Türkiye’de Yükseköğretim Kurumları ve Kovid-19 Sonrası İçin Beklentiler

 Türkiye’de Yükseköğretim Kurumları ve Kovid-19 Sonrası İçin Beklentiler

Young student watching lesson online and studying from home. Young woman taking notes while looking at computer screen following professor doing math on video call. Latin girl student studying from home and watching teacher explaining math formula on video chat.

Giriş

18 ve 19. Yüzyıllardaki enerji kaynaklarının keşfi ile hızla başlayan sanayi devrimi, akabinde 20. Yüzyılın başlarındaki bilimsel ve teknolojik alanlardaki çok önemli keşifler ve gelişmelerle devam etti. Günümüzde de bu gelişmeler baş döndürücü bir hızla devam etmektedir. Dünya ülkeleri arasında ve bu alanlarda muazzam bir rekabet var. Bu nedenle, diğer ülkelerle rekabet ortamında avantajlı bir konuma gelmek için, ülkemizdeki üniversitelerde gerçekleştirilecek olan nitelikli Ar-Ge, eğitim-öğretimin yanında, sosyal ve endüstriyel alanlarda ilgili kuruluşlarla yapacağı, karşılıklı çıkar esasına dayalı ve başarılı sonuçlar verebilecek işbirliği model ve uygulamalarını geliştirilmesi ülkemizin geleceği açısından son derece önem arz etmektedir. Türkiye’de her ile bir üniversite kazandırılmaya ilişkin sürdürülen yoğun çalışmalar hedefine ulaşmış ve 2006-2008 yıllarında arka arkaya kurulan 41 devlet üniversitesi ile artık Türkiye’de üniversitesi olmayan il kalmamıştır (Arap, 2010).

Türkiye’de, İstanbul Üniversitesi 18 Kasım 1933’te Türkiye’nin ilk ve tek üniversitesi olarak öğrenim hayatına başlamış olan kurumdur. Okulun bazı birimlerinin temeli, İstanbul’un fethinin akabinde yani 30 Mayıs 1453’te Fatih Sultan Mehmet’in emriyle kurulan Sahn-ı Seman medreselerine kadar dayandırılması nedeniyle, okulun kuruluşu da bu tarihe kadar uzandığı ifade edilmektedir (URL-1).

Şekil 1. Şekil 1. İstanbul Üniversitesi, Beyazıt Kampüsünden görüntüler (URL-1).

Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde, üniversitelerin Ar-Ge çalışmaları neticesinde bilgi üretmesi, üretilen bilginin makale, sempozyum, kitap vb ulusal ve uluslararası bilimsel yayınlarla evrensel bilgiye katkı sunmasıyla birlikte, özellikle endüstriyel boyutuyla ilgili olan bilgilerin de patentleştirilerek ekonomik bir değere dönüştürülmesi ve toplumsal refaha katkı sağlaması beklenir. Bunlarla birlikte, bu kurumlarımızın, milli kültürümüzü yaşatmak ve onu tefekküre kaynak yapmak hususundaki rolü de geliştirilmelidir. Rahmetli Nurettin Topçu’nun ifadesiyle “mâbet milletin kalbi ise, üniversite beyni demektir” (Topçu, 1970). Çağımızdaki ‘üniversite’ kavramı artık bu yaklaşımlar üzerinde değerlendirilmektedir. Bu nedenle, yükseköğretim kurumlarımızın ve bu kurumların bünyesinde kurulan araştırma ve uygulama merkezlerinin ve Teknoloji Geliştirme Bölgelerinin (Teknokentlerin veya Teknoparkların) kuruluş amaçları, toplumsal ihtiyaçları ve sorunları belirlemek ve bu doğrultuda çözümler üretmektir. Yükseköğretim kurumlarında, gittikçe artan öğrenci nüfusu ve bu öğrencilerin farklı ihtiyaçlarının söz konusu olması, yükseköğretimin amaçlarının kapsamını genişletse de bu kurumların araştırma ve sosyal ve endüstriyel konularda ilgili kuruluşlarla işbirliği işlevi ön planda olması gerekmektedir (URL-2).

Bu çalışmada, Türkiye’de kurulu bulunan ve nicel anlamda önemli bir konuma ulaşan mevcut yükseköğretim kurumlarımız ile ilgili bazı tespitler ve değerlendirilmelerle birlikte, özellikle nitelik anlamda kaydettiğimiz bazı olumlu gelişmeler de sunulacak ve Kovid-19 salgın hastalığında sonra, önümüzdeki dönemlerde bu iyileşmelerin daha da ileriye taşınması açısından bazı önerilerde bulunulacaktır.

Türkiye’deki Yükseköğretim Kurumlarımız ile İlgili Bazı Tespitler

Yükseköğretim kurumlarının başlıca misyonları; araştırma laboratuvarlarıyla, Teknoloji Geliştirme Bölgeleriyle ve diğer araştırma merkezleriyle evrensel bilgiye katkı verecek ve toplumsal sorunlara çözüm üretecek bilimsel çalışmalar yapmak, eğitim-öğretim hizmeti vermek, sanayi kuruluşlarına danışmanlık yapmak, üretilen teknik bilgiyi patentleştirmek ve bu bilgiyi ekonomik bir değere dönüştürmektir.

Türkiye’deki yükseköğretim sistemimizdeki üniversite sayısı 1990’lı yıllardan itibaren hızlı bir artış göstermiştir. 2006 yılından sonra üniversitesi olmayan ilimiz kalmamıştır. 2000’li yıllardan sonra 76 yeni devlet üniversitesi kurulmuştur. Mayıs 2020 tarihi itibariyle toplam üniversite sayısı 209’a ulaşmıştır, bunlardan 80 âdeti vakıf (5 adet Vakıf MYO dâhil) ve 129 âdeti de devlet üniversitesidir. Bu kurumlarımızdaki öğretim elemanın sayısı 175 bine ulaşmıştır (URL-3). Bu gelişmelerle beraber, ülkemizdeki Ar-Ge ve eğitim-öğretim çalışmalarında bazı olumlu yönde gelişmeler kaydedilirken bir yandan da nicel ve nitel anlamdaki bu hızlı gelişmelerin bazı olumlu ve olumsuz sonuçları da ortaya çıkmıştır.

Center for World University Rankings (CWUR) adlı bir kuruluş, her yıl dünyadaki üniversiteleri 7 faktöre göre değerlendirerek ve puan vererek sıralamaya tabi tutmaktadır. CWUR’un bu değerlendirmesi dünya çapında 99 ülkeye ait 20 bin üniversiteyi kapsamakta ve bu haliyle küresel olarak yapılmış en geniş akademik değerlendirme niteliği taşımaktadır. CWUR, söz konusu sıralamayı şu faktörlere göre yapmaktadır: Eğitimin kalitesi (%25), mezunların iş bulma oranı (%25), öğretim kadrosunun kalitesi (%10), araştırma sayısı (%10), yüksek kaliteli yayın sayısı (%10), dışarıdaki etki (%10) ve üniversitenin yayınladığı kitap ve makalelerden yapılan alıntı sayısı (%10[ZY1] ). CWUR’un bu değerlendirmesi dünya çapında 99 ülkeye ait 20 bin üniversiteyi kapsıyor ve bu haliyle küresel olarak yapılmış en geniş akademik değerlendirme niteliği taşımaktadır. 2019-2020 dönemi verilerine göre değerlendirmeye alınan 20.000 üniversiteden ilk 1.000 üniversite içinde 10 adet Türk üniversitesi yer alırken, 2020-2021 dönemi verilerine 11 adet Türk üniversitesi bu sıralamada yer almıştır (URL-4).

Diğer bir değerlendirme çalışmasında, Dünya Fikri Haklar Örgütü (WIPO), Cornell Üniversitesi ve INSEAD işbirliğinde hazırlanan ve ‘inovasyon girdi alt endeksleri ve inovasyon çıktı alt endeksleri’ gibi iki temel alt göstergeye dayalı olarak değerlendirilen Küresel İnovasyon Endeksinde (KİE), 2019 yılı rakamlarına göre Türkiye 129 ülke arasında 49. sırada yer almıştır (URL-5, URL-6)

Dünyadaki üniversiteler sıralamasında ilk 1.000 üniversite içinde yer alan üniversite sayımızın düşük seyretmesinin ve KEİ sıralamamızın tatmin edici düzeyde olmamasının birçok nedeni vardır. Bu nedenler kısaca şu şekilde ifade edilebilir:

  • Türkiye’de özellikle 1970’lı yıllarda günümüze kadar yoğun olarak yaşanan ve işsizlik baskısı, Ar-Ge’ye ayrılan kaynakların ve altyapının yetersiz oluşu, terör olayları, siyasal ve ekonomik istikrarsızlıklar nedeniyle; Türkiye’den yurt dışına uzun yıllar devam eden fakat son yıllarda siyasi iradenin ve ilgili kuruluşların bazı olumlu düzenlemeleri ve teşvikleri ile tersine çevrilmeye çalışılan beyin göçü nedeniyle akademide yaşanan kayıplar (Bakırtaş ve Kandemir, 2010; URL-7, URL-8)…
  • Yükseköğretim kurumlarının sayıca yetersizliği; üniversite-sanayi işbirliğinin yeterince gelişmemesi ve her üniversitede olması gereken Teknoloji Geliştirme Bölgeleri vb Ar-Ge ve üretim merkezlerinin 2000’li yıllara kadar önemsenmemesi…
  • Özellikle fen, sağlık ve mühendislik bilimleri alanlarında patent, proje vb üniversite-sanayi işbirliği neticesinde yapılan çalışmalara, akademik unvan ve terfilerde yeterince değer verilmemesi…
  • Üniversitelere ve sanayi kuruluşlarına, özellikle teknoloji alanında uygulamalı eğitim almış başarılı-nitelikli ara eleman yetiştirecek olan meslek liselerine olan ilgiyi azaltan ve üniversiteye geçiş aşamasında bu liselerin mezunlarına yönelik uygulanan, üniversitelerin ilgili birimlerine, teknik anlamada nitelikli eleman geçişini de engelleyen ve 10 yıldan fazla süren üniversite giriş sınavlarındaki katsayı adaletsizliğinin yol açtığı sorunlar…
  • Türkiye’yi bazı devletlerin sömürge ülkesi haline getirmeyi amaçlayan, emperyalistlerin hizmetinde olan ve kökü dışarıda legal ve/veya illegal görünümlü FETÖ, PKK vb yapıların, KPSS, ALES, yabancı dil vb sınavlarda yaptığı usulsüzlükler neticesinde, özellikle kamusal alana sızmalarının devletin işleyiş mekanizmalarına zarar vermesi…
  • 12 Eylül 1980 darbe ürünü olan ve adeta yamalı bohçaya[ZY2]  dönmüş 2547 sayılı YÖK yasasının, o tarihten bugüne sayıları 27’den 209’a ulaşan bağlı kurumları idarede, planlamada, koordine etmede yetersiz kalması…

Yükseköğretim kurumlarımızda, özellikle mühendislik, sağlık ve fen bilimleri alanlarındaki akademik unvan ve terfilerde, uluslararası dergilerde yayımlanmış makaleler 2010’lu yıllara kadar, hemen hemen tek kıstas idi. Öğretim üyelerimizin büyük bütçeler harcayarak ve büyük emekler sarf ederek ürettikleri bilgi ve teknolojileri evrensel manada yayınlarla tanıtılması-duyurulması elbette önemlidir. FakatYıllarca öğretim üyelerimizin on binlerce liralık üniversite BAP projeleri, yüzbinlerce veya milyonlarca liralık TÜBİTAK proje destekleri ile yaptıkları araştırmalar sonucu üretilen ve sanayide üretime ve ekonomik bir değere dönüştürülmesi ve sır olarak değerlendirilmesi gereken bilgiler süzgeçten geçirilmeyerek yurt dışı dergilerde yayımlandı veya bu kurumların idaresini elinde bulunduran irade tarafından yayımlanmasına göz yumuldu. 1990’lı Yılların başında, hatırı sayılır[ZY3]  bir bütçesi olan ve Türkiye Havacılık ve Uzay Sanayisi için, ileri teknoloji kompozit malzeme geliştirecek bir TÜBİTAK Ar-Ge projesinde görev almış biri olarak ifade etmeliyim ki, o dönemlerde ülkemizin kaynaklarını dışarıya pompalayan bilimsel ve teknolojik sömürü ve mandacılık sistemine bu tür yanlış uygulamalarla adeta çanak tutulmuştur.

Ülkemizde Bilimsel ve Teknolojik Alanlardaki Bazı Olumlu Gelişmeler

Son yıllarda, devletimizin ilgili kurumları tarafından, her üniversitemize ve kamu/özel sektörde çeşitli araştırma kuruluşlarına önemli destekler sağlanmaktadır. Bilimsel araştırmalarla elde edilen bilgilerin, evrensel bilgiye katkı sunması, günlük hayattaki yaşam tarzına yansıtılması ve yaşam kalitesinin artırılmasına yönelik çalışmaların yanında, bu bilgilerin teknolojiye ve üretime yansıtılmasına yönelik çalışmalar da hız kazanmıştır.  Bu nedenle, özellikle nitelikten taviz verilmeden kaynakların verimli kullanılması, yönetim kademesinde, akademik ve idari birimlerde idealist, vatansever ve liyakatli insanların istihdamı konusuna azami düzeyde dikkat edilmesi gereği de ayrı bir önem kazanmıştır.

Özellikle 2010’lu yıllardan sonra, yükseköğretim sistemimizdeki bazı olumlu değişimlerin ve devletimizin ilgili organlarının bu tür işbirliklerini teşvik edecek maddi ve manevi destekler sağlaması neticesinde, dikkat çekici ve insanlarımızıgururlandıran olumlu gelişmeler yaşanmaya başlanmıştır. Bu gelişmeler şu şekilde özetlenebilir:

  1. Teknoloji Geliştirme Bölgelerindeki Gelişmeler: Bu alandaki en önemli gelişmelerden bir tanesi, birçok üniversitemiz bünyesinde kurulan Teknoloji Geliştirme Bölgeleridir (bu bölgeler Teknoparklar veya Teknokentler olarak da adlandırılır). Teknoparklar; “Üniversiteler/araştırma kurumları ve sanayi kuruluşlarının aynı ortam içerisinde araştırma, geliştirme ve inovasyon çalışmalarını sürdürdükleri; birbirleri arasında bilgi ve teknoloji transferi gerçekleştirdikleri; akademik, ekonomik ve sosyal yapının bütünleştiği organize araştırma ve iş geliştirme ekosistemleri” şeklinde tanımlanmıştır (Keleş ve Tunca, 2010). Teknoparklar bilgi toplumunun bir sonucu olan yenilikçi girişimcilerin kümelendiği alanlardır. Devletimizin sağladığı destek ve teşviklerle bu alanlar cazip hâle getirilmeye çalışılmış, girişimcilik özendirilmiş, üniversiteler ve sanayiciler arasında iş birliği artırılmaya çalışılmıştır.

Dünyada 5 bine yakın teknopark bulunuyor. Bu teknoparklarda başta yazılım, bilgisayar ve iletişim teknolojileri, elektronik, makina ve teçhizat imalatı olmak üzere; tarım, medikal, enerji, kimya, gıda, savunma, otomotiv gibi birçok sektörden firmalar Ar-Ge faaliyetleri yürütmektedir.

Türkiye’de de 2001 yılında 4691 sayılı yasanın yürürlüğe girmesiyle, sanayicimizi araştırmacı ve üniversitelerimiz ile buluşturmak ve teknolojik üretime yönelik yeni ürün ve üretim yöntemleri geliştirmelerini sağlaması hedefiyle kurulmaya başlanan teknoparkların sayısı, Şubat 2020 itibariyle, toplamda 85 adete ulaşmıştır (Ankara’da 10 adet, İstanbul’da 11 adet, Kocaeli’nde 5 adet, İzmir’de 4 adet, Konya’da 2 adet, Gaziantep 2 adet, Antalya 2 adet, Mersin 2 adet, Hatay 2 adet ve Kayseri, Trabzon, Adana, Erzurum, Isparta, Eskişehir- (Bilecik), Bursa, Denizli, Edirne, Elazığ, Sivas, Diyarbakır, Tokat, Sakarya, Bolu, Kütahya, Samsun, Malatya, Urfa, Düzce, Çanakkale, Kahramanmaraş, Tekirdağ, Van, Çorum, Manisa, Niğde, Burdur, Yozgat, Kırıkkale, Balıkesir, Karaman, Muğla, Afyonkarahisar-(Uşak), Aydın, Batman, Osmaniye, Zonguldak, Karabük, Nevşehir, Çankırı, Kastamonu, Kırklareli, Giresun ve Rize’de 1’er adet). Bu teknoparklarda 67’si faaliyetine devam etmektedir ve 18’inin ise altyapı çalışmalarının devam etmesi sebebiyle hali hazırda faaliyete geçmemişlerdir (URL-9).

Bunlardan ODTÜ Teknopark, İTÜ ARI Teknopark, YILDIZ Teknopark, BİLKENT Cyberpark, BOĞAZİÇİ Teknopark, Teknopark İSTANBUL gibi kuruluşlarımız çok önemli başarılara imza atan örnek teknoparklarımızdan sadece bir kaçıdır. Bu firmaların %37’si yazılım sektöründe, %17’si Bilgisayar ve İletişim Teknolojileri sektöründe, %8’i Elektronik ve %6’sı Makina ve Teçhizat İmalatı alanlarında faaliyet göstermektedir. Bu teknoparklarda 5 binden fazla firma faaliyet göstermekte ve 50 bine yakın personele istihdam sağlanmaktadır. Yabancı sermaye açısından baktığımızda, Teknoloji Geliştirme Bölgelerinde toplam 290 adet yabancı/yabancı ortaklı firma yer almaktadır. Bu Teknoparklarda tamamlanan Ar-Ge proje sayısı 29.792, yürütülen Ar-Ge projesi 8.682 adettir. Bölgelerde faaliyet gösteren firmalar tarafından tescil ettirilen patent sayısı 1.053 ve başvuru süreci devam eden patent sayısı 2.260’dır. Teknoparklardaki şirketlerin yaptığı teknolojik ürün ihracatı 4 milyar dolara ve toplam satış miktarı da 60 milyar TL’ye ulaşmıştır (Cansız, 2017).

  • Eski Bilimsel Anlayışın Değişmesi: Her şeyden önemlisi, teknoloji üretemeyen, yaşamsal sorunlarımızı çözemeyen eski bilimsel anlayış değişmeye başlamıştır. Ülkemizin kaynaklarını dışarıya pompalayan bilimsel ve teknolojik sömürü ve mandacılık sistemine karşı, milli ve yerli direniş başlamıştır. Sadece makale yayımlamakla, atıf almakla sorunların çözülemeyeceğinin ve başkalarının ekmeğine yağ süren araştırmaların bize bir faydası olmadığının/olamayacağının anlaşılmıştır.
  • Ar-Ge Çalışmaları ile Evrensel Bilgiye Verilen Katkı ile Beraber Endüstriye ve Toplumsal Sorunların Çözümüne Önem verilmesi: Evrensel bilgiye katkının yanında, Ar-Ge çalışmaları neticesinde elde edilen bilginin sosyal boyutunda toplumsal sorunların çözümüne katkı vermesi, teknik ve endüstriyel boyutunda da patentleştirilerek ülke kalkınmasına yönelik uygulamaya geçirilmeye başlanmıştır.Son dönemlerde, uzun süredir üzerimizde etkisini devam ettiren bilimsel ve teknolojik işgale karşı; çalışarak, keşfederek, üreterek direnmeye başladık. Kamu ve özel sektörde, bilim teknoloji ve Ar-Ge merkezlerinin sayısı hızla artmaktadır. Akıllı telefon, elektrikli oto yakında piyasaya çıkacak. Bütün engellere rağmen, kamu ve özel sektör işbirliği kapsamında[ZY4]  ilk defa YERLİ MOTOR, İHA, SİHA, ALTAY TANKI, ATAK HELİKOPTERİ, GÖKTÜRK UYDUSU, ANKA İNSANSIZ HAVA ARACI, MİLLİ DENİZALTI, MİLLİ UÇAK, LAZER GÜDÜMLÜ FÜZELER vb kendi teknolojik cihaz ve silahlarımızı üretmeye başladık, kendi irademizle yurtiçinde ve yurt dışında özellikle askeri ve güvenlik alanlarında ve terörle mücadelede çok başarılı operasyonlar yapıyoruz. MİLLİ YAZILIMLAR geliştiriyoruz, sağlık sektöründe kullanılan MR vb önemli cihazlar üretmeye başladık. Yerli-milli ilaç ve salgın hastalıklara karşı aşı vb yıllarca dışa bağımlı olduğumuz bu tür stratejik konularda devletimizin ve özel sektörün ilgili kurumlarında müthiş bir motivasyon ve özgüven var ve bu çalışmalar son hızla devam etmektedir.

Kovid-19 Sonrası için Yükseköğretim Kurumlarımızdan Beklentiler ve Bazı Öneriler

Kovid-19 salgın hastalığı süreci, bilimsel bir yaklaşım içerinde olmanın sorunlara çözüm noktasında ne kadar önemli olduğunu bize bir kez daha göstermiştir.Sağlık Bakanlığımız bünyesinde oluşturulan bilim kurulunun bu bakanlığımızla birlikte ortaya koyduğu performans ve halkımızla kurduğu mükemmel-uyumlu iletişim ve akabinde bu salgın ile mücadelede alınan olumlu sonuçlar birçok kesimden ve birçok dünya ülkeleri tarafından takdir edilmiştir.

Önümüzdeki dönemlerde, yeni bir yapılanma ile ve yeni stratejiler geliştirerek yükseköğretim kurumlarımızdan, daha iyi verim almak için daha büyük bir çaba içerisinde olmalıyız.

Bu kapsamda yükseköğretim kurumlarımızın yönetimlerinin ve çalışanlarının şu hususlara dikkat etmeleri önem arz etmektedir:

  1. Kalıcı başarıya sahip ve sürdürülebilir-kaliteli bir hizmet vermek için, öncelikle kaliteli hizmet üretilmeli ve kaliteli insan yetiştirilmelidir. Bu nedenle, YÖK tarafından başlatılan akademik ve alana özgü standartların bir yükseköğretim programı tarafından karşılanıp karşılanmadığını ölçen değerlendirme ve dış kalite güvence sistem ve süreçleri (akreditasyon) konusundan hareketle, üniversitelerimizde; yönetim, eğitim-öğretim, Ar-Ge, inovasyon ve üretim kalitesinin artırılması öncelikli hedeflerimiz arasında olmalıdır.
  2. “Bir kalite sistemi olmayan, iç ve dış denetimi ciddi yapılmayan, özellikle yönetici konumundakilerin hesap verebilir ya da hesap sorulabilir konumda olmadığı kurumların, yan gelip yatan amiri ve ona bakıp da yan gelip yatan personeli olur…” düşüncesi ve “Hiç kimse mükemmel değildir ancak mükemmeli aramalıdır” ilkelerinden hareketle; kurumlarımızdaki yönetim anlayışını, kalite yönetim sisteminin de bir gereği olarak daha da geliştirmemiz lazım ve bu yönetim anlayışı her daim “insanı esas alan” bir düşünceye dayalı olmalıdır.
  3. Milli ve manevi kültürümüze uygun, dünyadaki çağdaş eğitim sistemlerini de inceleyerek ve kalite sitemlerini de dikkate alıp uygulayarak, eğitim alanında ve bilimsel araştırma kurumlarımızda yeni bir ruhla ve yeni yapılanmayla geleceğe hazırlanmamız lazım. İçimizde var olan zararlı insanlarla her daim mücadeleden de taviz vermemeliyiz. Unutmayalım, bir zamanlar Ahilik Kültürüyle kaliteli ürün ve hizmet üretme alanında dünyaya örnek olmuş bir millet idik, istersek yeniden başarabiliriz (Karatop ve Kubat, 2018). Bunu da doğruluktan, dürüstlükten, liyakatten taviz vermeyenler ve gerektiğinde fedakârlık yapanlar, yani Ömer Seyfettin’nin ‘Pembe İncili Kaftan’ hikâyesindeki İstanbul efendisi gibi, gerçek bir vatansever ruhuyla hareket eden/edecek olanlar başaracaktır.
  4. İnancımız ve kültürümüz; işlerimizde istişare etmemizi, âdil olmamızı; dini, dili, ırkı ne olursa olsun, yöneticilerin idare ettiği halkının meselelerini çözme konusunda gayret göstermesini, lüks ve israftan kaçınmamızı, merhametli davranmamızı, iletişim becerilerimizi geliştirmemizi ve halkın sevgisini-güvenini kazanmamızı tavsiye eder. Yönetimler tarafından alınan kararlar, kendi beklentilerinden ziyade akdeminin ve toplumun beklentilerine göre alınmalı, bireyselliğe meydan verilmemeli, yönetimlerde, insan ve toplum ilişkilerinde “biz” düşüncesi hâkim kılınmalıdır. Tüm dünyayı her alanda sarsan, yeni bir dünya düzenine doğru gittiğimiz bu Kovid-19 salgını sonrasında, dünya ülkeleri arasındaki rekabette öne sıralarda yer almak için tüm kurumlarımızda bu anlayışı hâkim kılmak ve geliştirmek zorundayız. Böyle bir yaklaşımı merkeze alan ve tüm dünyaya örnek olacak bir yükseköğretim modelini hayat geçirmek için de ayrıca çaba göstermeliyiz.
  5. 18 ve 19. Yüzyıllardaki enerji kaynaklarının keşfi ve akabinde hızla başlayan sanayi devrimi, 21. Yüzyılda da, bilim ve teknoloji alanındaki gelişmelerle baş döndürücü bir hızla devam etmektedir. Dünya ülkeleri arasında ve bu alanlarda muazzam bir rekabet var. Bu nedenle, diğer ülkelerle rekabet ortamında avantajlı bir konuma gelmek için, ülkemizdeki üniversitelerin ve sanayi kuruluşlarının, karşılıklı çıkar esasına dayalı başarılı sonuçlar verecek işbirliği model ve uygulamalarını geliştirmeleri gerekiyor. Üniversite sanayi işbirliğine yönelik araştırma faaliyetlerinde uygulanabilirlik ve inovasyon niteliği çok önemlidir. Düşük katma değerli ürünlerden ziyade ileri teknoloji ürünlerin Ar-Ge ve üretim faaliyetlerine daha çok ağırlık verilmesi, dünya ülkeleri arasındaki rekabette ülkemize büyük kazanımlar sağlayacaktır. Üniversite sanayi işbirliğinin geliştirilmesinde, her ilimizde kurulu bulunan üniversitelerimizin bünyesinde, araştırma için yeterli donanıma sahip ‘Araştırma laboratuvarlarının’ olması ve Teknoloji Geliştirme Bölgelerinin (Teknoparkların veya diğer adıyla Teknoparkların) kurulması büyük önem arz etmektedir.
  6. Nitelikli eğitim-öğretim, Ar-Ge çalışmaları ve bu çalışmaların hem toplumsal sorunlara çözüm üretmede hem de üretilen bilginin Teknopark vb oluşumlarda ve sanayi ile işbirliği halinde üretime geçirilerek ekonomik bir değere dönüştürülmesini sağlamak için; daha uyumlu bir yönetici-çalışan ilişkisinin gelişmesine ortam hazırlanmalı, çalışan personelin motivasyonu artırılmalı ve çalışanlar arasında iletişim kanalları geliştirilmelidir.
  7. Devletimizin üniversiteye tahsis ettiği ve üniversitenin döner sermaye kanalından elde ettiği gelirlerinin artırılarak, üniversitenin, kendi ihtiyaçlarını kendisi karşılayan bir kurum haline gelmesi, bu gelirlerle üniversitenin çeşitli altyapı sorunları, eğitim-öğretimde ve araştırma birimlerindeki ihtiyaçlar için kullanılması sağlanmalıdır.
  8. Kovid-19 salgın hastalığının, başta sağlık alanı olmak üzere, tüm dünyada, ekonomik ve sosyal anlamda da birçok alanda olumsuz etkileri olmuştur ve bu etkileri uzun süre devam edecektir. Buna benzer krizler aynı zamanda bir fırsat olarak değerlendirilmelidir. Kovid-19 salgın hastalığı sürecinde, Sağlık Bakanlığımız bünyesinde oluşturulan bilim kuruluna benzer kurulların tüm bakanlıkların bünyesinde oluşturulması ve hatta özel sektörde, belediyelerde ve diğer kamu kurumlarında da benzer danışma kurullarının oluşturulmasının çok yararlı sonuçları olacaktır. Yükseköğretim kurumlarımızın kamu ve özel sektör kurumlarıyla, bu şekilde sistemli bir işbirliğine girmesinin, Kovid-19 sonrası hem ülkemizdeki hem de dünyadaki gelişmelere bilimsel bir bakış açısı getirmesi, sorunlara bilimsel çözümler üretmesi ve verimliliği artırması noktasında çok yararlı sonuçları olacaktır.
  9. Bu salgın hastalık sürecinde, başta sağlık alanı ve sağlık turizmi olmak üzere; örgün ve uzaktan eğitim, ziraat, gıda, kimya, yeni nesil kablosuz ağ ve diğer kitle iletişim (telekomünikasyon) teknolojileri, enerji, vb alanlarında faaliyet gösteren sektörlerin önemi daha iyi anlaşılmıştır. Üniversitelerimizin, bölgesindeki kamu ve özel sektör kurumlarıyla etkili bir iletişim ve istişare mekanizmasını geliştirmeleri ve yukarıda ifade edilen sektörlerle ilgili, araştırma ve ihtisaslaşma alanları doğrultusunda stratejiler belirleyip bu alanlara yoğunlaşmaları halinde, bölgesel sorunlarının ve ulusal çaptaki sorunların çözümüne önemli katkıları olacaktır.
  10. Kovid-19 sürecinin bize hatırlattığı en önemli konulardan birisi de yeni nesil kablosuz ileri teknoloji araçlarının ve bilginin önemini kavramak olmuştur. Önümüzdeki yıllarda bu teknolojiler hayatın her alanına girecek, birçok iş uzaktan internetle kontrol edilecek ve yönetilecek ve siber güvenlik konusu da çok önemli olacaktır. Bu ileri teknolojilere hükmeden ve bilgiyi kontrol eden bir Türkiye dünyada güçlü ülkeler arasında yer alacaktır[ZY5] . Bu nedenle, kurumsallaşmasını tamamlamış, nitelikli akademik ve idari personele, gerekli araştırma altyapılarına sahip üniversitelerimize büyük görev düşmektedir. Özellik YÖK tarafından belirlenen ve Ocak 2020 tarihine kadar sayıları 11 olan ve kendilerine “Araştırma Odaklı İhtisaslaşma Üniversiteleri” projesi kapsamında önemli misyonlar yüklenen üniversitelerimize de bundan sonraki süreçlerde önemli görevler düşmektedir (URL-10).
  11. Türkiye’den yurt dışına nitelikli beyin göçünün tersine çevrilmesi için son zamanlarda başlatılan çalışmaların sürdürülmesi büyük önem taşımaktadır. Bu nitelikli iş gücünün, özellikle sağlık bilimleri alanında tıbbi ilaç, cihaz geliştirme çalışmalarına ve ileri teknoloji sanayi politikalarının içerisine dâhil edilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu kapsamda yurtdışından dönüşü cazip kılmak için, dönmek isteyenlere mevzuat, patent ve fikri mülkiyet gibi konularda gerekli kolaylıklar sağlanmalıdır (URL-11, Boğaziçi Üniversitesi, 2011).
  12. Her ilimizde üniversitelerin bulunması ve sayılarının artması önemlidir ve doğru bir stratejidir. Fakat kaynakların verimli kullanılması noktasında, bir üniversitenin fakülte, bölüm, meslek yüksekokulu ve öğrenci sayısını artırmaktan ziyade, bölgesel ihtiyaçlar, araştırma ve ihtisaslaşma alanları da göz önünde bulundurularak, yükseköğretim alanında “küçük ölçekli fakat yüksek bütçeli nitelikli bir üniversite modeli”ne odaklanmak daha doğru bir strateji olacaktır. Bugünkü fotoğrafta bazı üniversitelerimizde bunun tam tersi bir yapılanma var ve bu bakış açısının değişmesi gerekiyor. Bu nedenle, özellikle 2006 yılından sonra kurulan ve kurumsallaşmakta ve verimlilikte hala sıkıntı yaşayan üniversitelerimizde yeniden bir planlamaya gidilmesi kaçınılmazdır.
  13. Bugüne kadar bir takım değişiklikler geçirmesine rağmen, uygulamada istenen sonuçları vermeyen, adeta yamalı bohçaya[ZY6]  dönmüş 2547 sayılı YÖK yasasının, meclisteki siyasi partilerimizin siyaset üstü bir konu olarak ele almaları ve yeni bir yasal düzenlemeyle, yetki ve sorumluluklarının çoğunu üniversitelere devretmiş, üniversitelerin bağlı bulunduğu ve fonksiyonu daha çok planlama, denetim ve koordinasyon olacak bir modelin (Yükseköğretim Denetleme ve Koordinasyon Kurulu) hayata geçirilmesi için çalışmaların başlatılması ve biran önce bu çalışmaların neticelendirilmesi bu alandaki başarımıza büyük ivme kazandıracaktır.
  14. Üniversitelerimizin hem bulundukları bölgeye olan katkılarını arttırmak hem de belirli alanlarda ihtisaslaşmaya teşvik etmek amacıyla, özellikle 2006 yılı sonrasında kurulmuş olan yükseköğretim kurumlarına yönelik “Bölgesel Kalkınma Odaklı Misyon Farklılaşması ve İhtisaslaşması” projesi Haziran 2015’te YÖK ve Kalkınma Bakanlığının işbirliğiyle başlatılmış ve Aralık 2018 tarihi itibariyle bu proje kapsamına alınan üniversite sayımız 15 olmuştur (URL-12).

Kovid-19 sonrası süreçte üniversitelerimizdeki ihtisaslaşma projesinin önemi daha da artacaktır. Üniversite yönetimlerinin ve akademisyenlerin, ihtisaslaşma alanları doğrultusunda ortaya[ZY7]  koyacakları projelerin niteliği, bölgedeki halkla, kamu ve özel sektör yöneticileri ile kuracakları sağlıklı iletişim, halkın ve özel sektör kuruluşlarının desteği, üniversitelerimizde kurulan/kurulacak olan teknoparkların ağırlıklı olarak ihtisaslaşma proje doğrultusunda faaliyet göstermesi ve bu teknoparkların başarısı bu projeyi başarıya ulaşabilecek etkenler olarak ifade edilebilir.

Sonuç

Güçlü bir Türkiye’nin yolu, bilim ve teknoloji alanındaki başarılardan geçecektir. Bu tür bilimsel ve teknolojik anlamdaki değişimi gerçekleştirecek olan da üniversitelerdir ve üniversitelerin toplumun tüm kesimleriyle ve özellikle sanayi kuruluşları ile gerçekleştirecekleri işbirliğidir. Bunlar birlikte, milli kültürümüzü yaşatan ve onu tefekküre kaynak yaparak gerçek fonksiyonlarını icra edecek, eğitim-öğretim ve araştırma alanlarındaki değişime öncülük edecek/etmesi gereken kurumlar yine üniversitelerdir. Ülke olarak bunları başarabilirsek, gerçek dünyada keşfettiğimiz kadar özgür, ürettiğimiz kadar güçlü ve bağımsız olacağız. Bu kapsamda, üniversitelerimizde nitelikli bir eğitim-öğretim ve bugüne kadar gerçekleştirilen Ar-Ge çalışmalarını daha da ileriye taşımak için ülkemizdeki kamu ve özel sektör kurumlarıyla ortak akıl ve istişare ile sorunlara çözüm üretecek bir yükseköğretim sisteminin gündeme getirilmesi ve bu sistemin hayata geçirilmesi büyük önem kazanmıştır. Bazı üniversitelerimizde araştırma ve ihtisaslaşma kapsamında gerçekleştirilecek olan proje çalışmalarının başarıya ulaşması da ayrıca önemlidir. Bu açıdan da değerlendirildiğinde, bu üniversitelerimizin yönetimlerinin ve personelinin sorumlulukları büyüktür. Türkiye’yi 2023, 2053 ve 2071 hedeflerine taşıyacak olan kadrolar da; “Güneş gibi bir enerji kaynağı gibi dışarıya ısı vermemek ve evreni ısıtmamak nasıl imkânsızsa, yaratılanı yaratandan ötürü seven insanlar veya idareciler açısından da, yaratılana hizmetten uzak kalmak, sorunlar karşısında kayıtsız kalmak ve çileler karşında duygusuz davranmak da o kadar imkânsızdır” diyebilen ve bu düşüncede hareket edebilen kadrolar olacaktır.

KAYNAKLAR

Arap, S., K. (2010), Türkiye Yeni Üniversitelerine Kavuşurken: Türkiye’de Yeni Üniversiteler ve Kuruluş Gerekçeleri, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi,  65 (1), s. 1-29.

Bakırtaş, T.; Kandemir, O. (2010). Gelişmekte Olan Ülkeler ve Beyin Göçü: Türkiye Örneği,

Kastamonu Eğitim Dergisi, 18 (3), 961-974.

Boğaziçi Üniversitesi, (2011). Rekabet Edilebilirlikte Beyin Göçü ve Beyin Kazanımı Konferansı Sonuç Kitabı. İnovasyon ve rekabet odaklı Kalkınma Çalışmaları uygulama ve Araştırma Merkezi, İstanbul Kalkınma Ajansı, İstanbul.

Cansız, M. (2017). 2023’e Doğru Türkiye’de Teknoparklar, T.C. Kalkınma Bakanlığı Yayın No:2972.

Karatop, B; Kubat, C. (2018), Ahiliğin Türk Kalite Yönetim Sistemine Etkisi, Akademik İncelemeler Dergisi, Cilt: 13, Sayı: 1.

Keleş, M. K.;  Tunca, M. Z. (2010). Türkiye’deki Teknokentlerin Mevcut Durumun İncelenmesi, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 1 (11), s. 1-22.

Topçu, N. (1970), Kültür ve Medeniyet, İstanbul: Dergah Yayınları, s. 78.

URL-1: https://listelist.com/istanbul-universitesi/

Erişim tarihi: 22.12.2020

URL-2: http://higheredu-sci.beun.edu.tr/pdf/pdf_HIG_1791.pdf

Erişim tarihi: 22.12.2020

URL-3: https://istatistik.yok.gov.tr/

Erişim tarihi: 22.12.2020

URL-4: https://www.urapcenter.org/Rankings/2020-2021/World_Ranking_2020-2021

Erişim tarihi: 22.12.2020

URL-5: https://medium.com/innocentrumblog/k%C3%BCresel-i%CC%87novasyon-endeksi-2019-sonu%C3%A7lar%C4%B1-a%C3%A7%C4%B1kland%C4%B1-5c35495692d6

Erişim tarihi: 22.12.2020

URL-6: https://www.globalinnovationindex.org/gii-2019-report

URL-7:

http://www.ufuk2020.com/haberler/turkiyenin-beyin-gocu-sorununa-kisa-bir-bakis.html

Erişim tarihi: 22.12.2020

URL-8: https://www.tubitak.gov.tr/tubitak_content_files/BTYPD/strateji_belgeleri/BTP_UP/15btyk_2005_10.pdf

Erişim tarihi: 22.12.2020

URL-9: https://www.sanayi.gov.tr/assets/pdf/istatistik/TGB_%C5%9EUBAT_2020_%C4%B0statistiki_Bilgiler_02.03.2020.pdf

Erişim tarihi: 22.12.2020

URL-10:

https://www.aa.com.tr/tr/egitim/yok-arastirma-universiteleri-icin-5-aday-daha-belirleyecek/1698831

Erişim tarihi: 22.12.2020

URL-11:  

https://www.tepav.org.tr/upload/files/1294821719-2.Tersine_Beyin_Gocu_Politikalarinin_Sanayi_Politikalarina_Entegrasyonu.pdf

Erişim tarihi: 22.12.2020

URL-12: https://bolgeselkalkinma.yok.gov.tr/Sayfalar/Haberler/ihtisaslasma-kapsaminda-5-yeni-daha-universite-belirlendi.aspx

Erişim tarihi: 22.12.2020


 [ZY1]%10 dan sonra nokta işareti silindi

 [ZY2]Boca kelimesi bohça olarak düzeltildi.

 [ZY3]“sayılı” kelimesi “sayılır” olarak düzeltildi

 [ZY4]“İşbirliği kapsamında”

 [ZY5]“alacaktır”

 [ZY6]“bohçaya”

 [ZY7]“ortaya” bu düzeltme seçilmiş, vurgu yapılmış cümle bölümde de yapılmalı

Prof. Dr. Zekeriya Yerlikaya

Kastamonu Üniversitesi Eğitim Fakültesi

Editör

Editör

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir