Ekip Ruhunun Dışa Yansıması

 Ekip Ruhunun Dışa Yansıması

Bir karınca, sırtına vurduğu ağır mı ağır bir yükü omuzlamış götürüyor. Yokuşlar onun için sarp, yük ağır, hedef uzak… Ama hiçbir karınca bırakmıyor yükünü… Onu sırtlıyor, omuzluyor, canını dişine takıyor, çıkıyor yokuşları. Belki nice karanlık gecelerden sonra aydınlık bir sabaha çıkacağının inancıyla bütün engellere inat ve azimle geçiyor. İnanılması güç bir işi cüssesinden beklenmeyecek bir azimle başarıyor. İnsan da imreniyor karıncaya; diliyor ki onun gibi olabilsin. Belki hiçbir zaman karınca gibi büyük işler başaramadım ama, “karınca kararınca, karınca kısmetince” kimi işlerden alnımın akıyla çıktığım ve insan azminin nelere kadir olduğunu gördüğüm, çevremdeki azimli insanların gayretine hayran olduğum günler de olmadı değil.

Pek çok insanın haritalarda bulmakta zorlanacağı uzak bir yer belki de Bitlis! Modern ve gelişmiş şehirlerden yüzlerce, binlerce kilometre uzakta! Mütevazı ve azimli insanların sessiz güzel şehri…

Bitlis’te Yatılı İlköğretim Bölge Okulu yeni hizmete açılmıştı. Aslına bakılırsa yeni bir okul yapılmamış, eskiden beri ilköğretim olarak hizmet veren eski bir okul yanına kız pansiyonunun eklenmesi ile YİBO’ya dönüştürülmüştü. Ortada yeni bir şey yoktu kısacası, elde olanlar da birkaç kırık dökük malzemeden ibaretti. Okulun açılmasına sayılı günler kala bu okula idareci olarak tayin edilmek –pek de makul bir kısmet sayılmazsa da- bizim kısmetimize düşmüştü. Her ne kadar okul malzemeleri gelmişse de eksiklerin ve yapılacakların listesi o kadar çoktu ki… Engeller yol bel vermeyen, geçitleri dar ve sarp bir dağ olmuştu önümüzde. Ama bu sarp inatçı dağdan elbet aşacak yollar, geçitler vardı. Bu umutla işe koyuldum. Öncelikle yapılacak işleri kafamda tasarlayarak öncelik sırasına göre bir liste oluşturdum. Ama bu yazılı olan şeyleri icraata dökecek ekip ruhunun olması gerekmekteydi. İnsanları sözlerimizle bize çevirmeli; sıkıntımızı, azmimizi onlara duyurabilmeli; onları yanımıza çekmeli; sonra da aynı hedefe aynı ruhla koşan bir ekip olabilmeliydik!

Öncelikle gerek İlçe Milli Eğitim gerek se Kaymakam Beyle görüşerek ekibi oluşturduk. Okulu gören, ateşten gömlek giydiğinin farkına varıyordu. Şöyle bir duralıyor, geri adım atma kertesine geliyor, ama içinde yanan ateşin aydınlığı ile işten geri de duramıyordu. Bir anlık tereddüttü, herkesin yaşadığı! Sonra kollar sıvanıyordu.

Teftiş Kurulu Başkanı, ekibini alıp okula geldiklerinde sırtıma vurarak:

Hocam, bu okul altı ayda düzelirse iyi!” gibi bir imalı cümle karşısında:

Hocam iki ay sonra sizleri bekliyorum” dedim.

Tamam, o zaman falan tarihte buradayız” dedi.

Ekip ruhunu da yaymalıydık. Herkes elini taşın altına koymalıydı. Bizler ekip olarak Kasaba Belediye Başkanını, İlçe Kaymakamını ve İlçe Milli Eğitim Müdürünü, Jandarma Karakolunu harekete geçirmeliydik. Ziyaretlerde bulunduk. Hayallerimizi ziyaret ettiğimiz insanların kalplerine hitaben yaptık. Belki inanmayacaksınız Kaymakam Bey tez zamanda yurdun bahçesini parke taşlarıyla döşetti. Belediye Başkanı bizzat kepçeye binerek okulun alt yapısını yapmaya başladı. Örnek oldu nice insana! Bir taratan da parke taşlarının döşenmesinde işçilerini seferber etti. İşçiler, bunca insanın azminden sonra daha büyük bir azim ve gurur ile çalışıyordu. İşler yavaş yavaş rayına oturuyordu. Ama elbette öğrenciler de bu işlerin içindeydi. Oysa yurt bomboştu. Asıl hedefi de unutmamak lazımdı. “Kız öğrencileri yurda getirmenin imkânı yok” denilmişti bize. Gerçekten de kimse kapımızı çalmamıştı henüz. Biz de “madem onlar gelmiyor biz onlara gideriz” dedik. İlçe Milli Eğitim Müdürümüzü de alarak köyleri kapı kapı gezdik. Kimse bizi kapısından çevirmedi elbette, güler yüzlü insanımızın çoğu fakir ama temiz ve aydınlık evlerinde çaylarımızı yudumlarken derdimizi de anlattık. İçimizdeki azmi, çalışma gayretini ve çocukları için geleceği görmekte pek çoğu zorlanmadı bile. Yurdumuzda iki haftalık çalışma sonucu 80 öğrenci yatılı kalmaya başladı. Çocuklar için şendik! Jandarmadan Mehmetçiklerimiz de bu şenliğe katıldı. Çocukların yatacağı yatakları monte ettiler ve nerede kırık dökük yerler varsa tamir ettiler. Diğer taraftan müdür yardımcılarımın pencereleri boyadıklarına, tuvaletleri bizzat elleriyle yıkadıklarına şahit oluyordum. Artık önümüzde aşılmayacak yol da bel de sarp geçit de kalmamıştı. Aydınlık artıyor, karanlık ufuklar gözümüzden siliniyordu.

İki ay sonra sözleştiğimiz tarihte gelen müfettişler, gördüklerine inanamadılar. Bitlis’in Örnek Bölge Okulu ilan edildik. Bir tek müdür odası elden geçmemişti. Müfettişlerden biri:

Hocam burası niye böyle” deyince, biraz mahcup:

Okul tam düzelmeden müdür odasının düzgün olması etik değil, diye düşündüm” demiştim.

Okul düzeldi şimdi sıra burada” derken müfettişin yaşarmış gözlerindeki manayı görmenizi dilerdim!

Ruhlarımızın ışığı karanlığı parçalamış, karınca yokuşu aşmıştı.

Kaynak: Nail Yıldırım (2011). Okul Müdürlerinin Sorun Çözme Hikâyeleri. Ankara: Nobel Yayıncılık, s. 100-103.

Editör

Editör

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir