Karma Eğitimin Tarihî ve Sosyal Gelişimine Kısa Bir Bakış

 Karma Eğitimin Tarihî ve Sosyal Gelişimine Kısa Bir Bakış

Eğitmek, eğitilmek, bilgi edinmek, varlık dünyasına ait bilgiyle irtibat kurmak insan olmanın temel niteliklerinden biridir. Eğitim insanoğlunun kadîm olgularından biri olmasına karşın tarz ve yaygınlığı zaman içinde değişmiştir. İnsanlık tarihi XVIII. yüzyıldan sonra hemen her bakımdan yeni bir evreye girdi ve kadim bütün haller değişime uğradı. Modernite öncesi eğitimin mahiyeti, işlevi, yapısı ve felsefesi çoğu bakımdan bu günden farklıydı. Bugün herkes için zorunlu olan devlet merkezli, kamusal eğitimin tarihi ancak iki yüz yıl kadar gerilere gidebilir. Yakın zamanlara kadar örgün eğitimden toplumun yalnız seçkin kesimleri istifade edebiliyordu ve bunlar arasında erkeklerin belirgin bir ayrıcalığı söz konusuydu. Sanayi devriminin hem bir nedeni hem de sonucu olarak ortaya çıkan modern eğitim zorunlu, kısmen ücretsiz, devlet kontrolünde, farklı dinî ve etnik grupları içine alacak şekilde yapılandırılırken, aynı zamanda bu sistemin cinsiyet bakımından karışık/karma olmasına önem gösterildi ve bunda ısrar edildi. Bu ısrarın arkasında başta ekonomik olmak üzere dinî, sosyolojik, siyasal ve kültürel sebepler yatıyordu.

Dünya eğitim tarihinde geriye doğru gittikçe eğitim imkânlarından erkeklerin lehine bir eşitsizlikten bahsedilebilir. Hitit, Asur, Sümer, Mısır ve diğer antik çağ medeniyetlerinde eğitim büyük ölçüde sarayın, tüccarların ve din adamlarının erkek çocukları içindi. Bu durum, Antik Yunan, Helenizm, Hint, Çin, Roma ve Bizans medeniyetlerinde de benzer durumdaydı. Yedinci yüzyılda gelen İslâm, öğrenme ve öğretme bakımından kadın ve erkek arasında hiçbir fark gözetmemesine karşın, pratikte ideal tablonun oluşamadığı söylenebilir. Modern dönem öncesine hatta çok yakın tarihlere kadar Batı dünyasında değil kadınların eğitimi, insandan sayılıp sayılmaması bile tartışılıyordu. Kadınların bilgi sahibi olması ve kız çocuklarının eğitilmesi bakımdan İslâm toplumlarının parlak bir geçmişe sahip oldukları görülebilir.

XVIII. Yüzyıl Sonrası Avrupa ve Dünya’da Karma Eğitim

Bologna Üniversitesi’nde ders. Bir İtalyan hukuk profesörünün mezarındaki mermer kabartma resimlerine bakılacak olursa dersler kız ve erkek karışık halde işlenmektedir. (Kaynak: Ortaçağ 3, (ed.:  Umberto Eco) İstanbul: Alfa Yayınları, 2016, s.507).

Karma eğitim, kız ve erkeklerin aynı mekânda eğitim görmesine denir. Bunun yanında farklı din ve mezhepten olanların aynı mekânda eğitim almaları da bir tür karma eğitimdir. Farklı cinsten çocukların aynı çatı altında eğitim almaları öncelikle Protestan mezhebinin bir uygulaması olarak ortaya çıktı. Kendi dinî öğretilerinin hemen her tür ve hiyerarşiden insana ulaşabilmesi için sınırlayıcı kurallar getirildi. Kızların da İncil’i okuması önemli bir gereklilik olarak kabul edildi. Ortaçağ Avrupa’sının ilk üniversitesi olarak kabul edilen Bologna’da kız ve erkeklerin birlikte eğitim aldıklarına dair resimler bulunmaktadır. Batı dünyasında uzun süre her türlü olumsuzluğun kaynağı olarak görülen özür sahibi (engelli) insanların bile eğitim almasının gerekliliği böylesi bir arka plana dayanarak başladı. Karma eğitim öncelikle ilköğretimde başladıysa da ileri düzeylere çıkması yüzyıla yakın zaman aldı.

XVIII. yüzyıl sonlarına doğru devlet kontrolünde kamu eğitimi (public education) pratiğinin ortaya çıkmasıyla İngiltere’de sadece kızlara yönelik okullar açılmaya başlandı. Kızlar için ilk yükseköğretim 1869’da açılan Girton College oldu. Onu 1872’de Newnham College izledi. London School of Economic de 1874’te kapılarını kızlara açtı. İngiltere’de ilk yatılı karma okul (Blades School) 1893’te açıldı. İrlanda’da ise Scottish Dollar Academiy 1818’de ilk defa karma eğitimi başlatan kurum olduğunu iddia etmektedir. Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde İngiltere’de hemen her düzeyde karma eğitim verilmeye başlandı. Buna karşın bugün İngiltere’de kızlar ve erkekler için ayrı okullar bulunmaktadır ve karma eğitim konusunda kesin bir karar verilmiş değildir. Tartışmalar sürmektedir.

Fransa’da da karma eğitim on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında başladı. Sorbonne Üniversitesi kızlara kapılarını 1860’ta açtı. Fransız eğitimini laikleştirici reformlarla tam bir devlet eğitimine dönüştüren Jules Ferry zamanında ilk ve orta öğretim karma hale getirildiyse de yasalaşmadı. Fransa’da ilköğretimin kanunla karma hale getirilmesi için 1957’ye kadar beklendi. Kuzey Avrupa ülkelerinden Norveç 1896’da zorunlu karma eğitim tasarısı hazırladı.

Almanya, karma eğitim konusunda daha geç davrandı. XIX. yüzyılın sonuna kadar kızlar için orta öğretim imkânı yoktu. Almanya’da kızların yükseköğretime ilk kayıtları 1901’de yapılmaya başlandı ve II. Dünya savaşı sonrası (1946) dış zorlamaların da etkisiyle bütün düzeylerde karma eğitime geçildi.

Japonya’da 1860’lara kadar geleneksel eğitim hâkimdi ve kızların genel okullara kabulü söz konusu değildi. Modernleşme döneminde ise kızlar okullara kabul ediliyor ancak ayrı sınıflarda eğitim görülüyordu. II. Dünya Savaşından önce Japonya’nın çok az okulunda karma eğitim vardı. 1946’dan sonra onlar da tıpkı Almanlar gibi dış güçlerin zorlamasıyla karma sınıf eğitimine geçtiler. Kız ve erkekler aynı okulda okumaya başladı ancak sınıfları farklıydı.

Çin’de karma eğitim ilk olarak yükseköğretim düzeyinde ve 1920’de Nanjing Higher Institute’de uygulandı. Ancak bundan önce 1910’da kadınlar için Ginlig Women’s University adında hususi yükseköğretim okulu açılmıştı. 1949 sonrasında kamu ve özel bütün okullar zorunlu olarak karma hale getirildi.

Karma eğitime ilk geçen ülkelerin başında ABD gelir. İlk karma yükseköğretim okulu olan Lancaster’daki Franklin College 1787’de kurulduğunda 78 erkek 36 kız talebe vardı. Bu okula zamanla Yahudi kızların da kabul edilmesi önemli bir yenilik oldu. Ancak okul kısa süre içinde ciddi maddi zorluklar yaşamaya başladı ve kapandı. Sonra sadece erkekler için açıldı ve ancak 1969’da yeniden karma eğitime geçebildi. Genel kabule göre 1870’lerden sonra ABD’de karma eğitim tartışmaları eğitimciler ve aydınlar arasında revaçta idi. Bu tarihten kısa bir süre sonra karma eğitime başlandıysa da hukuki zorunluluğu yoktu. 1960’lara kadar ABD’de yükseköğretimde karma eğitim hayli sınırlıydı. 1970’lerde karma eğitim hızla yaygınlaştı. 1972’de kamu okullarında karma eğitim zorunlu hale getirildi. Bugün Amerika’da cinsiyet, din ve mezhep farkı gözetmeksizin eğitim veren okulların yanında, sadece tek bir cinse ya da din ve mezhebe eğitim veren her düzeyden okullar vardır.

Osmanlı eğitim sisteminde karma eğitim

Osmanlı’da karma eğitim. Osmanlı son döneminde karma eğitim sıbyan/ibtidâî ve bazı rüştiye mekteplerinde uygulanıyordu. Resimde kız ve erkekler bir arada hanım ve erkek öğretmenleriyle birlikte görülüyor. (Kaynak:   “Vidin Mekteb-i Rüştiyesi”, Şehbâl, 1330/1914, S.100, s.75).

İslâm dünyasında karma eğitime yönelik tartışmalar, kadınların eğitim hakkıyla birleştirilerek açıklanacak bir durum değildir. Zira İslâm’ın eğitim ve öğretim ilkelerinde kadın ver erkek ayrımından söz edilemez. “İlim öğrenmek her kadın ve erkek için farz-ı ayındır” Hadis-i Şerifi her şeyin özetidir ve yorum yapılamayacak kadar hüccettir. Bu sebeple kadınların eğitim almalarında, ilim talep etmelerinde sınırlayıcı bir hüküm yoktur. Coğrafi olarak farklı kültür ve toplumlar içine hızla yayılan İslâm, bu çeşitliği koruyucu bir uygulama da sürdürmüştür. Bu durum, farklı kültürlerin varlıklarını sürdürmesinde imkân olmuştur. Diğer birçok kültür ve medeniyette son derece ağır şartlarda hayatta kalan, açık bir şekilde ötekileştirilen, ezilen, zulüm gören kadının statü ve rolü birçok Müslüman toplumunda yakın dönemlere kadar ideal düzeyde idi.

Emevî, Abbasî, Memluk, Endülüs, Selçuklu ve Osmanlı devlet ve medeniyetlerinde kadınların, kız çocukların eğitimine büyük değer verildiğini gösteren birçok delil vardır. X. yüzyıl ve sonrasındaki vakıf araştırmalarında, vakıf sahiplerinin % 30’a yakının kadın olduğunu göstermektedir. Rivayete göre, Endülüs’te kadınlar kendi aralarında yazma ve okuma yarışması yapacak kadar eğitim imkânlarına sahiptirler. Osmanlılarda her ne kadar kadınlar için medrese olmasa bile, evlerde, özel eğitim ortamlarında kadınların ve kızların üst düzey eğitim alabildikleri ve bu sayede âlime, şaire ve hekim olabildikleri bilinmektedir.

Osmanlı eğitim sisteminde sıbyan mekteplerine kız ve erkek çocukları birlikte giderlerdi. Elbette yetişkinler için karma eğitimden bahsedilmezdi. Osmanlı devleti modernleşme döneminde kızlar için yeni okullar açtı. Başta kız rüştiyeleri, sonra Darülmuallimât ve Sanayi-i Nefise birbirini izledi. Bu okullarda karma eğitim yoksa da iptidai okullardan bazılarında karma eğitime izin veriliyordu. Osmanlı Devleti’nin karma eğitime geçiş süreci ile Batı dünyasında karma eğitime geçiş büyük ölçüde çağdaştır ve aynı zaman aralıklarına denk gelir.

Osmanlı eğitim sistemi bu güne göre hayli renkli, karmaşık ve bir o kadar da sivil ve bireysel nitelikleri olan bir yapıydı. Azınlık ve yabancıların eğitim ortamları kendi içinde farklı tecrübeler sunuyordu. Azınlık okullarında kız ve erkek cinsiyetler genelde ayrı tutulurken, yabancı okullarında karma eğitim teşvik ediliyordu. Örneğin Amerikalılar tarafından açılan misyoner okullarının çoğu karma eğitim yapıyordu. Bu uygulama ister istemez Müslüman toplumun önünde bir örnek oluşturmuş ve değişime öncülük etmiştir.

Osmanlı rüştiye (ortaokul) mektepleri bazen ibtidâî (ilkokul) kısmı da kapsayacak şekilde düzenlendi. Böylesi zamanlarda rüştiyeler altı, yedi ya da sekiz yıl eğitim yapıyordu. Bu durumlarda rüştiyelerin ilk kısmı genelde karma eğitim yapıyor, ama idadi (lise) kısmı ayrı eğitim veriyordu. 12 yaşını geçen çocukların idadilerde sınıfları ayrılıyordu. Osmanlı eğitiminde özel okullaşma oranı yüksekti. II. Meşrutiyet döneminde gelindiğinde 33 resmî, 39 özel olmak üzere toplamda 72 rüştiye eğitim veriyordu. Özel rüştiyelerden 15 tanesinin karma eğitim verdiği bilgisi 1909 Devlet Salnamesi’ne yansımıştır. İlk defa 1912’de kızlar için idadi açıldı. Cumhuriyet dönemine kadar da idadilerde karma eğitimden bahsedilmedi.

II. Meşrutiyet döneminde karma eğitim tartışmaları

II. Meşrutiyet dönemi gerek tartışmalar gerek se teşebbüsler bakımından en özgür dönemlerden biri olarak kabul edilir. 1913’te Tedrisat Mecuası’nda “Muhtelit İbtidailerin Sınavları Hakkında” başlığıyla çıkan bir yazıda karma eğitim yapan ilköğretim okullarının sınav tatbikatıyla ilgili bilgiler verilmiştir. Erken Cumhuriyet’in önde gelen simalarından Vedat Nedim (Tör), 15 Ağustos 1918’de Muallim Mecmuası’nda “Mekteplerde Cinslerin Birleşmesi” başlığıyla bir yazı kaleme almış ve karma eğitimi geniş bir şekilde tartışmıştır. Ona göre, karma eğitim Avrupalı pedagoglar tarafından tartışılmış, denemeler yapılmış ve her iki cins için de müspet neticeler vermiştir. Dolayısıyla Osmanlı eğitim sisteminde de bu uygulamaya behemehâl geçilebilir. Vedat Nedim, bu teklifi yaparken, kültürel ve dinî farklılıklara değinmediği gibi, Türkiye’de bir pedagojik araştırmaya gerek olup olmadığına da yer vermemiştir. II. Meşrutiyet döneminde diğer yayın organlarında da dönemin önde gelen aydınları, eğitimcileri ve siyasetçileri “muhtelit” eğitim başlığında tartışmalar yapmışlar ve bir anlamda gelecek için ortam hazırlamışlardır. Seniha Nezahat, Emine Semiye ve Mükerrem Belkıs gibi kadınlar karma eğitimin kadınlar için elzem olduğunu dile getirmişlerdir.

Bu dönemde Abdülkadir Bey adında bir muallimin öncülüğünde Cağaloğlu’nda 1916’da açılan okullardan biri Darü’l-Elhan’dır (Müzik okulu ya da konservatuvar). Okulun açılış yönetmeliğine bakıldığında buraya kız ve erkeklerin kabul edileceği ancak bunların farklı ortamlarda eğitim alacakları ayrıntısına yer verilmiştir (Ergin, 1977: 1578-1581). Ancak uygulamanın nasıl olduğuna dair bilgiler henüz yeterli değildir. Cumhuriyet döneminde ise Musiki Muallim Mektebi karma eğitim yaparak eğitime devam etmiştir.

Cumhuriyet Öncesinde Karma Eğitime Geçiş

II. Meşruiyet döneminde kız ve erkek çocukların sadece ilköğretim saflarında değil, ileri dönemlerde de bir arada okuyabilmelerine yönelik tartışmalar “muhtelit terbiye” kavramıyla yapılmaya başlandı. Daha önceden kızlara yönelik orta ve yükseköğretim düzeyinde okullar açılmıştı ancak kızlar henüz Darülfünûn’a kabul edilmiyordu. II. Meşrutiyet’in özgür ve siyasal istikrarsızlık ortamında İsmail Hakkı (Baltacıoğlu) ve Samipaşazâde Süleyman Beyler, kadınların ilgisini Darülfünûn’a çekebilmek için burada “hanımların da katılabileceği” konferanslar vermeye başladılar. Konferans konuları genelde kadınların sosyo-kültürel sorunları ve ev hayatıyla ilgiliydi. Matematik ve kozmografyadan ziyade kadın hakları, terbiye-i bedeniye, tarih, sağlık ve terbiye bilgisi ön planda geliyordu. Darülfünûn’da herkese açık olan bu dersler büyük bir teveccühe sebep oldu ve katılımcıları konferans salonu almamaya başladı.

Bunun üzerine kadınlar hem bu derslerin devam etmesini hem de kendilerinin de Darülfünûn’a talebe olarak kabul edilmesini daha yüksek sesle dillendirmeye başladılar. Tabandan gelen bu talep karşısında 1914-1915 eğitim öğretim sezonunda İnas-Darülfünunu adında kadınlara hitabeden dünyada türünün ilk örneklerinden biri olan kadın üniversitesi açıldı. Ancak savaş zamanının şartları ve en önemlisi de 1918 sonrası işgal kuvvetlerinin İstanbul’daki kamu binalarını kendi ihtiyaçları için kullanmaya başlamaları sebebiyle ciddi fiziki mekân sıkıntısı çekilmeye başlandı ve Darülinas birkaç kez yer değiştirdi. Bir türlü düzene kavuşamayan okulda istenilen nitelik sağlanamadığı ve zor koşullarla, yoksunluk ve mağduriyetlerle karşılaşıldığından, durumlarının düzeltilmesi için başını Şukufe Nihal’in çektiği bir grup kız talebe dönemin Maarif Nazırı Ali Kemal Bey’e (1922’de İzmit’te linç edilen) bir dilekçe verdiler. Maarif Nezareti Darülinas’ın geçici olarak Vezneciler’deki Zeynep Hanım Konağı’nda eğitime devam eden Darülfünun binasına nakledilmesi kararını aldı. Bu kararın verilmesinde kız talebelerin verdikleri dilekçenin etkili olduğu bilinmektedir. Nezaret kızların bu isteğini olumlu karşılayarak muhtemel bir karma eğitimin zımnen alt yapısını hazırlamış oldu.

Darülinas (Kadın üniversitesi) Darülfünûn’la Birleşiyor

Eylül 1918 tarihinde Maarif Nezareti’nin uygun görmesiyle Darülinas’ta okuyan kızlar Darülfünun binasında eğitim görmeye başladılar. Eğitim aynı binada olmasının yanında aynı vakitte olmayacaktı. Kızlar okula öğleden sonra devam edecekler ancak okulun bütün eşyalarını, laboratuvarları ve kütüphaneleri ortaklaşa, dönüşümlü olarak kullanabileceklerdi.  Böylece kızlar ve erkeler aynı binada ancak zamanı gün içinde biraz farklı olarak eğitim almaya başladılar.

1918’de Darülinas talebeleri bina yetersizliğinden Darülfünûn’da ders görmeye başladı. Kızlar derslerin çoğunu öğleden sonra yapıyordu. Bazı dersler ise dershane ortasına perde çekilerek işleniyordu. Bu durumu dönmemin basını komik bularak eleştirmişti. Büyük Mecmua’dan alınan karikatürün üstünde  “Bizde Darülfünun hayatı”  altında ise: “Tramvay perdeleri Darülfünûn’a nakledildi” yazıyor. (Kaynak: Büyük Mecmua, “Dârülfünûn’da Harem”, Büyük Mecmua, S. 5).Eco) İstanbul: Alfa Yayınları, 2016, s.507).

Bir mecburiyetten kaynaklanan uygulama beraberinde birçok sıkıntıyı da getirdi. Özellikle laboratuvarların kullanılması, uygulamalı derslerin zamanla sınırlanamaması ve bazı hocaların bir dersi iki defa anlatmak istememesi gibi sebeplerle Darülfünûn hocaları Eylül 1919’da Maarif Nezareti’ne karma eğitimin bir zorunluluk haline geldiğini ve buna izin verilmesini istedilerse de Maarif Nezareti bu talebe müspet karşılık vermedi. Ancak aynı binada kız ve erkeklerin farklı zamanlarda eğitim görmeleri sorunları giderek arttırdı ve hocalar da buna çözüm aramaya başladı. Bu süreçte kızlar başta Hukuk Fakültesi olmak üzere diğer fakültelere de kayıt hakkı almaya başladılar.

Gittikçe zorlaşan eğitim şartları kızların ve erkeklerin karma eğitim yapmasını kaçınılmaz bir zorunluluğa dönüştürdü. Durum özellikle Tıp ve Fen Fakültelerinde mecburen pratiğe dönüştü. Kızlar da artık bu sıkışıklığa kesin bir sonuç üretilmesi için karma eğitim isteklerini arttırdılar. Bir ara çözüm olarak bazı büyük dershanelerde ortaya perde asılarak, kız ve erkeklerin birbirlerini görmeleri engelleniyordu. Darülfünûn’da bazı hocalar yasak olmasına karşın dershaneleri birleştirerek eğitim yapmaya başladılar. Karma eğitimi şiddetle savunan hocalardan biri coğrafyacı Faik Sabri (Duran) Bey idi. Bu zât kapıya nöbetçi koyarak karma eğitim yapmaya başlamıştı. Bu bir örnek oldu ve diğer hocalar da derslerini birleştirmeye başladılar. Bu arada Darülinas talebeleri kendilerine ayrılan dershanelere girmeyerek, ayrı eğitim yapmak isteyen hocalara da bir anlamda isyan ettiler ve erkek dershanelerine doluşmaya başladılar.

Darülfünûn’da kız ve erkeklerin karma ders yapmaya başlaması 1918’den itibaren tartışılmaya başlandı. Büyük Mecmua’dan alınan bu karikatürde Darülfünûn kapısında askerler bekliyor. Karikatürün altında “buraya öğleden sonra erkek giremez” yazılarak, uygulama istihza ile eleştiriliyor. (Kaynak: Büyük Mecmua, “Dârülfünûn’da Harem”, Büyük Mecmua, S. 5).

Bu uygulama idare tarafından haber alındı ve hemen dedikodular da çoğalmaya başladı. Kız ve erkeklerin aynı salonda eğitim görmeleri ahlâka aykırıdır denildi. Hatta söylentiye göre kız ve erkeklerin “zânu ve zânu (diz dize) oturtulduğu”, ders yerine şamatanın hâkim olduğu dedikodusu yayıldı. Bunun üzerine idare tarafından bir inceleme heyeti sınıflara gönderildi. İnceleme yapılacağı önceden haber alındığı için hocalar da tedbirlerini almışlar ve sınıfın bir tarafına erkekleri diğer tarafına da aralarında hayli mesafe kalacak şekilde erkekleri yerleşilmişlerdi. Durumun anlatıldığı gibi olmadığını gören tetkik heyeti olumsuz bir rapor tutmayarak ayrıldı ve bir anlamda bu pratiğin onayını vermiş oldu. Böylece kız ve erkekler Darülfünûn’da aynı sınıfta ve perdesiz bir şekilde ders yapmaya başladılar (Erdem, 370-375).

Görünüşe göre, oldubittiye getirilerek başlayan karma eğitimin ilk senesinde Darülinas talebesi kızlara okulu bitirebilmeleri için alternatifler sunuldu. İsteyenler Darülinas, isteyenler erkeklerin verdikleri sınavları vererek Darülfünun diploması alabileceklerdi. Fark derslerini vererek ilk Darülfünun mezunu kadın meşhur romancı ve eğitimci Şükûfe Nihal oldu. Artık sıra bu fiili durumun hukuki düzleme de taşınmasına gelmişti. Kızlar bazı mağduriyetlere uğradıklarını öne sürerek örgütlenip, kendilerine Darülfünun’un bütün şubelerine kayıt hakkı verilmesini istediler ve bazı konulara da devamlı olarak itiraz ettiler. Sürekli ve örgütlü mücadeleler sonunda netice verdi ve İstanbul Darülfünûnu Divanı 16 Eylül 1921’de verdiği kararla, kızların da Darülfünûn’a alınmasını kabul etti. Artık kız ve erkek talebeler üniversitede karma olarak yasal statüyle de tanınan bir halde okumaya başladılar.

1918 Sonrası karma eğitime geçişte tartışmalar

Karma eğitim ilk başlarda de facto olarak başladı. Ortaya çıkan mekân yetersizliğinin ürettiği fiili durumun emri vakiye dönüşerek kabullenilmesiyle çözüm kendini var etti. Ancak ardı arkası gelmeyecek tartışmaların da başlamasına sebep oldu. İlk olarak, bu fiili duruma Darülfünûn Emini (rektör) karşı çıktı ve Maarif Nezareti tarafından görevinden alındı. Darülfünûn’da ve eğitim bürokrasisinde muhtelit/karma eğitime karşı olanlar ve destekleyenler olmak üzere iki taraf oluştu. “Tartışmalar büyük ölçüde, din, ahlâk, asrilik (çağdaşlaşma), âdet, gelenek, feminizm, milliyet ve millîlik gibi dinî ve ideolojik eksenlerde cereyan etti” (Baskın, 2005). Belki de hiç gündeme gelmeyen pedagoji idi!

Darülfünûn’da henüz yasallaşmadan başlayan karma eğitime ilk tepki Şeyhülislamlık makamından geldi. Buna resmî tepki de denilebilir. Karşı gelenlerin başında Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi geliyordu. Şeyhülislam önce Sadarete bir dilekçe yazarak, kız ve erkek Darülfünunlarının birbirlerinden derhal ayrılmasını talep etti. Sadaret konuyu Maarif Nezareti’nden soruşturdu ve bu uygulamanın fizikî imkân yetersizliğinden kaynaklandığı, üstelik kız ve erkeklerin birbirlerini görmeden ayrı zamanlarda ders aldıkları cevabını verdi. Maarif Nezareti şartlar müsait olursa bu uygulamaya son verilebileceğini bildirdiyse de bu, zaman kazanmak için yazılmış bir cevap gibiydi.

Bunun yanında asıl tartışma basında cereyan etti. Liberal, feminist ve batıcı görüşleriyle tanınan yazarlar, gazeteciler ve eğitimciler Darülfünûn’daki uygulamanın göstermelik olduğunu, karma eğitimin yasal olarak derhal başlaması gerektiğini dillendirdiler. Dönemin etkin yayın organlarından Büyük Mecmua’da başını sosyalist ve aşırı feminist Sabiha Sertel’in çektiği bir grup bu meseleyi uzun süre gündemde tuttu.  Büyük Mecmua konuyu ciddiyetle tartışmak için dönemin aydınları arasında geniş çaplı bir anket yaptı ve görüşler aldı.

Ankete katılan kadınlar meseleyi “yeni kadın”, ilerleme, toplumsal ahlâk ve irfan ile çağdaşlaşma zaviyesinden ele almıştır. Sabiha Zekeriya (Sertel), Darülfünûn’daki karma eğitimin asrileşme noktasında tartışmaya bile gerek olmadığını söyleyerek karşı çıkanları “irtica” ile suçlamıştır. Ona göre ahlâk adına kadın ve erkeği ayırmak, kadını tesettüre sokmak anlamsızdır yapılan bir tür karagöz oyunudur. Karma eğitim medenileşme yolunda ilmî bir ihtiyaçtır. Derginin aynı sayısında yer alan bir başka imzasız yazıda da kız ve erkeklerin aynı binada ancak farklı saatlerde ders yapmalarıyla inceden alay edilmiştir. Derginin açtığı ankete katılanların görüşleri “yenilikçi” ve “muhafazakâr” kategorilerine ayrılarak, ciddi bir tartışma sahasına dönüşmüştür.

Halide Edip (Adıvar), “kadın ve erkek Darülfünunlarının birleştirilmesini, medreseden mektebe geçen bir millet için tabii gördüğünü ve kadın Darülfünununu lağveden radikal idareden de bunun beklendiğini, ancak sadece derslerin aynı tarzda aynı müderrisler tarafından fakat ayrı zamanlarda verilmekten ibaret olan bu girişimin fikrî değil yalnızca iktisadî bir karar olduğu görüşünü belirtti”. Erken Cumhuriyet dönemi kadın aktivistlerinden ve feminizmin ateşin savunucularından Müfide Ferid (Tek) de ankete katılanlardan biriydi. Müfide Ferid meseleyi sınıfsal kavramlarla ele alarak, kadının ekonomik özgürlüğünü kazanması noktasından izah etmeye çalışmıştır. Ona göre Darülfünûn’a birinci kategoride bilgi öğrenmek için gelen, bir de meslek sahibi olmak niyetiyle gelen kadınlar vardır. İkinci kategoride gelenler için “erkeklerle aynı dershanede ders görmenin ne mahzuru olabilir?” diye sormuştur. Ona göre meselenin çözümü böylesi basit ayrımlar yapmak değil, Anglosakson ahlâkında olduğu gibi fikrî ve ahlâkî terbiyelerde saklıdır.

Büyük Mecmua’nın karma eğitim dosyasında yazan Fevziye Mektebi müdiresi, uzun zamandan beri devam eden “asrileşme” meselesinin içselleştirilemediğine değinmiştir. Ona göre, çalışma hayatının tamamına kadınlar da erkekler gibi girebilmelidir. Ankete katılanlardan biri de II. Meşrutiyet döneminin önde gelen Batıcılarından Abdullah Cevdet olmuştur. Cevdet’in çıkardığı İçtihad dergisinde uzun zamandan beri kadın hakları, feminizm ve asrileşmek konusunda yazılar yazdığı bilinmektedir. Cevdet, Büyük Mecmua’daki yazısında dini bahane ederek böylesi uygulama yapanların başarılı olamayacağını söylemiştir. Ona göre İslâm ilim öğrenmeyi kadın erkek herkese farz kılmıştır, aralarında fark gözetmemiştir. Darülfünun hocalarından Köprülüzâde Fuad Bey de, “konuyu bir dedikodu haline getiren ve ortaçağı yaşatmak isteyen bir takım çevrelerin sahip olduğu ve bu zihniyetin karşısında duyduğu hayreti dile getirmekle beraber, bu gibilerin ilerleme ve gelişme fikrinin önünde çamurdan sözlerle duramayacağı görüşünü beyan” etmiştir. Feylesof lakabıyla meşhur Rıza Tevfik de tartışmaya katılarak “kadın ve erkeği toplumsal hayatta birbirinden ayırmanın artık imkânsız” olduğunu dile getirmiş ve yakın zamanda Darülfünûn’da kadın ve erkeklerin aynı dershanede ders göreceklerini belirtmiştir. Avrupa’ya yaptığı seyahatler sırasında karma eğitimi gören Kazım Nami (Duru) ise, asıl yanlışın kadın ve erkeği birbirinden ayırmak olduğunu dile getirmiştir. Ona göre Darülfünûn’da ilimle gelişen gençlerin ahlâk ve edepleri de güzelleşecektir.

Ankete katılanlar arasında konuyla ilgili aksi görüşün tek temsilcisi Rauf Ahmet’dir. Rauf Ahmet, ilerleme yolunda geri kalmış memleketlere örnek olarak Japonya’yı göstermiş ve tesettür gibi bir konuya bağlı olmamalarına rağmen Japonya’nın bir kız Darülfünunu kurarak başladığını belirtmiştir. Bu gibi konularda toplumun fikrini dikkate almamanın ve karşı görüşlü olanları da olur olmaz Kanun-ı Esasî ve dine riayetsizlikle suçlamanın yanlış olduğunu savunmuştur (Büyük Mecmua’daki tartışma; Baskın, 2007, s.170-180’den özetlenmiştir).

Bu tartışmalarda görüldüğü üzere karma eğitim gündeme geldiğinde gazetecilerin, akademisyenlerin ve aydınların meseleyi büyük ölçüde çağdaşlık, medeniyet, özgürlük, sınıf mücadelesi ve ekonomik hayatı kazanma zaviyelerinden ele aldıkları görülmektedir. Her ne kadar Darülfünun/üniversitede karma eğitim söz konusu olmuş olsa da ilerleyen senelerde orta öğretim ve ilköğretimdeki karma eğitimin pedagojik, biyolojik, sosyolojik tartışması yapılmamıştır.

Cumhuriyet dönemi ve karma eğitimin yaygınlaşması

1919 Eylül’ünde gayr-i resmi olarak Darülfünûn’da başlayan karma eğitim, 16 Eylül 1921’de yasal hale geldi ve İnas Darülfünunu ortadan kalktı. Kızlar yükseköğretimin diğer fakültelerine de kayıt hakkı elde ettiler ve böylece üniversitenin hemen her alanında karma eğitime başlandı. 1920-21 ders yılında riyaziye şubesinde 11 kız, 25 erkek; kimyagerlik bölümünde 13 kız, 23 erkek; tarih-i tabiiye bölümünde 16 kız 3 erkek; ulûm-ı hikemîye bölümünde 3 kız, 11 erkek; ûlûm-ı hayatiyede 8 kız, 1 erkek; madeniyyâtta da 4 kız olmak üzere toplamda 43 kız 52 erkek kayıtlıydı. Aynı sezonda Edebiyat Fakültesinin farklı şubelerinde ise 184 talebeden 50’sini kızlar oluşturuyordu.

Karma eğitim uygulamasının simgesel değeri yüksek pratiklerinden biri 15 Temmuz 1921’de Ankara’da Türkiye Muallim ve Muallime Dernekleri Birliği tarafından organize edilen Maarif Kongresi’nde yaşandı. Kongreye davet edilen 250 kadar kadın ve erkek öğretmen aynı salonda oturdular ve bu durum kısa süreli bir tartışmaya sebep oldu (Sarıhan, 2009). Karesi Mebusu Hasan Basri (Çantay) ve Karahisar-ı Sahib Mebusu Mehmet Şükrü Bey kongreye kadın-erkek birlikte katılmasının “kadınlığı tahkir” olduğunu söylediler. Kısa süre devam eden mesele büyütülmeden çözüldü, toplantı karma olarak devam etti.

1923’te Cumhuriyet’in ilanının ardından eğitim sisteminde de köklü değişim kararları gelmeye başladı. Yapılan ilk değişikliklerden biri 1924 ilköğretim programının hazırlanmasıdır. 1924 İlkokul Programı “erkek ilkokulları” ve “kız ilkokulları” şeklinde okulları ayırmıştı (Alp, 48). Ancak Ağustos 1924’te ilkokul eğitiminin karma olması, kızların erkek okullarına, erkeklerin de kız okullarına kaydolabilmesi kararı alınmıştır.

Karma eğitimin tartışma konusu olması, ilköğretimden ziyade orta öğretim için söz konusudur. Dolayısıyla da eğitimde karma uygulaması II. Meşrutiyet döneminden nerede ise günümüze kadar devam edegelmiştir. Cumhuriyet döneminin ilk radikal değişimi kuşkusuz Tevhid-i Tedrisat yasasıdır ancak bu yasada eğitimin karma niteliğine ilişkin bir düzenleme yoktur. Karma eğitim tartışması ilk zamanlarda fiziki ortam, öğretmen ve kaynak yetersizliği gibi sebeplerle başlamıştır. Okul sayılarının çok az olmasından dolayı özellikle ortaokul ve liselere gitmek isteyen kızlar için okul olmayınca, erkeklerin gittiği okullara onların da kaydolması düşünülmüş ve bu da bu günlere kadar bitmeyen tartışmaların başlamasına sebep olmuştur.

1924’te Tekirdağ’da okul yetersizliğinden dolayı kızlar erkeklerin gittiği liseye kaydolmak istemiştir. Bunun üzere yerelden başlamak üzere ülke genelinde karma eğitim tartışması başlamıştır. Başta eğitimciler olmak üzere sosyologlar, politikacılar ve sivil toplum aktivistleri konuyu kendi zaviyelerinden ele almışlardır. Dönemin meşhur sosyologlarından Necmettin Sadak, karma eğitim konusunda bir fikir birliğinin olmadığını, meselenin bilimsel olarak tartışılmadığını söylemiştir. Dışarıdan bir gözle, karma eğitimin her iki cinse de faydalar sağlayabileceğini dile getirmiştir. Bu sebeple de söz konusu meselenin şimdilik tartışılmamasının daha uygun olduğunu belirtmiştir. 1924’ün Haziran ve Temmuz aylarında Celal Sahir, İsmail Hakkı (Baltacıoğlu), Mustafa Şekip (Tunç) Ahmet Cevdet Bey, Abdullah Cevdet ve Fahrettin Bey gibi isimler de basında canlı biçimde karma eğitimi tartışmışlardır (Kamer, 2013).

Dönemin Darülfünun Emini olan İsmail Hakkı Bey, 29 Haziran 1924 tarihli Vatan gazetesindeki yazısında, “coeducation”ın (karma eğitim) ortaya çıkış serüvenine, Amerika ve Avrupa’daki uygulamalarına değindikten sonra ilginç tespitler yapmıştır. Ona göre karma eğitimi akıl ve mantık ilkeleriyle izah etmek güçtür. Bu meseleyi fizyoloji ve psikoloji ile çözmeye kalkışmak zaman kaybından başka bir şey değildir. Karma eğitim her şeyden önce kültürel bir meseledir, dolayısıyla da bir milletin tarihî, sosyal ve dinî bünyesi ve ahlâkî kavrayışıyla ilgilidir. Meseleyi bu zaviyeden ele alarak tartışmak anlamlı olacaktır. İlginç bir şekilde İsmail Hakkı Bey karma eğitim meselesini pedagojik ve sosyolojik olarak ele alan bir araştırmanın olmadığını bu alanda büyük bir eksikliğin olduğunu belirtmiştir (Aradan tam 96 sene geçmiş olmasına karşın aynı eksikliğin devam ettiği söylenebilir).

Atatürk ve Cumhuriyet inkılapları üzerinde etkisi olan batıcılardan Abdullah Cevdet 1 Ağustos 1924’te kendi yayımladığı İçtihad Mecmuası’nda “Müşterek Terbiye, Tevhîd-i Tedrisat/Coeducation” başlıklı yazısında (1 Ağustos 1924, S.167) Maarif Vekili Vasıf Bey’in faaliyetlerini alkışlarken, müşterek/karma eğitim uygulamasını bütün kuvvetiyle desteklediğini ve bunun bütün eğitim kademelerinde olması gerektiğini savunmuştur. Terbiye-i müşterekede (karma eğitimde) tereddüt etmenin zaman kaybı olduğunu belirtmiş, eleştirenlerin sözüne kulak asılmamasını istemiştir.

Abdullah Cevdet’in İçtihad Mecmuası’nda “Müşterek Terbiye, Co-education,”  başlıklı yazısı (1 Ağustos 1924, S.167). 1924 yazında karma eğitim basında yoğun bir şekilde tartışılmaya başlandı. Cevdet, Maarif Vekili Vasıf Bey’in bir an önce her düzeyde karma eğitime geçmesini istiyordu. Fahrettin Kerim ise aynı dergide özellikle liselerde karma eğitimin mahzurlarına dikkat çekmişti.

Abdullah Cevdet’in görüşlerine yine kendi dergisinde Fahrettin Kerim (Gökay) bir sayı sonra (1 Eylül 1924, S.169) “Müşterek Tedrisatın Mahzûrları” başlıklı makale ile cevap vermiş ve karma eğitimin özellikle liselerde uygulanmasının sakıncalarına değinmiştir. Ona göre, muhtelit tedrisat (karma eğitime) aleyhtarlığı ile irtica/gericilik arasında hiçbir münasebet olamaz. Mürteci/gerici olmak, karma eğitimin değil, eğitimin karşısında olmaktır. Abdullah Cevdet’e kendi yazdığı eserlerden referanslar vererek karşılık veren Fahrettin Bey, “bize Amerika’dan misal getiremezsiniz, çünkü kitabınızın (Hıfzıssıha, Dimağ ve Melekât-ı Akliye) terbiye bahsinde, bir kavmin ihtiyacına mütetabık olan bir terbiye, aynen diğer bir kavme her zaman muvafık gelmez” diyorsunuz. Bugün Almanya ve Avusturya eğitimde çok ileri gitmiş olmasına karşın liselerde karma eğitime geçmemiş, anaokullarında ve yükseköğretimde karma eğitim benimsenmiştir. Fahrettin Bey liselerde karma eğitimin mahzurlarına uzunca değindikten sonra Abdullah Cevdet’i ilmî düşünmek yerine siyasî ve inkılapçı olmakla nitelemiştir (s.3415-3419). Yazının sonunda kısa bir karşılık veren Abdullah Cevdet, Fahrettin Kerim’in söylediklerinin görüşlerini değiştirecek bir içeriğe sahip olmadığını belirtmiştir. Dünyada hiç bir yerde olmasa bile bizde karma eğitimin olması gerektiğini tekrarlamıştır.

Erken Cumhuriyet’in önde gelen eğitimcilerinden Hıfzırrahman Raşit (Öymen) Viyana Maarif Şurası başkanı Otto Klöckel’den Mektepçiliğin Kâbesinde başlığıyla 1928’de tercüme ettiği eserinde Avrupa ve Amerika’daki gözlemlerine yer vererek karma eğitim uygulamalarını anlatmış ve bunun Türkiye’de de tatbik edilmesini önermiştir.

Dönemin önde gelen eğitimcilerinden Mustafa Rahmi (Balaban), İzmir’de yayımlanan Fikirler dergisinde 1928’de “Muhtelit Terbiye” (S. 25) başlığıyla bir makale kaleme alarak, aynı Hıfzırrahman gibi o da Avrupa ve Amerika gözlemlerini aktarmış ve karma eğitimin Türkiye’de uygulanmasını istemiştir. Her iki eğitimcinin de meselenin sosyo-kültürel taraflarına değinmedikleri görülmektedir.

1926’da ilk ve orta öğretim programları yeniden değiştirilmiş ve burada köklü değişimlere gidilmiştir. Bunlardan biri de ortaokullarda karma eğitime geçilmesi kararı olmuştur. Aralık 1925 ve 8 Ocak 1926’da toplanan Üçüncü Heyet-i İlmiye’de “gündüzlü ortaokullarda karma eğitimin uygulanması” kararlaştırılmıştır. 1927’de Maarif Vekâleti, Orta Öğretim Dairesi, karma eğitimi öngören bir tasarı hazırlamıştır. Bu tasarı Talim ve Terbiye Dairesi’nde uzun tartışmalara sebep olmuş ve sonunda orta bir yol olarak üç ortaokulun seçilmesine ve buralarda karma eğitimin denenmesine karar verilmiştir. Daha sonra Mustafa Necati tüm sorumluluğu üstüne alarak daha fazla ortaokulda karma eğitimin uygulanmasına karar vermiştir. Üçüncü Heyet-i İlmiye’de yatılı olmayan ortaokullarda öğretimin karma olarak yapılması görüşülmüş ve kabul edilmiştir. Önce, 1927-1928 öğretim yılından itibaren erkek ve kız ortaokullarının yanında, karma ortaokullar kurulmaya veya bazı ortaokullar karma hâle getirilmeye başlanmıştır. Giderek tek başına kız ve erkek ortaokullarının sayısı azalmıştır (Kamer, 2013).

Cumhuriyet döneminde karma eğitime liselerde geçiş için 1930’larda yeniden tartışma başlamıştır. 15-29 Temmuz 1930’da yapılan Maarif Eminleri Kongresi’nde liselerde karma uygulamaya geçilmesine ilişkin görüşler ortaya atılmıştır. Aynı tarihte bakanlığın resmi yayın organı Terbiye Mecmuası’nda (S. 23) Hıfzırrahman Raşit (Öymen) tarafından “Muhtelit Tedrisat ve Müşterek Terbiye” başlıklı tercümeye yer almıştır. Dergide İhsan Bey, Selim Sırrı Bey, Ali Rıza Bey, A. Hilmi Bey, Münif Kemal Bey ve Celil Beyden oluşan komisyonun karma eğitimle ilgili bir proje hazırladığı haberi verilmiştir. Kamuoyunda karma eğitim tartışmaları başlayınca 22 Mart 1931’de Maarif Vekili Esat Segay, liselerde karma eğitime taraftar olduğuyla ilgili açıklamaları yalanlanmıştır (Akşam ve Vakit gazeteleri). Yaklaşık iki sene kadar çok fazla alevlenmeden yapılan tartışmalar neticesinde liselerde karma eğitim 1933-34 öğretim yılından itibaren tatbik edilmeye başlanmıştır. Bu dönemde il merkezlerinde ve toplamda 19 adet olan liselerde karma eğitim uygulaması dönemin politikaları ve psikolojisi gereği çok fazla tepkiye de sebep olmamıştır.

1926’dan itibaren ortaokullarda karma eğitime geçildi. Bu tarihlerde öğretmen okulları yanında bazı meslek liseleri de karma eğitim yapıyordu. Karma eğitimle birlikte cinsler arası kıyafet benzerliği yanında saçların kısaltılması da dikkat çekiyordu. (Kaynak: Necdet Sakaoğlu, Osmanlı’dan Günümüze Eğitim Tarihi, İstanbul: 2003, s.168).

Bazı meslek ve öğretmen okullarında karma eğitimin daha erken başladığı görülmektedir. Cumhuriyet’in ikinci senesinde Ankara’da açılan Musiki Muallim Mektebi’ne 1924-1925’te 12 erkek öğrenci kayıt yaptırmış, 1926-1927 öğretim yılından itibaren kızlar da kayıt yaptırmaya başlamıştır. 19 Kasım 1924 tarihli Cumhuriyet gazetesinin “Yüksek Muallim Mektebi muhtelit tedrisat yapıyor” başlıklı haberinden anlaşıldığına göre, Osmanlı’dan itibaren yüksekokul statüsünde olan ve İstanbul’da eğitim öğretim yapan öğretmen okulunda da karma eğitim verilmektedir. Genel liselerden en az iki sene önce (1931-32) bazı meslekî liselerin de karma olmasına karar verilmiştir. Tapu ve Kadastro Meslek Okulu 1930-1931 eğitim yılında 119 öğrenciyle eğitime başlamıştır. Bir sonraki yıl okula kız öğrenciler de kayıt yaptırmıştır.

1940’lara gelindiğinde özellikle Köy Enstitüleri’nin açılmasıyla karma eğitim bir kere daha gündeme gelmiş ve bazı yayın organlarında ortaokul ve liselerde karma eğitime son verileceğine dair haberler çıkmıştır (Kamer, 2013). Başta Hasan Âli Yücel olmak üzere Sadri Ertem gibi eğitimciler karma eğitimin bir Cumhuriyet inkılabı olduğunu belirterek bundan asla taviz verilmeyeceği açıklamasını yapmışlardır. Asıl tartışma karma ve yatılı eğitim yapan Köy Enstitüleri üzerinde cereyan etmiştir. Bütün tartışma ve eleştirilere karşın karma ve yatılı uygulamadan taviz vermeyen Tek Parti eğitimcileri ve politikacıları, meseleyi çağdaşlık, ilerleme gibi kavramlarla savunmuşlardır. Köy Enstitüleri 1946’dan sonra özgünlüğünü kaybetmeye başlasa da karma eğitim 1950’ye kadar sürmüştür. Enstitülerdeki karma eğitim uygulamasına 1950-1951’den itibaren son verilmiş ve kız öğrenciler Kızılçullu ve Beşikdüzü Enstitüleri’nde toplanmıştır.

1924’ten itibaren kademeli olarak başlayan karma eğitim uygulaması yönetmelikler ve Kanun Hükmünde Kararnamelerle hukuken meşru zeminde uygulanmıştır. Eğitim sisteminin bütününe yönelik kapsayıcı kanun ancak 1973’te çıkabilmiştir. Bugün de cari olan 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 14 ilkesinden biri “karma eğitim”dir. Bu yasaya göre, Türkiye’de eğitimin bütün kademeleri karma eğitim uygulamak zorundadır. Hukuki ve pratik durum böyle olsa da Türkiye’de eğitimin cinslere göre düzenlenme durumu hâlâ tartışma potansiyeli olan bir konudur.

Pedagoji ve İdeoloji Kıskacında Karma Eğitim Tartışmaları

Cumhuriyet’in ilk senelerinden itibaren hemen her düzeyde karma eğitime geçilmesine karşın, bu konuda zaman zaman tartışmalar olmaktadır. Bunlardan biri de 2015’te bir ilköğretim okulunda yaşanmıştır.   “İlkokulda kızlı- erkekli oturma krizi” “Antalya’nın Döşemealtı İlçesi Karataş İlkokulu’nda öğrencilerin karma oturmaları nedeniyle bir veli, 7 yaşındaki kız çocuğunu okula göndermemeye başladı. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne kadar ulaşan sorun üzerine sınıf ikiye bölündü ve ücretli öğretmen atandı. Bu kez de diğer veliler eski öğretmeni istediklerini belirterek tepki gösterdi” (Kaynak: 3 Kasım 2015, gazete haberleri).

Yukarıda kısaca değinildiği üzere karma eğitime XIX. yüzyılda zorunlu olarak geçişin asıl sebebi, ulus-devlet modelli modern devletlerin kolay bir yönetim için sadık vatandaşlar üretmek, herkese aynı bilgileri en kısa zamanda ve en az maliyetle aktararak tek-tip vatandaşlar oluşturmak, herkesi iyi tüketiciler ve üreticiler haline getirerek modern ekonominin çarkını döndürmeye uygun bireyler yetiştirmek içindi. Bu nedenle devletler toplumlarını yeniden oluşturup konsolide ederken cinsiyet, din ve mezhep hatta zenginlik ve fakirlik gibi ayrımları yok saymışlar, bütün toplumu eşit, sınıfsız ve imtiyazsız kaynaşmış kitleler olarak tasavvur etmişlerdir. Bir arada yaşayan insan toplumunun tabiatına aykırı bu ideolojik tasarım uzun süre katı bir şekilde uygulanmıştır. Uygulamaya farklı sebeplerle tepkiler de gecikmemiştir. Kimileri dinî hassasiyetleri, kimileri ekonomik ve sosyal statüleri, kimileri ise tamamıyla pedagojik nedenlerle karma eğitimin karşısında durmuştur. Böylece, özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra bir yumuşamaya gidilerek, birey, grup/cemaat ve toplum taleplerine cevap verme yoluna gidilerek, hem karma eğitim isteyenlere hem de istemeyenlere yönelik çözümler üzerinde düşünülmüştür.

Avrupa ve Amerika eğitim sisteminde bilimsel verilerle hareket etmek önemlidir. Bu bakımdan ülkelerin eğitimci, sosyolog, pedagog ve psikologlarının uzun deney ve gözlemler sonrasında öğrenme, sosyalleşme, meslekî bilgi edinme vb. konularda en iyi sistem ve yöntemin ne olabileceğine dair ürettikleri bilgiler son derece önem taşır. Kurumlar da bu verileri kullanmakta çekince görmezler. Burada asıl kritik mesele, beşeri alanda belli bir toplum için üretilmiş yöntem ve bilginin diğer toplum ve kültürler için ne ifade ettiğidir. “Bilimin evrenselliği” yanılgısından hareketle Batı dışı toplumların eğitimci, bilim adamı, sosyolog ve psikologları kültürel, dinî hatta metafizik izler taşıyan yeni bilimsel verileri, hiçbir rezerv koymadan, en ufak eleştiri bile geliştirmeden almakta ve uygulamaya girişebilmektedir. Bu da önü alınamaz toplumsal meselelere sebep olmaktadır.

Karma Eğitimi Savunanlar ve Karşı Çıkanlar

Eğitim sistemlerini ideolojik yargılara dayalı sürdürenler herhangi bir izah getirmeden eşitlik mottosundan hareketle karma eğitimi savunabilmektedir. Eğitimi bilgilendirme, meslek edindirme, eleştirel düşünceyi geliştirme süreci olmaktan çok sosyalleştirme ve davranış değiştirme olarak düşünenler de bu amaçlarına hizmet ettiği gerekçesiyle karma eğitimin gerekliliğine vurgu yapmaktadırlar.

Karma eğitime karşı çıkanların ise iki önemli argümanı vardır: Din, mezhep ve ahlâkî duyarlılık ile bilimsel veriler. Bazı pedagoglar karma eğitimin öğrenmeyi engelleyici ya da zorlaştırıcı yönlerinin fazlalığına dikkat çekmektedir. Yine bazı sosyologlara göre ise farklı cinsler kendi aralarında daha sağlıklı sosyalleşme gerçekleştirmektedir. Karma sınıflardaki sosyalleşme, insanı bilinç ve psikolojisinde derin komplekslere sokabilmektedir.

Tek cins eğitimi savunanlar, kız ve erkeklerin beyin farklılıklarından dolayı, öğrenmenin daha kolay, verimli ve kalıcı olduğunu belirtmektedirler. Araştırmalar kız ve erkeklerin öğrenme sırasında farklı beyin segmentlerini kullandıklarını göstermektedir.  (Örneğin bk: Michael Gurian Boys and Girls Learn Differently!) Bu da kız ve erkeklerin sorun çözmeye farklı yaklaştıklarını ve farklı çözümler ürettiklerini göstermektedir. Elbette bu farklılık, karma eğitimi savunanların da kullanabilecekleri bir argümandır.

Akademik başarının karma ve tek cins eğitimdeki durumunu görmek üzere Amerika’da yaklaşık üç yüz farklı okulda lise 12. sınıf öğrencileri üzerinde yapılan bir araştırmada ilginç sonuçlar görülmüştür. Bu okullarda genel olarak karma sınıflar başarılı çıkmıştır. Ancak matematik ve fen bilimleri dersinde sadece kızların gittiği okullarda en yüksek başarının sağlandığı ortaya çıkmıştır. Aynı durum sadece erkek okullarında görülememiştir.

Konuyla ilgili bir başka araştırma Jamaika’da Marlane Hamilton tarafından yapılmıştır. Buna göre araştırmada kız okullarının akademik olarak en başarılı okullar olduğu ortaya çıkmıştır. Kız okullarını erkek okulları izlemiştir. Karma okullar son sırada gelmiş ve bu okullarda en başarısız kısım kızlar olmuştur.

Karma Eğitim Nasıl Ele Alınıyor?

Türk millî eğitiminin temel ilkelerinden biri olan “karma eğitim” tavizsiz bir şekilde uygulanmaktadır. Aynı listede “bilimsellik ve laiklik” de yer almaktadır. Karma eğitim uygulamasının bir mesele olarak düşünülmesi bu güne kadar söz konusu edilmemiştir. Farklı uygulama örneklerinin kamuoyu önünde tartışılması bile hem ideoloji hem de bilim bakımdan mümkün değildir. Her şeyden önce farklı cinslere hitap eden eğitim ortamlarının düşünülmesi ideolojik önyargılara boğulmaktadır. Daha ilginç olan ise bu meseleyi 1908-1950 arasındaki tartışmalar ve uygulamalar bağlamında inceleyen bir eğitim tarihi doktora tezinin dışında (Kamer, 2013), Türkiye’de hiçbir ciddi bilimsel çalışmanın yapılmamış olmasıdır. Karma eğitim iyi midir, kötü müdür, gerekli midir, değil midir vb. sorulara bilimsel yöntem ve imkânlar kullanılarak verilmiş cevap yoktur. Yapılmış araştırmalar olsa bile, devletin eğitim sistemini oluştururken bilimsel veriye itibar etmesi modern eğitimin doğası gereği pek mümkün görünmemektedir. Bu sebeple yapılan bütün konuşmalar ve tartışmalar çeviri, Batı tecrübesi yorumları ya da kişisel kanaat ve ideolojik önyargılardan öteye gidememektedir.

Türkiye’de karma eğitim -1921’deki yükseköğretim örneği hariç- toplum mühendisliğinin özgün örneklerinden biri olarak uygulamaya konulmuş ve ısrarlı biçimde de sürdürülmektedir. Her şeyden önce eğitim olgusunu toplumu biçimlendirici, bireyleri sosyalleştirici bir aygıt olarak görmekten vazgeçerek bilgilendirici, özgür düşünme melekelerini geliştirici, sorgulayıcı kişiliklerin yetişmesini sağlayan bir ortam olarak yeniden tasarlamak karma eğitim tartışmasına en doğru çözümü getirecektir. Bu yapılabildiğinde, ebeveynlerin çocuklarına nerede ve nasıl bir eğitim aldıracakları yönünde verecekleri kararın önü daha sağlıklı açılmış olacaktır.

Kaynaklar

Akyüz, Yahya. Türk Eğitim Tarihi, M.Ö. 1000-M.S.2015, Ankara: PegemA Yayınları, 2015.

Alp, Hayrünisa. Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e Türkiye’de İlköğretim Müfredat Programları, Ankara: Nobel Akademi Yayınları, 2017.

Baskın, Bahar. 2. Meşrutiyet’te Eğitim, Kadın ve İnas Darülfünunu (İlk Kadın Üniversitesi), İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul: 2007.

Batır, Betül. “Discussions in the Process of Transition to Co-education in Turkey”,International Journal of Turcologia, V. XI, No: 22, 2016, ss.21-34.

Büyük Mecmua. “Kadınlığa Dair-Darülfünûn’da Kadın, Anket”, Büyük Mecmua, S. 6, 24 Nisan 1335.

Co-Education in Japan. United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization, Paris: 1971.

Erdem, Yasemin Tümer. II. Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e Kızların Eğitimi, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2013.

Ergin, Osman Nuri. Türk Maarif Tarihi, İstanbul: Eser Matbaası, 1977.

Kamer, S. Sunay. Türk Eğitim Sisteminde Karma Eğitime İlişkin Fikirler, Tartışmalar, Uygulamalar (1908-1950), Ankara Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Ankara: 2013.

Mahoney, Pat. Schools for the Boys: Co-Education Reassessed. Hutchinson Educational, 1985.

Miller-Bernal, Leslie, and Susan L. Poulson (eds.). Challenged by Coeducation: Women’s Colleges Since the 1960s. Vanderbilt University Press, 2009.

Sarıhan, Zeki. 1921 Maarif Kongresi, Ankara: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 2009.

Editör

Editör

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir