Erken Çocukluk Dönemi Eğitiminde Ailenin Yeri ve Önemi

 Erken Çocukluk Dönemi Eğitiminde Ailenin Yeri ve Önemi

Happy family with several members in education process

Prof. Dr. Ertuğrul YAMAN

Eğitim süreçlerinde çocuk eğitimine ilişkin birçok öngörü, kazanım ve hedef yer alır. Eğitimden beklenen nihaî hedef; üstün nitelikli ve değerli insanlar yetiştirmektir. Bu cümledeki “nitelikli ve değerli” kavramları alabildiğine geniş olup içerisinde birçok duygu, düşünce, beceri, değer, erdem ve davranışı barındırmaktadır. Bu noktada aşağıdaki iki soruya gerçekçi yanıtlar vermek gerekiyor: Birincisi; “Nasıl bir insan yetiştirmek istiyoruz?”, ikincisi ise; “Ne kadar bilgi, görgü ve beceri kazandırmak istiyoruz? Bu sorular, aynı zamanda, insanın eğitilmesi ve geliştirilmesi gereken iki yönünü de ifade etmektedir: Bunlar; kalp ve beyindir. Çocuğu istendik yönde yetiştirmek için, kalbi ve beyni aynı derecede beslemek ve geliştirmek gerekiyor. Bunu hakkıyla başarabilmek ise, aslında tüm insanlık adına çok büyük ve önemli bir kazanım olacaktır.

Sınırlı bir ömre sahip olan insan hayatının anlamını ve gerçek değerini kazanabilmesi, esasen, nasıl bir ailede doğup büyüdüğü ile yakından ilişkilidir. Anne babanın soyu sopu, yediği içtiği, duyup düşündüğü, değerleri ve alışkanlıkları vb. bir biçimde çocuğa sirayet eder. Bu bağlamda çocuğun doğduğu aile, yaşadığı çevre; bedensel ve ruhsal beslenmesi; iletişim içinde olduğu insanlar… onun büyüme seyrini, gelişimini, öğrenimini ve eğitimini etkiler. Bireyin gelecekte nasıl bir insan olacağı hususunda ailenin helal kazancı, annenin helal sütü ve helal lokması temel belirleyicilerdendir. O bakımdan, erken çocuklukta eğitim konusuna evlilik ve aileden başlamakta yarar vardır. Çünkü, aile bir eğitim kurumu olarak ne derece sağlam kurulursa, çocuk eğitimi için o oranda sağlıklı bir ortam oluşturulur. Çocuk eğitiminin temelleri ailede atılır. Bu bakımdan çocuk eğitiminin başlangıç evresi, çocuğun dünyaya gelmesinden çok daha öncelerde, ebeveynlerin evlilik ve ailelerinde aranmalıdır.

Evliliğin Hikmeti

Yaratılış gereği olarak insan, birlikte yaşamaya eğilimli ve hatta zorunludur. Çünkü, hayat uzun ve yorucu bir süreç olduğu için, paylaşılması gerekir. Bir insan, ne kadar güçlü ve iradeli olursa olsun, başkalarına ihtiyaç duyar.  İki insanın evlilik yoluyla bir araya gelmesi, aile adını verdiğimiz huzur ve güven limanını inşa etmek demektir. Bu bağlamda; bir arada yaşama anlayışının en temel birimi ailedir. Aile, insanın fıtratına uygun bir dayanışma ve paylaşma kurumudur. Aile, bir anlamda enerjinin sinerjiye dönüşmesi demektir.  Aile bireyleri, aile içinde birbirlerine enerji verir ve güç katarlar.

Evlilikteki en büyük hikmet; diğer canlılardan farklı bir tarzda iradî olarak bir araya gelmek, hayatı paylaşmak ve neslin devamını sağlamaktır. Ayrıca, hayata karşı dayanıklı olmanın; daha sağlıklı, huzurlu ve mutlu olmanın yolu da evlilikten geçmektedir. Her ne kadar insanoğlu, evlenmeden de yaşayabiliyor olsa da hayatın güzellikleri ancak evlilikle ortaya çıkmaktadır. Evliliğin bilinen faydaları yanında daha birçok hikmetinin varlığı da gerçektir. Sınırlı ömürde verilebilecek en isabetli karar, uygun bir evliliğin gerçekleştirilmesidir.

Sağlam temelli aileler kurmak amacıyla, evlenecek bireylere evlilik öncesinde birtakım eğitimler verilmelidir. Evlilik öncesinde çiftler,  belirli eğitimlerden geçirilerek evlilikteki sorumlulukların anlatılması hem aklın gereği hem de yasal zorunluluk olmalıdır. Genç çiftlere evlilik öncesinde; eşler arası ve aile içi iletişim, çocuk bakımı ve hassaten ev ekonomisi vb. konularda seminerler verilmelidir. Bireylere evlilik kurumu konusunda bilgi ve bilinç kazandırılmalı, devlet de bu kurumu her yönden desteklemelidir. Çünkü; evlilik aileye giden yolun anahtarıdır. Aile, bireyler için, huzurlu bir liman; toplum için sağlıklı bir yapı taşıdır.

Aile Kurumu

Aile kurumunun hikmetini anlamak ve o hikmeti yaşamak, ailenin sağlıkla sürdürülmesinde en büyük güvencedir. Neden iki ayrı cinsten iki insan bir araya gelmek ve bir arada yaşamak zorundadır? Bunun anlamı ve önemi nedir? Birliktelik bize ne kazandırır? Yoksa tek başına yaşamak daha mı güzeldir? Ailedeki hikmet, bu soruların doğru cevaplarında gizlidir.

            Aile hayatının temeline hikmet kavramını yerleştirmeden oluşturulacak bir birliktelik, olsa olsa ortak bir şirket kurmak şeklinde düşünülebilir. İşler; yani, evlilik hayatı iyi giderse, ortaklık devam eder, işler bozulursa şirket iflas edebilir. Dolayısıyla, evvelemirde tarafların hangi niyetle bir araya gelecekleri üzerinde düşünmeleri gerekir. Unutmamak gerekir ki hayat bir oyun, aile de bir şirket ortaklığı değildir! 

Aile kurumunda hikmetin tezahürü ve huzurlu bir yapının tesisi için, eşlerin birbirlerine sadakat ve vefa ile bağlanmaları gerekir. Bu tür duygu ve değerler, dilde değil, gönülde taşınmalıdır. Hayatın her cilvesine karşı birlikte olunacağı bilinciyle sabırlı ve dayanıklı olunması gerekir. Hastalığı-sağlığı, fakirliği-zenginliği, zorluğu-kolaylığı vb. birlikte paylaşmak aile olmanın esasıdır. Eşlerin birbirlerine hoş görünmelerini sağlayacak en önemli davranış modeli, birbirlerinin hassasiyetlerine itibar etmeleridir. Aile, özü itibariyle iki ayrı insandan; yani, iki farklı benlik, kimlik ve kültürden oluşur. Bu gerçekten hareketle farklı hassasiyet, tercih, karar ve zevklere saygı duymak icap eder. Eşler, birbirlerinin hassasiyetlerini keşfetmeli; bir yandan güzel buldukları ve hoşlandıkları davranışları daha fazla yapmaya gayret ederken bir yandan da hoşlanılmayan davranışlardan kaçınmaya dikkat etmelidirler. Akıllı eşler, öncelikle, birbirlerini mutlu etmenin yollarını ararlar! Kısacası, eşler esasen birbirlerini keşfetmek ve mutlu etmekle mükelleftirler.

Aile kavramı, genellikle iki karşı cinsin bir araya gelmesi olarak tanımlanır. Oysa, bir araya gelen yalnızca iki cins değil; iki farklı aile hatta iki yeni kültürdür. Bu bakımdan bu farklı unsurların uzlaşma zemininde yoğrulması gerekir. Temeli sağlam atılan bir aile, geleceğin ve toplumun da en önemli güvencesidir. Aile içindeki uyum ve uzlaşma doğru ve sağlıklı iletişim yoluyla tesis edilebilir. Eşler arasındaki sağlıklı iletişim, hem kendilerinin sağlıklı, huzurlu ve başarılı bir hayat sürmelerinin güvencesi hem de çocukların yetişmesi için en temel zemindir. Çocukları sağlıklı ve istendik yönde yetiştirebilmek için, çocuğun fıtratını da bilmek gerekir.

Çocuk ve Fıtrat

Dünyaya gelen her çocuk, tertemiz bir fıtrat üzere doğar. Doğan bebeklerin kokusu, görüntüsü pek masum, pek hoştur. Bu masumiyetin eşi ve benzeri yoktur. Böylesine seçkin bir varlığın bakımı, beslenmesi, büyütülmesi ve eğitimi en başta anneler olmak üzere, tüm aileye düşen en önemli ve ulvî görevdir. Bir anne babanın asıl görevi, çocuklarına terbiye ve güzel ahlâk konusunda örneklik etmektir.  Çocuğun yaratılışındaki hikmeti kavramadan onu beslemek, büyütmek, yetiştirmek ve eğitmek eksik kalabilir. Zira, çocuğun fıtratına aykırı söz ve davranışlar, çocuğun “sorunlu” birey olmasına yol açar.

Çocuk eğitimi, anne karnında başlayıp her an, her ortamda devam eden bir süreçtir. Duygu, düşünce, değer ve davranışlar, eğitimle biçimlenir, renklenir ve kıvamını bulur. Eğitimin temelleri ailede atılır, toplumda pekiştirilir. Öğretimse, esas itibariyle okulun işidir. Temiz bir fıtratla dünyaya gelen yavrularımızın bu fıtrî güzelliğini bozmamak, eğitimin aslî işlevi olmalıdır. Fıtratı korumak için eğitim, hakikati bildirmek için öğretim gereklidir. Eğitim öncelikli, öğretim onu takip eden iki süreç olup ikisi birbirini tamamlar. Çocuk eğitiminin fıtrata uygun temelleri ailede atılır. Bilindiği gibi temel atmak çok önemlidir. Ailedeki eğitim okuldaki gibi planlı programlı değildir. Ailenin doğal hayatı eğitimin doğrudan kendisidir. Çocuk için anne ve babaların her davranışı, her sözü, aile içi sohbetler, misafirlikler, geziler, oyunlar hepsi eğitimin parçalarıdır. Ailede çocuklar, doğal olarak bir öğrenici, aile bireyleri ise eğitici konumundadırlar.

Özelde çocuk eğitiminde, genelde tüm eğitimlerde, aslî anlayış şu dört temel üzerine kurulmalıdır: Sevgi, ilgi, bilgi ve bilinç. Sevgi ve ilgi gören bir çocuk, bilgi ve bilinci kendisi edinir. Esas olan iletişim kanallarının açık tutulmasıdır. Çocuk; kendini değerli, güvenli ve yeterli hissetmelidir. Ancak o takdirde, eğitime açık kalabilir.

Çocuk için eğitimin başlangıcı, anne-babanın varlığıdır. Onlardan alacağı sevgi ve şefkatle, hayatı tanımaya başlayan çocuk için artık her şey bir eğitim sayılır. Çocuk eğitiminde kesinlikle ihmal edilmemesi gereken tek bir şey varsa, o da “sevgi”dir. Aile içinde çocuğa yeterli sevgi ve ilgi ortamı sağlanmazsa, çocuk mutlaka bunu başka yerlerde arayacaktır. Okullarımızda problem olan çocuklarımızı incelediğimizde her birinin “sevgiden uzak” bir atmosferde yetiştiğini görürüz. Bunun için aile içinde eşlerin birbirine olan sevgisi mutlaka devam etmelidir. Sevgiyi aile ortamında göremeyen çocuk çevresine sevgi yansıtamaz. Sevgi ile başlayan bu eğitim süreci, zaman içinde kalbin ve aklın terbiyesi ile ilerleyen zamanlarda çocuktaki zihniyeti oluşturur. Zihniyet ise, şahsiyeti belirler.

Çocuğun esasen dört eğitim ve öğretim kanalı vardır. Bunlar; oyun, eğlence, spor ve sanattır. Bu kanallar en başında çocuğun doğal ihtiyaçlarıdır. Çocuk, yukarıdaki kanallar sayesinde hem ihtiyaçlarını karşılar hem de eğitim ve gelişimine devam eder. Çocuğun ilk başlardaki hayatı aslında bir oyun ve eğlenceden ibarettir. O hem eğlenir hem de öğrenir. Her ikisi de toprak, su, hava gibi temel gıdalardandır. Anne ve babalar, çocuklarıyla oyunlar oynayıp eğlenebilirlerse, hem aslî görevlerini yerine getirmiş hem de çocukları ve kendileri için çok yararlı bir iş yapmış olurlar.

Çocuk bakımı ile çocuk eğitimi çoğu zaman birbirine karıştırılmaktadır. Ailede çocuk eğitimi anne ve babanın ortak yürütmesi gereken bir iştir. Böylelikle hem çocuğun yükü paylaşılmış hem de çocuk, anne ve babadan ayrı ayrı güç ve destek almış olur. Bu hususta özellikle babalar kendilerini kenara çekerek bütün yük ve sorumluluğu anneye havale etmektedir. Babalar geçim endişesini bahane ederek bu işin dışında kalmamalıdırlar. Nitekim, anne, annedir; baba da babadır. Hiçbiri diğerinin yerini tutamaz.

Aile ortamında duygu, düşünce, değer ve davranışlar açısından belirli bir kıvama ve yaşa gelen çocuklar, artık kreş veya anasınıfına hazır duruma gelirler. Kreş ve anasınıfları, aile eğitiminin devamı olarak düşünülmelidir. Kreş ve okulöncesi eğitim kurumlarının tüm uygulamaları da çocuğun fıtratına uygun yürütülmelidir. Burada diğer çocuklarla daha fazla birlikte olan çocuklar, ortak duygu, düşünce, değer ve davranışlara daha yatkın hâle gelirler. Birlikte oynayıp eğlenmeyi, birlikte zaman geçirmeyi öğrenen çocuklar, gelecek hayatlarında daha başarılı olmaya adaydırlar. Çocukluk dönemini anne babasıyla birlikte kalabalık ailelerde, yaşıtlarıyla eğlence ve oyunla dolu bir ortamda geçiren yetişkinler, hayata uyum ve başarı noktasında daha şanslıdırlar. Bireylerin geçmiş yaşantıları ne kadar zengin olursa, gelecek hayatları da o oranda dolu dolu ve huzur içinde geçmektedir. Çocukluğun rengin ve zengin geçmişi, geleceğin hazinesi ve güvencesidir. 

Ailenin temel görevi çocuğu her bakımdan hayata hazırlamaktır. Bir yandan çocuğun biyolojik ve psikolojik ihtiyaçları karşılanırken öte yandan da hayatın her türlü güzellikleri ve zorlukları çocuğa hissettirilmelidir. Bazı ailelerde çocuklarının her istediği yerine getirilmekte, el bebek gül bebek anlayışıyla çocuklar adeta cam bir fanus içinde büyütülmektedir. Oysa, çocuğun hayata karşı direnci de bu aşamalarda oluşturulmalıdır. Çocuk; sevgi ve ilgi yanında, hayatın gerçekleriyle de yüzleşmelidir.

Çocuk Yetiştirmek

Çocuk, hayatı aile ortamında tanımaya başlar. Ailenin bütün bilgi ve davranış kalıpları çocuğa aktarılır. Çocuklar, bu birikimleri aile içi iletişim, diğer bir ifadeyle aile sohbetleri yoluyla kazanırlar.  Eğer, eşler birbirleriyle uyum içinde yaşıyor ve güzel sohbetler edebiliyorlarsa, huzur o ailede ikamet etmeye başlamış demektir. Böylelikle, eşler hem kendi gönüllerini doyururlar hem de çocuklar için en uygun gelişme zeminini hazırlamış olurlar. Bu yönüyle aile eşittir, sıcak ve olumlu sohbet denebilir.

İşin özünde, her çocuk bizden birisi olsa da o artık farklı bir insandır. Yuvamıza doğduğu günden itibaren o farklı bir birey olarak kendi mizacını oluşturma ve kendi şahsiyetini kazanma noktasında yol almaya başlayacaktır. Hiçbir çocuk, tümüyle diğerleriyle aynı değildir. Kardeşler ve hatta ikizler dahi, birbirlerinden çok farklı olabiliyorlar. Kimi çocuklar, mutsuzken hırçınlaşabilirken, kimileri de mutsuz olduklarında hiç konuşmamayı tercih edebilirler. Bazıları için anne ya da babanın varlığı yeterliyken, bazı çocuklar mutsuzken ebeveynlerin kendisine sarılması onu rahatlatır. Anne ve babalar, çocuklarının hangi tarzdan hoşlandıklarını gözlemleyip ona göre bir tarz ve dil geliştirebilirler. Anne ve babaların bilmesi gereken en temel gerçeklik, her çocuğun ilk ve temel ihtiyacı, “değer” görmesidir. Çocuklarımızı adam yerine koymak onlara gerçekten insan gibi davranmak, onların görüş ve düşüncelerine önem vermek, değer vermek gerekir.

Çocuğa verilecek değerin en iyi göstergesi, onun duygularını ciddiye almaktır. Çocuğun tepkileri farklı, abartılı da olsa, o da bir insandır ve o da anlaşılmak ister. Örneğin; çocuk kendisine ait bir hayvanı kaybettiğinde, onu anlamak, onunla üzülmek ve onun duygu dünyasında birlikte gezinti yapmak ona çok iyi gelebilir. Çocuğun üzüntüsünü önemsemeden “Aman, bunda da ne var!” türünden söz ve yaklaşımlar çocuğun acısını arttırabilir. Çocuk bir sorunla karşılaştığında, hemen müdahale yerine, biraz süre tanımak, empati yapmak, olayı kabullenmek gibi yöntemlere başvurularak ona fırsat tanımak gerekir.

            Çocukları ilerleyen yaşlarında ailenin veya kendisinin yaşadığı sorunların dışında tutmak da çok olumlu sonuçlar vermeyebilir. Sorunların çözümünde uygun ortamı oluşturarak çocuğu da katmak, onu dinlemek, görüşlerine değer vermek, çocuk açısından muhteşem bir güven ortamı oluşturur. Böylelikle, çocuğumuz en sıkıntılı konuları dahi paylaşabileceği, güvenebileceği bir aile ortamına sahip olduğunu anlar. Bu duygunun oluşumu, çocuk için güvence olduğu kadar ebeveynler için de çocuklarını dış dünyadaki sahte dostlardan koruyan bir sigorta olur.

Aile İçi İletişim

Çocuğumuzun sağlıklı olması, istenen şekilde gelişmesi, sağlam bir kişilik ve karakter kazanması, olumlu ilişkiler kurabilmesi, her şeyden önce anne-baba olarak bizlerin kendi aramızdaki uyum ve doğru iletişimine bağlıdır. Çocuklarla iletişim kurarken aslında içimizden birisiyle iletişim kurduğumuzu unutmamakta yarar vardır. Dolayısıyla, eşler olarak kendi aramızdaki sağlıklı iletişim, bizlere yarar sağladığı kadar, çocuklarımızın sağlıklı, dengeli ve ölçülü bireyler olarak yetişmelerinde son derece etkilidir.

Aile içinde sağlıklı, huzurlu ve başarılı bir iletişim sistemi oturtabilmek öncelikle, eşler arasındaki saygı, sevgi ve güvene bağlıdır. Aile; güzelliklerin paylaşıldığı, sıkıntıların azaltıldığı, güçlüklerin yenildiği tam bir dayanışma kurumudur. Saygı, sevgi, güven ve hoşgörü çerçevesinde biçimlenen bir ailede iletişim kanalları da açık ise, sorunlar büyük oranda çözülür. Ailenin en önemli mirası olan çocuklar, hayata ailede hazırlanır. Temel konularla ilgili bilgileri ve tecrübeleri ailede edinir. Bunun özünü de aile içi iletişim, model, söz ve davranış örnekleri oluşturur.

Aile ve Eğitim

Aile; bir yönüyle sağlık, huzur ve esenliğin kaynağı iken öbür yönüyle sağlam temeller üzerine kurulmuş, düzenli, huzurlu, sağlıklı iletişim ortamı olan bir yuva olarak çocukların eğitimi ve gelişimi için, eşsiz bir okuldur. Birçok insan, yalnızca örgün eğitim kurumlarında eğitim verildiğini düşünür. Oysa, Dünya’nın en harika eğitim kurumu ailedir. En harika eğitmenler de anne ve babalar başta olmak üzere aile bireyleridir. Çocukların kişilik ve karakteri, aileye en fazla bağımlı olduğu ilk altı yaştır. Bu yönüyle aile, hem bir şefkat ve merhamet ocağı hem de bir eğitim ve kültür ocağıdır.  

Her çocuğun ilk ve en değerli eğitmeni annesidir. Doğal olarak annenin eğitim ve kültür düzeyi çocuğa yansır. Çocuğun duygusal ve düşünsel alt yapısı, en başta anne olmak üzere, baba ve diğer aile bireyleriyle halka halka genişler. Bu adı konulmamış eğitim süreci, ailede başlar; sokakta, mahallede, okulda, iş yerinde ve toplu ortamlarda devam eder.

Çocuklar, ilk davranışlarını, yine en başta anne olmak üzere, aile bireylerini taklit ederek öğrenirler. Anneler ve babalar kendilerini, çocukların eğitim-öğretimlerinin bir parçası olarak görmelidirler. Çocuğun düşüncesine saygı gösterip fikirlerini açıkça söylemesine fırsat vermelidirler.

Aile bireylerinin söz ve davranışları, doğrudan çocuğun kişilik ve karakterine yansır. Aile üyeleri ne kadar eğitimli ve kültürlü olurlarsa çocuklar da o oranda sağlam kişilikli, medenî ve kültürlü olurlar. Bu özellikler, çocuklar için ömür boyu sığınacakları bir huzur ve güven kaynağı olur.

Eğitimli aile çocukları, okul çağına geldiğinde okuldan aldıklarını ailede aldıklarının üzerine inşa eder ve az zamanda çok mesafe kat eder. Ailede bilgi ve görgüden mahrum olan çocuklar, okul çağı başlarında çelişkiler yaşar ve istenilen seviyeyi yakalayamaz. Bu da zaman ve emek israfı demektir. Aileden alınacak bu üstün duygu, düşünce, değer ve davranışları hiçbir okul ver(e)mez.  Nitekim; bu tür özellikler öğrenilmeden önce yaşanarak kazanılır ve ömür boyu kalıcı olur.

Bu yönüyle ailelerin; bilinçli olarak çocuğun yemek, içmek, giyim, kuşam vb. gibi temel ihtiyaçlarını karşılarken –belki- bu ihtiyaçlardan daha önemli ve değerli olarak çocuk için hayat kurtarıcı önemi haiz olan ruhsal denge, pozitif düşünceler, temel beceriler vb. açılardan da gelişimlerine özel bir itina göstermeleri gerekir.

Günümüzde aile yapısını tehdit eden en önemli tehlike sohbet ortamlarının kaybolmasıdır. Bugün çağdaş zaman hırsızları olan televizyon, medya gibi kitle iletişim araçları ile sanal iletişim araçları olan internet, sosyal medya ve cep telefonu mesajları ayrık otları gibi insanımızın zamanını çalmakta ve ruhlarını boğmaktadır. Teknolojiden gereğince ve kararınca istifade etme konusundaki ölçüsüzlük aile sohbetlerini engellemekte; sorunları çözmek yerine yeni sorunlar üretmektedir.    

Görüş ve Öneriler       

Çocuk eğitiminin sihirli bir formülü veya kısa bir yolu yoktur. Ebeveynler şunu asla unutmamalıdır ki bu dünyadaki en aslî işlerimizin başında çocuk yetiştirmek gelmektedir. Onlara değer verdiğimiz kadar, onlara zaman da ayırmalıyız. Çocuk yetiştirmek ve çocuğu eğitmek; emek, sabır, çaba ve özveri ister. Öncelikle, çocuk eğitiminin bütün işlerimizden daha önemli olduğunu kabullenmemiz gerekir. Bazen –istemeden- para kazanayım derken çocuklarını kaybeden aileler de vardır. Sağlıklı, huzurlu ve olumlu çocuklar yetiştirmek isteyenler, bu konuda bilgilendirici kitaplar okuyabilirler ve büyüklerin tecrübelerinden yararlanabilirler. Yararlı olacağı düşüncesiyle, bu konudaki yaygın görüş ve öneriler aşağıda sıralanmıştır:

Çocuklarımız bizlere emanettir. Onlara özen gösterip geleceğe hazırlamak, en önemli işimizdir.

√ Çocuklar için biz yetişkinler birer aynayız. Onlar bize baka baka aynımız olurlar.

√ Aile ortamındaki duygu, düşünce, değer ve davranışlar, çocuklar tarafından taklit edilir.

√ Çocuğun aslî ihtiyaçları olan güven, sevgi, ilgi, şefkat, değer… mutlaka karşılanmalıdır.

√ Ona gereğince değer ve sorumluluk verilmelidir.

√ Anne-babalar olarak model ve örnek olmak, en iyi eğitim yöntemidir.

√ Çocuğunuzu gözlemleyin, tanıyın, keşfedin ve ona göre davranın.

√ Sizin iletişim tarzınızın onlar tarafından taklit edilip benimseneceğini unutmayın.

√ Çocuklarınızın karnını doyurmak yetmez. Kalbini güzel duygularla, beynini de olumlu düşüncelerle beslemek gerekir.

√ Çocuğunuz, sorumluluk duygusu kazansın. Cam fanuslarda büyütmeyin.

√ Aşırı ilgi gören ve şımartılan çocuklar, geleceğin sorunlu bireyleri olmaya adaydırlar!

√ Problem çözme becerilerini geliştirin. Onlara fırsat tanıyın!

√ Disiplin ve ödül, gereğince kullanılmalıdır.

√ Her çocuk ayrı bir bireydir. Kimseyle kıyaslamayın.

√ Çocuğa güvenin, teşvik edin ve başarılarını kutlayın.

√ Teşekkür etme, özür dileme, iyilik yapma gibi davranışları örnek olaylarla yaşatın.

√ Onlarla bir arada olmanın tadını çıkarın.

√ Sabır ve tasarrufu, mutlaka öğretmelisiniz.

Değerlendirme ve Sonuç

Şahsiyetin ve maarifin temelleri, aile adı verilen o muhteşem okulda atılır. Bu yönüyle, aile yalnızca bir toplum birimi değil; aynı zamanda, hayata yön veren, geleceği biçimlendiren bir eğitim kurumudur. Hem günümüz hem de geleceğimiz adına olumlu ve beceri sahibi bireyler yetiştirmek istiyorsak; anne-baba, aile, toplum, millet ve devlet olarak çocuk eğitiminin temellerini sağlamca atmak zorundayız. Temeli sağlam atılmayan bir çocuğun gelecekteki eğitimi ve hayatı sorunlu olmaya açıktır. O bakımdan erken evrelerde ya “sorumlu bireyler” yetiştirip geleceğimizi güvence altına alacağız ya da çocuklarımızı “sorunlu bireyler” olmaya aday yapacağız. Bu tercih, hem insan kaynağımızın geleceği ile ilgili bir konudur hem de uzun vadede bir güvenlik ve güvence konusudur. Arzu edilen sonuç; edepli, terbiyeli ve güzel ahlâklı bireyler yetiştirmektir. Bütün yatırımlarımızı çocuklarımıza yönlendirsek dahi, yine de yetmez. Bakış açımızı, gönlümüzü ve eylemlerimizi de bu yöne evirmek gerekir. Nitekim; çocuk, ergen, genç, yetişkin… hasılı insan yetiştirme ve eğitme konusu, bütünüyle bir gelişme, kalkınma ve ilerleme konusudur!..

Editör

Editör

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir