Okul Öncesi Dönemde Değer ve Ahlak Eğitimi

 Okul Öncesi Dönemde Değer ve Ahlak Eğitimi

Zeynep ÖZLİ ÖZDEMİR

MEB İstanbul Çekmeköy Anaokulu Öğretmeni

Çok değil bundan on yıl öncesinde Değerler Eğitimi kavramı birçok kişi tarafından bilinmiyordu. Pek çok kişi, hatta pek çok eğitimciye “Değerler Eğitimi nedir?” sorusu yöneltildiğinde net bir cevap alınamıyordu. Özellikle son dönemde yoğun olarak gündemde olan değerler eğitiminin ülkemizdeki geçmişine bakacak olursak 1939 yılında gerçekleştirilen Birinci Milli Eğitim Şurasında “Öğretimin Hedefleri” bölümünde Ahlak Eğitimi’ne değinilmiş, İkinci Milli Eğitim Şurasında ise okullarda ahlak eğitimi ile ilgili komisyonlar kurulmasına karar verilmiştir.

En son 2014 yılında 19.su gerçekleştirilen Milli Eğitim Şuralarının neredeyse tamamında ahlak, ahlak eğitimi, değer, değer eğitimi, karakter ve din eğitimi kavramları farkı şekillerde ve farklı başlıklar altında ele alınmıştır. Bu da bize gösteriyor ki Değerler Eğitimi kavramı ülkemizde daha çok Ahlak eğitimi olarak adlandırılmıştır.

Aşağı yukarı bütün kültürlerde eğitimin ve insan yetiştirmenin amacı; “insanı mükemmelleştirmek”, “olgun” (kâmil) bireyler haline getirmek, “İyi kişilik ve karakter sahibi” insanlar olarak kendileriyle bütünleşmiş, toplumsal görev ve sorumluluklarını yerine getirebilecek bir bilinçle donatmaktır (Hökelekli, 2010).

1939 yılında ilk kez gündeme gelmesinden bu yana Ahlak Eğitimi adı altında amaçlanan ile günümüzde Değer Eğitimi ile amaçlananlar aynıdır; iyi insan yetiştirmek. Ancak günümüz insanı ile eski insan arasında sayılamayacak kadar çok fark olduğu nasıl yadsınamaz bir gerçekse eğitim sisteminin de aynı şekilde değiştiği gerçektir. Aynı şekilde yıllar içerisinde değişen bir diğer şey de çocuğun yaşamın içerisindeki konumu, sosyal ve fiziksel çevreyle ilişkisi, maruz kaldığı uyaranlarla girdiği etkileşim ve dolayısıyla iç dünyasıdır. Bugün verilecek değer eğitiminde dikkate alınması gereken en önemli husus da, çocuğun değişen dünyasına uygun bir eğitim vermektir.

Kendi kişisel tecrübelerimden basit bir örnek vermek isterim. Bugün olduğu gibi biz de küçüklüğümüzde soğuk ve karlı kış gecelerinde tatil haberini bekleyerek uyuyakalırdık ve çoğunlukla o haberi sabah uyandığımızda annemizden alırdık. Bugünün çocukları ise sosyal medyadan tatil isteklerini valilerimize iletiyor, tatil kararı çıkmadığında da valilerimize sitem ediyor. Bugünün eğitimcileri olarak bizler tek kanallı TV döneminde büyüyen, genelde sokakta oynayan, yere düşüp dizini kanatan çocuklar olarak büyüdük. Algımızın en keskin ve en açık olduğu dönemde bizim için çok fazla uyaran ve dikkat dağıtan enformasyon kaynağı yoktu. Dış dünya ile irtibatı çok güçlü, sosyal bağ kurma konusunda -özel durumlar hariç- becerikli, sosyal çevrenin yönlendirmesine açık, ebeveyn dayanışmasının düzeltici ve iyileştirici yönlerinden yararlanabilen çocuklardık. Bellekleri ve bilinçaltları adeta bir enformasyon çöplüğüne dönmüş bugünün çocukları içinse “değer” kavramını anlatmak, onlara bu değerleri aşılamak, kalıcı öğrenme ile pekiştirmelerini sağlamak ve nihayetinde soyut kavramlar olan değerleri toplumsal hayatta gözlemlenebilecek davranışlara dönüştürmek açıkçası çok kolay bir iş değil.

Eğitim sistemimizin temellerinin atıldığı zamanlara kıyasla günümüzde Değerler Eğitimi kavramı pek çok projeye konu olmakta, kamu veya özel teşebbüse ait pek çok eğitim kurumunun misyonu, vizyonu ya da verdiği eğitimin temel ilkelerinde karşımıza çıkmaktadır. Peki, nedir değer eğitimi? Hâlâ biz öğretmenlerin aklında bu kavram ile ilgili soru işaretleri olduğuna zaman zaman şahit oluyoruz. Bir öğretmenden Değerler Eğitimi ile ilgili etkinlik ya da ders içeriği oluşturması istendiğinde somut olarak ne sunması, nasıl bir yol izlemesi gerekiyor? Bu sorulara yanıt verebilmek için öncelikle öğretmenin “değer” kavramını anlaması gerekiyor.

Değer Kavramı

Değer kelimesi, Türkçede “değmek” kökünden türemiştir ve “bir şeye karşılık olma” anlamına gelmektedir. “Değer” kavramını daha ayrıntılı ele alacak olursak; Osmanlıcada kıymet, paha, cevher kelimeleri değer kavramına karşılık gelen sözcüklerdir. Batı dillerine bakıldığında ise değer kelimesinin, Hint-Avrupa dillerinde “güç” anlamına gelen “wal” kökünden türemiş olduğu görülmektedir. İlk başta “güçlü” anlamında olan “La valere” sözcüğü zamanla “La valor” kelimesine dönüşmüştür ve İngilizcede “value” kelimesi ile ifade edilmektedir (Hançerlioğlu, 1976).

Değer, farklı bir yaklaşımla; ‘kutsallığı olan, kutsallık atfedilen’ bir kavram olarak da tanımlanabilir. Doğruluk, iyilikseverlik gibi toplum açısından kutsallığı olan, sahip olunması durumunda insanı yücelten; bu özelliklere sahip olmayanlarla kıyaslandığında kendi varlık alanında ona bir ayrıcalık, değerli olma durumu ve erdem kazandıran ilkelerdir (Uysal, 2003).

Değer soyut bir kavram olup iyi, doğru, normal, rasyonel, ilgi çeken ve arzulanan gibi anlamları içermektedir. Bu nedenle değer kavramı, çok boyutlu ve karmaşık anlamları olan bir kavramdır. Farklı disiplinlerde ve terminolojilerde kaplamı (extension) da değişebilmektedir. Örneğin sosyolojik bir kavram olarak değer; normlar, gelenekler, adetler, ideolojiler, taahhütler gibi sosyal bir anlayışı ortaya koyarken; ekonomik açıdan bakıldığında fayda, değişim ve fiyat gibi temel ekonomik kavramların değerle ilişkili olduğu görülür. Bireysel düzeyde tercihleri, güdüleri, ihtiyaçları ve tutumları yansıtan değer kavramının psikolojik yönü de vardır (Van and Scarbrough,1995: Akt. Onatır, 2008).

Değer kavramının yalnızca toplumlar için değil kurumlar için de ne kadar önemli olduğunu, özenle kurulmuş bir değerler sistemine dayanarak yol almanın ne kadar olumlu sonuçlar doğurduğunu anlatmak için bir örnek vermek isterim. Bugün dünyanın en başarılı futbol kulüplerinden birisi olan FC Barcelona futbol dünyasında çok yüksek bütçeler harcayarak transfer yapmaktan çok altyapısından yetiştirdiği futbolcularla başarıya ulaşan bir kulüp olarak biliniyor. FC Barcelona’nın oyuncu yetiştirmek için kurduğu ve dünyanın 16 farklı ülkesinde 4 binden fazla sporcuya eğitim veren bir futbol okulu var: FCBEscola. Futbolcu adayı olacak gençler 6 yaşından itibaren bu okula kabul edilmeye başlanıyor. Kulübün internet sitesinde okulun amacı anlatılırken kullanılan ifadelere burada özellikle yer vermek isterim: “FCBEscola, 6-14 yaş arası öğrencilere futbolu Barcelona Futbol Kulübü’nün felsefesi ve değerleriyle öğretmeyi amaçlayan bir futbol okuludur.”

Bir spor kulübünden bahsediyoruz. O spor kulübünün okulunun kuruluş amacının açıklandığı cümlede dikkat ederseniz “Futbol öğretiyoruz”, “Çalım atmayı öğretiyoruz”, “Şut çekmeyi öğretiyoruz” gibi futbol ile ilgili ifadeler yok. Dünyanın en başarılı futbol kulüpleri arasında başta gelen FC Barcelona’nın başarısının altında yatan sır belki de budur: Bir değerler sistemine dayalı kurum kültürü oluşturarak buna göre sporcu ve insan yetiştirmek.

Kişilik nedir?

Değerler insanların kişiliğinin oluşmasına da katkı sağlamaktadır (Dilmaç ve diğ., 2009). Değerler eğitimi Avrupa ülkelerinde “karakter eğitimi” adı altında uygulanmaktadır. Kişilik, mizaç ve karakter kavramlarını bilmek de değer kavramını algılamak açısından öneme sahiptir. Değer eğitimi verirken neye etki edeceğimizi, kişide neyi ne ölçüde değiştirebileceğimizi anlamak açısından bu kavramları da ele almak gerekiyor. İnsan kişiliği, mizaç ve karakter olmak üzere ikiye ayrılır. Mizaç doğuştan getirdiğimiz hem olumlu hem de olumsuz yönler barındıran ve değişmesi pek muhtemel olmayan huy ve özelliklerimiz, karakter ise eğitim ile değişebilen şekillenebilen yanımızdır. Kişiliğimiz bu iki bileşenin bir araya gelmesi ile oluşur. Değerler eğitiminin hedefi ise mizacı terbiye etmek, aynı zamanda bu mizaca uygun doğru davranışları öğreterek iyi bir karakter oluşumuna destek olmaktır. Karakter, çocukluk çağından başlayarak gelişen, biçimlenen ve zamanla değişebilen bir olgudur, bu oluşum aile, okul ve çevrenin etkisiyle uzun süre devam eder. 

Bir kişiyi değişmesi pek mümkün olmayan içe dönük ya da dışa dönük olma gibi mizaç özelliklerinden dolayı eleştirmek veya bunu değer eğitimi ile değiştirmeye çalışmak gerçekçi bir yaklaşım olmayacaktır. Öğretmenlerin değer eğitimine başlamadan önce bu kavramları anlamaları daha sonra çocukları tanımaları, verecekleri eğitimin sınırlarını çizebilmeleri açısından önemli bir diğer konudur. Değerler eğitimi ile çocuklara kazandırabileceğimiz özellikler onların mizacına aykırı olmayan iyi ve güzel bir ahlaka sahip olmalarını sağlayan karakter özellikleri olmalıdır.

Bir toplumun kalitesi ve geleceği her yönden iyi yetişmiş ve iyi karakter sahibi insanların varlığına bağlıdır. İnsanlar iyi ahlaki karaktere kendiliğinden sahip olmazlar. Değerler çocuk ve gençlere evde anne baba okulda ise öğretmenler kanalıyla aktarılmakta ve yaşatılmaktadır. Çocuklarda iyi karakter geliştirmek temelde ailenin sorumluluğu olmakla birlikte, aynı zamanda okulların, gönüllü kuruluşların, dinî kurumların ve gençliğe hizmet veren kişi, grup ve kurumların paylaşılmış sorumluluğundadır (Hökelekli, 2007).

Değerler Eğitimi

Değer en basit tanımıyla bizler için önem arz eden, kıymet verdiğimiz her şeydir. Değer eğitimi ise davranışsal açıdan önem verdiğimiz, bir insanda bulunmasını önemsediğimiz kişilik özelliklerini kazandırmak için yapılması gerekenler olarak tanımlanabilir.

Değerler eğitimi kavramı; manevi, ahlaki, dini, sosyal ve kültürel eğitimi içinde barındıran genel bir çerçeve görevi görmektedir. Değerler iç içe geçmiş ve birbirinden net çizgilerle ayrılması mümkün olmayan olgulardır. Bir değer hem manevi hem de kültürel olabilir, aynı şekilde dini olarak kabul edilen bir değer ahlaki ve sosyal değer statüsünde ele alınabilir. Örneğin Güvenilir olmak hem dini hem kültürel hem de ahlaki bir değerdir.

Değer eğitiminde verilecek değerler belirlenirken öncelikle kültürel uygunluğa dikkat edilmelidir. Türk toplumunun kültürel dokusuna bakıldığında en büyük etkinin din olduğunu söyleyebiliriz. Toplum olarak önemsediğimiz ve kültürel dokumuza uygun değerlerimizi incelediğimizde çoğunun dini değerlerle bütünleştiğini görebiliriz. Örneklendirecek olursak, güvenilir olma, emanete riayet, büyüğe saygı, sorumluluk sahibi olma, çalışkanlık, ahde vefa, sevgi, yaratılanı yaratandan ötürü sevmek, adalet, doğruluk ve burada saymadığımız daha pek çok değer hem toplumsal, kültürel hem de dini değerler olarak ele alınabilir.

Öğretmen, okul öncesi çocuğuna kazandıracağı değerler konusunda bilinçli ve bu değerlerin ne için öğretildiğinin farkında olmalıdır. Aynı zamanda eğitimcinin bu değerleri kendi hayatına yansıtması çocukların da bu değerleri daha iyi anlaması için oldukça önemlidir.

Değer Davranış İlişkisi

Birçok araştırmacı değeri, insanı harekete geçiren düşüncenin altında yatan temel inanç olarak ortaya koyar. Bu nedenle değer, insanın eylemlerine ve davranışlarına yön verir. Diğer bir ifade ile insanın ne ve nasıl yaptığı sahip olduğu değerlere göre şekillenir (Naktiyok & Timuroğlu, 2009).

Kişinin değer tercihleri insanlar arası ilişkilerini nasıl düzenlediğini belirlemesinde büyük rol oynar. Çocuklar, insanlar arası ilişkilerin nasıl olması gerektiğini ilk olarak aile içi ilişkileri gözlemleyerek öğrenirler. Çocuğun okul öncesi dönemde sosyal yönden gelişimi daha sonraki sosyal davranışlarına temel olacaktır. Burada öğretmenden beklenen çocuğa iyi bir rol model olmasının yanı sıra aileyi bu konuda bilinçlendirmesidir.

Değerler, bireyin gelişim sürecinde oluşmaktadır. Bir başka deyişle, bireyler değerleriyle birlikte doğmamaktadırlar (Evans vd., 2006, s.22). Değerlerin, çocukların bilinçsizce ve örtülü olarak ilk öğrendiği şeyler arasında olduğu saptanmıştır (De Mooij, 2004, s.25). Psikologlar, bir çocuğun 10 yaşına kadar temel değerlerin büyük bir çoğunluğunu edindiğini ileri sürmektedirler (Hofstede, 1991, s.8: Akt. Karalar & Kiracı, 2010).

Çocuk eğitiminde akademik bilgi vermek kadar, hatta belki de ondan çok daha önemli bir husus, çocuğa iyi bir ahlaki karakter kazandırmak olmalıdır. Bunu başarmak için değer eğitimi veren eğitimcinin çok dikkatli olması gerekmektedir. Toplumun bütünlüğü de yeni yetişen nesillerin bu ahlaki değerleri kalıcı yöntemlerle öğrenmeleri ve bunları içselleştirerek davranışa dönüştürmelerine bağlıdır.

Okul öncesi dönem insan hayatının diğer dönemlerinin temelini oluşturan bir dönemdir. Ancak, bu dönem yalnızca gençlik ve olgunluğa hazırlık olarak değil; kendi başına da önemli bir dönemdir (Oktay, 2000). Değerler eğitimine başlamak için en uygun zamanın okul öncesi dönem olması bu sebeple büyük önem taşımaktadır.

Değerlerin oluşması ve yerleşmesi gelişimin erken dönemlerinde ailede kazanılmaya başlanır ve kişiliğin oluştuğu dönemlere kadar devam eder. Çocuklarda temel değerleri geliştirmek önce anne ve babaların daha sonra eğitimcilerin görevidir. Çocukta yanlış gelişmiş bir değeri arzulanan başka bir değerle değiştirmek, yeni bir değeri yerleştirmekten çok daha zordur (Bal, 2004:Akt. Tanıt, 2007).

İbn-i Sina yaklaşık bin yıl önce el-Kanun fi’t-tıb adlı yapıtında çocuk yetiştirme konusunda bugün de geçerli olan şu sözleri söylemiştir: “Çocuklar özenle bakılmalı, davranışlarında ölçüyü kaçırmamaları için denetlenmelidirler. Öfkeli tepkileri, korkuları ve kaygıları giderilmelidir. Bu en iyi biçimde çocuğun istek ve eğilimleri yanında hoşlanmadığı şeyler de göz önünde tutarak sağlanır, çocuğun doğal yetenekleri desteklenirken onu tedirgin eden nedenler ortadan kaldırılmalıdır. Böyle bir yetiştirme hem beden hem de ruh için yararlıdır. Çünkü kazanılan iyi alışkanlıklar ve davranışlar daha ilk yıllarda kişiliğe siner, çocuk altı yaşına gelince öğretim ve eğitim için bir öğretmenin yanına verilmeli, onu gereksiz bilgilerle yüklemeden basamak basamak giden bir öğretim yolu izlemeye çalışılmalıdır.” (Yörükoğlu, 2004)

Dünya Değerler Araştırması

Yazının girizgâhında da değindiğim gibi “sosyal medya” dediğimiz kavram bugün hayatımızın en önemli gerçekliklerinden birisi olarak karşımıza çıkıyor. Yalnızca sosyal medya değil dijital dünya bugün getirdiği birçok fırsatla beraber, birçok riski de içerisinde barındırıyor. Sınırların ortadan kalktığı bugünün dünyasında özellikle dijital mecralar üzerinden çok yoğun bir etkileşim yaşanıyor. Bu da dünyanın farklı bölgelerinden, farklı ülkelerinden ülkemize deyim yerindeyse “değer ithali” yaşanması sonucunu beraberinde getiriyor.

Bu noktada, dünyanın diğer ülkelerinde ne gibi mefhumların “değer” olarak kabul edildiği ve insanların “değer” kavramını nasıl algıladığını sorgulayan bir araştırmaya değinmek faydalı olacaktır. 1981 yılından bu yana dünyanın farklı bölgelerinde ve ülkelerinde genel olarak halkların değerlerini ve inançlarını tespit etmeye çalışan ve 100 farklı ülkede düzenli olarak yapılan dünyanın en kapsamlı sosyal araştırma projesi olan ve Türkiye ayağını Bahçeşehir Üniversitesi’nden Prof. Dr. Yılmaz Esmer’in yönettiği Dünya Değerler Araştırması (World Values Survey) kapsamında, her yıl ve 5 yıllık zaman dilimleri boyunca, bir ülkede yaşayan insanların değer yargıları, inançları ve “öteki” olarak kabul edilen farklı sosyal gruplara ve kişilere yönelik yaklaşımları ölçülmekte ve bu sayede o toplumdaki hoşgörü ve demokrasi düzeyi saptanmaya çalışılmaktadır. 2010-2014 yılları arasında 5 yıllık bir zaman diliminde toplanan veri setlerine dayalı olarak açıklanan son ve “6. dalga” olarak adlandırılan Dünya Değerler Araştırması raporunda, Türkiye için dikkat çeken bazı verileri aşağıda paylaşmak isterim.

Aile, Türkiye toplumunda yüzde 95,4 gibi oldukça yüksek bir oranla en büyük değer olarak öne çıkıyor. Arkadaş, Türkiye toplumunda yüzde 58 gibi ortalama üzerinde bir oranda önem verilen değerler arasında yer alıyor. Araştırma sonuçlarına göre Türkiye toplumunun insanlara güveni ise oldukça düşük gözüküyor. Halkın yalnızca 11,6’sı çoğu insana güvenilebileceğini düşünürken, yüzde 82,9’luk büyük çoğunluk, diğer insanlarla etkileşime geçerken çok dikkatli olunması gerektiğini düşünüyor. Türkiye toplumunun yüzde 97,3’ü bir dini inanç ya da dini gruba aktif olarak mensuptur. Bu, yine çok yüksek bir orandır ve Türkiye’de insanların yaygın şekilde dindar olduklarını ya da en azından öyle gözükmeye çalıştıklarını göstermektedir (Örmeci, 2016) .

Eğitimcinin Rolü – Görevi

Okul öncesi çocuğun aileden ilk defa uzun süreli ayrılıp okulla ve sosyal hayatla tanıştığı dönemdir. Okulla birlikte artık anne babasının küçük prensi ya da prensesi olmadığı bir ortama girer çocuk. Bu durum çocuk için alışmanın oldukça zor olduğu yeni bir hayatı temsil eder.

Çocukların hayat yolculuğundaki ilk adımı olan ve ilk aşamada kendileri için zor denebilecek bu süreçte öncelikli olarak okul öncesi dönem değer eğitimi veren eğitimcinin en önemli görevi çocuklara iyi bir rol model olmaktır. Öğrenciler öğretmenlerinin her davranışıyla, söylediği her sözle, giydiği her kıyafetle ve hatta attığı her adımla yakından ilgilidir. Bu noktada bilinmelidir ki; öğretmenin davranışları, oluşturduğu model, söylediklerinden daha etkilidir.

Öğretmenin ikincil görevi ise veliyi bilinçlendirmek olmalıdır ki, çocuğa okulda verilen eğitim evde desteklenmediğinde etkili olması beklenemez. Eğitimcilerin, evde aile desteğiyle uygulanmasını sağlamadan bu değerleri yerleştirmeleri pek mümkün değildir. Bu nedenle eğitimci-aile işbirliği değerler eğitiminin amacına ulaşması için en büyük gerekliliktir.

Çocukların, davranışlarına yön verebilmeleri için açıkça belirlenmiş ve sınırları kesin olan kurallara ihtiyaçları vardır. Bu kurallar çocuklarla konuşarak sebep-sonuç ilişkisi hep birlikte gözden geçirilerek konulmalıdır.

Değerler eğitimi sürecinde eğitimcinin çocuğun iç dünyasına nüfuz edebilmesinin tek yolu iyi bir iletişimden geçer. Bu da her çocukla tek tek ilgilenmeyi gerektirir. Burada deyim yerindeyse çocuğun anladığı dilden konuşabilmek çok önemlidir. Çocuklarla sıkı bir iletişim kurabilmek için öncelikle çocukların anlam ve kavram dünyalarına girebilmek büyük önem taşır.

Teknoloji Çağında Değerler Eğitimi

Yukarıda belirttiğim bir gerçeği burada tekrar dile getirerek, meslektaşlarıma birkaç küçük öneride bulunmak isterim. Çocuklarımızın bellekleri ve bilinçaltlarının adeta bir enformasyon çöplüğüne dönmüş olduğunu ifade etmiştim. Aslına bakarsanız bunun sebebi dijital dünyanın yarattığı imkânları ve kolaylıkları kontrol edemememiz, dijital iletişim ve eğlence araçlarını bilinçli olarak kullanamamamızdan kaynaklandığını ifade edebilirim. Yani aklı karışık çocukların bu halinin sorumlusu biz yetişkinleriz.

Bu konuyu ele alan ve gündeme getiren birçok kaynakta meselenin “teknoloji bağımlılığı” olarak yanlış ifade edildiğine de dikkat çekmek isterim. Bir probleme çözüm üretebilmek için öncelikle problemi doğru tanımlamanın büyük önem taşıdığına inanıyorum. Bu itibarla eğitimciler olarak çözüm üretmemiz gereken problemi “teknoloji bağımlılığı” değil “cihaz bağımlılığı” olarak adlandırmayı uygun buluyorum. 

İnternet, sosyal medya gibi ağırlıklı olarak video içerikle çocukların zihnini meşgul eden enformasyon kaynaklarının yanı sıra oyunlar, bir problem olmasının yanı sıra çocukların zihinlerine ulaşabilmemizin bir yolu olarak değerlendirilebilir. Bizim neslimizin çocukları için ekran karşısında oyun oynayabilmek bir takım engelleri aşmayı gerektiren, erişilmesi çok kolay olmayan bir eğlence türüydü. Gerek harcanan zaman, gerekse erişim kolaylığı açısından değerlendirildiğinde bugünün çocukları sanal oyunlarla çok daha içli dışlı ve çok daha yüksek temasla zaman geçiriyor. 

Çocuklarımızın dijital dünya ile irtibatının ne düzeyde olduğunu göstermesi bakımından DQ Institute ve Milli Eğitim Bakanlığının katkılarıyla yayınlanan DQ Türkiye Etki Raporunda yer alan bazı verileri paylaşmak isterim.

1 Ekim-31 Aralık 2017 tarihleri arasında, 8-12 yaşları arasında yaklaşık 1000 öğrencinin katılımıyla yapılan araştırmaya göre Türkiye’deki çocukların yüzde 47’si siber risklerle karşı karşıya. Türk çocuklarının sadece eğlence amacıyla bilgisayar, tablet, akıllı telefon vs. gibi ekranlar karşısında bir haftada geçirdikleri süre yaklaşık 24 saat. Çocukların yüzde 42’si kendilerine ait kişisel telefonlar üzerinden dijital dünyaya erişebiliyor. Çocukların yüzde 49’u internet üzerinden video oyunları oynuyor. Sosyal medya kullanımına bakıldığında da Türk çocuklarının yüzde 94’ünün sosyal medya kullandığını görüyoruz. Çocukların en yoğun kullandıkları mecralar ise yüzde 66 ile WhatsApp, yüzde 62 ile YouTube. Çocuklarda “oyun bağımlılığı” olarak nitelendirilebilecek düzeyde oyun alışkanlığının Türkiye’de görülme oranı ise yüzde 9 olarak saptanmış.

Araştırmada çocuklarla ilgili bu veriler dikkat çekerken, eğitimcilerle ilgili önemli veriler de bulunuyor. Araştırmaya katılan 1678 eğitimciye dijital dünyanın bilinçli kullanılması konusunda öğrencilerine ne sıklıkta bilgi verildiği sorulmuş, alınan yanıtlara göre öğretmenlerin yüzde 63’ü ya hiç bilgi vermiyor ya da birkaç kez bu konuda öğrencilerine bilgi veriyor.

Araştırma sonuçlarına eğitimciler açısından bakacak olursak öğretmenlerin teknoloji ve teknoloji kullanımı konusunda bilgilendirilmesi ve teknolojiyi etkin olarak kullanmaları için onlara imkân tanınması gerektiği görülüyor. Çocuklar açısından araştırma sonuçları bize şunları gösteriyor; çocukların teknolojiyi ne amaçla ve nasıl kullanacakları konusunda eğitilmeleri onları siber risklere karşı korumak açısından önem taşıyor. Teknolojiyi eğlence amaçlı kullanıma çocukluk çağında bir sınır konmaz ise ilerleyen yaşlarda cihaz bağımlılığı tehlikesiyle karşılaşabiliriz.

Son olarak araştırma sonuçlarını değer eğitimi açısından ele alacak olursak en önemli sorun ise çocukların sosyal medya aracılığıyla kolayca etkilenerek toplumumuza uygun olmayan değerleri öğrenebilecekleri gerçeği. Buna engel olmak için ise çocuklarda eleştirel düşünme ve eleştirel medya okuryazarlığının okul öncesi dönem itibarıyla geliştirilmeye başlanması gerekiyor.

Günümüzde teknolojinin kötüye kullanımı sonucu zarar görmeye en müsait hususların başında toplum ahlakı ve değerler geliyor. Toplumun ahlaki yozlaşmasında en büyük pay teknolojinin kötüye kullanılması sonucu ortaya çıkıyor. Çocukları ve gençleri bu yozlaşmadan korumak için teknolojiyi iyi yönde nasıl kullanabileceklerini onlara öğretmek gerekiyor.

Okul öncesi eğitimde teknoloji araçlarını kullanmak çağın gereklerine uymak açısından büyük önem taşıyor. Çağımız çocuğu teknoloji ve teknolojik araçlarla çok erken yaşlarda tanışmakta ebeveynlerinden daha kolay öğreniyor ve kullanıyor. Bu bağlamda verilecek her türlü eğitime teknolojiyi dâhil etmek teknolojik araçları etkili bir biçimde kullanmak çağın bir gerekliliği olmuştur. Okul Öncesi aynı zamanda çocuğun teknolojiyi nasıl, neden ve ne şekilde kullanması gerektiğini de öğrendiği dönemdir. Değerler eğitimi, ahlak eğitimi unsurlarının ele alınırken teknolojiyi kullanmak ve bu esnada çocuğa eleştirel bakmayı, düşünmeyi ve sorgulamayı öğretebilmek daha önce bahsettiğimiz risklere karşı çocuğu korumak adına önemli bir adım olacaktır.

Kaynakça

Hökelekli, H. (2007) “Çocuk ve Gençlerde Şiddet Olgusu ve Önlenmesine Yönelik Öneriler” Değerler Eğitimi Dergisi, Cilt 5, Sayı: 14, s 61-78

Hançerlioğlu, O. (1976) “Felsefe Ansiklopedisi” 1. Baskı İstanbul: Remzi Kitabevi. s.275

Onatır, M. (2008) “Öğretmenlerde Özgecilik İle Değer Tercihleri Arasındaki İlişki” (Yayınlanmamı yüksek lisans tezi) İstanbul: Yeditepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü

Uysal, E. (2003) “Değerler Üzerine Bazı Düşünceler ve Bir Erdem Tasnifi Denemesi: İnsanî Erdemler–İslâmî Erdemler” Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi Cilt: 12,  Sayı:1,  s. 51-69

Yazıcı, E. & Ertekin, E. & Dilmaç, B. (2009) “Değer Tercihleri ve Öğrenme Stilleri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi” Değerler Eğitimi Dergisi Cilt 7, No. 17, 27-47, Haziran

Oktay, A. (2000) “Yaşamın Sihirli Yılları: Okul öncesi dönem” Epsilon Yayınları, İstanbul, sf. 124-147

Karalar, R. & Kiracı, H. (2010) “Bireysel Değerlerin Sürdürülebilir Tüketim Davranışı Üzerindeki Etkisini Belirlemeye Yönelik Öğretmenler Üzerinde Bir Araştırma” İşletme Araştırmaları Dergisi 2/2 s. 79-106

Tanıt, T. (2007) “Eğitim Yöneticilerinin Değer Tercihleri İle Yaratıcılıkları Arasındaki İlişkinin İncelenmesi” (Yayınlanmamı yüksek lisans tezi) İstanbul: Yeditepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü

Yörükoğlu, A. (2004) “Çocuk Ruh Sağlığı” Özgür Yayınları, İstanbul, s 181

Aydın, S. (2003) “Karakter Eğitiminde Mizaç”  Yıl :25 Sayı :299, Aralık

Hökelekli, H. (2010)”Modern Eğitimde Yeni Bir Paradigma Değerler Eğitimi” Eğitime Bakış Dergisi, Yıl: 6, Sayı: 18, s 4 -9

Yazar, T. Keskin, İ. (2018), “Milli Eğitim Şuralarında Değer Ahlak ve Karakter Eğitimi ile ilgili Alınan Kararların Değerlendirilmesi” Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, cilt 4, sayı 8, s 386-405

Naktiyok, A. & Timuroğlu, M.K. (2009). ―Öğrencilerin Motivasyonel Değerlerinin GiriĢimcilik Niyetleri Üzerine Etkisi Ve Bir Uygulama‖ Atatürk Üniversitesi

Ġktisadi ve Ġdari Bilimler Dergisi, Cilt: 23, Sayı: 3, s.85

Örmeci, O. (2016), “Dünya Değerler Araştırması 2010-2014 Türkiye Verileri Analizi”, Uluslararası Politika Akademisi  http://politikaakademisi.org/2016/12/27/dunya-degerler-arastirmasi-2010-2014-turkiye-verileri-analizi/

Editör

Editör

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir