Ergenlik Dönemi ve Ergenlikte Dijital Bağımlılık

 Ergenlik Dönemi ve Ergenlikte Dijital Bağımlılık

School child wearing face mask during corona virus and flu outbreak. Boy and girl going back to school after covid-19 quarantine and lockdown. Group of kids in masks for coronavirus prevention.

Giriş

Modern toplumun getirilerinden biri olan dijital dünya bireylere birçok bilgiye kolayca erişme, kendini ifade etme, farklı insanlarla iletişim kurma, çok farklı alanlarda eğlenceli vakit geçirme gibi olanaklar sağlar. Bu olanakların nasıl kullanıldığı dijital dünyanın bireyler üzerinde avantaj mı? Dezavantaj mı? oluşturduğunu belirler. Dijital dünyanın sunmuş olduğu avantaj ve dezavantajlardan en fazla etkilenenler ise ergenlerdir. Çünkü ergenler, eleştirel kapasiteye genelde sahip değillerdir. Bundan dolayı da çevrimiçi içeriklerin ve kurulan ilişkilerin güvenilirliğini sorgulayacak yetiye sahip değillerdir (UNICEF, 2017). Bununla birlikte ergenler dijital dünyanın içerisinde çok çabuk kaybolabilmekte, vakitlerinin çoğunu bunun için harcayabilmekte, bu davranışları alışkanlığın ötesine geçerek çabucak bağımlılığa dönüştürebilmektedir. Aynı zamanda ergenlik dönemi, dijital bağımlılık açısından kritik bir dönemdir. Dijital dünyanın sunduğu sosyal medya, akıllı telefon, internet ve dijital oyunların kullanımı ergenler arasında daha yaygındır. Bundan dolayı ergenler dijital bağımlılık konusunda daha hassastır ve birincil riskli gruptur (Savcı ve Aysan , 2017). Bütün bu veriler dijital bağımlılığın özellikle ergenlik döneminde daha fazla önem arz ettiğini vurgulamaktadır. Bu yüzden yapılan bu çalışmada öncelikle ergen bireyleri daha iyi anlayabilme adına ergenlik döneminin belli başlı bazı kritik özellikleri göz önünde bulundurulmuş ve dijital bağımlılık ergenlik dönemi temel alınarak incelenmiştir.

Ergenlik Dönemi

Ergen sözcüğü batı kaynaklarında “adolescere” olarak geçen kelimeden türeyen “adolescent” sözcüğünün karşılığı olarak kullanılmıştır (Avcı, 2010). Ergenlik, insan gelişimi baz alındığında çocukluk dönemini takip eden dönemden erişkinliğe kadar olan süreç arasında bulunan bir dönemdir (Koç, 2004). Ergenliğe dair yapılmış çeşitli tanımlar vardır. Bunlardan birkaçını ele alacak olursak, Lindgren ve Byrne ergenliği, yetişkinlik ve çocukluk dönemlerini baz alarak iki dönem arasındaki gelişim aşaması olarak tanımlamıştır (Avcı, 2010). Santrock’ a göre ergenlik, 10-12 yaşlarında başlayan yetişkinlik ve çocukluk arasında köprü vazifesi gören bir gelişim dönemidir (2012) Aristo’ya göre ise ergenlik, bireylerde seçim yapabilme kabiliyetinin geliştiği evre ve dönemdir (Sarıkaya, 2015).  G. Stanley ise “stresli ve fırtınalı” kelimeleriyle ergenlik dönemini tanımlar (Koç, 2004). Piaget ergenliği soyut işlemsel düşüncenin kişide gelişmeye başladığı ya da geliştiği dönem olarak tarif eder (Özçelik ve Karamustafaoğlu, 2002).  Bir başka tanımda ise ergenlik, çocukluktan erişkinliğe geçişte fiziksel, cinsel ve psikososyal değişim, olgunlaşma ve gelişme olarak yapılmıştır (Parlaz, Tekgül, Karademirci ve Öngel, 2012).  Ergenlik dönemini UNESCO’da tanımlamıştır. UNESCO ergenlik dönemini, kişinin öğrenim gördüğü, ekonomik bağımsızlığını elde edemediği, hayatını kazanmakla meşgul olduğu ve evli olmadığı bir gelişim dönemi olarak tanımlar (Koç, 2004). Görüldüğü gibi ergenlik döneminin birçok tanımı yapılmıştır. Tanımlar yapılırken ergenlik döneminin farklı özellikleri temel alınarak bu özelliklerin baskınlığına ve önemine işaret edilmiştir. Ergenlik kavramıyla çok karıştırılan erinlik ise ergenlik döneminde bulunan kişilerin fiziki ve hormonsal olgunlaşmalarıdır (Santrock, 2017).

Ergenlik döneminde bireyler fiziksel, hormonal ve duyuşsal değişimler yaşarlar. Bu değişimler hızla geliştiği için çoğu ergenin bu sürece adapte olması zaman alır. Ve ergenin hem kendisiyle hem çevresiyle çatışması başlar. Bu çatışmaların Ergenlik döneminde meydana gelen bedensel, cinsel, duygusal, sosyal ve kişisel gelişmelerin bireylerde oluşturduğu farklılaşmayla ortaya çıktığı söylenebilir (Gündüz, 2012). İnsan gelişimi dönemlerinin içinde belki de en hızlı gelişime ve değişime uğranılan ergenlik dönemine adım atmayı ve ergenlikteki değişimi erinliğe ulaşmayı başlatan ve sağlayan faktör ise hormonlardır. İnsan gelişiminin en önemli ve kritik dönemi olarak sayabileceğimiz ergenlik döneminin çeşitli özellikleri vardır. Bu özellikleri içerikleri bakımından bilişsel ve sosyoduygusal olarak kategorize edebiliriz. Ergenlik dönemine ait en önemli ve kritik özellikler ise bilişsel özelliklerde soyut düşünme, ergen benmerkezciliği sosyoduygusal özelliklerde ise benlik saygısı ve kimlik oluşturmadır.

Ergenlikte Bilişsel Gelişim

Çocukluk döneminden çıkan ergen insan gelişiminin gereği olarak bazı farklılıklar ve gelişim özellikleri gösterir. Hormonların tetiklediği ergenlik dönemindeki hızlı değişim fiziksel olduğu kadar bilişsel ve duygusal değişimleri de kapsamaktadır. Ergen bir bireyin bir sonraki gelişim dönemi olan ilk yetişkinliğe adım atmasındaki süreci yöneten en önemli gelişim alanı bilişsel (zihinsel) gelişimdir. Ergenlik dönemindeki en zor gelişim süreci bilişsel gelişim sürecidir (Gül ve Güneş, 2009). Ergenlik dönemindeki bilişsel gelişim ve değişimin başlıcaları soyut düşünme ve benmerkezciliğidir. Bundan dolayı ergenlikte bilişsel gelişim soyut düşünme ve benmerkezcilik özellikleriyle incelenecektir.

Ergenlik döneminde soyut düşünme: Birey çocukluk döneminde sahip olduğu somut işlemler döneminden ergenlikle birlikte soyut işlemler dönemine geçer. Ancak yapılan son çalışmalarda elde edilen bulgular yalnızca üç ergenden birinin ergenlik döneminde soyut işlemler dönemine geçtiğini gösterir (Santrock, 2017). Soyut işlemler dönemine geçişle birlikte soyut düşünen ergen, dış dünyayı daha farklı bir şekilde algılar, olayları sorgulamaya başlar, kendisi ve dünya ile ilgili düşünmeyle daha fazla meşgul olur (Avcı, 2010). Ergen soyut düşünmeyle birlikte daha geniş ve derin düşünmeye başlar, anı düşünmekle kalmayıp geçmiş ve geleceği de düşünerek sorgulamaya başlar (Gündüz, 2012). Soyut düşünceyle birlikte ergen ideal hayat şartlarının ne olduğunu, gelecekteki olasılıkların neler olabileceği ve bütün bunlarla ilgili neden düşünmeye başladığını düşünür (Santrock, 2017).

Zihinsel gelişim alanının kurucusu olan Piaget soyut düşünmeyi sahip olduğumuz en önemli başarı olarak addeder (Öngen, 1993). Piaget’e göre insan gelişiminin son aşaması olan soyut düşünme ergenlik döneminde 11-15 yaşları arasında ortaya çıkar ve tüm yetişkinlik süresince devam eder (Santrock, 2017). Soyut düşünme ve soyut düşünme evresi bireylere şekil veren temel bir unsur olarak kabul edilebilir. Soyut düşünme ergen bireylerde ahlaki yapıyı şekillendirir ve değerlerin farkına varabilmeyi sağlar (Koç, 2004). Toplumdan topluma değişiklik göstermekle birlikte her toplumda bireylerin uyması beklenen ahlaki kurallar mevcuttur. Soyut işlemler dönemine dayanan ahlaki kuralların farkına varıp kabullenme yeterli ve uygun bir soyut düşünme ve bilişsel gelişimle mümkündür. Bundan dolayı aynı zamanda ergenlik dönemi soyut düşünebilmeyle birlikte ergenlerin ahlaki değerler bakımından hassas oldukları bir dönemdir. (Koç, 2004). Bütün bu gelişim ve değişimleri değerlendirdiğimizde ve göz önünde bulundurduğumuzda özetle soyut işlemler dönemiyle birlikte soyut düşünebilme ergenin kişiliğinin oluşmasında yardımcı olurken davranışlarında farklılıklar meydana gelmesini sağlar.

Ergen benmerkezciliği: Ergen benmerkezciliği, ergen bireyin davranış ve görüntüsüyle ilgili öz farkındalığının artmasıdır (Santrock, 2017). Bu dönemde ergen kendini çok önemser ve dünyanın merkezinde görür. Bundan dolayı kendine saatlerce zaman ayırabilir. Elkind’e göre ergenlik döneminde benmerkezciliğin ortaya çıkmasının nedeni, ergen bireyin soyut işlemler dönemiyle birlikte kendisini ve başkalarını soyut olarak değerlendirmekte güçlük çekmesidir (Özçelik ve Karamustafaoğlu, 2002). David Elkind’ a göre ergenlikte benmerkezciliğin iki önemli ögesi vardır. Bunlar hayali seyirci ve kişisel hikâyedir (Santrock, 2017).  Hayali seyirci, ergen bireyin diğer insanlarında kendisi kadar onun davranış ve görüntüsüyle ilgilendiğini, ona hayran olunduğuna ya da tam aksine aşırı eleştirel olunduğuna inanması ve hayali bir seyirciyle daima birlikte olduğunu düşünmesidir (Özçelik ve Karamustafaoğlu, 2002). Bu inanışla birlikte ergen bireyle dış görüntüleriyle fazlaca ilgilenirler ve dış görünümlerini oldukça önemserler. Bir ergen için giyimi, yüzündeki sivilceleri, saçı vb. oldukça önemlidir. Ergen benmerkezciliğin ikinci ögesi olan kişisel hikâye ise, ergenin sahip olduğu tek ve yenilmez olduğu düşüncesidir (Santrock, 2017). Kişisel hikayeyle birlikte ergen bireyler eşsiz olduklarını düşündükleri için kimsenin onları anlamayacağını düşünür, yenilmez olduklarını düşündükleri içinde çoğu olgu ve olay karşısında tedbirsiz davranırlar.

Ergenlikte Sosyoduygusal Gelişim

Sosyoduygusal gelişim, ergen bireyin kendini ifade edebilmesi, oto kontrolünü sağlayabilmesi, kendisiyle ve çevresiyle uyum içinde olması ve yine kendisiyle ve çevresiyle barışık olmasıdır (Durualp, 2014). Ergenlik döneminde sosyoduygusal gelişim, bilişsel gelişimin tamamlayıcısı olarak kabul edilebilir. Çünkü insan gelişimi alanları birbirleriyle etkileşim içerisindedir. Sosyoduygusal gelişim ergenlerin duygu ve kişiliklerindeki değişikliklerle birlikte diğer insanlarla olan ilişkilerindeki gelişim ve değişimleri de içerir (Eryılmaz, 2011). Bundan dolayı ergenlik döneminin önemli gelişim alanlarından biri olan sosyoduygusal gelişim, dönemin kritik unsurlarından olan ve birbirleriyle ilişkileri bulunan benlik saygısı ve kimlik oluşturma bakımından incelenecektir.

Benlik saygısı: Branden’e görebenlik saygısı, kişinin kendisine olan güveni ve doyum duygusudur (Sarıkaya, 2015). Yine benlik saygısı, kişinin benliğe dair genel değerlendirme boyutudur. Benlik kavramı ise, benliğin daha özel alanlardaki değerlendirmesidir (Santrock, 2017). Benlik saygısı, kendini aşağı ya da üstün görmeden kendinden memnun olma, kendini değerli görme, kendini olduğu gibi kabullenme ve kendine güvenmeyi sağlayan olumlu bir duygu durumudur (Sarıkaya, 2015). Benlik saygısı bireylerin mutlu, doyuma erişmiş bir hayat yaşamasında önemli bir role sahiptir. Kişilerin benlik saygısı, içinde bulunduğu kültürün etkisiyle ve fiziksel görünümüyle de ilişkilidir (Gönül, 2008). Nitekim ülkemizde yapılan bazı araştırmalarda ergenlerin bedenlerinden memnun olmaları ile benlik saygıları arasında olumlu bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (Koç, 2004). Rogers’ın kişilik kuramında benlik saygısı oldukça önemlidir. Benlik algısal alanın bir parçasıdır ve kişinin kendi hakkında sahip olduğu bir imajdır. Benlik “ben neyim?” ve “ben ne yapabilirim?” sorularının farkında olmayı sağlar (Sarıkaya, 2015).

Ergenlik ve ileri çocukluk dönemleri benlik saygısının oluştuğu önemli dönemlerdir. Ergenlik döneminde bireyler kendi dış görünüşleriyle oldukça ilgili olduğundan dolayı benlik saygıları fiziki etmenler kapsamında etkilenip şekillenebilir. Benlik saygısı özellikle ergenlerde bazen gerçeğe aykırı inanç ve algıları yansıtır (Santrock, 2017).  Örneğin ergen bir bireyin benlik saygısı akranlarına kıyasla daha zeki olabilir ya da kız bir ergen bireyin benlik algısı çirkin olduğuna dair bir algılamaya işaret edebilir. Bütün bu algılamalar doğru olmayabilir. Ergen bireylerin algılarının tam tersi bir durum söz konusu olabilir. Ergenlerde doğru bir benlik saygısının oluşması oldukça önemlidir. Zira benlik saygısı ahlaki kurallara, insani ilişkilere, akademik başarıya önemli etkileri olan bir unsurdur.

Kimlik oluşturma: Ergenlik döneminin bir diğer önemli özelliği de kimlik oluşturmadır. Kimlik, bireyin kendini betimlemesi ve birçok parçadan oluşan yine parça parça gelişen bir unsurdur (Santrock, 2017). Aynı zamanda kimlik, bireyin kendisini duyumsamasıyla ilgili psikolojik bir duyumsamadır (Gönül, 2008).  Ergenlik dönemi, ergenlerin bireysel kimlik oluşturdukları temel evredir (Sarıkaya, 2015). Ergen gelişiminde kimlik oluşumunun önemini vurgulayan Erikson’un psikososyal gelişim evrelerinden beşinci gelişim evresi kimlik oluşturmadır. “Kimlik kazanmaya karşı kimlik bocalaması” olarak geçen beşinci evre bir sonraki gelişim dönemi için önemli bir belirleyicidir. Erikson’a göre kimlik kazanma yaşam boyu devam eden, tek bir gelişim evresine sıkıştırılmaması gereken bir unsurdur. Ancak kimlik keşfi ergenlik döneminde fazlasıyla yoğunlaştığından ergenlik dönemi kimlik kazanmada kritik bir gelişim evresidir (Atak, 2011).  Erikson’a göre ergenlerim kimlik keşfine yoğunlaşmasının sebepleri; fiziksel görünüşte meydana gelen değişiklikler, gelişen bilişsel kapasite, geleceğe yönelik önemli kararları alma zamanı olması gibi nedenlerdir (Gönül, 2008).  Ergen bireyin bu evrede çözmesi gereken karmaşa kimlik kazanma karmaşasıdır. Ergen bu evrede kendisine “ben kimim?” sorusunu sorarak cevaplarını “özdeşleşme” ve “taklit” araçları ile olacağı kişiye bürünerek cevaplandırmaya çalışmaktadır (Gürses ve Kılavuz, 2011). Ergenlerin kimlik kazanması yetişkinlik sorunlarına karşı hazır olmayı gerektirmektedir ve temel güven duygusunu kazandırır (Gönül, 2008). Bundan dolayı kimlik kazanmak ile benlik saygısı birbiriyle ilişkilidir ve ergenin bu dönemde sağlıklı bir kimlik edinebilmesi gelecek gelişim evreleri açısından oldukça önemlidir.

Ergenlikte Dijital Bağımlılık

Bağımlılık, bireylerin herhangi bir madde veya davranış üzerinde kontrolsüz davranması ve onsuz hayatını idame ettirememe durumudur (Çetinkaya, 2019). Aynı zamanda bağımlılık, herhangi bir hastalığı tedavi etme dışında kullanılan her herhangi bir madde için gittikçe artan önüne geçilmeyecek derecede istek ve arzu uyandıran, istek ve arzunun karşılanmamasıyla birlikte de oluşan olumsuz ruhsal ve bedensel durumlardır (Aslan, 2019).  Ögel’e göre ise bağımlılık, bireylerin kullandığı maddeyi birçok kez denemesine rağmen bırakamaması ve gittikçe artan kullanım oranı oluşması, kullanmayı bıraktığında ise yoksunluk belirtilerinin meydana çıkması, zararlarının farkında olmasına rağmen kullanmayı sürdürmesi durumudur (Balcı ve Baloğlu, 2018). Bağımlılık sadece madde üzerinden gerçekleşmez. Bazı bağımlılıklar davranışsal bağımlılıklar olarak nitelendirilir ve bu bağımlılıkların kökeninde sürekli tekrarlanma vardır (Çetinkaya, 2019). Davranışsal bağımlılık, bireylerin zarar verici sonuçları olmasına rağmen kontrolsüz bir şekilde bir davranışı devam ettirmesidir (Mustafaoğlu, Zirek, Yasacı ve Özdinçler, 2018). Bireylerin yaşadığı teknolojiye yönelik internet, akıllı telefon, sosyal medya, sanal oyunlar gibi davranışsal bağımlılıklar “dijital bağımlılık” adı altında toplanmıştır (Aslan, 2019). Davranışsal bağımlılıklar doğurduğu sonuçlar bakımından oldukça önemlidir. Çocukların ve ergenlerin küçük yaşlardan itibaren teknolojiyle tanışıp dijitale maruz kalmalarının olumlu ve olumsuz yönleri her zaman tartışma konusu olmuştur. Bununla birlikte dijital unsurların doğru bir şekilde kullanılmaması halinde gelişim ve sağlık sorunları ortaya çıkabileceğine dair bulgular mevcuttur (Mustafaoğlu, Zirek, Yasacı ve Özdinçler, 2018). Günümüz dünyasında çocuk ve ergenlerin kaliteli zaman geçirecekleri yerlerin oldukça sınırlı olması, teknolojiyle donanmış bir çağda olmamız ve sürekli dijitale maruz kalmamız dijital bağımlılıklara kapı açan faktörlerdir.

 “İnternet ve Sosyal Medya Kullanıcı İstatistikleri” raporuna göre, dünya nüfusunun %37’si sosyal medya, %50’si internet, %66’sı akıllı telefon kullanmaktadır. TUİK 2018 yılı raporuna göre ise, hanelerin %96’sında cep telefonu olduğu, internet kullanımının 16 yaş grubunda %59,6 olduğu ifade edilmiştir (Ektiricioğlu, Aslantaş ve Yüksel, 2018). Yine Almanya merkezli araştırma kurulu olan GFK Türkiye üzerinden yapmış olduğu bir araştırmada Türkiye’deki toplam teknolojik alet satımları 12 milyon olduğu ve bunların 8,95 milyonunun akıllı telefon olduğu sonucuna ulaşmıştır (Çetinkaya, 2019).  Verilerden de anlaşıldığı üzere teknoloji kullanımı gün geçtikçe artarken bu kullanım özellikle ergen yaş gruplarında daha yaygındır. Ergenlik dönemindeki bireyler yeteri kadar psikolojik olgunluğa erişemediklerinden ve karmaşık bir dönem geçirmelerinden dolayı dijital bağımlılıkta birincil risk faktörü grubundadırlar (Anlayışlı ve Serin, 2019). Yapılan araştırmalarda ergenlerin dijital bağımlılığa iten sebeplerin bazı psikolojik ihtiyaçlar olduğu tespit edilmiştir. Bu ihtiyaçlar; başarı, bağımsızlık, eğlence, saygı, kendini gerçekleştirmedir. Ergenler bu ihtiyaçlarını dijital bağımlılıkla gidermeye çalışmaktadır (Dursun ve Eraslan Çapan, 2018). Ergen bireyler, yaşadıkları karmaşık duygu ve düşünceler sonucu içe kapanıklık, çevresinden uzaklaşma, yalnızlık, aile üyeleriyle çatışma, arkadaşları ve çevre tarafından beğenilmeme ve onaylanmama korkusu, soyut düşünmeyle birlikte kendisinin ve dünyanın geleceği ile ilgili olarak kaygılar yaşama durumlarla karşı karşıya gelebilirler. Bütün bunların sonucu ergenleri dijital bağımlılığa sürükler. Çünkü ergenler yaşadıkları bu duygu ve düşüncelerden dolayı sosyal onay ve akran kabulünü önemserler. Dijital ise ergenler için bu onay ve kabulü karşılayabilecek bir araçtır (Ektiricioğlu, Aslantaş ve Yüksel, 2018). Dijital bağımlılığın bazı belirtileri vardır. Bu belirtileri şu şekilde sıralayabiliriz;

  • Sadece birkaç dakika zaman harcayacağını ifade edip farketmeden saatlerce zaman ayırmak.
  • Çevredeki insanlara dijital unsurlara ayrılan vakit hakkında doğru bilgi vermemek.
  • Uzun süre dijitali kullanmaktan dolayı oluşan fiziksel rahatsızlıklardan yakınmak.
  • Gerçekten uzak bir kişiliğe bürünmek ve yüz yüze iletişimi sanal iletişime tercih etmek.
  • Teknolojiyle geçirilen zamandan dolayı yemek yemeyi, ders çalışmayı ve randevuları aksatmak.
  • Dijitale ayrılan fazla zamandan dolayı vicdan muhakemesi yaparken aynı zamanda bu vakitlerde duyulan hazdan dolayı git geller yaşamak.
  • Dijitale erişilemediği zaman eksik ve huzursuz hissetmek (Çetinkaya, 2019).
  • Dijital bağımlılığın aynı şekilde sebep olduğu bazı sorunlarda vardır. Bu sorunlar;
  • Gözlerde hassasiyet
  • Boyunda ağrı
  • Ellerde uyuşukluk
  • Yorgun hissetme
  • Akademik başarıda düşüş
  • Bireysel, okul ve aile problemleri
  • Zamanı iyi kullanmada başarısızlık
  • Düzensiz uyku ve yeme içme alışkanlığı
  • Fiziksel etkinliklerden uzaklaşma
  • İnternet arkadaşlığını önemseyip diğer arkadaş gruplarından uzaklaşma (Çetinkaya, 2019).

Dijital bağımlılığın sebep olduğu sorunlar incelendiğinde hem fiziki hem de sosyal boyutta ciddiye alınması gereken önemli sorunlar olduğu aşikârdır. Özellikle insan gelişiminin en önemli evresi olan, bireyin kimliğinin büyük oranda şekillendiği ergenlik döneminde bu sorunlar aile içi çatışmalara ve iletişim bozukluklarına sebebiyet verebilir.

Dijital bağımlılık yukarıda yapılan tanımda ifade edilen internet ve sosyal medya, dijital oyun, akıllı telefon unsurları etrafında yoğunlaşmaktadır. Bundan dolayı çalışmaya bu unsurlara değinilerek devam edilecektir.

İnternet ve Sosyal Medya Bağımlılığı

İnternet bağımlılığı dijital bağımlılık türleri arasında ilk tanımı yapılan ve kriterleri belirlenen bağımlılık türüdür (Aslan, 2019). Kandell internet bağımlılığını, yapılan faaliyetten bağımsız olarak internete karşı duyulan psikolojik bağımlılık olarak tanımlamıştır (Şahin, 2014). Sosyal medya ise, sosyal ağ sitelerinin genel adıdır ve internet bağımlılığı içerisinde değerlendirilir (Aslan, 2019). Young’a göre internet bağımlılığı, internet kullanımında aşırıya kaçılarak internete bağlı kalınmadan geçen zamanın önemsiz olduğunu düşünmek ve bu internetten yoksun kalış sonucu aşırı sinir, saldırganlık haliyle sosyal hayatın ve sosyal ilişkilerin giderek bozulması durumudur (Derin ve Bilge, 2016). Yine Young’a göre internet kullanımının üç aşaması vardır. Bunlar; kullanıcının çevrim içi aktiviteyle birlikte gördüğü ilk şeyden büyülenmesi ve takıntı haline getirmesi, aşırı kullanım sonucundan sıkılması ve hayal kırıklığına uğraması, kullanıcının dengeyi sağlayarak internet kullanımını hayatın normal bir parçası haline getirmesidir (Balıkçı, 2018). İnternet bağımlılığı kapsamında sosyal medya ise Bireylerin kendilerini istedikleri şekilde ürettiklerine inandıkları için özelde daha fazla bağımlısı vardır. Ve yine aynı şekilde herkesle her düzeyde kontrolsüz iletişim kurulan bir mecra olması sebebiyle ve uygunsuz içeriklere aile denetimi olmadan kolay erişilebildiğinden ergen bireyler için tehlike arz etmektedir (Aslan, 2019). Sosyal medya kendini olduğundan farklı gösteren kişilerden dolayı da soyut düşünmeye başlayan ve kimlik kargaşası içerisinde olan ergenleri farklı hayatlara özendirmektedir.

Teknolojinin geliştiği ve giderek gelişmeye devam ettiği günümüzde internet kullanımı oldukça yaygındır. TUİK’ in istatistiğine göre, Türkiye’de 2017 yılında internet kullanıcı sayısı %67’dir. Bu oranla birlikte erkeklerin %75’i kadınların %59’nun internet kullandığı tespit edilmiştir (Balıkçı, 2018). Ve yine TUİK verilerine göre Türkiye’de internetle birlikte sosyal medyada geçirilen zaman ortalama 2 saat 48 dakikadır (Altun ve Ulusoy, 2018). İnternetin hayatımıza kattığı sayısız faydalar vardır. Ancak internetin güvensiz bilgilerin olması, bilişim suçlarını barındırması gibi zararları da mevcuttur. Bu zararlar özellikle ergenlik dönemi bireylerini tehdit etmektedir. Çünkü teknolojiyle birlikte internet kullanımı ergenler arasında daha yaygındır ve bunun sebebini Andreassen, sanal ortamda otorite olmamasından dolayı ergenlerin ilgisini çekmesine bağlamaktadır (Savcı ve Aysan , 2017). Bakay’ın Türkiye’de yaptığı çalışmada ergen bireylerin %58’inin interneti oyun oynama ve Chat yapma amacıyla kullandığı sonucuna ulaşmıştır (Şahin, 2014). İnternet bağımlılığıyla ilgili yapılan bir çalışmada ise, ergen bireylerde internet bağımlılığıyla depresyon arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (Anlayışlı ve Serin, 2019). Mesch ise yapmış olduğu çalışmada ergen bireylerin internette zaman geçirdiği süre arttıkça aile ve arkadaşlarıyla geçirdikleri zaman azaldığı için özellikle aile ile çatışma yaşandığını tespit etmiştir (Derin ve Bilge, 2016). Ergen bireyler internetle fazla zaman geçirmeleri sonucu aile çatışmasından dolayı aile içi bağları zedelenmekte ve yeterince sosyalleşemediği için toplumsal gelişimi olumsuz etkilenmektedir. Bununla birlikte zamanı dengeli kullanamadığı için akademik başarısı da oldukça düşmektedir.

Dijital Oyun Bağımlılığı

Modern dönemin bir diğer getirisi olan şehirleşme çocuk ve ergenlerin oyun oynayabileceği ve vakit geçirebileceği alanları kısıtlamıştır. Bununla beraber gelişen teknolojiyle birlikte dışarıda oynan oyun ve etkinliklerin yerini dijital oyunlar almıştır (Yalçın Irmak ve Erdoğan, 2016). Oyun bebeklerin, çocukların ve ergenlerin gelişim süreçlerini etkileyen önemli bir aktivitedir. Riskli davranışların daha sık karşılaşıldığı ergenlik döneminde ergen bireylerin duygusal ve sosyal yalnızlık hissinden dolayı sanal oyunlara daha çok yönlendikleri düşünülmektedir (Gürgan, Karaman ve Minaz, 2018). Yine yapılan araştırmalar sonucu oyuna yönelişte gerçeklerden kaçış, hükmetme arzusu, stresle baş etme, heyecan, meydan okuma, sosyalleşme gibi etkenler ergenleri dijital oyuna yönlendirmektedir (Balıkçı, 2018). Günümüzde ergen bireyler arasında dijital oyun dünyası popülaritenin bir imgesi haline gelmiştir. Ergenlerde bu popüler dünyaya ve bu dünyanın içerisinde yer alan akranlarına uyum sağlamak ve kendilerini onların dışında hissetmemek için bu dünyaya adım atarlar. Zamanla kontrolden çıkan oynama süreside diğer bağımlılıklar gibi dijital oyunu da bir bağımlılığa dönüştürür. Dijital oyunların bağımlılığa dönüşmediği takdirde ergenlerin gelişiminde faydalı olduğu noktalar vardır. Bunlar; grup yönetme becerisi, hedef belirleme, temel matematik becerisi, ortak ilgi alanlarının bulunduğu insanları bulmaktır (Balıkçı, 2018). Günümüz dijital oyunlarının geneli şiddet içeriklidir. Oyunların şiddet içerikli olması ergenlerin karmaşık dünyasında büyük bir risk faktörü oluşturur. Çünkü bu oyunlar sorunların çözümünün şiddetle olduğu, hedefe şiddetle varıldığı, başarılı olmak ve galip gelmek için şiddet adına her yolun kullanılabileceği mesajı vermektedir (Mustafaoğlu, Zirek, Yasacı ve Özdinçler, 2018). Bütün bu mesajlar ise ergen bireylerin gerçek hayatlarında şiddeti başköşeye koymalarına sebebiyet vererek onları şiddetin her kapıyı açtığına inandırmaktadır.

Yee, oyuncuları bağımlı hale getirecek derecede oyuna motive eden bileşenleri “oyuna dalma”, “başarı” ve “sosyal” başlıkları altında incelemiştir (Gürgan, Karaman ve Minaz, 2018). Bu bileşenleri incelediğimizde;

Başarı bileşeni

  • Yükselme-İlerleme: Oyun içerisinde güç ve ödül elde ederek statü kazanma isteği.
  • Mekanik: Oyundaki karakterinin performansını yükseltmek amacıyla oyunun sistemini çözme gerekliliği.
  • Rekabet: Diğer oyuncularla rekabet içerisinde olma duygusu.

Sosyal bileşen

  • Sosyalleşme: Diğer oyuncularla iletişime geçme fırsatı.
  • İlişki: Zaman mekân fark etmeden oyuncular arasında oluşan anlamlı ilişkiler olanağı.
  • Ekip Çalışması: Bir gruba ait olma hissinden mutluluk duyma.

Oyuna dalma bileşeni

  • Keşif: Bulma ve keşfetmeye dayalı bir sistem olması ve bir sonraki adımda karşılaşılacak olan yenilikler ve bilinmezlikleri keşfetme duygusu ve isteği.
  • Rol yapma: Gerçek hayatta sahip olmak istediği role bürünebilme olanağı.
  • Özelleştirme ve Kontrol: Oyunun karakterini ve ortamını kendine göre özelleştirebilme fırsatı.
  • Gerçeklerden Kaçma: Günlük hayattaki olumsuz duygulardan kaçma olanağı (Gürgan, Karaman ve Minaz, 2018).

Dijital bağımlılığın ergen bireyler üzerindeki olumsuz etkilerinin başında şiddet içerikli oyunlardan dolayı şiddette başvurma olduğu belirtilmişti. Bununla birlikte dijital bağımlılığın ergen bireylere vermiş olduğu diğer zararlar; hareketsiz kalındığından dolayı obeziteye sebebiyet verme (Çetinkaya, 2019), diğer dijital bağımlılıklar gibi aile bireyleriyle geçirilen az vakitten dolayı aile bireyleriyle çatışma yaşanması, yalnızlık, depresyon, anksiyete, olumlu sosyal davranışlarda azalma, dikkat sorunları, şiddettin normalleşmesiyle birlikte şiddete karşı duyarsızlaşma, empati ve yardımseverlik davranışlarında azalmadır.

Akıllı Telefon Bağımlılığı

Günümüz dünyasının en fazla maruz kaldığı dijital akıllı telefonlardır. Teknolojinin geldiği son noktayla birlikte akıllı telefonların fonksiyonları arttıkça hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olmuştur. Dünya çapında yapılan bir araştırmada 2016 yılında akıllı telefon kullanımı 4,30 milyar iken bu rakamın 2020 yılında 4,78 milyara ulaşacağı öngörülmüştür (Mustafaoğlu, Zirek, Yasacı ve Özdinçler, 2018). Yine yapılan diğer bir araştırmada akıllı telefon kullanımına sebebiyet veren faktörlerin başında sosyal ilişkilerin kurulması, emoji ya da gönderilerin hediye olarak algılanması, arkadaşlık kurma isteği olduğu tespit edilmiştir (Yıldırım ve Kişioğlu, 2018). Her kesimden insanın yaygın bir şekilde kullandığı akıllı telefonlar özellikle ergenler tarafından sorunlu kullanılmakta hatta bu sorunlu kullanış bağımlılık seviyesine ulaşmaktadır (Çetinkaya, 2019). Akıllı telefon bağımlılığı diğer dijital bağımlılıklar gibi davranışsal bağımlılıklar kategorisinde değerlendirilir (Savcı ve Aysan , 2017). Hayatımızı hemen hemen her alanda kolaylaştıran akıllı telefonların kullanım süreleri sınırlandırılmadığında kişinin tüm odak noktası telefon ekranı olur kişi çevresiyle etkileşimini ve iletişimini keser, gerçek hayattan uzaklaşır (Aslan, 2019). Ergenler arasında yaygın olan dijital kullanımı kapsamındaki akıllı telefon kullanımının bağımlılığa dönüşmesinin sebebini Yen ve arkadaşları, ergenlerin sanal ortamları ve dijitalleri psikososyal problemlerle başa çıkmada alternatif bir araç olarak görmelerine bağlamaktadır (Savcı ve Aysan , 2017). Akıllı telefon bağımlılığı peşinde internet bağımlılığını da getirir (Yıldırım ve Kişioğlu, 2018).

Akıllı telefonla birlikte kullanılan akıllı cihazların yoksunluğundan kaynaklanan mutsuzluk, endişe ve huzursuzlukla ortaya çıkan çağımızın hastalığı nomofobi akıllı telefondan uzak kalma korkusudur (Yıldırım ve Kişioğlu, 2018). Nomofobiyle birlikte akıllı telefon bağımlılığının bazı belirtileri vardır. Bu belirtiler;

  • Akıllı telefonun sık sık kontrol edilmesi.
  • Akıllı telefonun gün boyu hiç kapatılmaması ve birlikte uyunması.
  • Akıllı telefonla çok fazla vakit geçirilmesi.
  • Akıllı telefon kullanımıyla ilgili fazla para harcanması.
  • Akıllı telefonların kullanımına izin verilmeyen yerlerden uzak durulması.
  • Akıllı telefonun şarjının bitmesi, kontör ve internetin bitmesi, cihazın kaybolması gibi düşüncelerin endişe vermesi (Yıldırım & Kişioğlu, 2018).

Akıllı telefonlar cezp edici uygulamalarından dolayı özellikle ergen bireylerin vazgeçilmezi konumuna gelmiştir. Ergenler her konuda akıllı telefonlara başvururken derslerde bile not tutmak yerine yazılanların fotoğraflarını çekmeyi tercih etmektedirler (Aktaş ve Yılmaz, 2017). Aynı zamanda akıllı telefonlardan ayrı geçirdikleri zaman dilimlerinde huzursuz oldukları için ders esnasında sürekli akıllı telefonları kontrol etme davranışında bulundukları için dikkatleri dağılmaktadır ve bunun sonucunda akıllı telefon bağımlılığı olan çoğu ergende akademik başarı düşmektedir. Akıllı telefon bağımlılığının sebep olduğu diğer sonuçlar ise; uyku problemi, dikkat eksikliği, baş ağrısı, duygu-durum bozukluğudur (Çetinkaya, 2019). Bütün bu olumsuzluklar göz önüne alındığında kimlik kargaşası içerisinde olan ergen bireylerin denetimsiz erişimin merkezi olan akıllı telefon kullanımlarının denetlenmesi ve bağımlılığa dönüşmesinin önüne geçilmesi hem ergenler hem de sağlıklı toplum yapısı açısından oldukça önemlidir.

Sonuç

İnsan gelişiminin belki de en kritik evresi ergenlik dönemidir. Ergenlik dönemiyle ilgili sayısız tanım ve araştırmalar yapılmıştır. Neredeyse hepsinin vardığı ortak kanı ise ergenlik döneminin hızlı değişimlere misafirlik ettiği karmaşık bir dönem oluşudur. Bu dönemde ergen bireyler çevrelerine karşı fazla hassasken çok çabuk içine kapanma ve popüler olanın peşinden gitme davranışlarını gösterebilmektedir. Kimlik kargaşası, soyut düşünme, benmerkezciliğin ve benlik saygısının getirmiş olduğu duygu karmaşasıyla birlikte hızla değişen fiziksel gelişim ergenleri stresli, karmaşık, zor ve hassas bir döneme itmektedir. Dönemin bu özellikleri dolayısıyla ergen bireyler her zaman popülaritenin zararlı getirileri karşısında birincil risk faktöründe olan insan gruplarıdır.

Günümüz dünyasının vazgeçilmezi ve modern toplumun bir getirisi olan teknolojik gelişimlerin sayısız yararları ve cezp edici içeriği insanları her zaman kendine çekmiştir. Teknolojik gelişmelerle birlikte dijitale kolay erişim adeta dijital çağı oluşturmuş en küçükten en büyüğe her yaştan insanın iç içe olduğu bir unsur haline gelmiştir. Dijitallerin kullanım süresi denetlenmediği takdirde meydana gelen dijital bağımlılık özellikle gençlerimizi tehdit eden çağımızın hastalığı konumundadır. Dijitallerin kullanımı ergen bireylerin arasında yaygındır. Araştırmalar dijitalin ergenler arasında yaygın oluşunun sebebini ise dijital dünyada otorite olmamasına, ergenlerin kendilerini dijitalle daha iyi ifade edebildiklerine inanmasına ve başarı, rekabet, akran onayı, gerçek dünyanın gerçeklerinden kaçış faktörlerine bağlamaktadırlar. Dijitalle elde edilen kontrolsüz bilgi erişimi de bu sebeplere eklenince telafisi zor sonuçlar doğurmaktadır. Ergenler dijital bağımlılıktan dolayı uyku düzeninde bozukluk, baş ağrısı, göz ağrısı gibi fiziksel zararların yanında toplumdan yalıtılmışlık, aile içi çatışma, akademik başarıda düşüş, depresyon, şiddete eğilim, yüz yüze ilişkilerde zayıflık, dikkat eksikliği, gerçek dünyaya duyarsızlık ve anksiyete gibi birçok psikolojik ve sosyal zararlarda görmektedirler. Sosyalleşme adına dijital ağın tuzağına düşen ergen bireyler git gide asosyal olmaya ve toplum meselelerine duyarsızlaşıp kendilerini adeta dijitale çevirmektedirler. Toplum geleceğimiz için oldukça önem arz eden ergen bireylerin dijital bağımlılık ağına düşmesini engellemek sağlıklı bir toplum için olmazsa olmazlarımızdandır.

Kaynakça

Altun, D., ve Ulusoy, M. (2018). Ergenlerin teknoloji ve sosyal medya hakkındaki algıları:okul öncesi öğretmen adaylarının sahip oldukları metoforların incelenmesi. Uluslararası Necati Bey Eğitim ve Sosyal Bilimler Araştırmaları Kongresi, 443-452. Balıkesir, Türkiye.

Atak, H. (2011). Kimlik gelişimi ve kimlik biçimlenmesi:Kuramsal bir değerlendirme . Pskiyatride Güncel Yaklaşımlar, 3(1), 163-213.

Aktaş, H., ve Yılmaz, N. (2017). Üniversite gençlerinin yalnızlık ve utangaçlık unsurları açısından akıllı telefon bağımlılığı. International Journal of Social Sciences and Education Research, 3(1), 85-100.

Anlayışlı, C. Ve Serin, N. B. (2019). Lise öğrencilerinde internet bağımlılığı ve depresyonun cinsiyet, akademik başarı ve internete giriş süreleri açısından incelenmesi. Folklör Edebiyat Dergisi, 25(97), 753-767.

Aslan, A. (2019). Üniversite öğrencilerinin dijital bağımlılık düzeylerinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi. International e-Journal of Educational Studies, 4(7), 27-41.

Avcı, M. (2010). Ergenlikte toplumsal uyum sorunları. Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 7(1), 39-63.

Balcı, Ş. Ve Baloğlu, E. (2018). Sosyal Medya Bağımlılığı ile Depresyon Arasındaki İlişki: “Üniversite Gençliği Üzerine. Galatasaray Üniversitesi İletişim Dergisi, 29, 209-223.

Balıkçı, R. (2018). Ergenlerde çevrim içi oyun bağımlılığı ve agrasif davranışlar arasındaki ilişkinin incelenmesi. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Psikoloji Anabilim Dalı, İstanbul.

Çetinkaya, S. (2019). Algılanan anne baba tutumlarının ergenlerde akıllı telefon bağımlılığı ile ilişkisinin incelenmesi. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.

Derin, S., ve Bilge, F. (2016). Ergenlerde internet bağımlılığı ve öznel iyi oluş düzeyi. Türk Psikolojik Ve Rehberlik Dergisi, 6(46), 35-51.

Dursun, A. ve Eraslan Çapan, B. (2018). Ergenlerde dijital oyun bağımlılığı ve psikolojik ihtiyaçlar. İnönü Üniversitesi, 19(2), 128-140.

Durualp, E. (2014). Ergenlerin sosyoduygusal öğrenme becerilerinin cinsiyet ve sınıfa göre incelenmesi. International Journal of Social Science, II(26), 13-25.

Ektiricioğlu, C., Aslantaş, H. ve Yüksel, R. (2018). Ergenlerde çağın hastalığı: Teknoloji bağımlılığı. 1. Uluslararası Sağlık Bilimleri ve Yaşam, (s. 1-20). Burdur.

Eryılmaz, A. (2011). Yaşam Boyu Gelişim Yaklaşımı. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 3(1), 49-66.

Gönül, E. (2008). Kimlik statülerinin 22-30 yaşlar arasındaki genç yetişkinlerin yaşadığı kaygı düzeyiyle ilişkisi. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Maltepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Psikoloji Ana Bilim Dalı, İstanbul.

Gül, S. K., ve Güneş, İ. D. (2009). Ergenlik dönemi sorunları ve şiddet. Sosyal Bilimler Dergisi, XI(1), 79-101.

Gündüz, T. (2012). Ergenlik dönemi din eğitimi. ebsad: http://www.ebsad.org/img/20-140407__8648187518.pdf adresinden alınmıştır

Gürgan, U., Karaman, B. ve Minaz, B. (2018). 14-24 yaş arası öğrencilerde sosyal ve duygusal yalnızlığın oyun bağımlılığıyla ilişkisi. Uluslararası Necatibey Eğitim Ve Sosyal Bilimler Araştırmaları Kongresi, 303-356. Balıkesir.

Gürses, İ. ve Kılavuz, M. (2011). Erikson’un psiko-sosyal gelişim dönemleri teorisi açısından kuşaklararası din eğitimi ve iletişiminin önemi. Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 20(II), 153-166.

Koç, M. (2004). Gelişim psikolojisi açısından ergenlik dönemi ve genel özellikleri. Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 1(17), 231-256.

Mustafaoğlu, R., Zirek, E., Yasacı, Z. Ve Özdinçler, A. R. (2018). Dijital teknoloji kullanımının çocukların gelişimi ve sağlığı üzerine olumsuz etkileri. Addicta: The Turkish Journal on Addiction, II(5), 227-247.

Öngen, D. (1993). Ergenlikte zihinsel gelişim. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi, 26(1), 289-302.

Özçelik, B. ve Karamustafaoğlu, O. (2002). Ergenlik dönemi ve ergenlerde suisid açısından risk faktörlerinin değerlendirilmesi. Düşünen Adam, 2(15), 68-76.

Parlaz, E. A., Tekgül, N., Karademirci, E., ve Öngel, K. (2012). Ergenlik dönemi: Fiziksel büyüme,psikolojik ve sosyal gelişim süreci. Turkish Family Physician, 3(4), 10-16.

Santrock, J. W. (2017). Yaşam boyu gelişim. Ankara: Nobel Yayınları.

Sarıkaya, A. (2015). 14-18 yaş arası ergenlerin benlik saygısı ve psikolojik dayanıklılık düzeyleri arasındaki ilişki. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Bilim Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Psikoloji Anabilim Dalı, İstanbul.

Savcı, M. ve Aysan , F. (2017). Teknolojik bağımlılıklar ve sosyal bağlılık: internet bağımlılığı, sosyal medya bağımlılığı, dijital oyun bağımlılığı ve akıllı telefon bağımlılığının sosyal bağlılığı yordayıcı etkisi. Düşünen Adam, 30(3), 202-216.

Şahin, N. (2014). Ergenlik problemleri ve başetme yöntemleri ile internet bağımlılığı arasındaki ilişki. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Haliç Üniversitesi Psikoloji Anabilim Dalı, İstanbul.

UNICEF (2017). Dijital dünya ve çocuklar. Unıcefturk.org: https://www.unicefturk.org/yazi/SWC2017 adresinden alınmıştır

Yalçın Irmak, A. ve Erdoğan, S. (2016). Ergen ve genç erişkinlerde dijital oyun bağımlılığı: Güncel bir bakış. Türk Psikiyatri Dergisi, 27(2), 128-137.

Yıldırım, S., ve Kişioğlu, A. N. (2018). Teknolojinin getirdiği yeni hastalıklar nomofobi, netlessfobi, fomo. Süleyman Demirel Üniversitesi Dergisi, 25(4), 473-480.

Büşra GÜR YILMAZ

1 Öğretmen, İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, İstanbul/ Türkiye

Editör

Editör

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir