Türkiye’de Kadının Mesleki Eğitimdeki Yeri ve Önemi

 Türkiye’de Kadının Mesleki Eğitimdeki  Yeri ve Önemi

Doç. Dr. İbrahim Yaşar KAZU

Fırat Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü

Giriş

            Kadınlar insanlık tarihi boyunca farklı ekonomik faaliyetlerde bulunmuşlardır. Öncelikle cinsiyet ve kadının toplumdaki yeri ve rolü hakkında bilgi verilmesi gerekir. Cinsiyet, bireyin kadın ya da erkek olarak gösterdiği, genetik, fizyolojik ve biyolojik özelliklerdir. Daha sonra ise toplumsal cinsiyetten bahsetmek gerekir. Toplumsal cinsiyet ise, kadın ve erkeğin sosyal olarak belirlenmiş sorumluluklarını ve rollerini belirtir. Yüzyıllardır süregelen bu işbölümü, kadının evi ve özel hayatı ile sınırlı kalmış ayrıca kadını ekonomik olarak erkeğe bağımlı kılmıştır. Erkek de ekonomik olarak daha üretken hale getirilmiş ve toplumsal değer kazanmıştır. Ancak günümüzde ise toplumsal değişim ve gelişim ile beraber erkeklerin ve kadınların toplumsal rolleri konusundaki beklentiler gitgide birbirlerinden daha az ayrışmakta, ayrıca birbirlerine yaklaşmaktadır. Toplumsal hayatta ailelerin küçülmesi, çocukların okul öncesi çağda bakımını üstlenen toplumsal kurumların sayılarının artması ve bu kurumların hizmetlerinin geliştirilmesi, çalışma hayatındaki kadınların sayılarının artması geleneksel kadınlık ve erkeklik rollerinin ve sorumluluklarının geçerliliklerini yitirmesinde etkili olmaktadır (Karcıoğlu ve Leblebici, 2014).

            Kadınlar, insanlık tarihi boyunca zamanın şartlarına göre ve değişen statülerde farklı ekonomik faaliyetlere katılmışlardır. Bu süreçte sanayi devrimi kadının işgücü piyasasındaki konumunun ve statüsünün belirlenmesinde önemli bir dönüm noktasını temsil etmektedir. Bu dönem ve sonrasında meydana gelen teknolojik, ekonomik ve toplumsal değişiklikler kadınlara annelik ve ev kadınlığı rollerinin dışında ekonomik faaliyetlere bir ücret karşılığı daha fazla katılma imkânı sağlamış ve “ücretli kadın işgücü” kavramının doğmasını sağlamıştır. Kadın açısından ücret önemli bir kavramdır. Bu ücret kadının toplum içinde görünür olmasını ve birey olmasını sağlayan ve kadına her alanda eşit davranılmasına imkân tanıyan bir kavramdır. Ayrıca, ekonomik faaliyete katılan ve katılmayan kadın ayrımı, gelişen ücretli kadın işgücü tanımı ile daha da belirginleşmiştir. Kadınlar ülke nüfusunun yaklaşık yarısını oluşturur, bundan dolayı ülkelerin kalkınmasında rol oynayan önemli kaynakların başında gelmektedirler. Kadınların günümüzde işgücü piyasasına katılımları olmadan ülkelerin dengeli ve sürdürülebilir bir kalkınma sürecine dâhil olamayacakları aşikârdır. Kadınların çalışma hayatına katılımının artması, ekonomik büyümeyi arttırırken kadının toplum ve aile içindeki statüsünü de olumlu yönde etkileyerek ülkenin sosyal ve kültürel gelişimine önemli katkılar sağlamaktadır (Parlaktuna, 2010).

            Osmanlı’da kadınların çalışma hayatına girmelerinde, erkeklerin savaştan dolayı cepheye gitmelerinin yanı sıra yoksulluk, kısmi reformlar ve toplumda yaygınlaşan eşitlik fikrinin de önemli derecede etkisi olmuştur (Kalan, 1998). Osmanlı döneminde kadınların çalışma hayatına girmesi Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde olmuştur. 1842’de Ebe Okulu,1869’da İnas Sanayi Mektebi (Kız Sanat Okulu) ve 1870’de Kız Öğretmen Okulu kadınlara eğitim vermeye başlamıştır.1922 yılında tıp fakültelerinde kız öğrencilerinin kabulüne başlanmıştır. Cumhuriyet Dönemi’nde ise yapılan reformlar ve değişiklikler ile kadın meslek sahibi olarak ev dışında ve toplumun kalkınmasında doğrudan söz sahibi olmuştur. 3 Mart 1924’te çıkan Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile kadın eşit öğrenim hakkını elde etmiş, 4 Mart 1926 Medeni Kanunu ile kadın-erkek hakları arasında denge kurulmaya çalışılmış,1934 yılında kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmiş ve 1935 seçimlerinde kadınlar milletvekili olarak parlamentoya girmiştir. Çalışan kadınların oranı 1936 yılında İş Kanunu ile çalışma hayatında yapılan yeni düzenlemeler ile artmıştır (Karcıoğlu ve Leblebici, 2014). Türkiye’de sanayileşme süreci 1950 yılından itibaren arttıkça kadınların çalışma hayatındaki oranı da artmıştır (Kırkpınar, 1998). Görüldüğü gibi kadının tarım ve el sanatları dışındaki çalışma hayatında yerini alması ancak II. Dünya Savaşı sonrası başlayıp, planlı dönemde hız kazanan sanayileşme hamlesinin doğurduğu iç göç dalgası ile olmuştur. Türkiye’de eğitim seviyeleri gün geçtikçe yükselen kadınlar öğretmenlik, mühendislik, avukatlık öğretim üyeliği gibi mesleklerde giderek artan oranlarda yerlerini almışlardır. Ülkemizde kadınlar görünür olmaya ve daha önce bulunmadıkları alanlarda kendilerini göstermeye işgücüne katılımlarını arttırarak kavuşmuşlardır. Tüm geleneksel sosyo-kültürel engellere rağmen, bir ülkenin tarihinde pek de uzun sayılmayacak bir sürede önemli aşamalar kaydetmişlerdir. Özellikle 1980’li yıllardan sonra, geleneksel perspektiften erkeğe özgü olarak nitelenen pek çok işte örneğin, girişimcilik, yöneticilik, turizmcilik, reklamcılık, bankacılık, sigortacılık vb. alanlarda yer almışlardır (Önder, 2013; Gelişli, 2014).

Türkiye’de; son yıllarda bu yönde izlenen politikalar ve yürütülen çalışmalar, kadın istihdamını ve kadınların işgücüne katılım oranlarını yükseltmiştir. Ülkemizde kadının mevcut durumunun analiz edilmesi, kadın istihdamının önündeki engeller ve söz konusu engellere ilişkin geliştirilecek çözüm önerileri konularında bir incelemenin yapılması, büyük önem arz etmektedir. Bu çalışma, kadın istihdamı alanında yaşanan sorunlara ve çözüm önerilerine ışık tutmayı amaçlamaktadır.

Kadınlara İlişkin Genel Veriler

            Kadınların eğitimine yapılan yatırım toplumun geleceğinin garanti altına alınması anlamına gelmektedir. Bundan dolayı kız çocuklarının eğitimi tüm dünyada ve ülkemizde üzerinde dikkatle durduğu önemli bir konudur. Eğitim düzeyi düşük olan özgüveni yetersiz, toplumda birey olabilme niteliklerinden yoksun kadın geleceğin neslini yetiştiren bir anne olarak zaafiyetler gösterebilir. Bu bakımdan ilk olarak kızların eğitiminden başlayarak, genel olarak kadının eğitimine ve meslek sahibi olarak toplumsal işbölümüne katılmasını sağlamaya çalışmak öncelikli olarak ele alınması gereken önemli bir konudur. Bu açıdan bakıldığı zaman ilk olarak kadına yönelik mevcut durumu ortaya koyacak genel verileri incelemekte yarar vardır (Taşpınar, 2014).

            Buna göre temel bulgular şöyle özetlenebilir (Türkiye İstatistik Kurumu, 2018):

  • Türkiye’de 2018 yılında, erkek nüfus 41 milyon 139 bin 980 kişi olurken kadın nüfus 40 milyon 863 bin  902 kişi oldu. Diğer bir ifadeyle; nüfusun %50,2’sini erkekler, %49,8’ini ise kadınlar oluşturmaktadır.
  • Okuma yazma bilmeyenlerin %15.3’ü erkek (359534) ve %84.7’si kadın (1977313)’dır. Bu oranlara bakıldığı zaman okuma yazma bilmeyen her yedi kişiden altısının kadın olduğu belirlenmiştir.
  • Yükseköğretimde cinsiyete göre erkek öğrenci sayısı (2964442) kadın öğrenci sayısından (2508079) fazladır.
  • Yükseköğretimde cinsiyete göre erkek öğretim elamanı sayısı (81504) kadın öğretim elamanı sayısından (60933) fazladır. Yıllara göre kadın öğretim elamanı sayısında artış olmuştur.
  • Kadınlar erkeklerden daha az kazanmaktadırlar.
  • Kadınlar erkeklere göre Dünya’daki gelirin az bir kısmını alabilmektedir.

            Bu verilere bakıldığında ilk olarak kadınların en temel hakkı olan eğitim olanaklarından yeteri düzeyde faydalanamadıkları görülmüştür. Kadınların işgücüne katılım oranlarının erkeklere göre; daha çok tarım sektöründe çalıştıkları ve ekonomik gelirlerinin de düşük olduğu belirlenmiştir.

Dünyada Kadınların İşgücüne Katılma Oranı

            Belirli bir yaş ve cinsiyetteki kişinin işgücünde olma ihtimaline işgücüne katılma oranı denir. İşgücüne katılma oranı önemli bir kavramdır. Ekonomi politikalarının uygulanmasında, bireylerin işgücüne katılma kararlarını yansıtan bu oran, dikkate alınan temel ve önemli göstergelerden biridir. İşgücüne katılma oranı, işgücünün tam istihdamını sağlamaya yönelik politikaları oluşturup uygulamak için toplumda kaç kişinin çalışmak istediğinin bilinmesini sağlamaktadır (Lordoğlu ve Kaplan, 2005). İşgücüne katılma oranının düşüklüğü, işgücü piyasasına dâhil olmayan önemli bir kesimin varlığını gösterir. İşgücüne katılma oranının artması üretken toplumsal kesimin artması, bu oranın düşmesi ise üretken toplumsal kesimin daralması anlamına gelmektedir (Akgeyik, 2004).

            Avrupa ülkelerinde özellikle 1980’lerden itibaren artmakta olan işsizlikle mücadele etme konusunda izlenen stratejilerden biri de işgücü piyasasının esnekleştirilmesi ve özellikle part-time gibi esnek çalışma modellerinin yaygınlaşmasıdır. Özellikle 2. Dünya Savaşı sonrası dönem ile 1980’ler arasında Batı Avrupa ülkelerinde görülen genel eğilim; giderek yaşlanan nüfus, uzun dönemli işsizlik, artan genç işsizliği, yetersiz istihdam seviyesi, fırsat eşitsizliği ve sosyal güvenlik ödemelerinden her geçen gün daha fazla kişinin yararlanma isteğidir. 1970’lerde ortaya çıkan iktisadi krizle doğrudan bağlantılı olarak üretim modelleri ve istihdam rejimleri de büyük değişikliklere uğramıştır. Bu değişikliğin işgücü piyasasındaki en önemli yansıması işgücü piyasasının esnekleştirilmesidir (Metin ve Kariman, 2013).

            Dünyada kadınların işgücüne katılım oranlarının genelde birçok ülkede düşük olduğu bilinmektedir. Bu konudaki bulgulara Şekil 1’de yer verilmektedir.

Şekil 1. Dünya’da Cinsiyete Göre İşgücüne Katılma Oranı (TÜİK İstatistik Göstergeler, 2018).

Şekil 1’de görüldüğü gibi 2017 yılı verilerine göre karşılaştırılan bütün ülkelerde kadınların işgücüne katılma oranlarının erkeklerin işgücüne katılma oranlarından düşük olduğu görülmektedir. Erkeklerde en yüksek işgücüne katılım oranı % 92 oranında Birleşik Arap Emirlikleri’nde görülürken, kadınlarda en yüksek oran % 72,8 ile İzlanda’da görülmektedir. Erkeklerde en düşük işgücüne katılım oranı % 57,7 oranında Hırvatistan’da görülürken, kadınlarda en düşük oran % 33,6 ile Türkiye’de görülmektedir. Dünya genelinde okuma yazma bilmeyen (15 yaş ve üzeri) yaklaşık 758 milyon yetişkinin %63’ü kadındır (UNESCO, 2016). Türkiye’de ise okuma yazma bilmeyen 2.462.604 yetişkinin % 84.3’ü ka­dındır. Dünya ve Türkiye ortalamaları karşılaştırıldığında Türkiye’de okuma yazma oranlarının arttırılmasına yönelik çalışmalarda öncelikli hedef kitlenin kadınlar olduğu ortaya çıkmaktadır.

Türkiye’de Kadınların İşgücüne Katılma Oranı

            2000 yılından itibaren Türkiye’de; ekonomik, sosyal ve siyasal alanda köklü değişim ve dönüşümler yaşanmaktadır. Bu değişim ve dönüşüm süreci, kamunun iktisadi sistemdeki etkinliğinin azalmasına ve tarımın önemini kaybetmesine sebep olmaktadır. Ekonomideki yapısal dönüşümler ve krizler nedeniyle, işsizlik artmıştır. Bu durum toplumda kronik bir yoksulluğa sebep olurken sosyal sorunların derinleşmesini de etkilemiştir. Bu nedenle önemli bir ekonomik unsur olan kadın işgücünün çalışma hayatına dâhil edilmesi ve kadınların işgücüne katılımlarını artırmasına yönelik politikaların gerçekleştirilmesi gündeme gelmiştir. Dolayısıyla kadınların işgücüne katılımın ve istihdamının artırılması, bireysel ve toplumsal açıdan bir kalkınmanın gerçekleşmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Son dönemlerde toplumlarda yaşanan sosyal ve ekonomik değişimler ve dönüşümler, piyasalarının yeniden yapılanmasını sağlamıştır (Karabıyık, 2012). Türkiye’de kadınların işgücüne katılım oranlarının 1996-2017 yılları arasında düşük olduğu bilinmektedir. Bu konudaki bulgulara Şekil 2’de yer verilmektedir.

Şekil 2. Türkiye’de Cinsiyete Göre İşgücüne Katılma Oranı (TÜİK İstatistik Göstergeler, 2018).

Şekil 2’de görüldüğü gibi 1996-2017 yılı verilerine göre kadınların işgücüne katılma oranlarının erkeklerin işgücüne katılma oranlarından bütün yıllarda daha düşük olduğu görülmektedir. Kadınlarda en yüksek işgücüne katılım oranı % 33,6 oranında 2017 yılında görülürken, erkeklerin en yüksek oran % 77,3 1996 yılında görülmektedir. Kadınlarda en düşük işgücüne katılım oranı % 23,3 oranında 2004-2005 yıllarında görülürken, erkeklerde en düşük oran % 69,8 ile 2007 yılında görülmektedir. 2005 yılından sonra kadınların işgücüne katılma oranlarında düzenli bir şekilde artış olduğu görülmektedir. Kadınların ülkemizdeki sosyal ve ekonomik gelişmelerden yararlanabilmeleri, işgücü katılım oranları ile doğru orantılı olduğundan, işgücüne katılım oranlarının son yıllarda artmasına rağmen erkeklerin çok gerisinde olmasından dolayı, kadınların sosyal ve ekonomik gelişmelerden yararlanamadıklarını göstermektedir. Çalışma hayatına kadınların katılması, kendileri ve toplum için büyük önem taşımaktadır. Kadınların çalışma hayatına katılması, ekonomik anlamda erkeğe bağımlı olan kadının sadece evi ve ailesi ile sınırlı olan hayatını değiştirmektedir. Kadının ekonomik bağımsızlığını kazanması ile birlikte, aile ve toplum içindeki rollerinin de değişmesini sağlamıştır.

            Türkiye’de kadınların işgücüne katılım, istihdam ve işsizlik oranları 2007-2017 yılları arasında karşılaştırılmalı olarak Tablo 1’de gösterilmektedir.

Tablo 1. Türkiye’de Kadın İşgücüne Katılım, İstihdam ve İşsizlik Oranı (15+yaş %)

Yıllar İşgücü Katılım Oranı(%) İstihdam Oranı(%) İşsizlik Oranı(%)
2007 23,6 21,0 11,0
2008 24,5 21,6 11,6
2009 26,0 22,3 14,3
2010 27,6 24,0 13,0
2011 28,8 25,6 11,3
2012 29,5 26,3 10,8
2013 30,8 27,1 11,9
2014 30,3 26,7 11,9
2015 31,5 27,5 12,6
2016 32,5 28,0 13,7
2017 33,6 28,9 14,1

Kaynak: (TÜİK İstatistik Göstergeler, 2018).

         Toplumda yaşanan yeni gelişmeler kadınların iş hayatına katılmalarında oldukça etkilidir. İş hayatında fiziksel gücün etkisinin azalması, insan odaklı üretimin ve bilgiye dayalı gücün ön plana çıkması kadınların iş hayatına katılmasını kolaylaştırmakta bu durum eğitimin önemini göstermektedir (Sarı ve Çevik, 2010). Kadınların eğitim görmesi, onların işgücüne katılım oranını artırdığı için ekonomik olarak çok faydalıdır ve ülke kalkınması açısından büyük öneme sahiptir. Eğitim seviyesi artan kadınların işgücüne katılımın oranlarının artması; rekabeti, verimliliği ve işgücünün kalitesini artıracağı için de ayrıca faydalıdır. Türkiye’de 2017’de kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 33,6’dır. Türkiye’de kadınların işgücüne katılım oranı son yıllarda artış eğilimi göstermektedir. Yaşanan bu gelişmeler kadınlara ekonomik özgürlük sağlarken, özgüvenlerinin gelişmesine, saygınlıklarının artmasına ve ailedeki konumlarının da güçlenmesine yardımcı olur. Uzun yıllar yoğun biçimde tarım sektöründe ve ücretsiz aile işçisi olarak istihdama katılan kadınlar, ekonominin büyümesine de paralel olarak bugün itibariyle hizmetler sektöründe istihdam edilmeye başlanmış ve kadın istihdamının en yüksek olduğu sektör hizmetler sektörü olmuştur. İşgücüne katılımın yüksek olması, hem ekonomik faaliyete katkı sağlamakta hem de sosyal adalet için de önemli kazanımları beraberinde getirmektedir (Alcan, 2018).

Türkiye’de Eğitim Düzeyine Göre Kadının İşgücüne Katılım ve İşsizlik Oranı

            Hem bireysel hem de ekonomik kalkınmanın temel nedeni eğitimdir. Dolayısıyla da bir toplumun gelişmişlik düzeyi, o ülkenin eğitim göstergeleriyle paraleldir. Eğitim, insan kaynaklarının geliştirilmesi ile birlikte, insanların üretime katkısının artırılmasını sağlayarak ekonomiye katkı sağlamanın yanı sıra davranış, düşünce ve değerler üzerine etkide bulunarak bireylerin yenilikleri benimsemesini ve yeni yöntemlerden yararlanarak ekonomik kalkınmaya katkı vermesini sağlamaktadır (Gülbeden, 1991). Eğitim hem işgücünün üretkenliğini artırarak ücret düzeylerinin yükselmesini hem de kadınların işgücüne katılmasını sağlamaktadır. Yani eğitim düzeyi işgücünün aktif bir şekilde çalışma hayatına katılmasında önemlidir.

Tablo 2. İşgücünün Eğitim Düzeyine Göre Dağılımı (2014-2017-Bin kişi)

  2014 2015 2016 2017
Cinsiyet Kadın Erkek Kadın Erkek Kadın Erkek Kadın Erkek
Okuma-Yazma Bilmeyen 1558 684 1516 597 1367 590 1420 607
Okuma-Yazma Bilen Fakat Okul Bitirmeyen 1051 1440 1043 1313 1066 1288 1076 1224
İlkokul 5270 13273 5371 13250 5448 12939 5653 12831
İlköğretim 2160 6542 2104 6326 1895 5799 1656 5469
Ortaokul veya Dengi Meslek Ortaokul 766 4087 1034 4503 1329 5177 1561 6011
Genel Lise 1793 4678 1831 4701 1914 4818 2005 4931
Lise Dengi Mesleki Okul 1557 4771 1722 4956 1869 5249 1994 5602
Yüksek Öğretim 4744 7300 5378 7919 5973 8614 6565 9007
Toplam 18899 42775 19999 43565 20861 44474 21930 45682

Kaynak: (TÜİK İstatistik Göstergeler, 2018).

            Tablo 2’de örgün eğitim sisteminde işgücünün eğitim düzeyine göre cinsiyet dağılımında, kadınlar ile erkekler karşılaştırıldığında hemen hemen her yıl kadınların sayısının daha az olduğu dikkat çekmektedir. Çalışma hayatındaki kadınların eğitim durumlarına bakıldığı zaman ise yaygın bir şekilde ilköğretim düzeyi ön plana çıkmaktadır. İlköğretim düzeyi çalışan kadının eğitim düzeyinin diğer eğitim düzeylerine göre oldukça düşük olduğunu göstermektedir. İşgücüne katılımı etkileyen en önemli sebeplerden biri olan eğitimin önemi küreselleşen dünya göz önünde bulundurulduğunda bir kez daha anlaşılmaktadır. Küreselleşme ile birlikte gelişen teknoloji, çalışma koşulları, işgücü piyasası ve işgücü piyasasının taleplerindeki değişmeler gibi hususlar eğitimden bağımsız olarak düşünülmemelidir (Korkmaz ve Korkut, 2012).

            Ülkemizde 2014-2017 yılları itibariyle eğitim durumuna göre kadınların işgücüne katılma oranı aşağıdaki tablodan incelenebilmektedir:

Tablo 3. Eğitim Durumuna Göre Kadın İşgücüne Katılım Oranı (%)

  2014 2015 2016 2017
Okuma-Yazma Bilmeyen 16,0 16,1 15,2 15,9
Okuma-Yazma Bilen Fakat Okul Bitirmeyen 21,3 21,6 21,7 22,1
İlkokul 28,1 28,9 29,6 30,8
İlköğretim 24,0 28,0 33,2 33,9
Ortaokul veya Dengi Meslek Ortaokul 22,7 20,3 19,5 19,6
Genel Lise 31,9 32,7 33,7 34,3
Lise Dengi Mesleki Okul 39,8 40,8 41,4 42,6
Yüksek Öğretim 71,3 71,6 71,3 72,7

Kaynak: (TÜİK İstatistik Göstergeler, 2018).

            Tablo 3’de kadınların işgücüne katılım oranını eğitim durumuna göre değerlendirdiğimizde 2017 yılında yükseköğretim mezunu kadınların işgücüne katılım oranının % 72,7 gibi yüksek bir düzeyde olduğu görülmektedir. Diğer eğitim düzeylerine bakıldığı zaman lise dengi mesleki okul % 42,6, genel lise % 34,3, ortaokul veya dengi meslek ortaokul %19,6, ilköğretim % 33,9, ilkokul % 30,8, okuma-yazma bilen fakat okul bitirmeyen % 22,1 ve okuma-yazma bilmeyen % 15,9 olarak sıralanmaktadır. Sonuç olarak, eğitim düzeyi düştükçe işgücüne katılım oranı da düşmektedir. Özgen ve Ufuk (2001), eğitimin birçok alanda kadının ilerlemesi için bir başlangıç noktası oluşturduğunu ifade etmiştir. Bununla birlikte, eğitim, kadının toplum içindeki konumu ve istihdam olanakları üzerinde etkili olan en önemli faktörler arasında gösterilse de araştırmalar, kadının eğitimli olmasının sosyokültürel yapı ile başa çıkabilmesi için her zaman yeterli olmadığını, toplumda geleneksel bir kadın imajının ve sosyal bir baskının olduğunu göstermektedir. Yukarıda sunulan araştırma verileri bu konuya da açıklık getirmektedir.

Tablo:4. Cinsiyete ve ekonomik faaliyetlere göre istihdamın yüzde dağılımı, 2007-2017 (%)
Yıllar Tarım Sanayi Hizmet
Toplam Erkek Kadın Toplam Erkek Kadın Toplam Erkek Kadın
2007 23,5 16,8 42,7 26,7 30,4 16,1 49,8 52,8 41,2
2008 23,7 17,1 42,1 26,8 30,8 15,7 49,5 52,1 42,3
2009 24,6 18,1 41,6 25,3 29,1 15,3 50,1 52,7 43,1
2010 25,2 18,3 42,4 26,2 30,3 15,9 48,6 51,4 41,7
2011 25,5 18,7 42,2 26,5 31,1 15,2 48,1 50,3 42,6
2012 24,6 18,4 39,3 26,0 30,7 14,9 49,4 50,9 45,8
2013 23,6 17,8 37,0 26,4 31,1 15,3 50,0 51,0 47,7
2014 21,1 16,1 32,9 27,9 32,4 17,1 51,0 51,5 50,0
2015 20,6 15,9 31,4 27,2 32,0 16,2 52,2 52,1 52,5
2016 19,5 15,5 28,7 26,8 31,6 15,9 53,7 53,0 55,4
2017 19,4 15,4 28,3 26,5 31,4 15,6 54,1 53,2 56,1
Kaynak: TÜİK, İşgücü İstatistikleri, 2007-2017

Tablo 4’te yer alan iktisadi faaliyet kollarına göre istihdam oranlarına bakıldığında 2007 yılında ülkemizdeki kadınların %42.7 gibi çok büyük çoğunluğu, tarım sektöründe istihdam edilmiştir. Kadın istihdamın tarımda yoğunlaşmasına bağlı olarak hizmetler sektöründeki istihdam oranı %41.2, kadınların yoğun olarak istihdam edildiği imalat sektörünün de içinde yer aldığı sanayi sektöründe ise %16.1 gibi düşük oranlarda gerçekleşmiştir. 2017 yılına gelindiğinde ise istihdam edilen kadınların %56.1’inin hizmetler, %28.3’ünün tarımda ve %15.6’ının ise sanayi sektöründe yer aldığı görülmektedir. Uzun yıllar yoğun biçimde tarım sektöründe ve ücretsiz aile işçisi olarak istihdama katılan kadınlar, ekonominin büyümesine de paralel olarak bugün itibariyle hizmetler sektöründe istihdam edilmeye başlanmış ve kadın istihdamının en yüksek olduğu sektör hizmetler sektörü olmuştur.Tarım sektöründeki kadınların, çoğunlukla ücretsiz aile işçisi konumunda olmaları nedeniyle gelir elde etmemeleri, gelir azlığı nedenleriyle, yasal bir engel olmamasına rağmen sosyal güvenlik kapsamına büyük ölçüde girememektedirler. Kadın işgücü ucuz emek olarak emek-yoğun iş kolları olan tekstil, gıda, hazır giyim, tütün gibi sanayi dallarında yoğunlaşmıştır. Ancak, tarım sektörü ile karşılaştırıldığında bu sektörlerdeki kadın işgücü oranı düşüktür.

Kadının Mesleki Eğitimi

            İlkel toplumlardan gelişmiş toplumlara kadar, yani binlerce yıldan bu yana kadınlar, hem ev içinde hem de ev dışında ekonomik hayata aktif bir şekilde katılmışlardır. Kadın, insanlık tarihi boyunca ev içinde aileye yiyecek ve giyecek hazırlama gibi işlerle meşgul olurken, ev dışında da tarımsal faaliyetlere katılarak her zaman katkıda bulunmuştur. Bunun yanı sıra, kadının evinin dışında ücretli bir işte çalışması ise oldukça yeni bir kavramdır. Sanayi devrimiyle birlikte kadın, çalışma hayatına daha yüksek oranda katılmaya başlamıştır (Seval, 2017; Özaydınlık, 2014).  

            Bilimsel ve teknoloji alanında yaşanan gelişmeler üretim sürecinde hızlı bir değişimi gündeme getirmekte ve sektörel değişimler ile de işgücü piyasasında yer alacak bireylerin yetiştirilmesinde bu değişime uygun politikalar uygulanmasına zemin hazırlamıştır. Dünya piyasalarında varlığını sürdürebilmek için teknolojik gelişmelerle uyumlu, üretkenliğe ve verimliliğe dayalı sektörel bir gelişmeyi sağlamalı ve buna uygun insan gücü yetiştirmek amaçlanmalıdır. Özellikle önemli noktalarda yer alan sektörlerdeki meslekler daha çok bilgiye dayalı olup, yaratıcı düşünme, problem çözme gibi becerileri gelişmiş bireylerin istihdam sağlanacağı bir gelişim gösterir. Bu sebeple özellikle iyi bir eğitim almış olmak ön koşuldur. Diğer bir ifade ile daha donanımlı, daha üretken ve düşünme becerileri gelişmiş bireylerin mesleki eğitime yönlendirilmesi gerekmektedir. Son dönemlerde olumlu gelişmeler olmakla beraber mesleki eğitime yöneltme “son çare” olarak değerlendirilmekte ve bu durum da kadınların mesleki eğitime yönlendirilmesini olumsuz yönde etkilemektedir (Taşpınar, 2014). Öksüz’ün belirttiği gibi (2007) kentteki kadının erkeklere oranla daha fazla işsizlik riski ile karşı karşıya kalmasının temel nedeni ise eğitim düzeylerinin daha düşük olması ve işgücünün gerektirdiği niteliklere sahip olmamalarından dolayıdır. Kentte yaşayan kadınların eğitim düzeyleri arttıkça ve kadınlar gerekli nitelikleri kazandıkça işgücüne katılım oranlarının hızla arttığı görülmektedir. Dolayısıyla bu durumda kadının eğitimine ve sektörel ihtiyaçlara dönük mesleki eğitimine önem verilmesi gerektiği konusudur.

            Kadının istihdam edilebilirliğinin önündeki engellerden en önemlileri sosyal ve kültürel değerlerdir. Özellikle eğitim düzeyi düşük olan kadınların iş yaşamına katılmaları uygun bulunmamaktadır. Bu nedenle de eğitim seviyesi düşük olan kadınlar, düşük ücretli, sosyal güvencesi olmayan işlere talip olmakta ya da ev hanımı olmayı tercih etmektedirler. Ancak bununla birlikte kadınlar, eğitim düzeyi arttıkça daha bağımsız kararlar alabilmekte, özgüven kazanma açısından gelişim göstermekte ve iş yaşamına daha kolay katılabilmektedir. Dolayısıyla bu durum kırdan kente göç eden kadınların eğitimine özellikle önem verilmesi gerektiğini göstermektedir.

Sonuç ve Öneriler

            Çalışmada, kadının işgücüne katılma oranının düşük olduğu ve çalışma hayatına yeterince katılamadığı görülmektedir. Kadınların işgücüne katılma oranlarının, Türkiye’deki ekonomik gelişmeye paralel olarak seyretmediği ve ekonomik bakımdan istenilen düzeye ulaşmadığı belirlenmiştir. Bu olumsuz gelişmenin de, sosyo-kültürel faktörlerden ve özellikle de toplumun kadınlardan beklediği sosyal rollerden olduğu anlaşılmıştır. Kadın işgücünün eğitim düzeyi oldukça düşüktür. Eğitim seviyesi arttıkça kadınların işgücüne katılım düzeyleri de istihdam edilebilirliği de artmaktadır. Kadın istihdam oranı kırsal alanda diğer alanlara göre daha yüksek olmakla beraber burada kadınlar ücretsiz aile işçisi olarak istihdamın içinde yer almaktadır. Tarım alanında üretken faaliyet içinde, ücretsiz aile işçisi olarak istihdam alanı bulan kadın, kentlere geldikten sonra ise iş bulma imkânlarından yoksun olarak ev kadını statüsü ile işgücünün dışında bırakılmıştır. Toplumsal norm, geleneksel kadın rolünün getirdiği sorumluluklar, kadının eğitim düzeyinin düşüklüğü, cinsiyetçi işbölümü, çalışma şartları, çalışma şartlarının sert olması, ücretlerin düşük olması, evlilik ve çocukların olması kadınların çalışmalarını olumsuz yönde etkilemektedir. Kadınlar için istihdam olanakları eğitimlerine giderek daha fazla bağımlı hale gelmektedir. Verilere göre yüksek eğitimli kadınların işgücüne katılım ve istihdam oranları artmaktadır. Buradan eğitimin kadın istihdamı açısından önemli bir faktör olduğu ve eğitim seviyesi yükseldikçe kadınların daha fazla çalışma hayatında yer alma arzusu içinde oldukları sonucu çıkmaktadır. Türkiye’de nüfusunun yarısı kadınlardan oluşmaktadır. Kadınların çalışma hayatında olumsuz durumlarla karşılaşmasının arkasında büyük oranda ekonomik ve kültürel nedenler yatmaktadır. Bir ülkenin ekonomik ve sosyal açıdan refahı ve kalkınmışlığı açısında baktığımız zaman, kadınların çalışma şartlarının iyileştirilmesi ve iş olanaklarının arttırılması önemlidir.

İşgücü piyasasının küreselleşmesinden kaynaklanan olumsuzluklardan kadınların daha fazla etkilenmesinin nedeni olarak, yeterli mesleki eğitim ve tecrübeye sahip olmamaları gösterilebilir. İstihdama girişte büyük önem taşıyan eğitim seviyesinin arttırılması için özellikle kız çocuklarının okullaşmasının arttırılması yönündeki politikaların güçlendirilmesi, ayrıca kız çocuklarının mesleki eğitim almalarının desteklenmesi gerekmektedir.

            Bu çalışmada, konu ile ilgili yapılan literatür taramasından elde edilen sonuçlara göre şu önerilere ulaşılmıştır:

  • Kadınların çalışma yaşamında karşılaştıkları cinsiyet ayrımcılığına son verilmeli ve fırsat eşitliği sağlanmalıdır.
  • Çalışma koşulları kadınlara uygun hale getirilmeli ve esnek çalışma saatleri ayarlanmalıdır.
  • Kadının üretkenliğini çalışma yaşamında kullanması için kadınların çalışma şartlarının iyileştirilmesi ve iş imkânlarının arttırılması sağlanabilir.
  • Kırsal kesimde ve kentte iş gücüne katılmayan kadınların işgücüne katılmalarını sağlamak için mesleki yaygın eğitime katılmalarını sağlayıcı stratejiler geliştirilmelidir.
  • Örgün eğitimin yanı sıra her ülkede yaygın meslekî eğitim kapasiteleri hem genişletilmeli hem de bu kapasitelerin daha etkili bir şekilde istihdama yönelik olarak kullanılmasına imkân sağlanmalıdır.
  • Ulusal kaynakları ve dış kaynakları daha verimli bir şekilde kullanarak meslekî eğitimin kapasitesi geliştirilmeli ve istihdam alanlarıyla bütünleştirmeye yönelik çeşitli projeler yapılmalıdır.
  • Kısacası, kadının işgücüne dâhil edilmesi öncelikli adım olarak atılmalıdır. Böylece işsizlik ve kayıt dışı ile mücadele daha gerçekçi hale gelecektir. Bunun dışında fırsat eşitsizlikleri giderilmeli, örgün ve mesleki eğitime kadınlar dâhil edilmeli, kırsal kesimdeki ücretsiz aile işçilerinin sosyal güvenliği sağlayan düzenlemeler yapılmalı, çocuk, yaşlı bakımı ve ev işlerinin kadının değil ailenin sorumluluğu olarak görülmesi sağlanmalıdır. Bu konularda yapılan çalışmalar ve atılan adımlar sadece kadının değil toplumun refahını arttıracaktır.

Kaynakça

Akgeyik, T. (2004). Türkiye’de İşsizlik ve İstihdam Politikaları. İktisat Fakültesi Mecmuası, 54(2),1-33.

Alcan, D. (2018). Türkiye’de İşgücüne Katılımın Belirleyicileri ve İşgücüne Katılım Oranı Öngörüleri (Planlama Uzmanlığı Tezi). T.C. Kalkınma Bakanlığı Ekonomik Modeller ve Stratejik Araştırmalar Genel Müdürlüğü (Yayın No: 2979). http://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2018/11/DenizALCAN.pdf. Erişim Tarihi: 2 Aralık 2018.

Gelişli, Y . (2014). Türkiye’de Kadın Eğitimin Bugünkü Durumu. Akademik Bakış Uluslararası Hakemli Sosyal Bilimler Dergisi, (40), 0-0 http://dergipark.gov.tr/abuhsbd/issue/32926/365779. Erişim Tarihi: 25 Aralık 2018.

Gülbeden, D. (1991). Eğitimin Etkinliği ve Türkiye’de Öğretim ile Ekonomik Gelişme Ölçüleri Arasındaki İlişkiler. Ankara: MPM Yayınları No: 450.

Kalan, İ. (1998). Kadın ve Adalet. İstanbul: Kaynak Yayınları.

Karabıyık, İ. (2012). Türkiye’de Çalışma Hayatında Kadın İstihdamı. Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi  32 (1), 231-260.

Karcıoğlu, F. ve Leblebici, Y. (2014). Kadın Yöneticilerde Kariyer Engelleri: “Cam Tavan Sendromu” Üzerine Bir Uygulama. Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi 28 (4), 1-21.

Kırkpınar, L. (1998). Türkiye’de Toplumsal Değişme Sürecinde Kadın, A.B. Hacı Mirzaoğlu (Editör). 75 Yılda Kadınlar ve Erkekler. İstanbul: Tarih Vakfı Yayınları, 13-28.

Korkmaz, A. ve Korkut, G. (2012). Türkiye’de Kadının İşgücüne Katılımının Belirleyiciler. Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 17(2), 41-65.

Lordoğlu, K. ve Kaplan, N. (2005). Çalışma İktisadı. İstanbul: Der Yayınları.

Metin, Ş. ve Kariman, R.A. (2013). Her Alandaki Kadın İstihdamının Artırılması ve Çözüm Önerileri Komisyon Raporu. TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu  (Yayın No: 12). Ankara: TBMM Basımevi.

Öksüz, N. (2007). Mesleki Eğitim Kurslarının Kadınların İstihdam Edilebilirliğine Katkısı ve İŞKUR’un Üstlenebileceği Roller (Uzmanlık Tezi). T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü veri tabanından erişildi.

Önder, N. (2013). Türkiye’de Kadın İşgücünün Görünümü ÇSGB Çalışma Dünyası Dergisi 1 (1) 35-61.

Özaydınlık, K. (2014). Toplumsal Cinsiyet Temelinde Türkiye’de Kadın ve EğitimSosyal Politika Çalışmaları Dergisi 14(33) 93-112.

Özgen, O. ve Ufuk, H. (2001). Kırsal kesimde kadın eğitimi. Türkiye Ziraat Mühendisliği Teknik Kongresi(17-21 Ocak 2001), Ankara: ss.1050-1063.

Parlaktuna, İ. (2010). Türkiye’de Cinsiyete Dayalı Mesleki Ayrımcılığın Analizi. Ege Akademik Bakış, 10( 4), 1217 – 123.

Sarı, E., Çevik, A. (2009). Kadın İçin Kariyer Gelişiminin Önemi, SÜ. Uluslararası–Disiplinlerarası Kadın Çalışmaları Kongre Bildirileri, I. Cilt, 65-74. 

Seval, H.N. (2017). Çalışan Kadınların En Büyük Sınavı: İş-Aile Yaşamı Dengesi(zliği) ve Kadın Sağlığına Etkisi. Bilge Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi 1(2), 184-193.

T.C Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı (2018). Kadının Güçlenmesi Strateji Belgesi ve Eylem Planı 2018-2023. Ankara: Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü.  https://kadininstatusu.aile.gov.tr/kadinin-guclenmesi-strateji-belgesi-ve-eylem-plani-2018-2023. Erişim Tarihi: 25 Aralık 2018.

Taşpınar, M. (2014). Kadın İşgücünün Mesleki Eğitimi. Uluslararası Aile Çocuk ve Eğitim Dergisi, 2(3), 41-48.

TC. Başbakanlık KSGM, (2010). Türkiye’de Kadının Durumu. Ankara: Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü. http://www.keig.org/wp-content/uploads/2016/03/KSGM_TRkadinindurumu2011.pdf. Erişim Tarihi: 24 Aralık 2018.

Türkiye İstatistik Kurumu (2018). İşgücü İstatistikleri Veri Tabanı. http://www.tuik.gov.tr/Start.do. Erişim Tarihi: 29 Aralık 2018.

UNESCO. (2016). Global Education Monitoring Report. http://en.unesco.org/gem-report/.  Erişim tarihi: 22.01.2019.

Editör

Editör

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir