Eğitim-Öğretimde Cinsiyet Ayrımcılığı (Cinsiyet mi? İnsaniyet mi?)

 Eğitim-Öğretimde Cinsiyet Ayrımcılığı (Cinsiyet mi? İnsaniyet mi?)

Prof. Dr. Ertuğrul Yaman

Akademisyen / Yazar

Bakış Açısı     

            Eğitim gibi çok boyutlu ve bir o kadar da hassas bir konuda hüküm vermek, bir hayli zordur. Bu denli incelikli konuya cinsiyet gibi daha da özen gerektiren bir kavramı eklemlemek için olağanüstü bir duyarlık göstermek gerekiyor. Eğitim ve cinsiyet kavramları, çok özenle ele alınmazsa, yanlış anlaşılmaya ve suistimale son derece açıktır. O bakımdan konuya yaklaşım tarzı, son derece önem arz etmektedir. Bizim eğitimde cinsiyet konusuna yaklaşım tarzımız iki ana başlıkta özetlenebilir: Birincisi; konuya inancımız ve kültürümüz penceresinden bakmak. İkincisi ise; insan fıtratına uygun, günümüzün şartlarına cevap verebilecek bir çözüm önerisi sunmaktır.

Kavram Çerçevesi

İnsanın iki farklı cins olarak birbirini tamamladığı hilkate uygun bir gerçekliktir. Evrenin Yaratıcısı ve Sahibi, tıpkı bir elmanın iki yarısı gibi insanoğlunu, iki ayrı cinsten yaratmış ve ancak iki cinsin bir araya gelmesiyle insanın tamamlanacağını hükmetmiştir. Tam da bu noktada zihnimi meşgul eden birtakım sorular var: Burada üzerinde hassasiyetle durulması gereken kavram; cinsiyet eşitliği veya cinsiyet ayrımcılığı mıdır? Yaratılışları farklı olan kadın ve erkeklerin eşitliğini istemek ve beklemek ne derece doğrudur? Burada üzerinde durulması gereken kavram eşitlik mi, ayrımcılık mı, yoksa adalet midir? Bu türden sorular, yazımızın kavram çerçevesini oluşturacaktır.

Kadın ve Erkek

Her şeyin Mutlak Sahibi olan Yüce Mevlamız, Hâlik (Yaratıcı) sıfatıyla evreni yaratmış, tüm canlıları yaratmış ve eşref-i mahlukat (yaratılmışların en seçkini) diye nitelediği insanoğlunu Dünya’ya hâkim kılmıştır. Bu durum, bütün insanlar için büyük bir itibardır. Ve Yüce Allah (C.C.), insanoğlunu, birbirlerini tamamlasınlar, sağlık, huzur ve güvenlik içinde yaşasınlar, çoğalsınlar diye iki ayrı cinsten yaratmıştır. İşte temeldeki ortaklık budur. Her iki cinsin, bu muhteşem ortaklığı yanında, kendine özgü farklılıkları da vardır.

Kadın; iffet, nezaket ve zerafet timsali; değerli, hassas ve becerikli insan cinsidir. Kadın; bir nesli yetiştiren, bir nesle örnek olandır. Kadın; “saygı gören ve saygı duyabilendir”. Diğer bir ifadeyle; kadın, saygı duyabilen ve saygı görmeyi hak edendir. Kadın; her şeyden önce bir nesildir ve bu da zaten her şeyin temelidir. Kadın; evin hem bilgesi hem de bilicisidir. Kadın; ninedir, anadır, yârdır, abladır, haladır, teyzedir; her zaman fedakâr bir insandır. Hepimizin baş tacı, dertlerimizin ilacı, ciğerimizin köşesi, evimizin neşesidir…

Erkek; güç ve kuvvetin timsali; vakur, çalışkan, edepli, hayalı, itimatlı insan cinsidir. Kendisini eşi ve çocuklarına adayan; evini, eşini, işini çok seven, koruyup kollayan; arkada her daim başı dumanlı karlı dağlar gibi duran; değeri yokluğunda anlaşılan bir güvencedir. Erkek; dededir, babadır, abidir, kardeştir, dayıdır, amcadır. Her işe çözüm bulan insan cinsidir. Evlerin direği, kadınları dileğidir…

Kısacası; kadın da erkek de aynı cinsin iki faklı temsilcileridir. Rakip veya düşman değil; birbirinin dostlarıdır. Yeter ki herkes yerini ve değerini bilsin! Diğer bir ifadeyle; kadın, kadınlığının farkında ve bilincinde olursa; erkek de erkekliğinin farkında ve bilincinde olursa, ortaya harikulade bir iş ve güç birliği imkânı çıkar. Kadın ve erkek, yaratılıştan getirdiği özellikleriyle, sonradan kazanacaklarını birleştirebilirse, güçlü bir birliktelik sağlanabilir. İşte insaniyet, bu iki muhteşem cinsin uyumlu birlikteliğiyle yükselecektir.

Toplumda Cinsiyet Eşitliği

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği konusu, kadın ve erkeklerin hayatın her alanına eşit katılımları olarak ifade edilmektedir. Özünde iyi niyetli olan bu beklenti; kadın ve erkeklerin eşit hak ve imkânlara sahip olmaları bağlamında doğru ve yerindedir. Kâğıt üzerinde de olsa eğitim, sağlık, hukuk vb. alanlarda sanal bir eşitlikten söz edilse de yetki ve karar alma süreçlerindeki etki bakımından tam anlamıyla bir eşitlikten söz etmek mümkün görünmemektedir. Konuya gerçekçi yaklaşmak gerekirse, kadın ve erkeklerin doğuştan getirdikleri farklılıklar, tam anlamıyla eşitlikçi uygulamalara engeldir. Hoş, biyolojik ve psikolojik açıdan farklı yaratılmış olan iki cinsin tümüyle eşitlenmesi pek de uygun görünmemektedir. Yazının sonunda daha ayrıntılı ifade edecek olsak da sanıyorum bu konunun temel kavramı, cinsiyet değil, insaniyet olmalıdır.

Toplumda Cinsiyet Ayrımcılığı

Cinsiyet eşitliği ne denli zorlayıcı bir kavramsa, cinsiyet ayırımcılığı da o kadar karşısında duracağımız bir kavramdır. Cinsiyet ayrımcılığı; bireylere cinsiyetlerinden dolayı adaletsiz davranılmasıdır. Kadın-erkek fark etmeksizin, bireyleri salt cinsiyetinden dolayı, insan haklarından yararlanmasını engellemek, dışlamak veya kısıtlamaya maruz bırakmak, hiçbir şekilde kabul edilemez. Kaldı ki kimi zaman, bu tür kısıtlamalarla yetinilmemekte, zaman zaman şiddete başvurulduğu da gözlenmektedir. Sözü edilen cinsiyet ayırımcılığı; toplumda daha çok kadınlar aleyhine tezahür etmektedir. İslâm inancıyla tam olarak meczolmuş bir bireyin -kadın veya erkek- üzerinde duracağı en hassas konu, hiç şüphesiz kul hakkıdır. Bu bağlamda, bırakınız cinsiyet vb. açılardan ayrımcılığı, inancımız hakkın teslimini son derece önemseyen bir yaklaşımdadır. O açıdan ilim ve hilim sahibi olarak her canlıya, her cinse, her varlığa karşı müşfik, rikkat ve hassasiyet göstermek boynumuzun borcu, insanlığımızın gereğidir.

Yukarıda ifade edildiği üzere, yaratılıştan gelen farklılıklar cinsiyet eşitliğinin önündeki en büyük engel gibi durmaktayken bu içsel sebep toplumsal cinsiyet ayrımcılığına bir temel de teşkil etmemelidir. Burada en hassas nokta, bakış açısıdır. Kadın ve erkeği ayrı ayrı veya hatta birbirine zıt canlılar olarak mı göreceğiz; yoksa birbirinden farklı ama birbirini tamamlayan iki bütünleyici olarak mı değerlendireceğiz? Kadın veya erkekler adına zıtlıklar üzerinden pozitif ayrımcılığa gidildiği anda, doğası gereği bir eşitlikten söz edilemediği gibi, hâliyle bir ayrımcılığa da yol açılmış olunacaktır. Öyle sanıyorum ki konuya kadın ve erkek penceresinden bakmaktan önce insanlık ortak paydasıyla yaklaşmakta yarar görmekteyiz. Her türlü kural ve uygulamada cinsiyet yerine insaniyet esas alınırsa, ayrımcılık ve ondan doğan çatışmalar ortadan kaldırılmış olabilir. Nitekim; kadın ve erkekler birbirlerinin rakip ya da düşmanları değil, hayat ve yol arkadaşlarıdırlar!

 

Eğitimde Cinsiyet Ayrımcılığı

Eğitimde cinsiyet ayırımcılığı, cinsiyetleri yüzünden bireylerin eğitim olanaklarından yoksun bırakılması anlamında ortaya çıkmaktadır. Eski dönemlerde eğitim fırsatlarından yararlanma konusunda kızlar ve erkekler açısından ciddî haksızlıkların olduğu bilinen bir konudur. Bu durumu tümüyle eğitimde cinsiyet ayrımcılığına bağlamak da çok doğru değildir. Geçmişin yaşam koşulları, eğitime ulaşım imkânlarındaki kısıtlar, geleneksel bakış açıları, eğitimdeki olumsuz örnekler vb. bu eşitsizliği doğuran sebepler arasında yer almaktadır.

Günümüzde ise, eğitimde kız ve erkek öğrenciler arasında ayırımcılığın büyük ölçüde giderildiği gözlenmektedir. Türkiye özelinde kız-erkek ayrımı yapmadan bütün çocuklarımız için eğitimde fırsat eşitliği sağlanmış durumdadır. Bu arada; kız ve erkeklerin yaratılış, mizaç vb. doğal farklılıklarından dolayı belli okul veya alanlara yönlendirilmeleri ya da kendilerinin bu tür tercihlerde bulunmaları “cinsiyet ayrımcılığı” kategorisinde değerlendirilmemelidir. Bireylerin veya ailelerin özel tercihleri, ayrımcılık değil; tarafların kendi hakları veya tasarrufları olarak düşünülmelidir.

Yaratılıştan verili olan erkek ve kadın kimliğinin dillendirilmesi ve buna uygun uygulamalar yapılması, hiçbir şekilde cinsiyet ayrımcılığı olarak düşünülmemelidir. İster teolojik açıdan, isterse ontolojik açıdan nereden bakılırsa bakılsın, kadın ve erkekler hem biyolojik hem de psikolojik açıdan farklı yaratılmışlardır. Örneğin; bir kadının annelik içgüdüsü ve davranışları, hemen hiçbir erkek tarafından tam olarak algılanamaz. Çocuklarla anne arasındaki ilişki, çocukla baba arasında aynı şekilde cereyan etmez. Aynı şekilde; kadınların duygusal yoğunluğu, erkeklerin kas gücü farklılığı birer gerçekliktir. Bütün bu ve benzeri farkların dile getirilmesi ve bunlara uygun davranılması, ayrımcılık değil; hilkat, fıtrat ve adaletin gereğidir.

Okuma Alışkanlığı ve Okullaşma Oranları

“İlim, kadın-erkek her Müslümana farzdır.” diyen bir dinin mensupları olan bizler; ne yazık ki ilim tahsil etme, bilgiyi arama, bilimi üretme, uygulama vb. noktalarda, yukarıdaki emrin tam aksine bu konularda bir hayli zayıf durumdayız. Bu durumun gerçek sebebi; dinin yanlış yorumlanması ve hayatın farklı değerlendirilmesiyle ilgilidir. Dünyadaki varlık sebebini doğru anlamlandıramayan bizler; bilginin peşine düşmek yerine, rızık endişesine kapılarak maddeyi yücelten bir anlayışla, zamanın çok gerilerinde kalmış bulunmaktayız. Oysa; Yaratıcı’nın açık beyanlarında; aslî görevin kulluk olduğu, rızkın yalnızca Kendisine ait olduğu; okuyup araştırmanın, düşünüp çalışmanın her iki dünya huzuru için şart olduğu açıklıkla ifade edilmiştir.

İnsan, doğası gereği öğrenme ve anlama merakı içindedir. Bu bağlamda, Yaratıcımız, zaman zaman insanlara elçiler göndererek emir ve yasaklarını bildirmiş; bir yönüyle onlara öğrenme ve anlama yollarını açmıştır. Kur’an-ı Kerim’in ilk emri olan ‘İkra’ (Oku!) “Rabbinin adıyla oku” hitabında okumaya ve öğrenmeye açık bir çağrı vardır. Bu açık hükme rağmen, okuma ve okullaşma oranlarında istenilen noktalarda değiliz. Kadın veya erkek ayrımı yapmaksızın, öncelikle kitap okuma oranlarının arttırılması ve arkasından cinsiyet ayrımı yapmaksızın, herkes için eğitim imkânlarının (evde, okulda, iş yerinde, sokakta, yolculukta, tatilde vb.) yükseltilmesi en önemli hedef olmalıdır.

Toplumda yaygın olan kimi yanlış anlayışlardan hızla kurtularak kız-erkek ayrımı yapmadan onları hayata hazırlayacak bilgi, beceri, değer, davranış, deneyim, uygulama vb. açılardan eğitmek, geliştirmek asıl işimiz olmalıdır. Eğer bunları yapmaz isek, çağın gerisinde kaldığımız gibi çocuklarımızı kendi ellerimizle mutsuzluğa, karanlığa, bedbahtlığa terk etmiş oluruz. Bu amaçla, cinsiyeti değil, insaniyeti; eşitliği değil, adaleti esas almalıyız. Cinsiyet güdüsüyle değil, yaratılıştaki farklılıklar ve insan doğasına uygun olarak kadın ve erkekler için ortak eğitim imkânları yanında, kadınlara ve erkeklere, hatta kimi meslek ve toplum gruplarına özel eğitim fırsatları oluşturulabilir.

Ayrı ve Karma Sınıflar

Eğitimde cinsiyet ayrımcılığı denildiğinde, akla ilk gelen konulardan birisi de en başta meslek okulları olmak üzere kız ve erkeklerin aynı veya ayrı sınıf ya da ortamlarda eğitim görmeleri gelmektedir. Bir hayli hassasiyet kazanmış olan bu konuda, önyargı veya kalıp düşüncelerden çok nesnel ve hayata aktarılabilir çözüm önerileri üretmek gerekir. Söz bu noktaya geldiğinde, doğal olarak gündeme özellikle İmam-Hatip okulları gelmekte/getirilmektedir. İşin doğrusu; İmam Hatip okulları başta olmak üzere, meslek okullarında kızların ve erkeklerin birlikte ya da ayrı sınıf ve ortamlarda okutulması bir yönüyle inanç ve değerler konusu iken; diğer yönüyle hayatın gerçekliğine uygunluk ve kalite konusudur. 

Kız ve erkek öğrencilerin ortam birlikteliğinin en somut yararı, karşı cinsi çok yakından tanıyor olmak, hayata ve evliliğe uyumu kolaylaştırmaktadır. Öte yandan; “cinsiyet eşitliği” düşüncesinin benimsenmesini ve bu uygulamanın kolay kabulünü sağlıyor. Bu tür olumlu etkileri varken; öbür yandan aynı ortam, öğrencilerin kaba hantal davranışlarını kısmen kontrol ediyormuş gibi görünse de bir taraftan da kızlarda  hanımefendi kimliğinin oluşumunu etkiliyor. Bazı kız öğrencilerin erkeklerin söz ve davranışlarını taklit ettikleri gözlemlenirken; kimi erkeklerin de kızlara hoş görünmek adına kızların davranışlarına öykündükleri görülmektedir. Bütün bunlar; en önemli değerlerimizden olan “haya”nın yitirilmesine kadar gidebiliyor.  

Eksileri ve artıları yan yana getirildiğinde, ortam birlikteliğinin yararlılık açısından daha ağır bastığı söylenebilir. Kaldı ki bu çocuklar/gençler bahçede, otobüste, parkta, AVM’de düğünde dernekte ve en önemlisi sosyal medyada her an bir arada olabiliyorlar. Herkesin herkese kolaylıkla eriştiği bir zamanda, uzak tutma tedbirleri de bir işe yaramıyor. Bütün bunlar dikkate alındığında, aynı ortamlarda, yaratılış kimliğini göz önünde bulundurarak sınıfları ayırmak, bir yöntem olabilir. Bu noktada; inancımızı ve değerlerimizi esas kabul ederek hayatın gerçekleriyle örtüşen, gelecek hayatlarında çocuklarımızı daha dirençli ve güçlü kılacak yol(lar) bulmak zorundayız. Kısacası; amaç bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek olmalıdır. Biz, bu konuyla ilgili görüş ve önerimizi sonuç kısmında ortaya koyacağız.

Anne-Baba Eğitimi

İnsanların yaratılıştan getirdiği farklılıklara dayalı olarak ortaya çıkan anne veya babalık gibi rolleri, cinsiyet ayrımcılığı olarak değerlendirilemez. Kadın veya erkeğe, hem yaratılıştan getirdiği özellikler açısından hem de hayatta üstlendiği roller bakımından eğitim süreçlerinde farklı, pozitif ayrımcılıklar yapılabilir. Nitekim; anne ve babalık hem doğuştan getirdiğimiz özelliğimiz hem de hayatta üstlendiğimiz rollerin başında gelmektedir. Bu bağlamda; daha evlilik öncesinde her iki cinse ortaklaşa veya gerekiyorsa ayrı ayrı eğitimler verilmesi şarttır. Evliliklerin sağlam zeminde yürütülmesi, cinsiyet kavgaları yerine, insaniyet üst başlığının aileye hâkim kılınabilmesi için bu tür eğitimler son derece gereklidir. Sağlam temelli aileler kurmak amacıyla evlenecek bireylere evlilik öncesinde birtakım eğitimler verilmelidir. Evlilik Okulu, Anne-Baba Okulu projesiyle evlilik öncesinde çiftler,  haftalık eğitimlerden geçirilerek evlilikteki sorumlulukları anlatılabilir. Genç çiftlere, evliliğin görünen ve görünmeyen birçok yönü uzmanlarınca anlatılmalıdır. Gençlere; eşler arası ve aile içi iletişim, çocuk bakımı ve hassaten ev ekonomisi mutlaka evlilik öncesinde öğretilmelidir.

Ev Hanımlarının Eğitimi

Kişisel kanaatim odur ki bizim aile yapımızda, çalışmayan erkek olabilir; ancak, çalışmayan kadın yoktur. Gerek geleneksel anlayışımız ve gerekse hayat şartları kadınlara -ister düzenli bir iş hayatının içinde olsun ister olmasın- evde çok özel ve ağır bir sorumluluk yüklemektedir. İş çıkışı erkek, ayaklarını uzatıp dinlenebilirken kadınların bunu yapma şansları pek zayıftır. Bu yükü azaltmak için en başta erkekler olmak üzere, hanımlara ev hayatıyla ilgili özel eğitimler vermek gerekir. Bu eğitimler; ev ortamında kitap, gazete, dergi, tv, bilgisayar, cep telefonları vb. üzerinden olabileceği gibi, daha gerçekçi olarak evlere yakın mekânlarda da olabilir. Böylelikle erkeklere eşlerine yardımcı olabilecekleri beceriler kazandırılırken; öte yandan kadınlar da tv’lerdeki sakıncalı evlilik programlarına bağımlı olma riskinden de kurtarılmış olurlar.

Sonuç ve Değerlendirme

Yukarıdan beri verilen bilgilerden anlaşılacağı üzere, cinsiyet eşitliği konusu bir yönüyle kulağa hoş gelirken diğer yanıyla birçok riski de içinde barındırmaktadır. Bu konu, çok hassas ve dikkatli olmayı, önyargısız düşünmeyi gerektirmektedir. Konunun akılcı ve uygulanabilir çözümü için inatçı veya rekabetçi cinsiyet kavgaları yerine, daha genel ve ortak dayanak noktaları üzerinden gitmek, çözümü kolaylaştırabilir. Örneğin; konuyu cinsiyet meselesi değil, şahsiyet meselesi olarak ele aldığımızda, insaniyet ortak paydası çözüm için iyi bir zemin olabilir. Bu konudaki görüş ve önerilerimiz şu şekilde özetlenebilir:

Görüş ve Öneriler

Bizler; inancımızın gereği olarak insanları cinsiyetinden önce Yüce Yaratıcı’nın en seçkin varlıkları olarak kadın ve erkekleri değerli görürüz.

Kadın ve erkekler, birbirinin zıttı ya da rakibi değil, birbirlerinin can yoldaşı, hayat arkadaşı, akrabası, eşi dostu… kısacası tamamlayıcısıdır.

Eğitim meselesi, özellikle çocukların ve gençlerin eğitimi çok ciddî bir konu olup biz yetişkinler, bu konuyu özel üstünlük ya da haklılık alanımız olarak göremeyiz.

Sosyal hayatta ve eğitim uygulamalarında kadın ve erkekleri tümüyle eşitlemek, kimi zaman eşitliği değil, adaletsizliği doğurur. Çünkü, mutlak eşitlik, eşitlik değil, adaletsizliktir!

Eğitimdeki uygulamalarda cinsiyet farklılığı; hilkat, fıtrat ve adaletin gereği olarak düşünülmeli ve uygulamalar ona göre yapılmalıdır. Aksi takdirde; bütün bunları uygulayabileceğimiz bir nesil kalmayabilir ortada!

Cinsiyet ayrımı yapmaksızın okuma alışkanlığını kazandırmak ve eğitim imkânlarını adilce sunmak, en temel işlerimizden birisi olmalıdır.

Yine; cinsiyet ayrımı yapmaksızın bütün çocuklarımıza ve gençlerimize en başta “edep, haya, iffet, saygı, sevgi, hoşgörü, hakkaniyet, çalışkanlık, düzen-intizam, sorumluluk…” gibi değerlerimizi benimsetmek ve içselleştirmek ana hedefimiz olmalıdır.

Karma eğitim veya ayrı ortamlar konusunda zorlayıcılık/dayatmacılık yerine, aile ve öğrencilere tercih hakkı vermek iyi bir çözüm olabilir. İsteyen ayrı ortamlarda isteyen farklı ortam ya da sınıflarda eğitim alabilmelidir.

 Örgün eğitim dışında, özellikle evlenecek çiftlere yönelik eğitimler verilmesi, cinsiyet farklılığından kaynaklanan birtakım sorunları ortadan kaldırabilir. Bu durum aynı zamanda sorunsuz ve uyumlu çocukların yetişmesine zemin hazırlar.

Doğal bir farklılık olan cinsiyet vb. konuların eğitim yoluyla insan doğasına uygun olarak çözümlenmesi, toplumsal huzur ve refah açısından da son derece önemli bir kazanım olacaktır.

Editör

Editör

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir