Eğitim Süreçlerinde Güncel Sorunlar ve Çözüm Önerilerine Bütüncül Bakış

 Eğitim Süreçlerinde Güncel Sorunlar ve Çözüm Önerilerine Bütüncül Bakış

Prof. Dr. Ertuğrul YAMAN

Giriş

Eğitime ilişkin araştırma ve incelemelerde, her şeyden önce, eğitim kavramından ne anla- dığımız üzerinde durmak gerekir. Bu bağlam- da; eğitimin birey, toplum ve dahası devlet için ne anlam ifade ettiği üzerinde düşünülmelidir. Eğitim konusunu, bireylere yalnızca birtakım davranış kalıplarının kazandırılması ya da kimi bilgilerin aktarılması süreci olarak değerlen- dirmek, yetersiz bir yaklaşım olur. Eğitim ko- nusu irdelenirken zaman zaman, eğitim ve öğ- retim kavramları birbirine karıştırılmaktadır. Oysa, eğitim, öğretim kavramını da içermekle birlikte, öğretimden çok daha kapsamlı bir sürecin karşılığıdır. Eğitim, öğrenilen bilgile- rin davranışlar yoluyla hayat tarzına dönüştü- rülmesidir. Hayat boyu devam eden bir süreç olarak eğitim; birey, toplum ve devlet açısından çok daha derin anlamlar taşımaktadır. Nitekim; bireyin, toplumun ve devletin geleceğine ilişkin birçok hassas konunun temelinde eğitimin ni- teliği yatmaktadır. Tıp, hukuk, mühendislik, ekonomi, teoloji, ekoloji, psikoloji, yönetim, edebiyat, tarih, sanat, iletişim… konuya nere- den bakarsanız, karşınıza her zaman eğitimle ilgili parametreler çıkacaktır. Bu bağlamda; eğitim etkinliklerini, yalnızca okulda yürütülen klişe bir iş olarak kabul etmek, birey, toplum ve devleti değersizleştirmek anlamına gelir.

Dünya’da hiçbir ülke, henüz herkesçe ka- bul edilebilecek ideal bir eğitim sistemini bula- bilmiş değildir. Dünya’nın birçok ülkesi, hâlen ideal eğitim-öğretim sistemi arayışını sürdür- mektedir. Nitelikli ve çağın gereksinimlerine uygun bir eğitim-öğretim sistemini bulmak ve uygulamak, sanıldığı kadar kolay bir iş de değildir. Bunun başarılabilmesi için, ortak bir anlayışa, yüksek bir bilince ve üstün bir çalışma azmine ihtiyaç vardır. Nüfusları az olan Finlandiya, Norveç gibi ülkelerin eğitim alanın- daki yerel başarılarını genele teşmil etmek de küresel gerçeklerle bağdaşmaz. Eğitim konusundaki araştırma ve arayışlar, ülkemizde de son yıllarda yükselen bir ivmeyle sürdürülmektedir. Eğitim konusu hem toplum nezdinde hem de devlet düzeyinde önemsen- mekte ve bu alanda ciddi adımlar atılmaktadır. Ülkemizde eğitimle ilgili olarak temelleri çok çok eski dönemlere dayanan birtakım kabuller ve uygulamalar revize edilerek günün gerek- sinimlerine ve çağın ruhuna cevap verebilmek için, üstün çabalar sarf edilmektedir. Olumlu ve değerli birçok gelişmeye rağmen, eğitim kademelerinde ülke olarak biz de henüz arzu edilen bir eğitim sistemini yakalayabilmiş de- ğiliz. Bu bağlamda, yazımızda hemen herkesçe bilinen güncel sorunları anlatmak yerine, mev- cut sorunlara çözümler üretmek yanında, yeni bir sistem üretmek üzerine odaklanma düşün- cesindeyiz. Bu çalışmada bir yandan güncel sorunlara dikkat çekerken, diğer yandan gele- ceğe dönük çalışmalara projeksiyon tutulacak ve deyim yerindeyse, eğitim alanındaki sistem çalışmalarıyla ilgili bir yol haritası oluşturul- maya gayret edilecektir.

Eğitimde Güncel Sorunlar

Öncelikle bilelim ve kabul edelim ki Dün- ya’da sorunsuz bir eğitim modeli yoktur. Nite- kim, eğitimin ana ögeleri hep insan kaynaklıdır ve insanın olduğu yerde, sorunlar da olacaktır. Bizim bakış açımız, bardağın dolu tarafını gör- mek üzerine kurgulanmış olmalıdır. Bu bağlamda, eğitim sistemimizde aksayan yanlar, elbette bulunacak ve düzeltilmek için çalışıla- caktır. Keza, bu türden iyileştirme çalışmaları, neredeyse aralıksız olarak sürdürülmektedir. Daha açık ifade edecek olursak, temel amacı- mız sorunlara takılmak değil, mevcut sorunları yok etmek yanında yeni, özgün ve uygulanabilir bir eğitim sistemi arayışı olmalıdır. Bu ama- ca hizmet etmek üzere, eğitim sistemimizde hâlihazırda var olan sorunları ortaya koymak, çözüme giden yolda en güvenilir adımlardan birisidir. Sorunları gerçekçi bir şekilde tespit edebilmek amacıyla, farklı ve güvenilir bir yol izledik. Eğitimin sorunlarını -sosyal medya aracılığıyla- uzunca süredir eğitimin farklı ka- demelerinde görev yapmış olan eğitici, eğitim- ci, öğretmen, yönetici, akademisyen ve velilere sormak suretiyle belirlemeye gayret ettik. Çı- kan sonuçların ilk on maddesi, yoğunluk sıra- sına göre aşağıda verilmiştir.

  • Eğitim sisteminin sık sık değişmesi
  • Öğretmen niteliği
  • Ruh ve felsefe eksikliği
  • Müfredat sorunları
  • Sınav odaklı yapı
  • Meslekî eğitimin yetersizliği
  • Millî, manevî ve evrensel değerlerin eksikliği
  • Beceri ve uygulama eksikliği
  • Yetişmiş insan gücündeki eksiklikler
  • Ezbercilik ve kolaycılık…

Eğitimdeki eksik ve aksaklıklar, elbette bu maddelerle sınırlı değildir. Konuya daha ay- rıntılı bakıldığında, kreşten başlayarak okul öncesi, ilkokul, ortaokul, lise, üniversite ve li- sansüstü düzeylerde, daha birçok sorundan söz edilebilir: Öğretmen okullarının kapatıl- ması, sınav ve test sistemi, eğiticilerde per- formans değerlendirmesinin yapılmaması, eğitim kademeleri arasındaki kopukluk, her- kese aynı eğitimin verilmesi, şuur altlarımıza işlenen aşağılık kompleksi, inanç ve kültür köklerinden habersizlik, taşımalı eğitim, kreş uygulaması, kitap okuma oranlarının çok dü- şük olması, dijital eksiklikler,  üniversiteler-  de üretilen bilgi ve düşüncelerin toplumun ve devletin hizmetine yeterince sunul(a)maması, yükseköğretimde meslek erbabı yetiştir(e)me- mek… Bu ve benzeri sorunların çoğu, gerçekte bilinen sorunlardır. Bizim temel yaklaşımımız, yalnızca mevcut sorunları ortadan kaldırmak üzerine kurulu değildir; bir yandan bu sorun- ları kaldırmak için çabalar sürdürülürken asıl yoğunlaşma alanımız tüm kademeleri içine alan ve tedrici olarak uygulanabilecek yepyeni bir eğitim modeli arayışına dönüktür.

Bizim temel yaklaşımımız, yalnızca mevcut sorunları ortadan kaldırmak üzerine kurulu değildir; bir yandan bu sorunları kaldırmak için çabalar sürdürülürken asıl yoğunlaşma alanımız tüm kademeleri içine alan ve tedrici olarak uygulanabilecek yepyeni bir eğitim modeli arayışına dönüktür.

Eğitimle İlgili Çözüm Önerileri

Herhangi bir sorunla ilgili çözüm önerileri oluşturulurken genellikle iki yöntem kullanılır. Bunlardan birincisi; mevcut durumla ilgili tes- pit ve iyileştirme çalışmaları. İkincisi ise, yep- yeni seçenek(ler) oluşturmaktır. Türkiye gibi nüfusu fazla ve alışılagelmiş sistematiği olan ülkelerde, kanaatimizce her iki yöntemin bir arada kullanılmasında yarar vardır. Nitekim; hızlı değişim ve dönüşümler, faydadan çok, zararlar verebilir. Bu bakımdan, bir yandan so- runlara çözümler aranırken öbür yandan yep- yeni bir eğitim sistemi üzerinde çalışılabilir. Bu iki çalışma birbirine engel olmaksızın bağımsız olarak yürütülebilir. Tam da bu noktada bakış açımızı ve irademizi şu şekilde düzenlememiz olumlu sonuçlar verecektir: Var olan sorunları sıralamak ve şikâyet etmek yerine, sorunların üzerine giderek ortadan kaldırmak. Bir yandan da yepyeni bir sistem arayışı için çalışmalara başlamak. Ülkemizde bu iki yöntemden hangi- sinin daha öncelikli olduğu tartışma konusu- dur. Bizim düşüncemiz ise, her iki çalışmanın da kendi kulvarında, aynı anda eşgüdümlü ola- rak yürütülmesidir. Böylelikle, karşılıklı tecrü- be paylaşımı da mümkün olacak ve çalışmalar daha reel bir zemine oturacaktır. Bu bağlamda; her iki yöntem açısından yapılması gerekenleri, çözüm ve sonuç odaklı bir anlayışla, aşağı- daki maddelerle ortaya koymak mümkündür:

1.    Eğitim Araştırmaları Kurulu

Mevcut eğitim sistemimizin her ne kadar aksayan yönleri, sorun olarak görülse de so- nuç olarak ortada yürüyen bir sistem vardır. Bu bağlamda; yeni bir eğitim sistemi çalışmasını sağlıklı bir şekilde yürütebilmek için, mevcut yürüyen sisteme hiçbir şekilde dokunmaksızın, ailedeki eğitimden başlayarak tüm kademeleri içeren bağımsız bir çalışma kurulu oluşturul- malıdır. Kuramsal ve uygulayıcı uzmanlardan oluşacak bu kurul, çalışmalarını aceleye ge- tirmeksizin sürdürmeli ve belli deneme uygu- lamaları yapıldıktan sonra, yeni sistem tedrici olarak ülke sathına yaygınlaştırılmalıdır. Ülkemizde bu yeni sistem arayışını hakkıyla yapabilecek çok sayıda araştırıcı, uygulayıcı ve uzman mevcuttur. Bu konuda ilgili yöneticile- rin en kısa zamanda bir irade ortaya koyma- ları, MEB bünyesinde atıl durumda kalan ve kapatılan MİLLÎ EĞİTİM AKADEMİSİ’nin tekrar kurulması, liyakatli eğitim yöneticileri ve ehli- yetli eğiticileri yetiştirmek üzere, çalışmaların YÖK’le koordineli olarak bu çatı altında başla- tılması, çözüme giden yoldaki ilk ve en güçlü adımlardan olacaktır.

2.     Sistem Arayışı, İdealizm ve Hedef

Eğitilme ve öğrenme süreci, her ne kadar özünde bireysel olsa da eğitim ve öğretim işi, doğası gereği toplu yapılan bir etkinlik olduğu için, her şeyden önce, bir sistematiğe dayalı olarak yürütülür. Bu bağlamda; eğitim siste- minin kalıcı, kolay uygulanabilir ve sürdürü- lebilir bir nitelikte olması şarttır. Dolayısıyla, sistemin zamana, yönetime, kişiye bağımlı ol- maktan uzak tutulması bir zarurettir. Yeni sis- tem arayışını mevcut sisteme halel getirmeden yürütmekte büyük yararlar vardır. Çünkü, yeni sisteme uyumlanma süreci; yönetici, eğitici, öğrenici ve yetiştirici (aile) açısından hiç de ko- lay değildir. Geçiş süreçleri, birçok hataya açık olduğu gibi, aynı zamanda güven kırıcı ve so- ğutucu bir etkiye sahiptir. Bu sebeple, yürüyen sisteme dokunmaksızın yeni arayışlar sürdü- rülürse, daha istendik sonuçlar alınacaktır.

Ülkemizde eğitim süreçlerini başarısız kılan etkenlerden birisi de eskiye nispetle eğiticiler- deki idealizm kaybıdır. İçinde bulunulan şart- larda, öğretmenlik mesleğine karşı itibarsızlık ve bilgi kaynaklarının çoğalması gibi sebep- lerle eğitimcilerde önemli derecede motivas- yon eksikliği gözlenmektedir. Hem bu duygu- yu yok etmek hem de eğitimin ana ögesi olan öğretmenlerimizi daha verimli kılmak, çözüme giden yolda ikinci önemli adımdır. Acilen, ken- dilerini mesleklerine adayan eğitim emekçile- rinin gönüllerini hoş edecek, onları tekrar ide- alizmle donatacak, kendilerini yenilemelerine imkân sunacak yeni bir yaklaşıma gereksinim vardır. Nitekim, öğretmenlerin kendilerini mut- suz, değersiz ve motivasyonsuz hissettiği hiç- bir eğitim sistemi başarılı olamaz.

Eğitimde başarısızlığı tetikleyen etkenler- den bir diğeri de öğrencilerdeki hedefsizliktir. Öğrencileri yalnızca sınavda başarıya odak- layan mevcut sistem, gelecek öngörüsünden uzaktır. Hedefler, en yakındaki sınava kadar- dır. Bu bakış açısı, öğrencileri bütüne değil, parçaya yöneltmektedir. Böylelikle öğrenciler, uzun vadeli yüce hedefler yerine, kısa vadeli sınav başarılarına odaklanmaktadırlar. Oysa; öğrencilerle ilgili asıl hedefin uzun vadeli he- defler başta olmak üzere, çok yönlü ve bütün- cül bir karakter taşıması gerekir. Öte yandan, gizli eller ve dillerce ısrarla ortaya sürülen “Bizden bir şey olmaz!” türünden ifadelerle insanımızda ve çocuklarımızda aşağılık kompleksi oluşturulmak istenmektedir. Bu amaçla, inanç değerlerimiz ve kültürel köklerimiz aşağılanmakta; yabancı ülkeler, çocuklarımız için idealize edilmektedir. Oysa; çocuklarımızın çok zeki, bir o kadar da heyecan ve hareket sahibi oldukları ortadadır. Doğru bir yöntemle, çocuk- larımızın kendi mazileriyle ilgili öz güvenleri yükseltilmelidir. Bu bağlamda, üstün zekâlı çocuklarımıza da mutlaka farklı bir eğitim uy- gulanmalıdır.

Eğiticilerin ve öğrenicilerin daha başarılı olabilmeleri için, okullarda mutlaka, teorik müfredat yoğunluğunun azaltılarak uygulama- ya dönük etkinlikler arttırılmalıdır. Sınavlarda kuru ve ezberlenmiş bilgileri ölçmek yerine, öğrencilerin bakış açılarını, hayal güçlerini, sorun çözebilme yetenekleri vb. bireysel bece- rilerine ölçümlemek başarı açısından çok daha elzemdir. Bu noktada başarı kavramının da tekrar gözden geçirilmesi gerekmektedir. Okuldaki başarı, yalnızca notlarla ölçül(e)mez. Nitekim; bilgi, mücevherdir; not ise mücevheri tartan terazidir. Öğrenci için asıl amaç nottan çok, ka- lıcı bilgi olmalıdır. Nasıl ki notlandırılmış başa- rı, tek başına akademik başarıyı belirlemezse, alınan diplomalar da hayattaki başarının gü- vencesi olamaz. Akademik başarıyı; erdemler ve değerler eğitimi, beceri kazandırma, sanat, spor, yabancı dil ve kültürel etkinlikler şek- linde bir bütünlük içerisinde değerlendirmek gerekir. Nitekim, başarı tekil değil, çoğul; biten bir süreç değil; devam eden bir yolculuktur!

Gerçek başarı; yaratılış gayesine ve insan fıtratına uygun bir hayat kurmak; yaşandığı sü- rece sağlıklı kalmak; neşeli ve mutlu bir hayat sürmek; bilgili, becerili ve bilinçli olmak; ülke- ye, millete ve insanlığa yararlı işler yapmak; kişilik ve karakter sahibi olarak hayatı anlamlı, verimli ve yaşanabilir kılmaktır.

3.      Bir Eğitim Kurumu Olarak Aile

Eğitimde ister mevcut sorunlara çözüm- ler ararken, isterse yeni bir eğitim sistemi oluşturulurken aile kurumuna bakış açımızın değiştirilmesine gereksinim vardır. Küresel teorisyenlerin aileyi yok etme senaryolarına rağmen, insanın fıtratı ve çağın ruhu, aile ol- mayı zorunlu kılmaktadır. Eğitim süreçlerinde başarılı olunmak ve istendik yönde davranış- lar geliştirilmek isteniyorsa, konuya öncelikle aileden başlamak, artık bir zarurettir. Nitekim aile; bir açıdan güven ve esenliğin kaynağı iken diğer bir açıdan da sağlam temeller üzerine kurulmuş, çocuk eğitimi için eşsiz bir okuldur. Bilinen bir gerçektir ki çocukların kişilik ve ka- rakteri, aileye en fazla bağımlı oldukları ilk 6 yaşta biçimlenir.

Her çocuğun ilk ve en değerli eğitmeni an- nesidir. Doğal olarak annenin eğitim ve kültür düzeyi çocuğa yansır. Çocuğun duygusal ve dü- şünsel alt yapısı, en başta anne olmak üzere, baba ve diğer aile bireyleriyle halka halka ge- nişler. Bu adı konulmamış eğitim süreci, ailede başlar; sokakta, mahallede, okulda, iş yerinde ve toplu ortamlarda devam eder. Çocuklar, ilk davranışlarını, yine en başta anne olmak üzere, aile bireylerini taklit ederek öğrenirler. Anneler ve babalar, kendilerini çocukların eğitim-öğre- timlerinin en baş halkası olarak görmelidirler.

Eğitimli aile çocukları, okul çağına geldiğin- de, okulda öğrendiklerini ailede gördüklerinin üzerine inşa eder ve az zamanda çok mesafe kat ederler. Ailede bilgi ve görgüden mahrum olan çocuklar, okul çağı başlarında çelişki- ler yaşar ve istenilen seviyeyi yakalayamazlar. Bu da zaman ve emek israfı demektir. Aileden alınacak üstün duygu, düşünce, değer ve dav- ranışlarını, hiçbir okul ver(e)mez. Nitekim; bu tür özellikler öğrenilmeden önce yaşanarak kazanılır ve ömür boyu kalıcı olur. Bütün bun- lar dikkate alındığında, eğitim sistemiyle ilgili çalışmaları – zor, zahmetli ve uzun vadeli de olsa- sağlıklı ve güçlü aileler kurmakla temel- lendirmek gerekir.

4.     Eğitici/Öğretmen ve Akademisyen Yetiştirme

Eğitimde Dünya’nın en güzel sistemini ya- kalamış, bütün sorunları ortadan kaldırmış olsanız dahi, eğitim işini yürütecek insan kay- nağını nitelikli olarak yetiştirmediğiniz sürece, başarılı olma şansınız yoktur. Eğitimin hangi kademesinde olursa olsun eğitici, öğretmen veya akademisyen fark etmeksizin, hepsinde aranacak öncelikli nitelik mizaç ve karakter olarak eğitimciliğe yatkın olup olmamasıdır.

Her çocuğun ilk ve en değerli eğitmeni annesidir. Doğal olarak annenin eğitim ve kültür düzeyi çocuğa yansır. Çocuğun duygusal ve düşünsel alt yapısı, en başta anne olmak üzere, baba ve diğer aile bireyleriyle halka halka genişler. Bu adı konulmamış eğitim süreci, ailede başlar; sokakta, mahallede, okulda, iş yerinde ve toplu ortamlarda devam eder.

Bu hususta nitelikli öğretmen yetiştirmek için mutlaka Öğretmen Liselerinin tekrar ihdas edilmesi, lise eğitiminin başında, daha yerleş- tirme aşamasında özel bir seçme yöntemi kul- lanılmalıdır. Seçilen öğretmen adayları, -4 yılı lise ve 4-5 yılı üniversite olmak üzere- öğret- menliğin ruh ve felsefesi özümsetilerek, üstün bir hizmet aşkıyla donatılarak ve çağın gerek- tiği bilgiler yüklenerek çok özel bir şekilde ye- tiştirilmelidir. Pedagojik formasyon, üniversite eğitimi tamamlandıktan sonra verilen bir eği- tim olmaktan acilen çıkartılmalıdır. Formasyon eğitimi, yalnızca bir belge olarak değil, eğitici adayının adanmışlık ruhuyla kana kana içtiği üniversite eğitimin tamamına yayılmış bir uy- gulamaya dönüştürülmelidir.

Her kademedeki eğiticilerin kendi değer- leriyle barışık, evrensel yeniliklere açık, bil- gi ve beceriler açısından donanımlı, bilimsel çalışma yöntemlerine aşina, iletişim becerisi yüksek uzlaşmacı bir karaktere sahip, eğitim gönüllüleri olarak yetişmeleri için gayret sarf edilmelidir. Bütün eğiticilerin öncelikli ortak paydası; iyi, nitelikli, değerlerine bağlı, insan- lığa hizmet aşkıyla yanıp tutuşan, sağlıklı ve iradeli bireyler yetiştirmek olmalıdır.

Eğitici, öğretmen ve akademisyenlerin mesleklerinde daha başarılı olabilmeleri için, mutlaka bazı etkinlik ve önlemlere de ihtiyaç vardır. Her şeyden önce, tüm eğiticilerin yük- sek bir bilinçle eğitim ve öğretim işini kendi- lerine dert edinmeleri, kendilerini geliştirmek ve yenilemek için özel çabalar göstermeleri gerekir. Eğitim sisteminin de bu amaca hiz- met etmek üzere, eğiticilerle ilgili performans değerlendirmeleri yapmaları ve motivasyonlu eğiticilerin her yönüyle desteklenip takdir edil- meleri, eğitimde başarıyı getirecek uygulama- lardan birisi olmalıdır.

5.    Eğitimli İnsan Gücü

Eğitim-öğretim etkinliklerinin nihayî hede- fi, eğitimli ve nitelikli insan gücü yetiştirmek olmalıdır. Günümüzün ekonomi dünyasın- da yetişmiş insan gücüne “beşerî sermaye” adı verilmektedir. Bizim ülke olarak “beşerî sermaye” konusunu çok ciddiye almamız ge- rekmektedir. Çünkü, gelişmiş ülkeler, kapital sermayeden çok “beşerî sermaye” üzerinde yoğunlaşmışlardır. Bu durumu daha somut olarak kavrayabilmek için kendimize bazı so- rular sormak durumundayız. “Neden bazı in- sanlar bolluk içinde yaşarken, bir kısım insanlar açlıktan ölüyor ya da yoksulluğun pençesinden kurtulamıyor?”

Bir kişide vücut bulmuş tüm becerilerin toplamına “beşerî sermaye” dersek; eğitim, zekâ, yaratıcılık, iş deneyimi, girişimcilik ruhu, sağlam karakterli olma, okuma kültürü, sanat ve spor yeteneği gibi unsurların hepsi insanın “beşerî sermaye” sini oluşturur. Bazı kişilerin doğuştan doğal yetenekleri vardır. Daha sonra eğitim yoluyla bunun üzerine bilgi ve beceri- ler eklerler. İşte bu insana yapılan yatırımdır. “Beşerî sermaye”ye yapılan yatırımın getirisi çok yüksektir; çünkü, hem kişiye hem de ül- keye üstün katkılar sağlar. Nitekim, “beşerî sermaye” ekonomide verimliliği arttırır; hem bireyi hem de ülkeyi zengin ve sağlıklı kılar. Bu gerçeği kavrayan ülkeler; çağımızın gelişmiş ülkeleri arasında yer alacak, kavrayamayanlar ise, sefalet ve sorunlar yumağı içinde boğulacaklardır.

Konuya tersinden bakacak olursak, sadece petrol, doğalgaz, maden gibi doğal kaynaklara sahip olup da “beşerî sermaye” açısından ye- terli donanıma sahip olmayan ülkeler, günün birinde aç kalırlar. Çünkü, doğal kaynaklar sı- nırlıdır ve bir gün bitebilir. Oysa; yetişmiş in- san gücü bakımından yüksek potansiyeli olan ülkelerde, her türlü sıkıntıda dahi, mutlaka bir çıkış yolu bulunabilmektedir. İnsanlık tarihin- de, başta Almanya ve Japonya olmak üzere, bu durumun somutlaşmış birçok örneğini göre- bilmek ve incelemek mümkündür.

6.    Okulun Anlamı ve Kümeci Eğitim

Eğitimciler, sürekli olarak eğitim-öğretim- de yeniliğin ve verimliğin arayışı içindedirler. Bu bağlamda; “Çocuk için okulun anlamı nedir?” ve “Çocuklar okulu niçin sevmiyor!” sorularına cevap aramaktadırlar. Bu sorulara doğru ve gerçekçi cevaplar bulabilmemiz için, “Çağın Ruhu”nu doğru yorumlamak zorunluluğu var- dır. Çağımızın çocukları çok odaklı bir yaşam sürdükleri için, dikkat dağınıklığı yaşamak- tadırlar. Artık bilelim ve kabul edelim ki okul sıralarına sıkıştırarak yürütülen konu anlatım- lı okul yapısı, bu çağın çok odaklı ve hareketli çocuklarına sıkıcı ve anlamsız gelmektedir. Yalnızca konunun anlatılıp geçildiği bir sis- temde öğrenci, kendisini ‘‘değersiz bir eşya’’ olarak hissetmektedir. Bu duygunun esiri olan çocuklar; okulu mutsuz, neşesiz ve sevimsiz bulmaktadırlar! Nitekim, öğrenme piramidinin %5’lik kısmını oluşturan konu anlatımı, hem öğrenciyi edilgen kılıyor hem de öğretilenler çabucak unutuluyor.

Çağın getirdiği bu zorunluluklar, bizleri yeni yönelişlere sevk etmektedir. Bizler de yeni ça- ğın öğrenci yapısını kavrayan bir anlayışla yeni yönelişlerin peşinden koşmak zorundayız. Bu yönelişlerden birisi de klasik anlatım tekni- ği yerine, öğrenciyi yönlendiren, öğrencilerin topluca yaşayarak, görerek, gözlemleyerek kendi öznel gayretleriyle deneyimleyerek öğ- renmelerini sağlayacak olan “Kümeci Eğitim” dir. Bu eğitim öngörüsünde öğretmen anlatan değil, yol gösteren rolündedir. Bilginin keşfi öğretmen-öğrenci iş birliğiyle, çoğu zaman da öğrencilerin kümeler hâlinde çalışmalarıyla gerçekleştirilir. Bu yöntemde bilgi, anlatılmaz; değişik yollarla öğrencilere buldurulur. Nite- kim, kendi emeğiyle elde edilen bilgiler, çok daha kalıcı olur. Bu anlayış, aynı zamanda, ça- ğın getirdiği en büyük sorunlardan birisi olan bireyselleşme ve bencilleşmenin de önleyicisi olarak kullanılabilir.

7.     Mekân Planlama

Eğitimde başarıyı ve motivasyonu arttıran ögelerden birisi de eğitim ortamıdır. Klasik olarak alışılagelen okul formatı, çocuk ve öğ- renci gözünde acaba tam olarak neyi karşıla- maktadır? Okul, öğrenciler için zevkli, neşeli, eğlenceli ve hoş bir mekân olmadığı sürece, kimi sorunlar ortadan kalkmayacaktır. Çünkü, önemli olan, eğitim mekânının çocuk üzerin- de bıraktığı izlenim ve olumlu duygulardır. Bu olumlu algılama, öğrenicinin alıcı antenlerini açık tutmasında önemli bir etkendir. Bu ba- kımdan okulun, bahçenin, sınıfın ve diğer alanların öğrenci açısından çekici ve isteklendirici bir mekân olmasına özel gayret göstermekte fayda vardır. Okul kampüsleri; cazibeli, geniş, bahçeli, havuzlu, kütüphaneli, spor alanları olan, yürüyüş yolları bulunan… gerçek bir ya- şam ortamları olarak planlanmalıdır. Burada- ki mekân kavramını, yalnızca okul binaları ve alanları olarak da anlamamak gerekir. “Okul, bir yapı olarak çocukta nasıl bir duygu uyandırı- yor?” sorusu aynı zamanda okul içindeki tüm tutum ve davranışları da içermektedir.

Günümüzde; endüstri 4.0 ve yapay zekâ çalışmaları son hızla ilerlemektedir. Bu bağlamda; meslekî ve teknik eğitimi yeniden yapılandırmamız şaruır. Kısa vadede nitelikli insan yetiştirmek; öncelikle üretim sektörümüz (tarım, sanayi ve hizmet sektörleri) için çok önemli bir ihtiyaçtır. Ülkemizde güncel mesleklerde yetişmiş ara eleman ihtiyacı, hat sahaya çıkmıştır.

Eğitim-öğretimde mekân denildiğinde, akla öncelikle doğal olarak okul binaları gelmekte- dir. Bu algılama, özünde doğrudur. Ancak, gü- nümüz koşullarında mekân algısının daha da genişletilmesine ihtiyaç vardır. Hatta bir adım daha öne çıkarak eğitim-öğretimin mümkün olabildiğince, konunun geçtiği alanlarda yapıl- ması en uygun olanıdır. Her konu, kendine en uygun mekânda işlenmeli ve yerinde gözlem, deney ve inceleme yapılarak pekiştirilmelidir. Örneğin; fen bilimleriyle ilgili konular doğada ve laboratuvarlarda; sosyal bilimlerin konula- rı topluma ait dış mekânlarda, kitapçı ve kü- tüphanelerde; sanat ve spor etkinlikleri kendi mekânlarında yürütülmelidir. Yüz defa denizi anlatmaktansa, bir kez denize gitmek çok daha etkilidir. Bu bağlamda gezi, gözlem, deney vb. uygulamalar için dış mekânların kullanılması öğrenciyi olumlu yönde motive de edecektir.

8.   Meslekî ve Uygulamalı Eğitim

Eğitimle ilgili eksiklik ve aksaklılar sırala- nırken en fazla şikâyet edilen konulardan birisi de verilen eğitimin hayatta karşılığının olma- masıdır. Genel olarak bakıldığında bu serzeniş doğru ve haklıdır. Ülkemizde eğitim-öğretimin temel amacı, öğrencileri sıradaki sınava ha- zırlamak olarak öngörülmektedir. Bu yanlış öngörü; öğrencileri, eğiticileri, velileri ve yö- neticileri baskılamaktadır. Bu durumun başka bir sakıncası da sistem, öğrencileri sınava ha- zırlarken hayattan uzaklaştırmaktadır. Bütün bu sakıncaları ortadan kaldırmanın yolu ise, sınava değil hayata odaklanmak ve uygulamalı eğitimi özendirmektir.

Günümüzde; endüstri 4.0 ve yapay zekâ çalışmaları son hızla ilerlemektedir. Bu bağ- lamda; meslekî ve teknik eğitimi yeniden ya- pılandırmamız şarttır. Kısa vadede nitelikli in- san yetiştirmek; öncelikle üretim sektörümüz (tarım, sanayi ve hizmet sektörleri) için çok önemli bir ihtiyaçtır. Ülkemizde güncel mes- leklerde yetişmiş ara eleman ihtiyacı, hat saf- haya çıkmıştır. Bu bağlamda; meslekî ve tek- nik eğitimin özendirilmesi, artık keyfiyet değil, bir zarurettir. Meslekî ve teknik eğitimle ilgili okulların sayısını arttırmak ve kalitesini yük- seltmek için, mutlaka özel tedbirler alınmalı ve hatta teşvikler uygulanmalıdır. Uygulamalı eğitimin teşvik edilebilmesi için, öncelikle zihinsel bir değişim ve dönüşüme ih- tiyaç vardır. Zihinlerimizdeki kimi prangaları ve ayaklarımızdaki bukağıları kırıp daha ser- best düşünmek ve bu meyanda kararlar almak şarttır. Uygulamalı eğitim için en önde gelen koşullardan birisi, eğitim ve öğretimin sınıfla sınırlı kalmayıp olabildiğince kendi mekânın- da yapılmasıdır. Toprak saksıda değil, tarlada; balık akvaryumda değil, denizde görülmeli- dir. Örneğin; bir bitkinin tüm aşamaları kitap sayfalarından değil, doğrudan yerinde deneyimlenmelidir. Güneşi ve yıldızları kitaplarda anlatmak yerine, kendi doğal mekânlarında gözlemlemek çok daha etkileyici ve kalıcı bir öğretim tekniğidir.

Meslekî ve uygulamalı eğitimin sayılamaya- cak kadar çok yararı vardır: Uygulamalı olarak yaparak, yaşayarak ve deneyimleyerek, reel bir zemine oturan bilgi, kalıcı ve yararlı olur. Bu yaşanmışlıklar ise, öğrencilerin hayatta- ki gerçek başarıları için tam bir güvence ola- caktır. Öte yandan, yerinde yapılan uygulamalı çalışmalar, öğrencilerin gelecekte kolektif ça- lışmalara daha yatkın olmalarına hizmet ede- cektir. Ortak gayret ve ortak akılla yapılan bu tür eğitimler, öğrencilerde gizli güç olarak var olan hayal gücü ve üretim yeteneklerini gün yüzüne çıkaracaktır. Dış mekân uygulamala- rının diğer bir yararı da okul kavramından ve algısından sıkılan öğrenciler için yeni, heyecan verici ve albenili bir motivasyon kaynağı olma- sıdır. Bütün bunların üzerinde, uygulamalı eği- tim, öğrencilere, kendilerini hayata hazırlaya- cak birtakım beceriler de kazandıracaktır. Bu tür beceriler, hayat için kuru bilgiden çok çok daha değerli ve geçerlidir.

9.    Duygular, Erdemler ve Değerler Eğitimi

Türkiye’de eğitim-öğretim süreçlerinde ba- şarısızlığa yol açan etkenlerden birisi de eğitim ve öğretim kavramlarının birbirine karıştırıl- masıdır. Bu yönüyle, çocukların hangi kade- mede eğitileceği, hangi kademelerde bilgilen- dirileceği, hâlen önümüzde bir sorun olarak durmaktadır. Her şeyden önce bu karmaşanın net bir şekilde çözülmesi gerekir.

Kabul etmemiz gereken en temel gerçek; insanın biyolojik bir varlık olduğu kadar, psiko- lojik bir varlık da olduğudur. Hatta insanın duy- gusal yönü çok daha baskındır. Bu bakış açı- sıyla, çocuklarımızın öncelikle duygu yönünü eğitmek, nesnel ve etkin düşünme becerilerini geliştirmek zorundayız. Bunu başarabilmek için eğitim kavramını, öğretimin önüne geçir- memiz gerekir. Bu noktada bizim çözüm öneri- miz şudur: Ailede, okul öncesinde, ilkokulda ve ortaokulda duygu, düşünce, değer ve davranış kazandırmaya dönük olarak eğitim uygulama- ları daha ön planda olmalı; bu uygulamalar oyun, eğlence, sanat ve spor gibi yöntemlerle yürütülmelidir. Bu aşamalarda eğitim açık, bil- gilendirme örtük olmalıdır. Lise ve üniversite eğitiminde ise, öğretim esas ve açık, eğitim ör- tük ve ikincil bir hedef olarak planlanmalıdır.

Ölçülü, dengeli, iradeli, çalışkan, kişilik ve karakter sahibi insanlar yetiştirme noktasın- da duyguların yönetimi, erdem ve değerlerin kazandırılması ayrı bir öneme sahiptir. Duygu, düşünce, değer ve erdemler, bireyin gelecekte- ki kişiliğini, bakış açısını, davranışlarını, hatta hayatını belirleyecek etkenler olduğu için, ha- yatî derecede hassasiyet gerektiren konulardır. Söz yerindeyse, bu kazanımlar insan hayatının temelleridir. Temeli sağlam olmayan bireye, ne derece bilgi yüklerseniz yükleyin, istediğiniz sonucu alamazsınız!

Erdemler ve değerler eğitiminde başarı- lı olabilmek için öncelikle, uygun değerleri oluşturmak ve bu değerleri davranış hâline getirmenin yollarını aramak gerekir. Çocuk- lara ve gençlere değerleri benimsetmenin ve özümsetmenin yolu, sözlü uyarılardan çok, söz konusu değerleri yaşayarak onlara örnek olmaktır. Ebeveynler, eğitici ve yöneticiler, bu noktada örnek modeller olabilirlerse, değerler eğitimi süreci doğal mecrasında ve daha hızlı ilerler. Bu süreç, çok erken yaşlarda aile içinde başlatılmalı; örgün eğitim basamaklarının de- ğişik süreçlerinde duygu oluşturma ve değer kazandırma etkinlikleriyle desteklenmelidir. Ailede, okulda, toplumda ve medyada; Türk milletinin ortak değerleri olan “sevgi, saygı, hoşgörü, sorumluluk, vakar, adalet, çalışkanlık, iyimserlik, diğergamlık, duyarlılık, dürüstlük, vefa, temizlik, yardımseverlik, konukseverlik, vatanseverlik” gibi birçok değerin yapılacak etkinlik ve uygulamalarla hayata geçirilmesi ve davranışa dönüştürülmesi eğitimdeki ger- çek başarımız olacaktır. Değerlerin davranışa dönüşmesi için, eğitimdeki tüm paydaşların inanç, vatan, millet, bayrak gibi ortak millî ve ahlâkî değerleri temsil eden model davranışlar sergilemeleri gerekir. Bu türden bir eğitimden geçen çocukların yarının güvencesi olacağı, ül- kenin ve insanlığın geleceğine üstün katkılar sunacağı doğal bir sonuç olacaktır.

10.    Eğitimde Paydaşlar Arası İşbirliği

Eğitim işi, gerçekte çok zor, sıkıntılı ve uzun vadeli bir süreçtir. Bu süreci başarıyla tamam- layabilmek için, aile başta olmak üzere, öğren- ci-okul-öğretmen ve yöneticiler gibi eğitimin temel paydaşlarının işbirliği yapmaları bir ter- cih değil, artık bir zorunluluktur. Eğitimde kalı- cı ve sürdürülebilir başarı, ancak ve ancak tüm bu paydaşların ortak gayreti ve üstün uyumu ile ortaya çıkabilir. Akademik başarıda kültürel ortam, çevre etkenleri, ders materyalleri, tek- nolojik araç ve gereçler gibi diğer etmenler de söz konusudur. Ancak; asıl belirleyiciler, insanî paydaşlardır.

Öğretmen-öğrenci ilişkisi iki tür bağlam içinde oluşur. Birinci tür ilişki bağlamında öğ- retmen; bilen, güçlü, mükemmel, yönlendiren, itiraz edilmez, korkulan ve itaat edilen kişidir. Öğrenci ise; bilmeyen, güçsüz, eksik, yönlen- dirilen, kabul ve itaat eden olarak tanımlanır. İkinci tür ilişki bağlamında gerek öğrenci ge- rekse de öğretmen birbirlerini öğrenme yol- culuğuna çıkmış yol arkadaşı olarak kabul ederler. İkinci ilişki türünde öğretmen daha de- neyimli, araştıran, şevkli, gelişen ve geliştiren, sohbet içinde olan, danışılan, sevilen ve sayılan birisidir. Öğrenci ise, daha az deneyimli; soran, meraklı, öğrenme potansiyeline sahip, eleştirel düşünebilen, kendi kararlarını bağımsız olarak verebilen biri olarak düşünülür. Bu bağlamda öğrencinin öğretmene soru sorması, eğitimin önemli bir parçası olarak teşvik edilir. Böyle bir ortamda öğrencilerin yeni ve kaliteli sorular sorması bir sorunun cevabını bilmeleri kadar önemli görülür. O açıdan, öğrenciler yeni ve ka- liteli sorular sormaya özendirilir. Bu ortamda iyi soru soran, düşünen ve aklını kullanan öğ- renciler daha da çoğalacaktır.

Yapılan araştırmalar, öğretmen-veli ileti- şiminin güçlü olduğu okullarda hem akade- mik başarı hem de öğrencinin tatmin düzeyi çok daha yüksek olduğunu göstermektedir. Bu bakımdan öğretmenler, her durumda veli ile iletişim ve iş birliği hâlinde olmalıdırlar.  Bu iletişimin sağlıklı ve güçlü olabilmesi için, öncelikli görev eğitimcilere düşmektedir. Eği- timciler, değişik iletişim kanallarını kullanarak ve mümkün olduğunca yüz yüze iletişimi tercih ederek velilerle yüksek düzeyli iletişim köprü- leri kurmalıdırlar.

Eğitimci ve yöneticilerin de varlık sebepleri ve ortak paydaları yine öğrencidir. Ortak amaç; öğrencilere iyi bir eğitim-öğretim vererek top- luma bilgili, becerili ve bilinçli bireyler kazan- dırmaktır. Bu amaca ulaşabilmek için yönetim anlayışımızda sevgi, paylaşım ve da(ya)nışma esas alınmalıdır.

Eğitimciler de her işi yönetimden bekleme- den üzerlerine düşen görev ve sorumlulukları- nı tümüyle ve zamanında yerine getirmelidirler. Eğitimciler, bir yandan kurum kültürüne riayet ederken öbür yandan da kendilerini yenileme- nin gayreti içinde olmalıdırlar. Ortak amaçlar uğruna, adanmışlık duygusuyla hareket eden eğitimciler, mutlaka başarılı olurlar.

Değerlendirme ve Sonuç

Yukarıdan beri verilen bilgi ve öneriler ışı- ğında genel değerlendirme olarak şunları ra- hatlıkla tespit edebiliriz: Eğitim ve öğretim işi ciddi bir konudur. Hayattaki her türlü iş ve iş- leyişin zemininde eğitim-öğretim yattığı için, konu üzerinde hassasiyetle durulmalıdır. Eği- timde, istenirse her soruna bir çözüm bulunur; yeter ki bu konuda duyarlı, kararlı ve iradeli olalım. Yaşadığımız çağda, bu konunun önemi her geçen gün daha da anlaşılmaktadır. İnsa- nı gereğince eğitmeden sağlık, huzur ve refah içinde yaşamamız çok zordur.

Uygulamada okulların iki temel görevi var- dır: Birincisi, milletlerin tarihî süreç içerisinde oluşturdukları değerleri ve millî kültürü yeni nesillere aktarmaktır. Bu amaca uygun olarak inançlarına ve köklerine sımsıkı bağlı, ülkesine ve milletine aidiyet duygusu tekmil, değerle- riyle barışık, evrensel ilke ve yeniliklere açık, öncü, idealist, yenilikçi, öz güveni yüksek, dün- yayı değiştirmeye talip gençler yetiştirmek, en önde gelen görev olmalıdır. İkincisi, ülkenin geleceğini tayin eden nesilleri, çağın gerekleri- ne uygun, donanımlı, nitelikli ve üstün becerili bireyler olarak yetiştirmektir. Bunun gerçek- leşebilmesi için de dünyanın ve ülkenin 40-50 yıllık geleceğini görmek, geleceğin dünyasını öngörmek gerekmektedir. Günümüzde; en- düstri 4.0 ve yapay zekâ konuşulurken bizim hem bugünü hem de geleceği planlamamamız artık bir zorunluluktur. Geleceğin dünyasında, hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Önümüzde- ki bu yeni dünyaya ve gidişata uygun bir eğitim planlaması yapmak da artık bir zaruret olarak karşımızda durmaktadır.

Sonuç olarak asıl sermayemiz, doğal varlık- larımız değil, yetişmiş insan gücümüz olmalı- dır. Biz inanıyoruz ki inancımızdan, değerleri- mizden, kadim medeniyetimizden alacağımız güç ve ilhamla, sadece ülkemiz için değil, tüm insanlığa ışık tutacak yepyeni bir eğitim-öğ- retim anlayışı ve sistemi geliştirebiliriz. Bunu başaracak insan kaynağımız, birikimimiz ve tecrübemiz fazlasıyla mevcuttur. Yeter ki bu konudaki kararlılığımızı uygulamaya geçirecek iradeyi ortaya koyalım!..

Editör

Editör

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir