibaren Milli Eğitim Bakanı’nın onayı ile katılmaya başlamıştır. PISA ile ilgili çalışmalar ise, Milli Eğitim Bakanlığının bir birimi olan Eğitimi Araştırma ve Geliştirme Dairesi Başkanlığı (EARGED) tarafından yürütülmektedir (MEB, Dış

İlişkiler Genel Müdürlüğü). Türkiye, 2006 yılında, 57 ülke arasında, fen bilimlerinde 47 matematikte 43, okuma sınavlarında ise 38.olmuştur. PISA sınavlarının uygulandığı OECD, AB, Kuzey Amerika ve Doğu Asya ülkelerinin neredeyse tamamı tüm branşlarda yapılan sıralamalarda Türkiye’nin ilerisinde yer almışlardır. Türkiye’nin gerisinde kalan ülkelerin büyük bir çoğunluğu Latin Amerika, Orta Asya ve Afrika’da yeralan ülkelerden oluşmaktadır. Türkiye’deki toplam öğrencilerin sadece yüzde 0,9’u PISA fen bilimleri sınavında 5 ya da 6.seviyede başarı gösterirken, diğer OECD ülkelerinde bu oran, Türkiye için hesaplanandan, ortalama 9 kat daha yüksektir. Diğer taraftan, PISA 2009’un sonuçlarına göre Türkiye’nin puanını en fazla arttıran ülkeler arasında olduğu görülmekle birlikte, ancak henüz seviye atlayamadığı izlenmektedir. 1.seviyenin en düşük, 6.seviyenin en yüksek seviye olduğu PISA’da, hem 2003’de hem 2009’da fen bilimleri, matematik ve okuma alanlarında hala 2.seviyede olduğumuz görülmektedir. PISA 2009 sınavında Türkiye okuma becerileri alanında ortalama 445 puan alarak OECD ortalamasının altında kalırken, Finlandiya bu alanda ortalama 536 puan alarak hem OECD hem de bütün ülkeler içinde en üst sıralarda yer edinmiştir. Söz konusu puanla Türkiye projeye katılan tüm ülkeler içerisinde 39.sırada, OECD ülkeleri içerisinde ise 31.sırada yer almıştır. Öte yandan fen bilgisi okuryazarlığı alanında Finlandiya 554 puanla zirvede yer alırken Türkiye’nin ortalama puanı Finlandiya’dan 100 puan daha geridedir. 454 puanla Türkiye projeye katılan tüm ülkeler içinde 42.sırada, OECD ülkeleri içerisinde ise 31.sırada yer almıştır. Son olarak matematik okuryazarlığı alanında yine üst sıralarda yeralan Finlandiya’nın ortalama 541 puanına karşılık Türkiye’nin puan ortalaması 464 puandır. Türkiye, bu puanla OECD ülkeleri içerisinde 31.sırada, tüm ülkeler içerisinde ise 41.sırada yer almaktadır. PISA 2012 verilerine göre, Türkiye, Brezilya, Tunus ve Meksika gibi ülkeler ile birlikte en büyük gelişmeyi kateden ülkelerden birisi olmakla birlikte OECD ortalamasının oldukça altındadır (Bakioğlu ve Yıldız, 2013).

PISA 2018’de yapılan sınavda okuma becerisi alanında Çin 555 puanla birinci sırada Singapur 549 Hong Kong 524 puan almıştır. Programlarında kapsamlı bir revizyon çalışması yapan Estonya ise bir Avrupa ilkesi olarak 523 puan alarak ilk sırlarda yer almıştır. Türkiye ise 2015 yılında yapılan sınava göre ciddi bir yükseliş yaparak 466 puan almış olmasına rağmen OECD ortalamasının altında bir performans sergilemiştir. Bu puan ile Türkiye, 37 OECD ülkesi içinde 31.sırada iken 78 OECD ülkesi ve partneri arasında 41.sırada yer almıştır.

Bunun yanı sıra PISA matematik sonuçlarına bakıldığında ise yine Çin’in başarısı dikkat çekmektedir. Matematik puanında birinci sırada yer alan Çin’i; Singapur, Macau, Hong Kong ve Tayvan izlemektedir. 2018’de OECD matematik puanı ortalaması 489 iken Türkiye’nin matematik puanı ortalaması, 454 puan olarak gerçekleşmiştir. Böylelikle Türkiye bu alanda, 37 OECD ülkesi arasında 33.oldu. Türkiye 2015 PISA sınavına göre matematik alanın da bu sınavda başarısını artırmıştır.

Fen Bilimleri alanında ise en başarılı beş ülke; Çin, Singapur, Macau, Estonya ve Japonya oldu. 2018 yılında fen bilimleri alanında OECD ortalaması 489 iken Türkiye’nin puanı OECD ortalamasının altında seyrederek 468 olarak gerçekleşti. Türkiye, bu puan ile OECD ülkeleri arasında 30.olurken OECD ülkeleri ve partnerleri arasında 39. sırada yer aldı.

PISA verilerine göre Türkiye’nin yıllar içindeki durumuna baktığımızda, Türkiye’nin araştırmaya dâhil olduğu 2003 yılından buyana okuma, matematik ve fen bilimleri alanlarının tümünde OECD ortalamasının altında kaldığını görmekteyiz. Bununla birlikte, her üç alanda da 2012’ye kadar bir artış eğilimi söz konusu iken 2015 yılına gelindiğinde bu alanların her birinde Türkiye’nin puanı ciddi bir düşüş sergilerken 2018 de tekrar bir yükselme yaşadığını görüyoruz. Özellikle fen bilimleri alanında meydana gelen yükseliş daha dikkat çekicidir. Bu yükselişte 2016 yılından itibaren başlayıp 2017 yılında kabul edilen ve geniş çaplı olarak revize edilen programların etkisi olduğunu söylemek mümkündür. 2017 yılında revize edilen programlar öğrencilerin yetkinliklerle bütünleşmiş bilgi, beceri ve davranışlara sahip karakterde bireyler yetiştirmeyi amaç olarak almasının önemli bir rolü olmuştur. Özellikle PISA sorularının bilgiyi değil yetkinlik ve becerileri ölçmeye dayanan yapısına uygun olarak programlarda güncelleme çalışmalarının yapılması uluslararası sınavların hem eğitim politikalarının önceliğinin belirlenmesinde hem de program yapma süreçlerinde etkili olmuştur (OECD, 2018).

PISA araştırmalarındaki üç alanın içeriğine bakıldığında; fen okuryazarlığı alanı, olguları bilimsel olarak açıklama, bilimsel sorgulama yöntemi tasarlama ve değerlendirme, verileri ve bulguları bilimsel olarak yorumlamayı içeren üç boyuttan oluşmaktadır. Matematik okuryazarlığı alanı, matematiksel düşünme eylemleri ve gerçek yaşam durumları olarak iki boyuttan oluşmaktadır. Okuma alanı ise; metin, okurun metne yaklaşımı ve metnin amacı olarak üç boyuttan oluşmaktadır. Bu üç alanın her birindeki bilgi ve beceriler, 6 yeterlik düzeyinden oluşmaktadır. Üst yeterlik düzeyleri olan 5. ve 6. düzeyler, yorumlama, analiz ve sorgulama gibi üst düzey bilişsel becerileri kapsar iken; temel ve asgari düzeydeki yeterlikleri içeren 2. düzey ise, 21. yüzyılda tüm bireylerin hayata hazır olmaları için sahip olmaları gereken temel becerileri içermektedir. Buna bağlı olarak 2. düzeyin altındaki alt yeterlik düzeyleri de yetersizlik ve başarısızlığı içermektedir (Çelebi ve Diğerleri, 2014).

PISA’nın sonuçlarının medyada çoğu zaman yer bulması PISA,’ya katılan ülkelerin çoğunda eğitim politikası tartışmalarına referans olmuştur. Sınav sonucunda yayınlanan istasitiki veriler ve bilgiler öğrencilerin performansı, sosyoekonomik geçmişleri ve okul sistemlerinin belirli özellikleri arasında bir dizi ilginç korelasyon ortaya koyarak ülkelerin eğitim politikalarını şekillendirme de önemli bir kaynak olmuştur. PISA her ne kadar ülkelerin eğitim sistemiyle ilgili bütüncül bir değerlendirme imkânı sağlamasa da eğitimle ilgili tartışmalara büyük bir canlılık ve ivme katmıştır.

PISA’nın üç alanda ki başarıyı ölçen sistemi sadece evrensel olarak ölçülebilen ve dolayısıyla karşılaştırılabilir belirli konularla uğraştığından eğitim sisteminin bütününü ve kültürel farklılıkları yansıtmayacağını kabul etmemiz gerekir. PISA, yabancı diller, coğrafya ve tarih dâhil beşeri bilimlerde, sanatta, müzikte ve sporda başarıyı ölçmemektedir. Yine ekip çalışması, öğrenmeyi öğrenme veya diğer kültürleri anlama gibi daha az somut ama kritik eğitim sonuçlarını da ölçmemektedir. Ayrıca, herhangi bir kamu eğitim kurumu tarafından sağlanan eğitim kalitesi değerlendirmesinin sadece öğrenci başarı testi puanlarına dayandırılmasının yanı sıra okulun ve sınıfın bağlamıyla ilgili bir dizi faktörün de hesaba katılması gerektiğini düşünmek gerekir. Öğrencilerin kapasiteleri, becerileri, sosyoekonomik koşulları, finansal ve öğrenme kaynakları, tesisleri, okul idaresi, sınıf büyüklükleri ve okul organizasyon özellikleri gibi unsurlar eğitimin kalitesi açısından önemli olduğunu belirtmek gerekir..

Türkiye’nin 2003-2018 arası altı dönemlik PISA araştırmaları sonuçlarına ilişkin genel görünümde, 15 yaş grubundaki öğrencilerin yaklaşık yarısının temel ve alt yeterlik düzeylerine yoğunlaştığı, yüksek ve düşük performanslı öğrenciler arasında önemli başarı farklarının olduğu, Türkiye’deki ortalama bir öğrencinin, OECD ülkelerindeki ortalama bir öğrenciden matematik, okuma ve fen becerilerinde 1-1,5 eğitim yılı geride olduğu sonuçlara yansımaktadır (Buna karşına Dünya Bankası (2014) raporuna göre, Türkiye’nin eğitimde, OECD standartları ile olan uçurumun azalmaya başladığı, 2003 yılından itibaren Türkiye’nin ortalama PISA puanlarının, diğer tüm ülkelerden daha hızlı bir şekilde iyileştiği belirtilmektedir (İşeri, 2019).

Eğitim öğretimin en önemli boyutu olan içeriğin kazanımlarının temel yetkinlik ve beceri doğrultusunda yapılması ve buna içeriğin zenginleştirilmesi Türkiye’nin PISA’da ki başarısını daha da artıracaktır. Bu açıdan kazanımların yetkinlik kapsamında disiplinler arası olacak şekilde temel bilgi yapıları verilerek ezber bilgiden uzak öğrenciyi bilgiye boğmak yerine daha mikro ve derinlemesine öğrenebileceği gündelik yaşamla içinde yasadığı toplumla bağ kurabilmesini bireyin kendini keşfetmesini problemlerle karşı karşıya kaldığında çözüm üretebilmesini sağlayıcı olması hem eğitimin kalitesini hem de PISA’daki başarısını artıracağı söylenebilir.

Sonuç

PISA ve TIMSS sınavlarının 3 yılda bir düzenli olarak yapılması ve uluslararası geçerlilikleri sayesinde eğitim politikası yapım süreçlerine dayanak oluşturacak kanıtlar elde etmeye elverişli değerlendirme sistemleri olarak görüldüğünü söylemek mümkündür. Değerlendirmelerin sunduğu kapsamlı verilerden yararlanmak Türkiye gibi öğrencilerin akademik başarısını ve iyi olma hâlini yükseltmesi gereken bir ülke için oldukça önem taşımaktadır. PISA ve TIMSS değerlendirmelerinden elde edilen bulgular politika yapım süreçlerini öğretim programlarının ve ders kitaplarının içeriğinin belirlenmesi, farklı öğretim yöntemlerinin benimsenmesi gibi çeşitli noktalarda destekleyebilir.

MEB öğretim programlarında 2017 yılında yaptığı revizyon ve son olarak 2023 eğitim vziyonu belgesinde yeniden bir sistem değişikliğine gidilecek olmasını. Türkiye’nin PISA ve TIMSS’teki başarısını artırmak olduğunu belirtmek gerekir. Milli eğitim bakanı ziya Selçuk 2023 eğitim vizyonu kapsamında yaptığı bir açıklamada “liselerde, ilkokullarda ortaya koyacağımız değişiklikler 2021 PISA’da çok daha iyi noktaya gelmemizi sağlayacak.” Diyerek uluslararası yapılan sınavların eğitim politikalarını belirlemede etkili olduğunu bize göstermektedir.

PISA ve TIMSS’in yanı sıra, ülkelerin kendi değerlendirme sistemlerini kurmaları ve elde ettikleri verilerden yararlanmaları da oldukça önemlidir. Türkiye’de uygulanmakta olan merkezi sınavlarda beceri temelli soruların giderek daha etkili bir biçimde kullanıldığını görmekteyiz. Ölçme değerlendirme ve sınav hizmetleri genel müdürlüğünün oluşturduğu kazanım kavrama testlerinde geleneksel soru tiplerinin yanında beceri temelli sorulara yer vermeye başlaması bunun bir göstergesidir MEB’in “farklı soru tipleri kullanılarak üst düzey zihinsel becerileri de ölçecek şekilde izleme testlerinin geliştirilmesi ve öğrencilerin bu becerilere sahip olma durumlarının belirlenmesi” amacıyla başlattığı Akademik Becerilerin İzlenmesi ve Değerlendirilmesi Projesi (ABİDE) de bu bağlamda önemli bir gelişme olarak öne çıkıyor.

Kaynakça

Bakioğlu, A. ve Yıldız. A. (2013). Finlandiya’nın PISA başarısına etki eden faktörler bağlamında Türkiye’nin durumu. Eğitim Bilimleri Dergisi. Cilt-Sayı / Volume-Issue: 38, ss/pp: 37-53.

Çelebi, N., Güner. H., Kaya G.T., Korumaz. M. (2014). Neoliberal Eğitim Politikaları ve Eğitimde Fırsat Eşitliği Bağlamında Uluslararası Sınavların (PISA, TIMSS ve PIRLS) Analizi. Tarih Kültür ve Sanat Araştırmaları Dergisi. Vol. 3, No. 3.

İşeri, A. (2019). Uluslararası PISA Yeterlikleri ve Türkiye Öğretim Programları Kazanımları. Mersin Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi. 15(2): 392-418.

Kim, Y.(2017).https://www.jeas.jp/jeas/wp-content/uploads/2017/09/KimY.-PISA-An-influential-factor-of-educational-policy-and-agenda-change-in-South-Korea1.pdf adresinden alınmıştır.

Klieme, E. (2016). TIMSS 2015 and PISA 2015: How are they related on the country level?. DIPF Working Paper. Retrieved,https://www.dipf.de/de/forschung/publikationen/pdf-publikationen/Klieme_TIMSS2015andPISA2015.pdf adresinden alınmıştır.

MEB. (2012). Uluslararası Matematik ve Fen Eğilimleri Araştırması 2011 Tanıtım Kitapçığı. http://yegitek.meb.gov.tr/pdf/TIMSS_2011_kitapcigi.pdf adresinden alınmıştır.

UNİCEF. (2019). https://www.unicef.org/montenegro/sites/unicef.org.montenegro/files/2019-07/PISA-2015-EN-REVISE-7.pdf adresinden alınmıştır.

OECD. (2006). https://www.oecd.org/pisa/pisaproducts/37474503.pdf adresinden alınmıştır.

OECD,(2018). https://www.oecd.org/pisa/PISA%202018%20Insights%20and%20Interpretations%20FINAL%PDF.pdf adresinden alınmıştır.

http://mufredat.meb.gov.tr/Program Detay.aspx?PID=354, 21.08.2019).

http://mufredat.meb.gov.tr/ProgramDetay.aspx?PID=338
http://ssol.tki.org.nz/Senior-social-studies-years-11-13
http://egitek.meb.gov.tr/pisa.html
Editör

Editör

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir