PISA ve Türk Eğitim Sisteminin Çıktıları Üzerine

 PISA ve Türk Eğitim Sisteminin Çıktıları Üzerine

Giriş

Prof. Dr. Sabri Özbaydar’ ın anlattığına göre; Türkiye’de hocalık yapmış ve Türkleri çok seven bir İngiliz profesör, şaşkınlık içinde şunları söylemişti:

“Bakıyorum, sevimli küçük Türk çocukları, başka ülkelerde gördüğüm akranlarından çok daha zeki şeyler. Ama merak ediyorum, sonra okullarda hangi metodu kullanıyorsunuz da bu zeki küçüklerden, şu farklı büyükleri elde ediyorsunuz?” 

Yine vaktiyle iktisat fakültesinde uzun yıllar hocalık yapan Alman Prof. Alexander Rustow’ ın sokakta cıvıl cıvıl oynayan çocuklarımıza bakarak şöyle dediği söylenir: “Sizin ne fevkalâde eğitiminiz(!) var ki şu parlak zekâları on yıl içinde işlemez hâle getiriyor.”

Bu iki tespit bize şunu hatırlatıyor: Eğitim sistemleri ülkelerin “insan yetiştirme düzenleri” dir. Bu nedenle bir toplumun yetiştirdiği insan modelinin kaynağı, ilgili toplumun eğitim sistemi olarak değerlendirilir.

Dünyanın her yerinde insan yetiştirmek üzere inşa edilmiş eğitim sistemleri vardır. Bu eğitim sistemlerinin genel amacı neredeyse bütün toplumlarda aynıdır. Ülkemizin eğitim sisteminin genel amaçları da “iyi insan, iyi vatandaş ve iyi meslek adamı” yetiştirmek olarak belirlenmiştir. Ne var ki yetişen insan modelinin bu amaçlara uygun olarak yetiştiğini söylemek mümkün görünmemektedir. Ailede dünyaya gelen insan yavrusu, belli bir yaşa geldikten sonra(6-7 yaş) eğitim sisteminin okul denilen kurumuna teslim edilmektedir. Birey olmaktan insan olmaya doğru ilerleyen bu insan yavrusu, okulda iyi insan, iyi vatandaş ve iyi meslek adamı olmak üzere yetiştirilmeye çalışılır. Ne var ki bu çalışmaların sonuçları istenen seviyede değildir. Yukarıdaki tespitler de bu durumu teyit etmektedir. Yetiştirdiğimiz insan tipinin iyi olduğunu rahatlıkla söylemek ne yazık ki kolay değildir.

İyi vatandaş ve iyi insan yetiştirme amacı daha çok okulun “eğitim” işlevi ile ilgilidir. Okullarımızdaki en önemli sorunların başında “eğitim sorunu” geldiğini biliyoruz. Yani okullarımızda “eğitim” ihmal edilmektedir. Eğitimin ihmal edildiği bir sistemde “iyi insan”, “iyi vatandaş” yetiştirmenin mümkün olmadığını hepimiz görmekteyiz. Müfredatın kutsandığı, “sınav odaklı” eğitim sistemlerinde eğitimin ihmal edilmemesi mümkün değildir. Çünkü herkes okuldan “sınavlarda iyi puan olan” çocuklar istiyor; vatanını seven insanı talep eden pek yoktur. Oysa 15 Temmuz’da tankları halkın üzerine yürüten insanlar iyi puanlar alıp iyi diplomalara sahip insanlardı; darbenin önlenmesi için ilk kurşunu atan şehit de üniversiteye girecek kadar puan alamamış bir vatan evladıydı. Şimdi bunlardan hangisini tercih edeceğiz?

Eğitimin ihmal edildiği bir sistemde geriye “öğretim” işlevi kalmaktadır. Okulların neredeyse bütün mesailerini “öğretime” ayırdıklarını söylemek gerçeği ifade etmek olacaktır. Peki, okullar bütün mesailerini “öğretime” ayırıyorlar da sonuçta “üreten, yaratıcı, okuyan, problem çözen, aklını kullanabilen, vb.” insanlar yetiştirebiliyor muyuz? Okulda 12 yıl tuttuğumuz öğrenciler yetişkin olduklarında ne kadar üretken olabiliyorlar? Bilgiye ulaşmada kendilerine ne kadar yetebiliyorlar. Kısaca okullarımızda yürüttüğümüz öğretim etkinlikleri üretken insan yetiştirmemize ne kadar katkı sağlayabiliyor? Liseden mezun ettiğimiz bir genç kendi kendine hayatını devam ettirmede ne kadar yeterlidir? Eğitimini ihmal ettiğimiz öğrencilerimiz öğretim konusunda çok mu başarılıdır? Hayır. Bu durum ulusal ve uluslararası sınavlarda aldığımız sonuçlarda kendini açıkça göstermektedir.

Eğitim sisteminin “eğitim” boyutunu ölçmek neredeyse imkânsızdır. Çünkü eğitimin çıktıları istatistiki ifadelerle açıklanamaz. O nedenle eğitim sisteminin başarısı hakkında net sonuçlar söyleyemiyoruz. Yetiştirdiğimiz insanların toplum içindeki davranışlarına bakarak eğitim sistemimizin çıktıları hakkında bir hüküm verebiliriz ama bu hüküm kesin olmayabilir. Dünyanın hiçbir ülkesinde eğitimin çıktılarına bakılarak değerlendirme yapılmaz. Çünkü eğitimin doğası buna müsait değildir.

Eğitim sisteminin “öğretim” boyutunu istatistiki ifadelerle ölçebilir ve değerlendirebiliriz. Bu değerlendirme hem ulusal hem de uluslararası düzeyde olabilir. Eğitim sistemlerinin öğretim başarılarını ölçmeye dayalı en çok kabul gören sınav PISA olarak bilinen sınavdır.

PISA ve Eğitim Sistemimiz

PISA (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı), bir uluslararası eğitim sistemi ölçme-değerlendirme sınavı olup üç yılda bir yapılır. Bu sınav, dünyadaki bütün okulların öğretme-öğrenme başarılarını ölçmeye dönük bir araştırmadır. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından üçer yıllık dönemler hâlinde, 15 yaş grubundaki öğrencilerin kazanmış oldukları bilgi ve becerileri değerlendiren bir araştırmadır. Dünya ekonomisini temsil eden 65 ülkede yapılan bu sınav, 15 yaş gurubundaki öğrencilerin bilgi ve becerilerini ölçüyor. Aynı zamanda ülkelerin eğitim sistemleri ve okulların başarılarına ilişkin veriler ortaya koyuyor. PISA’da zorunlu eğitimin sonunda örgün eğitime devam eden 15 yaş grubundaki öğrencilerin; matematik okuryazarlığı, fen bilimleri okuryazarlığı ve okuma becerileri konu alanlarının dışında öğrencilerin motivasyonları, kendileri hakkındaki görüşleri, öğrenme biçimleri, okul ortamları ve aileleri ile ilgili verilere ulaşılmaktadır.
Sınavı OECD yürütüyor. Türkiye bu sınava ilk defa 2003’te katılmış ve OECD ülkelerinin oldukça gerisinde 44. sırada yer alabilmiştir. Diğer girdiğimiz sınavlarda da benzer sonuçları alan Türkiye, bu sınavlarda genellikle sondan üçüncü olmuştur. Bu sonuçlar, ülkemizde eğitim sistemimizin başarısız olduğuna işaret etmektedir. Genelde daha zengin ülkelerin eğitim başarılarının daha iyi olduğu söylenebilir. Ancak eğitime çok para harcamak başarı için yeterli değildir. Nitekim Türk eğitim sistemine yapılan harcamalar her geçen yıl artmasına rağmen başarı düzeyimizde bir gelişme ortaya çıkmamıştır. Ülkemizin bu sınava girmesinin amacı; küreselleşen dünyamızda, eğitim alanında yapılan ulusal değerlendirme çalışmalarının yanı sıra, uluslararası düzeyde konumumuzu belirlemektir.  Ülkemizin eğitim alanında hangi düzeyde olduğunun, giderilmesi gereken eksikliklerin ve alınması gereken tedbirlerin neler olması gerektiğinin anlaşılması için bu sınava giriyoruz. Türkiye ayrıca bir OECD üyesi olarak eğitim düzeyinin yükseltilmesi amacıyla bu araştırmaya katılmaktadır. 2019 yılında 2018 PISA sonuçları açıklandı. Bu sonuçlar üzerinde eğitim sistemimizin durumu nasıldır? Son PISA sonuçları eğitim sistemimiz için neler söylediğine bakalım.

Uluslararası PISA 2018’in ne dediği hepimizi ilgilendiriyor; öğretmenleri, eğitim yöneticilerini, eğitim bilimcileri ve tabii ki Milli Eğitim Bakanlığını yönetenleri!.. Sahi bu sonuçlar ne diyor? “Değişen bir şey yok” diyor aslında. Ortada hafif bir toparlanma ve iyileşme olmakla birlikte, hâlâ Türkiye’de 15 yaş öğrencilerin performansı OECD ortalamasından; Fen Bilimlerinde 21 puan, matematikte 35 puan ve okumada 21 puan daha düşük görünmektedir. Buna rağmen, Türk eğitim sisteminin bir toparlanma ve iyileşme eğilimine girdiği söylenebilir.

Sonuçlar 2015’e göre bir iyileşmenin olduğunu, ancak 2012’ye göre de önemli bir değişiklik ortaya çıkmadığını göstermektedir. Değerlendirmeye katılan 79 ülke içinde Türkiye, okuma becerilerinde 40. Matematikte 42. Fen bilimlerinde 39. sırada yer almıştır.

Sonuçlara göre, Türkiye’de okuduğunu anlamayan öğrenci oranı %37’nin üstüne çıktı. Yani 15 yaş gurubu öğrencilerimizin %37’si okuduğunu anlamıyor. Bu sonuç hepimizi düşündürmeli ve okuduğunu anlamaya dönük ne gibi tedbirler alınabileceğinin üzerinde kafa yorulmalıdır.

PISA gibi uluslararası değerlendirmelerden elde edilen veriler, eğitim sisteminin performansının geliştirilmesi için önemli ipuçları barındırmaktadır. Bu sonuçlara bakarak, öğrencilerin hazırbulunuşluk düzeyleri hakkında fikir edinilebilir. Ayrıca bu sonuçlara bakarak, öğretmenlerin kalitesi hakkında fikir sahibi olabiliriz.  Hatta bu sonuçlara bakarak, okul yönetiminin etkililiği konusunda önemli ipuçları yakalanabilir. Çünkü sınıftan istenilen sonuç alınamıyorsa, o sınıfın yönetiminde sorun olduğu söylenebilir. Aynı şekilde, okul başarısı düşükse, okul yönetiminde zaafın olduğu rahatlıkla söylenebilir. Bu sonuçlardan yola çıkılarak, eğitim sisteminin ilgili paydaşlarının geliştirilmesine katkı sağlanabilir. Bu sonuçlara bakarak öğretmen kalitesinin geliştirilmesi ve motivasyonunun yükseltilmesinin yolları aranabilir. Bu sonuçlar, ayrıca okul yöneticiliğinin meslekleşmesi ve liyakate dayalı bir profesyonelleşmeye evrilmesi için de bir sebep olabilir.

Bu sınav sonuçlarından kendimize dersler çıkarmadıkça, bu sınavların tekrarlanmasının hiçbir değeri olmaz. Düşünün ki, hiç ders yapmadan, her hafta sınav yaparak, öğrencilerimizin performansını yükseltmeye çalışırsak, başarılı olabilir miyiz?

Çocuklarımızın okuma becerileri neden düşük? Bu sınav sonuçlarına bakarak bu soruya cevap arasak bile, büyük bir iş yapmış oluruz. Ben söyleyeyim: Türkçe okuma yazma becerilerini nasıl öğrettiğimiz önemli. Ama daha önemlisi, bu becerileri nasıl değerlendirdiğimiz hususudur. Testle Türkçe okuma yazma becerisini değerlendirmek, çok yanıltıcı olabilir; Türkçe bilgisi testle, test edilemez! Okuma-yazma becerisi okuyarak, yazarak öğrenilir ve değerlendirilir. Biz ilkokul birinci sınıftan itibaren, çocuklarımızı testle tanıştırıyor ve onların Türkçe bilgilerini testle ölçmeye çalışıyoruz. Sonuçta ne oluyor? Öğrenciler üniversiteyi bitiriyor ama bir özgeçmiş yazmak için arzuhalciye müracaat ediyor. Bu durum vahim bir durumdur. Son PISA da bu vahim duruma tekrar işaret etmektedir.

Uluslararası PISA’da başarımızın düşük olduğunu biliyorduk. Ama bunun yerli olmaması dolayısıyla başarımızın düştüğüne de inanıyorduk. Bunun için PISA’nın yerlisini yaptık. Değişen bir şey yok. Sonuçlar birbirine çok benziyor. Yerli PISA sonuçlarına göre; Türkçe dersinde öğrencilerin yüzde 3.6’sının düzeyi temel altı, yüzde 22.4’ünün temel, yüzde 44.6’sının orta, yüzde 23’ünün orta üstü ve sadece yüzde 6.4’ünün ileri düzeyde olduğu belirlendi. Matematik testinde ise öğrencilerin 26.4’ünün düzeyi temel altı, yüzde 33.6’sının temel, yüzde 28.7’sinin orta, yüzde 8.2’sinin orta üstü ve sadece yüzde 3.1’inin ileri düzeyde olduğu ortaya çıktı.  Fen ve teknoloji dersinde öğrencilerin 17.9’unun düzeyi temel altı, yüzde 34.4’ünün temel, yüzde 33.3’ünün orta, yüzde 10.3’ünün orta üstü ve sadece yüzde 4.1’inin ileri düzeyde olduğu belirlendi. Sosyal bilgiler testinde ise öğrencilerin 6.3’ünün düzeyi temel altı, yüzde 25.7’si temel, yüzde 40.9’u orta, yüzde 16.8’i orta üstü ve yüzde 10.3’ü ileri düzeyde. Bu sonuçlara göre, öğrencilerimizin yarısının 8 yılda hiçbir şey öğrenmediği söylenebilir. Yerli PİSA(ABİDE) araştırmasında elde edilen bulguların genel olarak, Türkiye’nin katıldığı uluslararası durum belirleme çalışmaları PISA gibi sınav sonuçlarıyla örtüştüğü görüldü. Araştırmada öğrencilerin eğitim hedefleri yükseldikçe ABİDE’de değerlendirme yapılan alanlardaki puanların da arttığı sonucuna ulaşıldı. Eğitim hedefi yükseköğrenime devam etmek olan öğrencilerin başarılarının hedefi liseyi bitirmek olan öğrencilere kıyasla daha yüksek olduğu görüldü.

Peki sorun ne?… PİSA direktörüne göre birinci sorun; Eğitim sisteminizin öğrettiği her şey gereksiz. Bu sorun bütünüyle doğru olmasa da büyük oranda temel bir gerçeğe işaret ediyor. Eğitim sistemimizin gelecekte gereken becerileri öğretemediğimizi gerçek. PISA direktörü ikinci olarak “Bilgi aktarmaktan vazgeçin, öğrencilere düşünmeyi öğretin,” dedi. Bunu bilmeyen hiçbir öğretmen var mı? Öğrencilere düşünmeyi öğretemiyoruz. Çünkü o takdirde sınavlardan geri kalıyoruz; müfredatı yetiştiremiyoruz. O zaman bu “sınav odaklı” eğitim sistemi var oldukça, biz düşünmeyi öğretemeyeceğiz demektir. Bunun böyle olduğunu anlamak için eğitim uzmanı olmanıza gerek yoktur.

 PISA direktörüne göre,  “Eğitim sistemimizin kalitesi öğretmen kalitemizle aynı seviyededir.” Çok doğru. Ama bunu yeni mi öğrendik? Ya da bunu Batılı biri dediği zaman daha mı kıymetli oluyor? Öğretmeniniz ne kadar kaliteliyse, eğitim sisteminiz de o kadar kalitelidir. O zaman öğretmen kalitesini geliştirmek için çaba harcamamız gerekir. Öğretmen kalitesi de salt hizmet öncesinde yapacağınız öğretmen eğitiminin geliştirilmesi ile yükselmez. Öğretmen kalitesi, hizmet içi eğitim, işbaşında eğitim ve lisansüstü eğitim marifetiyle istenen seviyeye gelebilir. Bütün uygulamalar, eğitim sisteminin temel öğesi olan öğretmen kalitesinin geliştirilmesinin şart olduğuna işaret etmektedir. Öğretmen kalitesinin geliştirilmesi, öğretmenin kişisel ve mesleki anlamda gelişmesi ile mümkün olabilir. Müfredatı kutsamayan, onu ancak bir rehber olarak kabul edebilen öğretmen, öğrencilerini geleceğe hazırlayabilir. Geleceğe hazırlanan öğrencinin de öncelikle öğrenmesi gereken şey, düşünmeyi öğrenmektir. Düşünmeyi öğretebilmek için öğretmenin düşünen, okuyan, eleştiren bir kişi olması şarttır. Düşünmeyi bilmeyen, salt programı izleyip öğrencilerine dikte ettiren öğretmenin düşünen öğrenciler yetiştirmesi nasıl mümkün olabilir?

Sonuç

İnsan yetiştirme düzenimiz olan eğitim sistemi amaçlarında belirlediği insan modelini yetiştirmede başarısız kalmıştır. On dokuz yıldan beri eğitimde birçok iyileştirmeler yapılmış olmasına rağmen istenilen eğitim düzeyinde insan yetiştirmede başarısız kaldık. Eğitim sisteminin eğitim ve öğretim boyutu olduğunu biliyoruz. Eğitim boyutunu ölçerek görmemiz mümkün değildir. Yetiştirdiğimiz insanların davranışlarına bakarak eğitimde nerede olduğumuz hakkında bir hüküm verebiliriz. Görünen o ki yetiştirdiğimiz insan modeli “eğitim” boyutunda istenilen düzeyde değildir. “Eğitimli insan” “iyi bir üniversite mezunu insan” olarak anlaşılmaktadır. Oysa “iyi insan” demek “iyi diploması olan insan” demek değildir. Eğitimli insan bildikleriyle amel eden, bilgisini davranışlarına yansıtan insandır. İyi diploması var ama şiddeti normal görüyorsa bu insanın “eğitimli insan” olması mümkün değildir. Eğitimli insanı tanımlamak zordur belki ama eğitimli insanı gördüğünüz zaman onun eğitimli olduğunu anlarsınız. Okullarımızın en önemli sorunlarından biri, okullarda öğretimin var olduğu ama eğitimin eksik olduğu hususudur. Çocuklarının iyi eğitilmesi için özel hoca tutan birini biliyor musunuz? Ama öğretimde başarılı olmaları için özel öğretmen tutan çok insan var. Nitekim eğitimi ölçemediğimize göre hiç olmazsa okulların öğretim başarısını ölçelim diyerek ulusal ve uluslararası sınavları uygulamaya koyuyoruz. Bu sınavlardan en çok tutulanı ve konuşulanı PISA olup ülkemiz 2003’ten beri bu sınavlara katılmaktadır. Bu sınavlarda da başarımız maalesef beklediğimiz yerde değil. Yani eğitim sistemimiz, hem insan yetiştirme bakımından hem de yetiştirdiği insanların öğrenme becerileri bakımından bilgi çağının gerektirdiği donanıma sahip olmadığı görülmektedir. Bilgi çağının gerektirdiği insan tipi düşünen, soru soran, problem çözen, araştıran, enformasyonu bilgi haline getirmeyi becerebilen insandır. Ülkemiz maalesef bu özelliklere sahip insanları yetiştirme konusunda yeterince başarılı görünmemektedir.

Eğitimde aslında bütün sorunlar belli, çözüm önerileri de… Önemli olan Türk eğitim sisteminin sorunlarını bir “dava” olarak kabul edip gereğinin yapılmasını sağlamaktır. Bildiğimiz sorunlar için sürekli araştırmalar yapıp aynı sonuçlara ulaşmanın kimseye bir faydası olmaz. Türk eğitim sistemini bir memleket davası olarak kabul etmekle işe başlamanın çok önemlidir. 

Belki işe Türk eğitim sisteminin amaçlarını yeniden yazmakla başlamak gerekir. Çünkü bu amaçlar 1971 muhtırasının gölgesindeki hükümetçe yazılmıştır. Ayrıca askeri dönemin kalıntısı bir anayasayı da yeniden yazmak da işe yarayabilir. Amaçları netleştirmeden yetiştireceğiniz insan modelini açıkça belirlemeden yapacağınız bütün uygulamalar sonuçsuz kalmaya mahkûmdur.

 “Sınav odaklı” bir eğitim sisteminde amaçları yeniden yazmadan sadece “akıllı sorular” hazırlayarak eğitim başarısını ileriye götürmek mümkün değildir. Eğitim sistemini “sınav odaklı” olmaktan çıkarmadıkça uluslararası sınavlardaki başarılarımızın iyi gideceğini düşünmek boşunadır. Sınav odaklı ve öğretmen merkezli sınıflarda akıllı ders yapılmadıkça soruların akıllı olması bir işe yaramayacaktır. Bu uluslararası sınavlarda neden başarısız olduğumuz belli değil mi? Biz sınıflarda öğretmen merkezli eğitim yapıyoruz. Ama uluslararası sınavlarda akıllı ve düşünmeye dayalı sorulara muhatap oluyoruz. Durum ortada. Galiba okulları ve sınıfları yeniden kurarak öğrenci merkezli eğitimi gerçekten hayata geçirmekten başka bir çaremiz yoktur.

Editör

Editör

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir