Gençlik ve Gelecek

 Gençlik ve Gelecek

Giriş

Genç kuşak toplumlar için bir hazine niteliğindedir. Çünkü nüfusun genç üyeleri ülkelerin geleceğe dair hayallerini gerçekleştirecek yegâne kişilerdir. Gençler olanaklar doğrultusunda üretme potansiyeline sahip en büyük imkandır. Nitekim bu sebepledir ki genç nüfusun azaldığı ülkelerde evliliğe ve çocuğa teşvik paketleri yayımlanmaktadır. Gençler bir hazinedir ancak bu hazinenin iyi bir şekilde işlenmesi, şekillendirilmesi gerekir. Bu kavramlar her ne kadar hazinemiz kabul ettiğimiz geçlere yakışmasa da onların toylukları ya da tecrübeden yoksun safiyane bir düşünce ile yapmamaları gereken ya da olmamaları gereken iş ve durumlardan korunmaları gerekir. Bu ancak ve ancak eğitim ile sağlanabilecektir. Burada konu bahis olan eğitim kaba tabirden ziyade bir hayat okulu perspektifinde düşünülmelidir.

Nurettin Topçu, “gençlik, geleceğin tohumudur” der (1997, s. 15). Bundandır ki gençlik kavramının hep geleceği; ya da gelecek kavramının hep gençliği çağrıştırdığı söylenebilir. Çünkü gençler bir tohum misali yetişecek daha sonra meyve verecektir. Bu sebeple gençler her toplum için gelecektir. Toplumsal geleceği şekillendirecek olan bugünün gençleridir. Genç kavramının köken olarak Farsça “genc/gencine’den geldiği söylenir. Gencine, hazine; hazine de büyük servet demektir. Etimolojik olarak anlam kayması olsa da her zaman metaforik olarak gençlik hazineyi çağrıştırır. Çünkü her toplumun en büyük hazinesi insanî sermayesi olan gençliğidir. Gençlik her toplum için hazinedir; işte bu nedenle bütün dünyada genç nüfusa sahip olmamak her ülke için bir gelecek sorunu olarak algılanır. Ülkemiz bu anlamda avantajlı bir duruma sahiptir çünkü dünya ortalamasının üstünde genç nüfusa sahiptir.

Fakat bu genç nüfusun kıymetini bilmek konusunda aynı durumda olduğumuz söylenemez. Dünya genç nüfus için yoğun çaba sarf ederken, zaten bizde yoğun bir genç nüfus bulunmaktadır. İstihdam sorunlarından mütevellit gençlerimizi daha erken yaşlardan itibaren gelecek kaygısıyla, gelecek endişesi ile heder etmemeliyiz.

Bu çalışmanın öncelikli hedefi hazine olan gençliğin geleceğinin sağlıklı inşası aynı zamanda toplumun geleceğinin inşasını sağlayacak yolları saptamaktır. Çünkü genç, gelecektir. Gençliğin heder olmaması, harcanmaması için onların eğitilmesi ve gelecek kaygısına düşürülmemesi önem arz etmektedir. Geleceğin teminatı olan gençlerin, insani ve ahlaki değerlerle bezenmiş, belli alanlarda donanmış, nitelikli, erdemli bireyler haline gelmeleri için hepimize düşen görevleri yerine getirerek, daha iyiye ulaşmaları için hiçbir fedakârlıktan kaçınmamak gerekir. Bunun için bütün gençlerin daha erken yaşlarda kurallara riayet etmeyi bilen, değer gören ve değer veren birer şahsiyet olarak eğitilmesi gerekir. Gençlerin iyi bir eğitimden geçirilerek, farklı olana saygıyı, canlıya sevgiyi bir ilke halinde benimsemeleri gerekmektedir. Bu nedenle gençler, evrensel insani ve ahlaki değerlerden uzak kalmamalıdır. Çünkü evrensel ahlaki değerlerle bezenmediğinde genç, insan olmaktan uzaklaşır. İnsanı insan kılan, onun davranışlarının ve ilişkilerinin belirleyicisi olan değerlerin ve ilkelerin benimsenmesi veya özümsenmesidir. Bu çalışmada gençlik ve gelecek bağı üzerinde durulacaktır. Birinci bölümde geleceğin teminatı olan gençler üzerinde durulacak ikinci bölümde ise geleceğimiz için bugün yapılması gerekenler tartışılacak bu iki başlık sonuç kısmında sentezlenecektir.

  1. Geleceğin Teminatı Gençlik

TDK, Güncel Türkçe Sözlük adlı sözlükte genç; yaşı ilerlememiş olan, ihtiyar karşıtı; gençlikteki özelliklerini koruyan, dinç; zihin bakımından yeterince gelişmemiş, toy; olarak tanımlanır. Aynı sözlükte gençlik ise, genç olma durumu; insan hayatının ergenlikle orta yaş arasındaki dönemi; şeklinde ifade edilmektedir (TDK, Güncel Türkçe Sözlük, https://sozluk.gov.tr/, E.T. 11.06.2020). Gencin ve gençliğin özelliklerini tanımından da çıkarabiliriz. Gençliğin hangi yaş aralığını ifade ettiği de gençliği anlamak ve açıklamak bakımından önemlidir. Bu nedenle resmi olarak gençliğin hangi yaş aralığına denk geldiğine bakmamızda yarar vardır. Sağlık Bakanlığınca, gençlik olarak nitelenen yaş grubu 10-24 olarak kabul edilmektedir. Bu konudaki açıklama bakanlığın Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nün resmi internet sitesinde şöyledir: Ergenlik ve gençlik dönemi; fiziksel, ruhsal, biyokimyasal ve sosyal yönden hızlı büyüme, gelişme ve olgunlaşma süreçleriyle, çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemidir. 10-19 yaş ergenlik dönemi olarak adlandırılırken, gençlik olarak nitelenen yaş grubu 10-24 olarak kabul edilmektedir. Ergenlik dönemi genellikle kızlarda 10-12, erkeklerde ise 11-14 yaşlar arasında başlamaktadır. (https://hsgm.saglik.gov.tr/tr/, E. T. 11.06.2020). Bu yaş aralığı gençlik olarak nitelendirildiğine göre, genç kavramıyla kimi kast ettiğimiz anlaşılmaktadır.

10-24 yaş aralığındaki insanlardan oluşan gençlik neden hazine olarak nitelendirilir? Çünkü söz konusu kitle her toplum için büyük servet ve en büyük insani sermayedir. Ülke olarak, bu hazineye niceliksel olarak sahip olduğumuz resmi rakamlarla da ortaya konmaktadır. Yani bu hazine bizde vardır. Sayısal verilere göz attığımızda bunu görüyoruz. MEB resmi ve özel okullarda: 17.769.876 öğrenci; Yükseköğretimde: 7.560.000 öğrenci olmak üzere, ülkemizde toplam, 25.309.876 öğrenci vardır. Bu sayılar sadece öğrenci sayısını vermektedir. Okul yaşında olup da okullu olmadığı için bu sayıya dâhil olmayanların da olma ihtimali vardır. Bu rakam, haber ajanslarına göre, 143 ülkenin nüfusunu geride bırakır. (https://www.milliyet.com.tr/egitim/turkiyedeki-ogrenci-sayisi-ne-kadar-2744605. E. T. 06.06.2020). Sadece öğrenci sayısından bile ülkemizin nüfusunun ne kadar genç olduğunu çıkarabiliriz. Ancak ülkemizde genç nüfus bölgesel olarak değişiklikler gösterebilmektedir. Burada Van ilini örnek vermek istiyorum. Van’da da nüfus son derece gençtir. Konuyla ilgili yapılan çalışmalara bakıldığında, bu realite daha iyi anlaşılmaktadır: Nüfusun yaş gruplarına dağılımına bakıldığında Van’daki nüfusun yaklaşık %65’inin 30 yaş altında bulunduğu görülür. 2007 yılında bu oran %71,6 idi. Yani bugün Van’daki her 3 kişiden 2’si 30 yaş altındadır. Bu açıdan Van, genç nüfusun en yüksek olduğu illerden birisidir. 2016 yılı DAKA verilerine göre Van’da 0-14 yaş grubu %36,5 ile Türkiye ortalamasının üstünde iken 65 yaş ve üstü grup %3,55 ile Türkiye ortalamasının gerisindedir (DAKA, 2016). Van, bu konuda avantajlı illerden biri durumundadır. Anlaşıldığı gibi hem ulusal düzeyde hem de yerelde genç bir nüfusa sahibiz. Bu durum gelecek açısından şartlar elverişli hale getirildiğinde avantaj ve gıpta edilecek bir realitedir. Gençlerin, yeterli ve gerekli düzeyde eğitilerek, evrensel insani değerlerle donatılarak, sağlıklı bir planlamayla istihdamları sağlanırsa, ülke geleceğe daha aydınlık bir umutla bakabilir. Gençlerin umutlu olması, ülkenin umududur.

Neden gençlik bu kadar önemsenir ya da önemsenmelidir?

Aristoteles (M.Ö.384-322), “gençlik her şeyi yapamaya yetili olduğumuz çağdır” diyerek insanın ruhsal ve bedensel anlamda zindeliğine dikkat çeker. Hz. Muhammed (570-632), “insanlar içinde Yüce Allah’ın en sevdiği, kötülükleri terk edip iyiliklere yönelen gençtir” hadisi ile kötülük yapabilmeye eğilim duyma ihtimali olan gençlerin, buna rağmen iyiye yönelmesini över.

Ünlü Romalı Filozof Cicero (M. Ö. 106- 43) gençliğin ve gençlerin değerini ölüm üzerinden anlatır. Cicero’ya göre, yaşlılık ölüm zamanıdır ve bu durum bir kusur değildir. Tam tersine bir onur vesilesidir. Çünkü yaşlılar gençlerden daha gözü pek, daha metin olurlar (Cicero,1998,49). Cicero’ya göre, her ne kadar gençlerde ya da daha erken yaşlarda ölüm olsa da gençlerin ölümü, doğaya aykırıdır. Ona göre, yaşlıların ölmesi doğaya uygun bir olgudur ve doğaya uygun olan her şeye iyi demeliyiz (Cicero,1998,48). O, yaşlılığın ölüme yakın olmasını da kabul eder ama bunun kötü ya da bir kusur olduğuna inanmaz.Cicero, gençlerin ölümüne hayıflanır ve yaşlıların ölümü ile gençlerin ölümünü metaforla karşılaştırır:

Gençlerin başına ölümün gelmesi doğaya aykırı bir şeydir. İşte bunun için gençlerin ölmesi bana, harlı bir ateşin bol suyla söndürülmesi gibi gelir; yaşlıların ölümüyse, geçmiş bir ateşin hiçbir etkiyle değil de, kendiliğinden sönmesi gibidir. Nasıl elmalar hamken çekilip kopartılır, iyice olgunlaşınca düşerlerse, öylece gençlerin canını bir güç çeker alır da, yaşlılar olgunluktan ölür. Bu olgunluk bana öyle tatlı geliyor ki, ölüme yaklaştıkça, uzun bir deniz yolculuğundan sonra karayı görür gibi oluyor, sonunda limana varacağımı sanıyorum (Cicero,1998,48).

Nedense hep karşılaşılan bir olgu olmasına rağmen gençliğe ölüm yakıştırılmaz ve gençlik, hayatın, coşkunun, dinamizmin, üretmenin, heyecanın çağrıştırıcısı olarak algılanır. Çoğunlukla gençliğin ölümü karşısında hayıflanma vardır. Cicero buna Solon’dan (M. Ö. 640-560) bir örnek verir: Zamanın tiranı Peisistratos, Solon’a neye güvenerek kendisine bu kadar cüretle karşı koyduğunu sorar. Solon “yaşlılığa” diye yanıt verir (Cicero,1998,49). Yaşlılık artık ölümden korkunun kalmadığı, hayatın tadının alındığı, gençlikteki yaşamayı arzulayan coşkunun dinamizminin bittiği çağdır.

Yunus Emre (1241-1321) de genç ölümleri karşısındaki duygularını benzer bir duyarlılıkla şu dizelerde dile getirir:

Bu dünyada bir nesneye yanar içim göynür özüm

Yiğit iken ölenlere gök ekini biçmiş gibi.

Örneklerde de görüleceği gibi, kadim entelektüel ve irfani gelenek, gençlik üzerine adeta titrer. Çünkü kadim düşünsel gelenek, gençliğin nasıl bir hazine olduğunun ya da olması gerektiğinin farkındadır. Öyleyse hazine heder olmamalıdır. Bu hazinenin kıymeti bilinmelidir.

  • Gençlerin Geleceği

Bütün dünyada bir insani kriz vardır. İnsan insan için risk olmaya başlamıştır. Egoizm, sadizm, mazoşizm, pragmatizm, hedonizm, sarmalamış her tarafımızı. Bu nedenle yeni kuşakları kendi haline bırakırsak, Sezai Karakoç’un “Masal” (bkz. Karakoç, 2003, 409) adlı şiirinde dile getirdiği, yola çıktığı davasını unutan ve çeşitli trajik sonla yedi oğlundan altısını kaybeden babaya döneriz. O zaman da geçmiş ve gelecek arasındaki bağ kopmakla kalmaz. Geleceği de kaybederiz. Karakoç “Masal” şiirinde ideal genç profilini gözler önüne sermektedir aslında. Karakoç gibi nice edebiyatçımız gençler için örnek teşkil edecek karakterleri eserlerinde gençlere sunar. Bu eserlerin gençler tarafından okunmasını sağlamak gerekir. Nitekim Topçu “Batı’nın Beethoven, Goethe, Lamartine ve Hugo gibi hiç ölmeyecek çocukları, ruh dünyasında ebedî gençlik aşısı yaptılar; yeryüzüne ümit, aşk ve iman ışıklarını serptiler” (1997, s. 17) cümlesiyle sadece yazın alından değil hemen hemen tüm sanat dallarının gençler üzerinde etkili olabileceğini söyler. Bu sebeple gençlerin sanatla iç içe yaşamasının önünü açmak gerekir.

Gençlerin sanatta uğraşması ya da daha uygun aktivitelerle zaman geçirmeleri onların daha sağlıklı bireyler olarak yetişmesinin önünü açacaktır. Çünkü sınırsız kötülükler çağında yaşıyoruz ve en büyük erozyonu insani düzlemde yaşıyoruz. Sadece toprak kayması yaşamaz toplumlar, insan kayması da yaşar. Genç kötüye ve kötülüğe teslim olmamalıdır. Önlem almazsak ontolojik bir felaket yaşayabiliriz. Çünkü her şeyin bir çaresi vardır fakat insan bozuldu mu, bunun çaresi yoktur (Tanpınar, 2015: 91). O zaman mesele gençlerimize, bozulmadan onlara ulaşabilmektedir. İnsanımızın bozulmasına gönlümüz ve aklımız razı olmamalıdır. Değerleri ve normları olan, başkalarının derdiyle dertlenen, gençlerimiz olmalıdır. Rus yazar Lev Nikolayeviç Tolstoy(1828- 1910), “İnsan acı duyabiliyorsa canlıdır; başkasının acısını duyabiliyorsa insandır” der. Yani insan ancak hemcinslerini hesaba kattığında insan olmaktadır.  

İnsandan korkuyoruz. Çocukluğumuzda mesafelerden habersizce mahalleler, sokaklar arasında gezebilirken, tek bir korkumuz vardı aslında o da karanlıktı. Eskiden korkulacak pek az şey vardı. Canavarlardan! Veya vahşi hayvanlardan korkardık ama bugün vahşi hayvandan ziyade türdeşimizden korkuyoruz. Mevlana insanın bu ürkütücü halini bize bildirir:

Kâh olur melekler kıskanır paklığımızı

Kâh olur şeytan ürker canavarlığımızdan

Bugün insan, İngiliz filozof Thomas Hobbes’u (1588- 1679) tasdik edercesine “birbirinin kurdu” olmaktadır. Oysa bizim kadim kültürel gelenekte insan insanın dermanıdır. İnsan insana çare olmalıdır. İnsan insanın hakkını, onurunu, özgürlüğünü korumalıdır. Dünyada insan haklarına dayalı hukuk sistemleri elbette uygarlık alanında iyi bir mesafe kaydetmişlerdir. Bu bağlamda Batı Dünyası görece medeni ama kendisi dışındaki insanlarla veya toplumlarla ilgili değildir. Hukuk dışılık/zulüm kendilerine bulaşmadıkça hak ihlalleri genellikle problem edilmiyor.

Peki bu durumlar karşısında ne yapmalı?

Gençlerin erdemli insan olması için insani değerlerle bezenmiş olması gerekir. Eğitim bu konudaki temel enstrümanımızdır. Eğitimin amacı, bireysel ve toplumsal alanda insani değerlerle bezenmiş fertler yetiştirmektir. Eğitimin en öncül hedefleri de, bireysel girişimlere açık olan bir özgüvene sahip, ahlaki değerleri benimsemiş kaliteli insan tipi yaratmaktır (Biçer, 2018, 1). Bencillikten kaçınan, çıkarcılıktan uzak; kibirli olmayan, vicdan sahibi belli ilkeleri/prensipleri olan dürüst insanlar haline gelmesi için gençlerimizi eğitmeliyiz. Dünün gençleri olan eğitimciler, onlara öncülük etmeli ve rol model olmalıdır. El ve yol vermeli, önlerini açmalıdır. İnsani ve ahlaki değerlerle bezenmiş bir gençlik için, onları tanımalı, dinlemeli, anlamalı, sorunlarına çözüm aramalı, değer vermeliyiz. Her şeyden önce geç kalmamalıyız. İlgi özlem ve beklentilerini hesaba katmalıyız. Bu zaviyeden yola çıkılarak, bizim kadim düşünce geleneğimize göre “insan insana emanettir.” Emanet korumaya göndermede bulunur. Kültürümüzde emanet en iyi biçimde korunmadığında “emanete ihanet” gibi bir nitelemeyi hak eder.

Bu yüzden henüz kendi öz varlığını anlamamış olan çıktığı yolda karşılaşacağı problemlerden bihaber olan gençlere dünün gençleri olan yetişkinlerin, onları koruması ve onlara değerli olduklarını hissettirmesi gerekir. Gençlerin sorunlarına, onlar kem ellerin ve kem gözlerin eline düşmeden eğilmeliyiz. Gençlerimiz ontolojik bir felakete sürüklenmeden ellerinden tutmalıyız. Gençlerle beraber onların sorunlarını tartışıp, çözüm önerileri geliştirmeli ve böylece dünün gençleri olarak bugünün ve yarının gençlerine karşı görevimizi yerine getirmeliyiz.

Sonuç

Genç, mademki toplumun hazinesi o halde her türlü tehlikeden korunmalıdır. Hem korunmalı hem de sağlıklı geleceğinin inşa edilmesi için eğitimi ihlal ve ihmal edilmemelidir. Gençliğin geleceğinin sağlıklı inşası aynı zamanda toplumun geleceğinin inşası demektir. Çünkü genç, gelecektir. Gençliğin heder olmaması, harcanmaması için onların eğitilmesi ve gelecek kaygısına düşürülmemesi elzemdir. Geleceğin teminatı olan gençlerin, insani ve ahlaki değerlerle bezenmiş, belli alanlarda donanmış, nitelikli, erdemli bireyler haline gelmeleri için hepimize düşen görevleri yerine getirerek, daha iyiye ulaşmaları için hiçbir feragatten kaçınmamalıyız. Bunun için bütün gençlerin daha çok erken yaşlarda kurallara riayet etmeyi bilen, değer gören ve değer veren birer şahsiyet olarak eğitilmesi gerekir. Gençlerin iyi bir eğitimden geçirilerek, farklı olana saygıyı, canlıya sevgiyi, bir ilke halinde benimsemeleri gerekmektedir. Bu nedenle gençler, evrensel insani ve ahlaki değerlerden uzak kalmamalıdır. Çünkü evrensel ahlaki değerlerle bezenmediğinde genç, insan olmaktan uzaklaşır. İnsanı insan kılan, onun davranışlarının ve ilişkilerinin belirleyicisi olan değerlerin ve ilkelerin benimsenmesi veya özümsenmesidir.

Kaynakça

Biçer, R.(2018). Terör, eğitim, teoloji. Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi,  (http://tasam.org/tr-TR/Icerik/51262/teror_egitim_ve_teoloji, E. T. 28.06.2018).

Cicero (1998). Yaşlılık dostluk, çev. Ayşe Sarıgöllü- Türkan Tunga, İstanbul.

DAKA, (2016). Van İli Sosyal Analiz Raporu.

Güncel Türkçe Sözlük (2020). TDK, (https://sozluk.gov.tr/, E. T. 11.06.2020).

Karakoç, S.(2003). Gün Doğmadan, 4.baskı, İstanbul: Diriliş Y.

Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü, (https://hsgm.saglik.gov.tr/tr/, E. T. 11.06.2020).

Tanpınar, A.H. (2015). Mahur beste, 14.baskı, İstanbul: Dergâh Y.

Topçu, N. (1997). Türkiye’nin maarif davası. İstanbul: Dergâh yayınları.

Talha ÇİÇEK1  

1 Arş. Gör., Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Van/Türkiye

 Email: talhacicek@yyu.edu.tr                              : 0000-0002-1849-7794

Editör

Editör

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir