Özel Eğitimli Bireyler İçin Program Geliştirme Süreci ve Hayat Boyu Öğrenmenin Bu Süreçteki Rolü

 Özel Eğitimli Bireyler İçin Program Geliştirme Süreci ve Hayat Boyu Öğrenmenin Bu Süreçteki Rolü

Giriş

Eğitim, kavramsal olarak, bireyleri belli bir konuda bilgilendirerek, yetiştirme ve geliştirme olarak tanımlanabilir. Öğretim ise, daha çok belli bir iş, meslek veya sanat için ihtiyaç duyulan beceri ve alışkanlıkların öğrenilmesi maksadıyla yapılan çalışmalar bütünüdür. İnsanoğlu, doğuşundan itibaren öğrenme ihtiyacı duyan, hayatını idame ettirebilmek için, çeşitli biçimlerde eğitimin içinde yer alan bir varlıktır. Dolayısıyla insan, beşikten mezara kadar öğrenme sürecinin bir parçasıdır. Öte yandan Sanayi Devrimi ile başlayan süreç sonucunda, ekonomik olarak piyasaların küreselleşmesi, teknolojik ve bilimsel gelişmelerin hız kazanması, adeta bilgi toplumuna dönüşümün bir neticesi olarak, her yaşta bireylerin hayat boyu öğrenme becerilerine sahip olmasını zorunlu kılmıştır. Bu bağlamda bakıldığında, küresel dünyada var olabilmek ve toplumların ulaştığı medeniyet zirvesine ulaşabilmek için, her kademe ve her yaştaki bireylerin, hayat boyu öğrenme sürecinde aktif olarak rol alması, kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır.

Eğitim, hayat boyu süren uygulamalı bir bilim dalıdır. Eğitimin uygulamalı bir bilim dalı olması, eğitim programlarının ve hatta eğitim problemlerinin de bütünsel yaklaşımlarla ele alınmasını zorunlu kılar. İşte bu zorunluluk bağlamında, eğitimde program geliştirme süreci de hedef, içerik, öğrenme-öğretme süreci ve değerlendirme aşamaları arasında dinamik bir ilişkiler bütünüdür. Eğitim ve program geliştirme, süreklilik ve değişkenlik içeren bir süreçtir. Gerek bilimsel ve teknolojik gelişmeler gerekse ekonomik, sosyolojik, psikolojik ve hukuksal yaşamdaki değişiklikler, eğitim ve program geliştirme süreçlerinin dinamizmini etkileyen başlıca faktörlerdir.

Kavramsal Olarak Özel Eğitim

Özel eğitim, çoğunluğa göre farklılıklar barındıran özel gereksinimli çocuklara sunulan, onların yetenekleri doğrultusunda kapasitelerinin en üst düzeye çıkmasını sağlayan, mevcut yetersizliklerini engele dönüştürmeyi önleyen, özel gereksinimli bireyi kendine yeterli hale getirerek toplumla kaynaşmasını destekleyecek becerilerle tanışmasını sağlayan bir eğitim sürecidir.

MEB Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği’nin “Tanımlar” başlıklı 4. Maddesinin (ş) bendinde özel eğitim, “Bireysel ve gelişim özellikleri ile eğitim yeterlilikleri açısından akranlarından anlamlı düzeyde farklılık gösteren bireylerin eğitim ve sosyal ihtiyaçlarını karşılamak üzere geliştirilmiş eğitim programları ve özel olarak yetiştirilmiş personel ile uygun ortamlarda sürdürülen eğitim” olarak tanımlanmıştır.

Özel eğitim tanımlarına kısaca göz attıktan sonra, özel eğitimin temel kavramları sayılabilecek “Zedelenme”, “Yetersizlik” ve “Engel” kavramlarına da değinmek gerekir.

Zedelenme; bireyin psikolojik, sosyolojik, fizyolojik veya anatomik yapısında geçici ya da kalıcı türden bir kayıp, yapı veya işleyiş bozukluğu sonucunda, organların işlevlerini ve görevlerini yerine getirmede zorlanması olarak özetlenebilir. İşitme engeli, zekâ geriliği, felçli olma durumu, bedensel engel vb. zedelenme durumunun örnekleridir.

Yetersizlik; zedelenme ya da türlü sapmalar sonucunda bireyin normal durumlarda yapması gereken bir etkinliği yerine getirememesi veya sınırlanması durumudur. Bacaklarındaki sakatlıktan dolayı yürüyememe, koşamama, işitme kaybından dolayı işitememe, iletişim kuramama, zihinsel engelden dolayı algılayamama vb., yetersizlik durumunun örnekleridir. Yetersizlik durumları bazen geçici, bazen de kalıcı olabilmekte, esasen duruma ve kişiye göre değişiklik arz etmektedir.

Engel ise; hayatı boyunca bireyin yaşına, cinsiyetine, sosyal ve kültürel faktörlere bağlı olarak oynaması gereken bazı rolleri, yetersizliği yüzünden gereği gibi yerine getirememesi durumunda ortaya çıkar. Başka bir anlatımla, bireyin yapması gereken etkinlik ve faaliyetleri, engelinden dolayı yapamaması sonucunda, yetersizlik durumu, engele dönüşmüş olur. Örneğin, işitemeyen çocuğun anlayamaması, çevresiyle iletişim kurup konuşamaması, sözlü iletişime dayalı rolleri yerine getirememesi veya bacaklarındaki yetersizlikten dolayı koşup oynayamaması, birer engel örnekleridir.

Özel Eğitime İhtiyacı Olan Bireyler

MEB Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliğinde, özel gereksinimli çocuklar, aşağıdaki gibi sınıflandırılmıştır:

  • Zihinsel Yetersizlik (hafif, orta, ağır, çok ağır),
  • İşitme Yetersizliği,
  • Görme Yetersizliği,
  • Ortopedik Yetersizlik,
  • Sinir Sisteminin Zedelenmesi ile Ortaya Çıkan Yetersizlik,
  • Dil ve Konuşma Güçlüğü,
  • Özel Öğrenme Güçlüğü,
  • Birden Fazla Alanda Yetersizlik,
  • Duygusal Uyum Güçlüğü,
  • Süreğen Hastalık,
  • Otizm,
  • Sosyal Uyum Güçlüğü,
  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu,
  • Özel Yetenek.

Özel eğitim ihtiyacı bulunduğu düşünülen bireyler, çeşitli aşamalarda ve çeşitli yöntemlerle belirlenebilirler. Riskli hamilelikte izleme, doğum anında ortaya çıkan güçlükler, erken çocukluk döneminde farkına varma, bireyin ailesinin veya kendisinin başvurması, zorunlu eğitim çağı ve sonrasında farkına varma, sağlık ve eğitim amaçlı taramalar sonucunda tespit edilebilirler. Özel eğitime gereksinim duyan bireylerin erken tanısı, uygulanacak eğitim ve eğitim programlarının başarısı açısından oldukça önemli bir noktadır.

Özel Eğitimde Tarihsel Süreç

Osmanlı Devleti’nde, özel gereksinimli bireyler için planlı bir çalışma sergilenmemiş ise de, bu kapsamda hizmet vermek üzere sayısız vakıf ve rehabilitasyon merkezleri kurulduğu bilinmektedir. Özellikle Pazar ve ibadethane yakınlarında “Bimarhane” adıyla bakımevleri inşa edilerek, özel gereksinimli bireylerle yaşlıların sosyal hayattan kopmadan barınma, tedavi ve rehabilitasyon ihtiyaçları giderilmiştir.

Dört yaşından itibaren sıbyan mektepleriyle başlayan eğitimde, özellikle işitme ve konuşma yönünden özel gereksinimli çocuklara özel programlar uygulanmıştır. Sultan II. Abdülhamid döneminde, “Bi-zebanlar” adında özel merkezler açılmıştır. Farklı yaş aralığındaki bu özel gereksinimli bireyler için özel kıyafet uygulaması getirilmiş, böylelikle diğer insanların ve trafikteki araç sürücülerinin bu bireyleri fark etmesi ve gerektiğinde onlara yardımcı olmaları sağlanmıştır.

Ayrıca Osmanlı Döneminde, dünyada özel yetenekli bireyler için planlı ve bütüncül bir yaklaşımla eğitim veren ilk kurum, Enderun bünyesinde faaliyete başlamıştır. Ardından, özel eğitim gereksinimi olan çocukların eğitimine yönelik olarak 1889 yılında İstanbul Ticaret Mektebi bünyesinde, işitme engelli çocuklara eğitim veren bir okul açılmıştır.

Daha sonra 1921 yılında Özel İzmir Sağırlar-Körler Okulu hizmete açılmış ve1924-1950 tarihleri arasında dönemin Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı bünyesinde hizmet verdikten sonra, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmıştır.

       1950 yılından 1980 yılına kadar Özel Eğitim Hizmetleri, İlköğretim Genel Müdürlüğü bünyesinde hizmet vermiştir. 1955 yılında, eğitimde ve özellikle rehberlikte kullanılacak ölçme araçlarını geliştirmek üzere Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’na bağlı bir Test-Araştırma Bürosu kurulmuştur. 1980 tarihinde ise Özel Eğitim Genel Müdürlüğü kurulmuş, 1983 tarihli 179 sayılı KHK. İle Özel Eğitim ve Rehberlik Dairesi Başkanlığına dönüştürülmüştür. Daha sonra 3797 sayılı Kanun ile Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü kurulmuş, 1997 tarih ve 573 sayılı KHK ile özel eğitimin esasları belirlenmiştir.

Özel Eğitimde Programlar

Özel eğitim hizmetlerinin, özel eğitime gereksinimi olan bireylerin, fiziksel ve toplumsal çevrelerinden soyutlanmaksızın planlanması ve yürütülmesi gerekmektedir. Özel eğitime gereksinimi olan bireylerin erken dönemde tespiti ve dolayısıyla bu eğitime olabildiğince erken yaşta başlanılması önem arz etmektedir. Bu bireylerin performansları da göz önünde bulundurularak, amaç, içerik ve eğitim süreçlerinde ve aynı zamanda değerlendirme aşamalarında özgün uyarlamalar yapılarak, akranları ile birlikte eğitilmelerine öncelik verilmelidir. Öte yandan özel eğitim gereksinimi bulunan bireylerin, her tür ve kademedeki eğitimlerinin başarılı ve istikrarlı bir biçimde sürdürülebilmesi bakımından, başta rehabilitasyon hizmeti sağlayıcılar olmak üzere, tüm kurum ve kuruluşların iş birliği içerisinde hareket etmesi, özel eğitimin başarısını belirleyen en önemli faktörlerden biridir.

Özel eğitim gereksinimi bulunan bireylere yönelik olarak hazırlanacak eğitim programı ve planları, bireylerin bireysel beceri ve yeterlilikleri ile gelişim aşamalarındaki özellikleri bilimsel olarak değerlendirilmek suretiyle ele alınarak, bireyselleştirilmiş eğitim planları geliştirilir ve buna paralel olarak eğitim programları da bireyselleştirilerek uygulanır. Bu aşamada ilgili ailelerin, özel eğitim süreçlerine aktif olarak katılımlarının sağlanabilmesi açısından, öncelikle onların da ihtiyaç duyduğu eğitim sağlanmalıdır. Zira özel eğitime gereksinim duyan bireylerin ailelerinin bu eğitim sürecinin bir paydaşı olmaları, ancak bu şekilde mümkün ve anlamlı hale gelecektir. Ayrıca, özel eğitime gereksinimi bulunan bireylerin, içinde yaşadıkları toplum ve çevre ile sürekli iletişim halinde bulunacağı gerçeğinden hareketle, bu etkileşim sürecinin de özel eğitim programına dahil edilmesi gerekmektedir.

Kavramsal Düzeyde Hayat Boyu Öğrenme ve Kapsamı

Dünyada değişimin ve dönüşümün yavaş olduğu asırlarda gerek bilimsel gelişmeler gerekse teknolojik yenilikler uzun zaman süreçleri içerisinde meydana geldiğinden, o dönemlerde bireyler, örgün eğitim kurumlarında öğrendikleri bilgi ve becerileri hayatlarının önemli bir bölümünde kullanabilmekte idiler. Çünkü o dönemlerde, öğrenilen bilgilerin ömürleri uzun idi. Ayrıca bugünkü teknoloji ve bilişim imkanları da bulunmadığından, örgün eğitim sonrasında yeni bilgilere ulaşmak da zor idi. Bunun sonucu olarak, örgün eğitim kurumlarında müfredatlar ağır, ders yükleri de oldukça fazla idi.

Oysa yaşadığımız dünyada, toplumsal, siyasal, kültürel ve ekonomik anlamda çok hızlı değişim ve dönüşümler meydana gelmektedir. Bu değişim ve dönüşümlere uyum sağlayabilmek veya ayak uydurabilmek için tüm insanların, hayatları boyunca eğitim almaları gerçeği ortaya çıkmaktadır. Bireylerin kendilerini sürekli olarak yenileyerek, dünyadaki değişim ve dönüşümlere uyum sağlayabilmeleri, ancak hayat boyu öğrenme ile mümkün olacaktır. Başka bir anlatımla hayat boyu öğrenme, insan yaşamının başlangıcından, sonuna kadar devam eden bir süreçtir. Bu süreçte hayat boyu öğrenme, örgün eğitimin ortaya koyduğu yaş ve mekân gibi kimi tahditlere bağlı kalınmaksızın, bireylerin her türlü bilgi, beceri, tutum ve davranışlar edinmesini kapsamaktadır.

Bu bağlamda “Hayat Boyu Öğrenme”, bireylerin bulunduğu mekânda gerçekleştirilebilen, yer, zaman, yaş, eğitim seviyesi gibi her türlü kısıtlılığı ve farklılığı ortadan kaldıran bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kavramsal bakış açısı, aslında öğrenmenin doğumdan ölüme kadar, hayatın her alanına ve her anına yayılarak, bireylerin kendini geliştirmesi ve kendi öğrenimine devam etmesi sonucuna ulaşmaktadır. Dolayısıyla hayat boyu öğrenme, bireyin yaşamı boyunca bilgisini, becerilerini, yeterliliklerini, performansını hem toplumsal, hem de mesleki anlamda geliştirmeyi amaçlayan tüm çalışmalar ve faaliyetler bütünü olarak tanımlanabilir.

Hayat boyu öğrenme, bireylerin yaşamı boyunca üstlenilen her türlü öğrenme etkinliğini kapsadığından, oldukça geniş bir kapsam alanı bulunmaktadır. Bu açıdan hayat boyu öğrenme; örgün ve yaygın öğrenme, teknik beceri ve bilgi kazanımı sağlayan kurslar, iş yerlerinde kazanılan mesleki becerilerin kazanılmasını sağlayan öğrenme süreçleri gibi çok geniş bir öğrenme alanını kapsar. Bu sebeple hayat boyu öğrenme, yaş, toplumsal statü ve eğitim seviyesine bakılmaksızın her kademedeki eğitim kurumlarında, iş yerlerinde veya toplumun herhangi bir mekânında gerçekleştirilebilmektedir. Zira formal education için “örgün eğitim”, non-formal education için “yaygın eğitim” kavramları kullanılmaktadır.

Çoğu eğitimcinin de ifade ettiği üzere hayat boyu öğrenme, insana ve bilgiye yatırımın artmasını, teknoloji ve bilişim başta olmak üzere, dünyanın değişim rüzgarına ayak uydurabilmek için temel bilgi ve becerilerin edinilmesini destekleyen ve öğrenme fırsatlarının tüm bireylere sunulmasını sağlayan oldukça esnek formlar içeren bir öğrenme sürecidir.

Esasında hayat boyu öğrenme hem örgün hem de yaygın eğitim süreçlerini kapsamaktadır. Zira hayat boyu öğrenme, örgün eğitim sonrası eksik veya yetersiz kalan alanın sonradan tamamlanması ve bir anlamda bireylerin gün ışığına çıkarılmamış yeteneklerinin keşfedilmesini sağlayan bir süreçtir. Bu anlamda hayat boyu öğrenme, örgün eğitimin bir alternatifi değildir. Hayat boyu öğrenme süreci, bir yandan istihdam alanlarına insan kaynağı temin ederken, bir yandan da bireylerin kendilerini yenileyerek ve geliştirerek toplumla uyumlu hale gelmelerini sağlamaktadır. İşte bu noktada, hayat boyu öğrenme sürecinin bireylerin yaşamının vazgeçilmez bir öğesi durumuna getirilmesi önem arz etmektedir. Sürecin işlerlik kazanması ve kesintisiz bir biçimde yürütülebilmesi açısından, kamu kurum ve kuruluşlarının yanı sıra sivil toplum organizasyonlarının, yerel yönetimlerin ve hatta medya kuruluşlarının sürece sahip çıkmaları gerekmektedir. Böylece hayat boyu öğrenme kültürünün oluşması mümkün hale gelecek ve bunun sonucunda da hayat boyu öğrenmenin önündeki kimi engellerin ortadan kalkması sağlanacak ve tüm eğitim sağlayıcıların koordinasyonunun sağlanması kolaylaşacaktır.

Türkiye’de ve Dünyada Hayat Boyu Eğitim

Dünyada Hayat Boyu Öğrenme kavramının kullanımına bakıldığında, ilk kez İngiltere Kalkınma Bakanlığı’nın 1919 yılında yayımladığı bir raporda kavrama yer verildiği görülmektedir. Sözü edilen raporda “Yetişkin eğitimi, vatandaşlığın ayrılmaz bir parçasıdır ve yetişkinliğin erken dönemleriyle ve az sayıda kişiyle sınırlı değildir ve hayat boyu olması gerekir” şeklinde bir ifadeyle Hayat Boyu Öğrenme kavramından söz edilmiştir. Ardından, anılan raporu hazırlayan komisyon üyelerinden Basil YEAXLEE tarafından 1929 yılında Hayat Boyu Eğitim adlı kitap yayımlanmıştır.

Zaman içerisinde Hayat Boyu Öğrenme, sadece belirli bir ülkenin ya da uluslararası bir organizasyonun değil, tüm dünyanın yoğun ilgi gösterdiği bir yaklaşım olmuştur. Hayat Boyu Öğrenme kavramı, özellikle Avrupa Birliği’nin eğitim politikalarının genel çerçevesini oluşturan ana unsur olarak ele alınmıştır. Avrupa Birliğinin eğitim politikalarını oluşturan raporlarda hayat boyu öğrenme, yalnızca eğitim ve mesleki eğitimin bir şekli değil, kesintisiz olarak öğrenme ortamları oluşturma ve bu öğrenme ortamlarına katılımda bireylere rehberlik etme anlayışı olarak kabul görmüştür.

1970’li yıllardan başlamak üzere hayat boyu öğrenme, UNESCO ve OECD başta olmak üzere, tüm eğitimciler ve eğitim politikacıları arasında “Sürekli Eğitim” kavramı olarak yaygınlaşmaya başlamıştır.

UNESCO tarafından, Edgar FAURE başkanlığında bir kurul oluşturulmuş ve 1972 yılında “Olmayı Öğrenmek – Bugünün ve Yarının Eğitim Dünyası” adlı Faure Raporu yayımlanmıştır. Bu raporda, eğitim hizmetlerinin okul yaşı sınırları dışına yayılması, eğitime hayat kalitesini artıran bir araç olarak gösterilen ilginin artması, günlük hayatın ihtiyaçları ile bağlantılı eğitim alanlarının geliştirilmesinin üzerinde durulması, eğitim ile ilgili kararlara çalışanların, ailelerin ve toplum üyelerinin katılması ve ayrıca planlamada, yönetimde ve hedef belirlemede açık fikirli olunması gibi önemli vurgular yapılmıştır. Dolayısıyla Faure Raporunda ilk kez hayat boyu öğrenme ile ilgili olarak insan, eğitim ve toplum kavramlarını içeren bir felsefe geliştirilmiştir.

Hayat Boyu Öğrenme konusundaki en önemli adım ise, Avrupa Parlamentosu’nun 1996 yılını “Avrupa Hayat Boyu Öğrenme Yılı” ilan etmesiyle atılmıştır. 1996 yılının “Avrupa Hayat Boyu Öğrenme Yılı” olarak ilan edilmesiyle, vatandaşların çalışma hayatına ve demokratik karar alma süreçlerine katılımlarının, ekonomik, teknolojik ve toplumsal değişime uyum yeteneklerinin artırılması amaçlanmıştır.

2000 yılında Lizbon’da düzenlenen Avrupa Konseyi toplantısında üye devletlerin hükümet temsilcileri tarafından imzalanan 10 yıllık stratejide, hayat boyu öğrenme, temel unsur olarak yer almıştır. Lizbon Zirvesinde, Avrupa’da yaşayan bireylere yaşamlarının farklı dönemlerinde eğitim fırsatları sunulması gerekliliği vurgulanarak, gençlere, yetişkinlere, işsiz kalma riski taşıyan bireylere ve işsizlere yönelik uygun eğitim-öğretim programlarının oluşturulması zorunluluğu ifade edilmiştir.

Öte yandan Avrupa Komisyonu tarafından, 30 Ekim 2000’de “Yaşam Boyu Öğrenme Memorandumu” ilan edilerek, hayat boyu öğrenme, her türden eğitim ve öğretimin bir araya toplanması gereken bir şemsiye olarak ifade edilmiştir. Komisyon, yaptığı bu çalışma ile hayat boyu öğrenme için tüm insanlara eşit fırsatların sunulduğu, eğitim öğretim hizmetlerinin bireylerin taleplerine göre düzenlendiği bir toplum oluşturmayı öngörmüştür.

Her ülke ve her toplum, hayat boyu öğrenme kültürünü oluşturmak için çeşitli stratejiler geliştirmiş ve eğitim politikalarında hayat boyu öğrenme kavramına zamanla daha fazla önem vermeye başlamışlardır.

Türkiye’nin uzun vadeli stratejik hedeflerini belirleyen ve Devlet Planlama Teşkilatı tarafından hazırlanan beş yıllık planlardan birisi olan, 2001-2005 yıllarını kapsayan ve 2000 yılında hazırlanan Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planında, Milli Eğitimin, herkes için hayat boyu öğrenme anlayışıyla bilgiye ulaşma yolunu öğreten, etkili bir rehberlik hizmeti sunan, üretime yönelik eğitimin öncelikli olduğu bir sistem içerisinde yeniden düzenlenmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Türkiye, hayat boyu öğrenme konusuna verdiği önemi Millî Eğitim Bakanlığı çatısı altında “Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü’nü kurarak göstermiş ve bu yolla çalışmaların tek merkezden sürdürülmesi planlanmıştır. Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 12. maddesinde, Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde kurulan Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğünün görevleri şu şekilde sıralanmıştır:

  1. Zorunlu eğitim dışında, eğitim ve öğretimi hayat boyu devam edecek şekilde yaygınlaştırmak amacıyla politikalar oluşturmak, bunları uygulamak, izlemek ve değerlendirmek.
  2. Yaygın eğitim ve öğretim ile açık öğretim hizmetlerini yürütmek.
  3. Örgün eğitim sistemine girmemiş, herhangi bir eğitim kademesinden ayrılmış veya bitirmiş vatandaşlara yaygın eğitim yoluyla genel veya meslekî ve teknik öğretim alanlarında eğitim ve öğretim vermek.
  4. ç) Yaygın eğitim ve öğretim okul ve kurumlarının eğitim ve öğretim programlarını, ders kitaplarını, eğitim araç-gereçlerini hazırlamak veya hazırlatmak ve Talim ve Terbiye Kuruluna sunmak.
  5. Yaygın özel öğretim kurumlarıyla ilgili hizmetleri yürütmek.
  6. 5/6/1986 tarihli ve 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’na göre aday çırak, çırak, kalfa ve ustaların genel ve meslekî eğitimlerini sağlamak.
  7. Bakan tarafından verilen benzeri görevleri yapmak.

Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğünün mevzuatla öngörülen görevlerine bakıldığında, yürütülecek hayat boyu öğrenme faaliyetlerinin genel çerçevesinin ve uygulama alanlarının belirlendiği ve Türkiye’de hayat boyu öğrenmenin, örgün eğitim, yaygın eğitim ve hayatın diğer alanlarında uygulanması için yoğun çalışmalar yapıldığı görülmektedir. 2000’li yılların başlarından itibaren hayat boyu öğrenme konusunda çalışmalar hız kazanmış ve Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü bünyesinde yürütülen faaliyetler, çağın gereklerine uygun bir biçimde programlanmıştır.

2000 yılında hazırlanan Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planından sonra, Dokuzuncu ve Onuncu Beş Yıllık Kalkınma Planlarında da hayat boyu öğrenme kavramına yer verilmiş ve 2014-2018 yıllarını kapsayan Onuncu Kalkınma Planında 2023 hedeflerine ulaşmak için “Öncelikli Dönüşüm Programları” tasarlanmıştır. Tasarlanan “Temel ve Mesleki Becerileri Geliştirme Programları” sayesinde, bireylerin mesleki becerilerinin yanı sıra iş hayatında gerekli olan temel becerilere de sahip olmaları, eğitim sistemi ile bireylerin çalışma hayatları arasındaki uyumun güçlendirilmesi hedeflenmiştir. Onuncu Kalkınma Planının kabulünün ardından Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 2014-2018 yılları için Türkiye Hayat Boyu Öğrenme Strateji Belgesi hazırlanmıştır. Bu belgeye göre Avrupa Birliği’nin hayat boyu öğrenmeye katılımda 2010 yılı için belirlenen %12,5 hedefi, 2020 yılı için %15’e yükseltmiştir. Ayrıca bu strateji belgesinde Türkiye’de öğrenme kültürünün yeterince güçlü olmadığı ve bireylerin öğrenme neticesinde elde edecekleri kazanımların yeterince farkında olmadıkları vurgulanmıştır.

Ülkemizde hayat boyu öğrenme kapsamında, başta yetişkinler olmak üzere, farklı yaş ve statüdeki bireylere çok çeşitli alanlarda eğitim verilmektedir. Yetişkinlere yönelik eğitim vermek üzere kurumlar; dernekler, vakıflar, sendikalar, sivil toplum örgütleri, çeşitli bakanlıklar, özel amaçlı kurslar ve üniversitelerin sürekli eğitim merkezleri tarafından faaliyetler yürütülmektedir. Bunlardan başlıcaları şu şekilde sıralanabilir:

  • Halk Eğitim Merkezleri: Meslek edinme, okuma-yazma ve sosyal-kültürel kurslar.
  • Mesleki Eğitim Merkezleri: Çıraklık, kalfalık ve ustalık eğitimi veren kurslar.
  • Pratik Kız Sanat Okulu: Kızlar için kısa süreli meslek kursları.
  • Özel Eğitim Kurumları: Eğitim ve Uygulama Okulu, Bilim ve Sanat Merkezi, İş Eğitim Merkezleri.
  • Özel Öğretim Kurumları: Meslek kursları.
  • Diğer Kurumlar: Olgunlaşma Enstitüsü ve yetişkinler için Teknik Eğitim Merkezi.
  • Uzaktan Eğitim Hizmetleri: Açık İlköğretim Okulu, Açık Öğretim Lisesi, Mesleki ve Teknik Açık Öğretim Lisesi.

Ayrıca Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü tarafından verilen öğrenme hizmetleri;

  • Aile Eğitimi Programları,
  • Destekleme ve Yetiştirme Kursları,
  • Yaygın Eğitim Programları,
  • Yetişkin Okuma Yazma kursları olarak sıralanabilir.

Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğünce sunulan bu hizmetlerin yanı sıra;

  • Hayat Boyu Öğrenme Portalı,
  • Eğitimde İyi Uygulama Örnekleri,
  • Hayat Boyu Öğrenme TV,
  • Öğrenme Şenlikleri gibi öğrenme fırsatları sunulmaktadır.

Hayat Boyu Öğrenme Bilgi ve Teknoloji Kaynakları ise;

  • Açık Öğretim Okulları e-Arşiv Dönüşüm İşlemleri,
  • Açık Öğretim Okulları ve EBA İçerik,
  • Açık Öğretim Lisesi Mobil Uygulaması,
  • Açık Öğretim Sistemleriyle e-Devlet Entegrasyonu,
  • Açık Öğretim Okulları Yurt Dışı Hizmetleri,
  • Oku Yaz Mobil Uygulaması,
  • e-Yaygın Otomasyon Sistemi olarak özetlenebilir.      

Eğitimde Program Geliştirme

Eğitimdeprogram kavramı, eğitim kurumlarında öğrenme, öğretme ve planlama sürecinde ortaya çıkan tüm unsurları içine alır. Program geliştirmeise eğitimde amaç ve hedeflerin belirlenmesi, öğrenme ikliminin düzenlenmesi, eğitim programının değerlendirilmesi gibi aşamaları bünyesinde barındıran kapsamlı bir planlama sürecidir. Esasen eğitim ve eğitimde program geliştirme, devamlılık ve değişkenlik içeren bir süreçtir. Bu sürecin değişkenlik içermesini ve zaman içerisinde çağın gereklerine göre geliştirilmesini etkileyen başlıca faktörler ise toplumsal, ekonomik, hukuksal ve teknolojik olarak sıralanabilir.

Özellikle ekonomik ve toplumsal değişimler, bireylerin hayata bakışlarını ve beklentilerini etkilerken, bunun doğal bir sonucu olarak, eğitim sistemlerinde ve eğitim programlarında da değişikliklerin ve yeni yaklaşımların doğmasına vesile olur. İşte eğitim sistemindeki bu gelişmeler ve yeni yaklaşımlar, eğitim kurumlarının pozisyonunu, öğretmen ve öğreticilerin görev ve sorumluluklarını, öğrenme ve öğretme sürecini sürekli olarak bir dinamizm içerisinde tutar. Önceki yüzyıllarda eğitim kurumlarında öğretilen ve öğrenilen bilgiler, bireylerin hayatı boyunca kullanabildikleri ve uzun zaman dilimleri içerisinde değişmeden geçerliliklerini koruduğu halde, yaşadığımız çağda bilgi, sürekli değişen bir nitelik kazandığından, buna paralel olarak da bireylerin sürekli bir biçimde yeni bilgilerle kendilerini yenilemek zorunda kaldıkları, tartışılmaz bir gerçektir.

Öte yandan eğitimde program geliştirme, teorik bir kavram olmayıp, pratik öğelerin ön planda olduğu bir süreçtir. Üstelik program geliştirme, kesin kurallara dayanan bir niteliğe de sahip değildir. Zira insani değerlendirmeleri, sanatsal yaklaşımları ve hayata ilişkin analizleri kapsayan, esnek bir yapıya sahiptir.

Eğitimde program geliştirme çalışmaları yapılırken, son yıllarda giderek ön plana çıkan ve bireylerin hayatının vazgeçilmezi olan bazı yeni kavramların da program geliştirme aşamalarında göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Etkin öğrenme, öğrenmeyi öğrenme, bilgisayar destekli öğrenme, elektronik öğrenme, çevrimiçi eğitim, uzaktan eğitim, bu kavramlardan bazılarıdır. Öğrenmeyi öğrenme, eğitimde çok önemli bir yaklaşım olup, öğretmen veya eğitim kurumu merkezli bir eğitim anlayışı yerine, öğrenen merkezli bir eğitim anlayışı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu eğitim anlayışı sonucunda bireyler, etkin araştırma ve analizlerle veri toplama ve çözüm üretme sürecini bizzat kendileri yönetirler. Dolayısıyla öğrenme sürecinde öğrenci, neyi ve nasıl öğrendiğini kendisi keşfettiği için, bilgiler arası ilişkilendirme, analiz, sentez ve tahlil yapabilme yetilerine sahip olarak, öğrenmeyi öğrenmektedir. Sonuç itibariyle bu yeni yaklaşım, öğrenmenin eğitimden, eğitimin ise bilgi yüklemesinden ibaret olmadığını ortaya koymaktadır. İşte bu gerçek, hayat boyu öğrenmenin zorunluluğunu ortaya koyan; başka bir ifade ile, hayat boyu öğrenme kavramının ve hayat boyu öğrenme kurumlarının, bireylerin öğrenme süreçlerinde çok önemli bir rol üstlendiğinin açık bir tezahürüdür.

Öte yandan, özel eğitime gereksinimi bulunan bireylerin eğitimine yönelik eğitim programlarının hazırlanması ve geliştirilmesi süreçlerinde, Özel Eğitim Hakkında yayımlanarak yürürlüğe konulan 573 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine dayanılarak çıkartılan Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği hükümlerinin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Anılan mevzuat hükümlerinde, bireyselleştirilmiş eğitim programları geliştirilmesi, özel eğitimin en önem ilkesi olarak kabul edilmiş bulunmaktadır. Bu kapsamda yapılan çalışmalar, 2000 yılından itibaren hız kazanmıştır.

Hayat Boyu Öğrenmede Program Geliştirme

Genelde tüm bireyler,özelde ise çocuklar, birbirlerinden farklı özellik taşırlar.  Bu farklılıkları, bedensel, bilişsel ve duyuşsal olarak sıralayabiliriz. Dolayısıyla her çocuk kendine özgü bedensel bir yapıya ve türlü işlevlere, çeşitli öğrenme yeteneklerine ve neticede çok farklı duygusal özelliklere sahiptirler. Ancak bu farklılıkların büyük boyutlara ulaşmış olması ve genel eğitimin yeterli olmadığı durumlarda, karşımıza özel eğitim hizmetleri çıkmaktadır. Özel eğitim hizmetleri, özel eğitime gereksinimi olan bireylerin, fiziksel ve toplumsal çevrelerinden soyutlanmaksızın planlanması ve yürütülmesi olarak tanımlandığına göre, bu noktada özel eğitim hizmetlerinden beklenilen amacın, özel gereksinimi bulunan bireylerin kendine yetebilme ve bağımsız yaşayabilme imkanlarını üst seviyelere çıkarmak olduğu kabul edilebilir.

Öte yandan çağımızda, hayat boyu öğrenme alanında, eğitim sistemlerinin ve eğitim programlarının geliştirilmesi konusunda, makro boyutta adımlar atıldığı bir gerçektir. Uluslararası alanda bu kapsamda ortak stratejiler ve üst düzey politikalar geliştirilmektedir. Avrupa Birliği kapsamında oluşturulan Lizbon Stratejisi, Eğitim-Öğretim 2010 Çalışma Programı, Kopenhag, Maastricht, Helsinki, Bordeaux ve Bruges Bildirgeleri, Avrupa 2020 ve Eğitim-Öğretim 2020 Çalışma Programı, bu ortak strateji belgelerine örnek teşkil etmektedir.

Esasında hayat boyu öğrenme, giderek hayatın her alanına yayıldığından, aslında toplumun gelecekte kendi kendisini yenileyebilecek bir kapasite oluşturması noktasında anahtar bir role sahiptir. Bu bağlamda, toplumun her yaş, her kademe ve her statüdeki bireylerine yönelik olarak programlar hazırlayan ve hizmetler üreten hayat boyu öğrenme kurumlarının, bu işlev ve kapsam içerisinde, özel eğitim gereksinimi bulunan bireylere yönelik program geliştirilmesi aşamalarında da stratejik bir öneme sahip olduğu ifade edilebilir.

Ülkemizde hayat boyu öğrenme hizmetleri, Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü tarafından programlanmakta ve başta halk eğitimi merkezleri olmak üzere, yurdun dört bir yanında var olan kurumları aracılığıyla bu hizmetler sunulmaktadır. Yetişkin eğitimlerinin yanı sıra, 2021 yılı itibariyle 47 adedi genel kurs olmak üzere, özel eğitim gereksinimi bulunan bireylere yönelik olarak toplam 728 teknik ve mesleki kurs hizmeti vermektedir.

Sonuç ve Öneriler

Bir toplumsal değişim ve dönüşüm modeli olan hayat boyu öğrenmenin, tüm dünyada daha çok hizmet öncesi eğitime ve bir anlamda mesleki eğitime odaklandığı, dolayısıyla beceri ve kazanımların belgelendirilmesi esasına dayandığı görülmektedir. Bu durumun temel sebebi, insanların ve toplumların ekonomik beklenti ve ihtiyaçlarına paralel olarak, diğer unsurların göz ardı edilmiş olmasıdır. Öte yandan, hayat boyu öğrenme ile ilgili program ve stratejilerde, örgün eğitime önem verilmediği de bir gerçektir. Ancak örgün eğitimin, hayat boyu öğrenme sistemine entegre edilmesi, bilginin ve teknolojinin hızla ilerlediği ve dünyanın bu hıza paralel olarak küreselleştiği bir ortamda, tüm eğitim programlarını ve süreçlerini olumlu yönde etkileyecektir.

Tüm canlılar arasında insanı değerli ve eşsiz kılan özellik, öğrenen bir varlık olması ve öğrendiklerini değerlendirme ve geliştirme yeteneğine sahip olmasıdır. Zira öğrenme ile ilgili yapılan çalışma ve araştırmalarda, her öğrenmenin bir davranış değişikliğini ön plana çıkardığının anlaşıldığı, ancak öğrenmenin, bir davranış değişikliğinden fazlasını ifade ettiği görülmektedir.

Eğitim ve program geliştirme, süreklilik arz eden, dinamik bir süreçtir. Bu açıdan bakıldığında, bu değişim ve gelişimin en önemli faktörleri olan ekonomik, hukuksal, toplumsal, psikolojik ve teknolojik faktörlerin doğru ve zamanında tahlil edilmesi ve gerek ulusal gerekse uluslararası düzeyde uzun projeksiyonlu strateji planları hazırlanması önem arz etmektedir.

Bütün bireylerde olduğu gibi, özel eğitim gereksinimi bulunan çocukların eğitimlerinin planlanmasında ve ilgili eğitim programlarının hazırlanması sürecinde de onların başka insanlara bağımlı olmadan hayatlarını sürdürebilmelerine imkân tanıyacak bir biçimde ve kendi kendilerine yeterli duruma gelerek, önce içinde yaşadıkları toplumla, sonra da global dünya ile bütünleşebilmeleri hedefi doğrultusunda çalışmalara hız verilmelidir.

Bu bağlamda, özel eğitim gereksinimi bulunan bireylere ve çocuklara yönelik olarak hazırlanacak programlarda, özellikle aile bireyleri ile birlikte planlama yapılmalı ve hayat boyu öğrenme sisteminin sağladığı faydalardan da istifade edilerek, teorinin yanında, hayat pratiğinin de göz önünde bulundurulması sağlanmalıdır.

Unutmamak gerekir ki, toplumların geleceği, genç nüfusun, toplumsal, bilimsel ve teknolojik gelişim ve değişimlere zamanında ayak uydurarak, yüksek nitelikli ve donanımlı bireylere dönüşmesine ve dolayısıyla hayat boyu öğrenme sistemine adapte olmalarına bağlıdır. Yeni eğitim programlarının geliştirilmesi ve uygulanması aşamasında, özel eğitime gereksinimi bulunan bireyler de dahil olmak üzere, gelecek nesillerin daha güçlü bir temele sahip olmalarını sağlaması bakımından da önem arz etmektedir. Tüm eğitim programlarının planlanması sürecinde, hayat boyu öğrenme sisteminin şemsiyesi altında, sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimler, sosyal hizmet kuruluşları, eğitim kurumları, üniversiteler ve diğer sosyal ve kültürel teşkilatların da kapsayıcı bir hayat boyu öğrenme kavramının oluşumunda sorumluluk üstlenmesinin sağlanması hedeflenmelidir.

Kaynakça

Çelen, Y. ve Özgür, İ. B. (2019). Halk Eğitim Merkezi Yöneticilerinin Yaşam Boyu Öğrenme Eğilimleri İle Teknoloji Liderliği Yeterliği Arasındaki İlişkinin İncelenmesi. 7. Uluslararası Öğretim Teknolojileri ve Öğretmen Eğitimi Sempozyumu, Trabzon Üniversitesi ve Karadeniz Teknik Üniversitesi İşbirliğiyle, Tam Metin S.883-891, 30 Ekim/01 Kasım 2019.

Demirel, Ö. (2007). Eğitimde program geliştirme. Ankara: Pegem Yayıncılık.

Güleç, İ., Çelik S. ve Demirhan, B. (2012). Yaşam boyu öğrenme nedir? kavram ve kapsamı üzerine bir değerlendirme. Sakarya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 2(3), 34-48.

Karacaoğlu, Ö. C. (2014). Eğitimi ve eğitimde program geliştirmeyi etkileyen gelişmelere genel bir bakış. Ufuk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 3(5), 91-109.

Ocakçı, E. ve Samancı O. (2017). Hayat boyu öğrenme.Bayburt Eğitim Fakültesi Dergisi,  12(14), 711-722.

Poyraz, H. ve Titrek, O. (2013). Türkiye’de hayat boyu öğrenmenin geliştirilmesi. Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 13(1), 115-131.

Ralph W. T. (2013). Program geliştirmede spesifik yaklaşımlar, Çev.: Çekin Abdulkadir. İnsan Ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, 2(13), 270-288

Zihni Asude vd.  (2004). Bireyselleştirilmiş eğitim programı.  Ankara: MEB Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü.

Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü,  Milli Eğitim Bakanlığı, Https://Hbogm.Meb.Gov.Tr

Hicran PARLAK1  

1 Sosyolog/Öğretmen, Millî Eğitim Bakanlığı, Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü, Ankara/Türkiye

 Email: ahtamara6567@hotmail.com                            : 0000-0002-1901-8564

Editör

Editör

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir