Eğitim Felsefesinin Temel Bilgisi: Nasıl Öğreniriz?

 Eğitim Felsefesinin Temel Bilgisi: Nasıl Öğreniriz?

Prof. Dr. Durmuş GÜNAY

Giriş

İnsanın bütün davranışları ve yaptıkları bil- giye dayanır. Yapmanın nihai bilgisi teknolojiye, davranmanın nihai bilgisi etik ve estetiğe varır. Bilginin ufku hakikattir. Hakikat varabildiğimiz en doğru bilgidir. Hakikat, genelde varlığın tümel bilgisidir. Genelde varlığa bakmak, varlı- ğa bütün olarak bakmaktır. Tümel bilgi, bü- tün bilme tarzlarının (bilimsel, etik ve estetik bilgilerin) bileşik bütünüdür. Adeta bilgilerin sentezidir. Hakikat bilgisi, tüm bilme tarzlarını şemsiyesi altına alan felsefi bilgidir. Düşünmek felsefe yapmaktır. Düşünmek ham bilgileri özümseyip kendine maletmektir. Maletmek ile işaret edilen, besin maddelerini sindirip vücu- dun yapı taşları haline getirmek gibi, kendinin yapmaktır. İyilik, sadece kötülüğün karşıtı olan davranış değildir. Aynı zamanda, varlığın doğru anlaşılması, iyiliğin aydınlığında mümkündür. Doğru anlamaya iyilik duygusu eşlik eder.

Kant, “insanoğlu eğitilmeye ihtiyaç duyan tek varlıktır” ifadesi ile başlar eğitim üzerine yazısına. İnsanoğlu uzun süre bakıma ve eği- tilmeye muhtaçtır. Terbiye, hayvani tabiattan insani tabiata geçişte köprü vazifesi görür. İnsanoğlu yalnız eğitim yoluyla insanlaşabilir. Eğitim hangi şekle sokarsa insan odur. Terbiye, insandan yabaniliği alır. Terbiye eksikliği insan için daha büyük bir tehdittir. Kültür eksikliği zamanla telafi edilebilir. Terbiye eksikliği insa- na yapışır ve giderilmesi zordur (Kant, 2019).

Bilmek, öğrenmektir. Öğretmek de öğren- meye dayanır. Öğrenen öğretebilir. O yüzden öğrenen şehirler (learning cities), öğrenen toplumlar (learning societies), hayat boyu öğ- renme (life long leaning) denilmiştir. O halde eğitim-öğretimin temeli öğrenmektir. Bu çalış- mada, tarih boyunca filozofların, düşünürlerin öğrenmeye ve eğitime dair görüşlerine değine- rek öğrenmenin mahiyetini anlamaya çalışaca- ğız.

II.    Öğrenmek Nedir?

Felsefe teriminin anlamı, bilindiği üzere, bilgelik sevgisidir. Bilgelik, derin düşünmektir. Tefekkür etmektir. “Tefekkür etmek, teşekkür etmektir”. Derin düşünmek en temel ilkeleri ortaya koymaktır. Bilgelik sevgisindeki sev- mek, iki anlama gelir. Birincisi bilgi geçişi, sev- gi ortamında vuku bulur. Sevgi iyiliğe dahildir. İkincisi, sevmek hikmeti mantığın süzgecinden geçirmektir. Grekler, mantığın süzgecinden geçirerek hikmeti felsefe yapmışlardır. Adında sevmek sözcüğü bulunan yegâne bilgi etkinliği felsefedir.

Öğrenmenin öznesi, insandır. Eğitim felse- fesinin temel soruları: İnsan nedir? Bilgi nedir? Öğrenme nedir? Öğretme nedir? İnsan nasıl öğrenir? Eğitimin amacı nedir? Filozoflar, dü- şünürler, tarihte, öğrenmeyi ve öğretmeyi nasıl anlamışlar? Bu sorular üzerinden bütüncül bir yaklaşım ile eğitimi anlamaya çalışacağız.

Eğitim; bütün kültürlerin ve Platon’dan beri Batı felsefe geleneğinin konusu olagelmiştir. Bir medeniyetin başlangıçtan beri bütün bilgi alanına o medeniyetin kültürü adını veriyoruz. Geçmiş kültürlerden günümüze yapılan ak- tarımların merkezinde, “düşünülmüş ve söy- lenmiş en iyi şeyler” vardır. Geçmişten yapılan aktarımlar, denizin dibindeki incileri çıkarmak gibidir (Tate, 2018).

Burada, ne tür olursa olsun öğrenmenin ve öğretmenin, temelinde bulunan ve her tür öğrenme ve öğretme için gerekli olan ön bilgi üzerinde duracağız.

Yaşadığımız çağın kendine özgü karakteris- tikleri vardır. Modern dünyanın söylemi, yeni yaklaşımlar ve şişirilmiş iyimserlikle doludur. Modern, ruhunda geçmişe dair negatif bir ön- yargı taşır. Moda yaklaşımlar, esrarlı söz da- ğarcığına sahip cezbedici bir söyleme sahiptir. Modern dünya geçmişi “eski moda” olarak ni- telerken geçmişe ait özgün fikirleri kendi icadı saymak gibi bir küstahlığı vardır (Tate, 2018). Ancak, geçmişi ve şimdiyi anlamak için ön yar- gısız bakmak gerekmektedir.

Filozofların fikirleri ile eylemlerini ayrı tut- mak gerekir. Değerler alanındaki farklılıklar dolayısıyla filozofların veya düşünürlerin kimi tutumları yadırganabilir. Bu tür tutumlar dola- yısıyla özgün fikirler görmezlikten gelinmemelidir.

Eğitimin en merkezinde, öğrenme kavramı vardır. Çünkü, öğretmenin ön şartı öğrenmedir. Ancak iyi öğrenen iyi öğretebilir.

III.    Kavramsal Analiz

Günümüzde Türkiye’de, eğitime dair temel kavramların anlamı müphem (belirsiz) ve çap- raşıktır (muğlaklıktır). Bu durum, ne yazık ki, eğitim sistemimizin(!) bilinçli bir felsefesinin bulunmamasının dışa vurumudur. Eğitim ve öğretim terimleri, çoğu kez, bir- biri yerine kullanılmaktadır. Bunun sebebi, be- nim gözlemime göre, bu terimlerin işaret etti- ği kavramların, toplumsal zihinde, yani genel olarak fertlerin zihninde, açıklığı ve seçikliği olmamasıdır. O yüzden kiminin eğitim terimini kullandığı yerde bir başkası öğretim terimini kullanmaktadır.

Çoğu yavru hayvan gıda teminine ihtiyaç duysa da ilgi ve gözetime ihtiyaç duymaz. Bir hayvan doğuştan itibaren iç güdülerle donatıl- mıştır. Yavru kuşların şakımayı öğrenmesi ha- riç hiçbir yavru hayvan anne babasından bir şey öğrenmez. Bu süreçte yavru kuşlar anne baba kuşlar tarafından eğitilir. Eğer bir kanaryanın yumurtalarının yarısı alınıp güvercin yumurta- sı ile değiştirilirse veya kanarya yavruları gü- vercin yavruları ile değiştirilirse bir süre sonra güvercin yavruları kanarya yavruları gibi şakı- maya başlamaktadır (Kant, 2019).

İnsan edindiği bilgiler üzerinde düşünürse, bilgileri özümseyebilir. Çiçeklerden polen top- layan arının onları bala dönüştürmesi, ot yiyen ineğin süt vermesi gibi düşünmek, ham bilgiyi adeta kimyasal bir dönüşüme uğratır. Kişinin benliğine katar, kendisinin yapar.

Okunanalar üzerinde düşünülmeden sü- rekli okumak, bir kenti gezip yaşamak yerine turist rehberinden tanımak gibidir.

“Mütemadiyen okurlar, (bu yüzden) hiç okunmazlar” (“Forever reading, never to be read!”) (Schopenhauer, 209, s.29)

Öğrenme ve öğretme eğitim felsefesinin te- mel kavramlarıdır. Eğitim felsefesi; eğitimin en temel ilkelerini, kavramlarını, sorunlarını an- lamaya çalışan felsefe alanı. Eğitim felsefesine dayalı olarak eğitimi tasarlamak, aynı zaman- da, eğitimde bir sistem kurmaktır.

Geçmişte, talim, terbiye, tahsil ve tedris terimleri kullanılıyordu (Şek.1). Günümüzde, Talim Terbiye Kurulu, Talimgah Taburu gibi bazı kullanımlar var ise de bunlar geçmişten kalan adlandırmalardır. Bu terimler günümüz- de, günlük dilde nadir olarak kullanılmaktadır. Şimdi, yukarda adı geçen terimlerin anlamları üzerinde kısaca duralım.

Şekil 1. Öğrenim Tarzları

Talim: Talim yaptırmak, bir meslek için el becerisi kazandırmaya yönelik eğitim vermektedir. Talim görmek, zanaat kazanımına yöne- lik eğitimdir. Zanaata dair becerilerin tümüne el becerisi adı verilir. Marangozun, futbolcunun ve cerrahın becerisi el becericisidir ve talime girer. “Talim”, yapmaya yöneliktir. Şuna da işa- ret etmek gerekir ki, geçmişte, “talim” ettirmek, mesleki eğitim veya beceri eğitimi anla- mında değil, öğretenin öğrenenin öğrenmesine zihinsel olarak yardım etmesi anlamda kullanılmıştır.

Terbiye: Kişinin içinde yaşadığı toplumun değerlerine göre bir duruş ve davranış kaza- nımı için kendisine yönelik eğitimdir. “Terbiye” terimi, sahip olmak anlamına gelen “reba” veya “rebeve” kökünden gelmektedir. Eğitimin insa- nın doğasını (fıtratını) bozmaması gerektiğini benimseyen görüşe göre “terbiye”, insanın fıt- ratının korunmasına, bozulmamasına yönelik eğitim anlamındadır. Cenevre doğumlu fakat Fransa’da yaşamış olan Jean-Jacques Rous- seau (1712-1778) şöyle der: “Yaradan’ın elinden çıkan her şey iyidir. Sonradan insanların elinde bozulur”. Yine; “Sana bir çocuk teslim ediyorum. Bu çocuk, doktor olsun, hâkim olsun rahip olsun diye değil, adam olsun diye…” (Turgut, 1992).

Aynı zamanda, terbiye etmek, kişilere içinde bulunduğu toplumun değerlerinin kazandırıl- masına yönelik eğitim anlamındadır. “Terbiye”, kişinin içine doğrudur ve davranışına yöneliktir.

Tedris: Bu terim “derase” kökünden gel- mektedir. Ders, ders(h)ane, müderris, medre- se terimleri bu kökten türetilmiş terimlerdir. Ders, Lisanü’l Arab’da bir şeyi kavramak üzere, üzerine kapanmak anlamındadır. El becerisinin yanı sıra bir de zihinsel beceri söz konusudur. “Tedris”, zihinsel beceri ile ilişkilidir. “Müder- ris” ders veren, “medrese” eğitim-öğretim ya- pılan kurum, “dershane” ders verilen yer (sınıf) anlamındadır.

“Ders”, eğitim-öğretimin ölçü birimidir. Eği- tim-öğretimde tüm faaliyetler “ders” ile ta- nımlanmaktadır. Örneğin, 14 ila 16 haftalık bir eğitim-öğretim döneminde haftada bir ders saati verilen dersin kredisi “1” dir. Yani “1” kre- di ortalama 15 ders saati ile tanımlanmakta- dır. Haftalık eğitim-öğretim süresi, önlisans, lisans ve lisansüstü kredileri ders saatleri ile tanımlanmıştır.

Eğitim-öğretimde insanlığın ölçü birimi olarak kabul ettiği ders terimi, İslam tefekkü- rünün bir buluşudur. Eğitim-öğretimin en te- mel kavramıdır.

Tahsil: Sözcük olarak, hâsıl kökünden gel- mekte; hâsıl etme, süzerek alma, biriktirme anlamındadır. Süzmek, arıtmaktır, seçmektir. Kalite kazandırmaktır. “Tahsil”; talim, terbiye ve tedris görmenin hepsini birlikte kapsamak- tadır. Tahsil, el becerisini ve zihinsel beceriyi de kapsar. Bologna Süreci bağlamında ifade edilirse, “tahsil”in liyakat veya yetkinliğe (competen- ce) tekabül ettiği söylenebilir. Liyakat/yet- kinlik (competence); bilgi, beceri, etik ve so- rumluluğun sentezi gibidir. Şöyle ki, Bologna Sürecinde, “öğrenme kazanımları” (learning outcomes); bilgi (knowledge), beceri (skill) ve yetkinlik (competence) seviye göstergeleridir. Liyakat/Yetkinlik de bir seviye göstergesidir. Liyakat belgelendirildiğinde yeterlilik (ehliyet/ qualificiation) olur. İyi otomobil kullanan fakat ehliyeti olmayan kişinin liyakatı vardır. Bu liya- kat yetkili bir otorite önünde bir belgeye bağla- nırsa kişi ehliyete sahip olur.

Bologna Sürecinde, tüm eğitim-öğretim, 8 seviyeden oluşmaktadır. Söz konusu 8 seviye- nin her biri yukarıda adı geçen seviye göster- geleri ile tanımlanmaktadır. Seviye göstergele- rine “öğrenme kazanımları” adı verilir. Kazanım, kesb etmektir. İktisap, müktesebat kesb kökü- ne dayanır. Kesbin anlamını Fuzuli’nin bir dört- lüğü ile daha iyi anlatabiliriz.

İlm kesbiyle rütbe-i rifat Arzu-yı muhal imiş ancak Aşk imiş her ne var alemde

İlm bir kil (kıyl) ü kaal imiş ancak Fuzuli (1486-1556)

Şekil.2. Öğrenme Kazanımları

Batı kültüründe, education (eğitim) terimi, educare ve educere şeklinde iki ayrı Latince fiil kökünden türetilmiştir. İlginçtir ki aynı isim iki ayrı fiil kökünden yapılmaktadır. İsim, yapıldığı fiil köküne göre farklı bir anlama gelmektedir (Şek.3).

Educare fiiline dayalı education, öğreneni özel bir beceri ile donatmak üzere “talim ettir- me” anlamına gelir. Bir ustanın, bir cerrahın, bir tamircinin el mahareti ya da bir futbolcu- nun ayak mahareti gibi. Meslek, bu tarz eğitim ile kazanılır. Educare, beceriye dayalı meslek erbabını veya zanaatkârı yetiştirmeye yönelik eğitimdir (Billington, 2011).

Şekil.3. Eğitim Kavramı

Educare köküne dayalı eğitim veren okul veya meslek eğitimi kuruluşlarının müfredatı, ağırlıklı olarak devlet veya toplumun ihtiyaç- larına göre belirlenir. İlköğretimi zorunlu hale getiren İngiltere’nin 1870 Eğitim Yasasının, in- sanların ahlaki bakımdan eğitim görme hakkı- nın olduğu inancından değil, endüstrinin okur yazar insana ciddi ihtiyacı olmasına dayandırı- lır (Billington, 2011). Bu tarz eğitim, ekonominin endüstrinin isterleri doğrultusunda düzenlenir. Bu eğitim, bir sertifika veya diploma ile sonuçlanır. Becerilerin sınırları büyük ölçüde belirlidir.

Educere fiilinden türetilen education, öğren- cinin hem dünyayı hem de kendisini keşfine yol açan bir eğitimdir. Zihinsel/düşünsel alanda eğitim: Teorik eğitim, sanatçı eğitimi gibi. Bu eğitimden mezun olunamaz, ucu açıktır. Hayat boyu süren eğitim veya kazanım (Billington, 2011). Günümüzde, “Hayat Boyu Öğrenme” adıyla üzerinde durulan öğrenme ile informal (sargın öğrenme/her yerde öğrenme) adı veri- len öğrenme, ağırlıklı olarak, educere fiil kökü- ne dayalı öğrenmedir. Sonuçta bir yarar getirse bile, yarar gözetmeyen bir öğrenmedir. Bitece- ğinden söz edilemez. Bir diploma ile sonuçlanmaz.

Sonuç olarak, Latince education (eğitim) terimi hem el becerisini hem zihinsel beceri- yi birlikte kapsayan bir isimdir. “Education”ı Türkçe’de bir tek terim ile karşılamak zordur. Bu durumda, el becerisini (talim) içermek an- lamında “eğitim” terimini, zihinsel beceriyi (tedris) içermek üzere ‘öğretim” terimini bir- likte alırsak, “education”ı karşılamak üzere, “eğitim-öğretim” terimini kullanmak daha isabetli görünüyor. Biz bu yazıda kısa olsun diye, başlıkta görüldüğü üzere, “eğitim-öğretim” teriminin anlamını karşılamak üzere “eğitim” terimini kullanmayı tercih ettik.

IV.        Eğitimin Amacı Nedir?

Eğitimin amacı; bir toplumda, en geniş ve en derin anlamda kültürü yeni nesillere taşı- mak, derinleştirmek ve kültürel birikimi büyüt- mektir. Bilgi alanında seçilmiş bilgileri (bilim- sel bilgi, felsefi bilgi, sanat bilgisi vb bilgiler) “kültür” sayıyoruz. Kültür, dilde varolan dün- yasındadır. Burada şuna da işaret etmek ge- rekir: Seçilmiş bilgi alanı derken “düşünülmüş ve söylenmiş en iyi şeyler” anlamındaki bilgi- lerdir. Örneğin bilimsel bilgi. Yoksa gündelik bilgi ve her türlü bilginin aktarılmasına ne güç yetirilebilir ne de gereklidir. Eğitimin amacı, insanın yetkinliğini artırmak bir başka ifade ile (yüksek) vasıflı insan yetiştirmektir. Yüksek vasıflı insan terimi, kişinin topluma bakan yü- züne aittir. Eğitimin kişinin iç dünyasına bakan yönüyle amacı, insanı yüceltmektir. Modern dünyanın eğitim sistemi, genel karakteri itiba- riyle, insanın dışa yönelik vasıflarını şekillen- dirmeyi hedeflemektedir. Çağımızda dışsal ka- rakterli eğitimin başarısı, kişinin iç dünyasının derinleşmesinin üzerini örtmektedir. Modern eğitim, insana ekonominin bir aracı olarak ba- kan tavrı ile insanın iç dünyasının fakirleşme- sine yol açmaktadır.

Şekil.4. Eğitim ve Öğrenme Tarzları

“Kültür”; aile, eğitim kurumları ve toplum- sal hayat tarafından aktarılır, derinleşir ve ge- nişler. Öğrenme, örgün eğitim, yaygın eğitim ve sargın öğrenme şeklinde üç farklı tarzda ger- çekleşmektedir. Örgün eğitim (formal educati- on) okullar ve üniversiteler tarafından verilen organize edilmiş eğitimdir. Kısmen organize edilmiş, kurslar şeklinde verilen eğitim yay- gın eğitimdir (non-formal education). Kişinin ailesinden, toplumdan öğrenmesine sargın öğrenme (informal learning) adı verilmektedir (Şek.4). Sargın öğrenme insan ile tüm çevresi arasındaki etkileşim ile kazanılan öğrenmedir. Sargın eğitim değil, sargın öğrenme ifadesini kullandık. Çünkü öğreten belirli bir kişi veya kurum yoktur. Kişi çevresinden kendisi öğren- mektedir: “Hayat Mektebi”. Sonuç olarak top- lumsal ve kültürel varlık olma niteliklerini haiz olan insan; örgün eğitim, yaygın eğitim ve sargın öğrenme yoluyla öğrenir veya bilgi edinir. Bilgi; tanıma, açıklama, yapma, anlama ve yorumla- ma şeklinde derecelere sahiptir.

Gözardı edilen ve çok önemli bir başka sı- nıflandırma veya adlandırma daha vardır. Söz ile dile getirilebilen, öğretilebilen bilgi açık bilgi (explicit knowledge), söz ve yazı ile dile getiri- lemeyen öğretilemeyen/öğrenilemeyen bilgi, örtük/zımni bilgidir (tacit knowledge). Bisiklete binmek örtük bilgiye bir örnektir. Çünkü bi- siklete binmek anlatılarak öğretilemez. Bütün beceriler, el becerisi ve zihinsel beceriler ör- tük bilgidir. Örtük bilgi kişinin zihnine gömülü bilgidir. Kişiye özgüdür. Örtük bilgi, gözleyerek, tekrarlayarak yaparak öğrenilebilir. Örtük bil- gi; usta ile çırak, öğreten ile öğrenci, mürşit ile mürit, peygamber ile sahabe arasında bir aradalık ile geçen bilgidir. Bütün bilgilerimiz başlangıçta örtük bilgidir. Bilgilerimizin %90’ı örtük olarak kalmaktadır. Bir de örtülü bilgi (impilicit knowledge), vardır, söylenebildiği halde susulan, söylenmesinden kaçınılan bilgi. (Collins, 2013; Zappavigna, 2014).

Bu yazının konusu örtük bilgi olmadığından burada daha fazla üzerinde durmayacağız. An- cak yukarıda ifade edildiği üzere, tüm bilgileri- mizin kökünün örtük bilgide olması ve %90’ının örtük olarak kalmasına rağmen bu bilgi konu- su literatürümüzde pek ele alınmamıştır. Ör- tük bilgi konusunun kendisi de örtülü kalmıştır.

Eğitimin konusu insandır. İnsan nedir? Amaçlanan insan nedir? Öğrenmek nedir? Öğ- retmek nedir? Olduğu halden olması öngörü- len duruma varması için insan nasıl eğitilir? Bütün bu sorulara eğitim felsefesi cevap arar.

V.  İnsan Nedir ve Zaafları Nelerdir

“İnsan”, E. Morin’e (1921-…) göre; fiziksel, biyolojik, psişik, kültürel, toplumsal ve tarihsel bir varlıktır (Morin, 2003). Gazali (1058-1111) insanın doğasını şöyle niteler: Fıtratı (doğası) veya genel eğilimi iyiye yönelik olmakla birlik- te, doğuşta ne iyi ne de kötüdür (Cevizci, 2016, s.71)

Eğitimin konusu veya malzemesi olan “in- san” kavramı zihinde/düşünmede varolandır. “İnsan”, duyularımız ile algıladığımız tekil var- lıkların ortak özelliklerini soyutlayarak aklımız ile yaptığımız genel bir kavramdır. Aslında ger- çek dünyada, Ayşe, Zeynep, Ahmet, Mehmet gibi bireysel varlıklar vardır. Duyularımızla an- cak tekil varlıkları algılayabiliyoruz. Öncelikle, bireylerin ortak özeliklerini taşıyan genel bir kavram olan “insan”ı tanımak gerekmektedir. Bu bize aklımızın sağladığı, düşünmede ve ilet- mede bir ekonomidir. Eğitim buna ilave olarak, eğitim verdiği bireylerin özgül niteliklerini de göz önüne almak durumundadırlar. Özgül ni- telikten kastettiğimiz, her bir bireyin kendine özgü (has) niteliği ile bireyin hayatı süresince yaş dönemlerine göre değişen özelikleridir.

İnsanın doğasında taşıdığı zaafları bulun- maktadır. Eğitim-öğretim kurumları, öğrenim gören insana zaafının farkındalığını sağlamalıdır. Günümüzde eğitim sistemlerinin üzerinden sekerek geçtikleri en önemli husus budur. Eği- tim-öğretim, mensuplarına hata ve yanılgıya karşı bağışıklığı olan bilgi bulunmadığı bilgisini vermelidir. Dış dünyadan alınan uyarı ve işaret- ler, beyinde işlenir ve anlamlandırılır. Burada iki hata kaynağı söz konusudur. Birincisi algı hatası: Duyularımız bizi yanıltabilir. Sudaki çubuğu kırık gördüğümüz gibi. Diğeri zihinsel hata. Duyu verilerini veya olguları açıklarken kullandığımız teori veya yasa şeklindeki kav- ramsal araçlar bizi yanıltabilir (Morin, 2016). Bilim tarihi, çürütülmüş teoriler ve yasalar mezarlığı gibidir.

Doğasında bulunan zaaf dolayısıyla, ikinci bir önemli handikap, “insanın kendine yalan söyleme olasılığıdır. Benmerkezcilik, kendini aklama gereksinimi, kötünün nedenini başka- larına yansıtma eğilimi, herkesin kendi yalanı- nı araştırmadan kendine yalan söylemesine yol açar”. Her hatırlamada anılar, işimize geldiği şekilde güzelleştirilerek ya da çirkinleştirile- rek yeniden kaydedilmektedir. Bazen yaşanmış olduğuna inanılan gerçekte olmayan hatıralar olduğu gibi, kimi zamanda asla yaşandığına inanılmayan bastırılmış anılar vardır (Morin, 2016).

Bu hatalardan sakınılabilir mi? Doğru bilgi- yi tehdit eden bu hatalara karşı insan kendisini, hatalara yol açan zaaflarla malül olduğu bilgisi tarafından tahkim edebilir. Eğitim, mensupla- rına bu bilgileri öncelikle vermelidir.

VI.    Bilgi Nedir?

“Bilgi” nedir ki biz onu biliyoruz? “Bilgi”, nesne hakkında öznenin (bilenin) yargıda bu- lunması ve vardığı yargıyı dile döktüğü şeydir. Yargı zihinde oluşur, zihinde varılan yargının dilde varolan dünyasındaki izdüşümü bilgidir. Öznenin yöneldiği varlığa felsefede “nesne” adı verilir. Öğrenmek, bilmektir.

Tanıma bilgisi, gündelik bilgidir. Örneğin ben Ahmet’i tanıyorum gibi. “Özne”, bir olay ile karşılaştığında, olayı açıklayabilir. Doğa bilim- lerinde açıklama, olgunun nedenini yasadan hareketle ortaya koymaktır. Donmuş bir suya rastladığımızda, hava sıcaklığının sıfır santigrad derecenin altında olduğunu söylediğimiz- de, olgunun nedenini dile getirmiş ve su sıfır santigrat derecede donar yasasının altına koymuş oluruz. Bu açıklama bilgisidir.

Bıçak yapmasını biliyorum dediğimizde yapma bilgisini dile getirmiş oluruz. Yapma el becerisine veya zihinsel beceriye aittir ve örtük bilgidir. “Anlama”, zihinsel bir beceridir. Anla- ma bilgisi, özellikle sosyal olaylarda öne çıkar. Bir yakınını kaybetmiş insanın davranışından onu anlıyorum denir. Zihinsel beceriler olsun el becerisi olsun bütün beceriler örtük bilgi- dir. Örtük bilgi dile getirilemeyen ve söz ve yazı ile iletilemeyen bilgidir. Bilgimizin %90’ı örtük olarak kalmaktadır. Ne var ki üzerinde konu- şulmayan örtük bilginin kendisi de örtülü kal- mıştır (Şekil.5).

Şekil.5. Bilgi Türleri

Eğitim Felsefesi yapmak, her türlü eğitimin kendisine dayandığı temel ilkeleri ortaya koy- mak ve ait olduğu kültürün içinden bakılarak bir sistem tasarlamaktır. Toplumdaki her türlü eğitim, bu sisteme dayandırılmalı ve eğitim fel- sefesi tüm öğretenlere ve öğrenenlere kılavuzluk edebilmelidir.

VII.              Eğitim’e Dair Yaklaşımlar

Büyük düşünür, allame, kelam ve fıkıh ali- mi, sufi Gazâlî (1058-1111), Nizamiye Medre- selerinde (Külliyesinde) hocalık tecrübesi ve tefekkürü ile birlikte eğitim felsefesi üzerine görüşlerini ayrıntılı olarak ortaya koymuş olan belki de İslam Dünyasının en önemli düşünü- rüdür (Gazali, 2015).

Platon (MÖ.427-347), Sokrates’in öğrenci- siydi. Sokrates’in bize ulaşan bir eseri yoktur. Ancak Platon diyaloglarında Sokrates’i ko- nuşturmaktadır. O konuşmalarda ileri sürülen fikirlerin Sokrates’in mi, yoksa Platon fikirle- rini Sokrates’e mi söyletmektedir? Bu bilinme- mektedir. Biz diyaloglarda konuşan Sokrates’in fikirlerini ele alalım.

Sokrates’e (MÖ.469-399) göre, öğrenme-öğ- retme doğmadan önce bilinen ancak doğarken unutulmuş olan bilgileri hatırla(t)maktır. Ken- disini bilgi doğurtan anlamında ebe olarak ni- telemiştir. Sokrates’in annesi ebe, babası taş ustasıydı. Delphi kâhininin, Sokrates’in en bil- ge kişi olduğunu söylemesi Sokrates’e iletilin- ce, “bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir”, demek ki başkaları bilmediğini de bilmiyorlar diye cevap verir.

Aristoteles (MÖ.384-322), Platon’un öğ- rencisidir. Aristoteles’in eserlerinin beşte biri günümüze gelmiştir. Günümüze ulaşan eser- lerinin 50 cilt olduğu tahmin edilmektedir. Aristoteles, devletin ve eğitimin temel amacını, eğitim verecek en üst düzey düşünme yete- neğine sahip bireylerin belirlemesini öngörü- yordu. O’na göre, eğitim 3 kısımdan oluşur. 1. Beden eğitimi, 2. Ruhun irrasyonel kısmının (arzu, öfke, benlik) eğitimi, 3. Ruhun rasyonel kısmının (zihin) eğitimi. Vatandaşlar “meslek sahibi’, devlete karşı ödevlerini yerine getiren, hayattaki ana ilgi ve etkinliği zihinlerin gelişti- rilesi olan ‘beyefendiler” olmalıdır (Tate, 2018).

Aristoteles, boş vakit’in önemini özellikle vurgular: Boş vakit, entelektüel mükemmelli- ğin asil ve güzel olanın peşine düşüldüğü im- kandır. En iyi devlet, insanlara boş vakit imkânı sağlayan ve insanları bundan yararlanmak için eğiten devlettir. Boş vaktin (leisure) yunan- ca karşılığı skole, latincesi scola, İngilizcesi “school” dur. “School”, okul değil boş vakit (le- isure) anlamına gelir (Tate, 2018).

Arthur Schopenhauer (1788-1860) boş za- manın/yalnızlığın önemi üzerinde durur. Boş zaman insanın sahip olabileceği en büyük ni- mettir. Zihinsel olarak doldurulamayan boş za- man ölüdür ve canlı gömülmek gibidir. Çünkü yalnız kalan insan kendisi ile iç dünyası ile baş başa kalır. Sıradanlar, zaman geçirmeyi, yete- neği olanlar boş zamandan faydalanmayı is- terler. İnsan yalnız olduğu ölçüde kendisi olur. Zihninin ve iç dünyasının imkanlarını yalnız iken kullanabilir. Yalnızlığı sevmeyen özgür- lüğü de sevmez. Topluluklar bizi ortalamaya çeker. Toplumun ortak paydası zekâ düzeyini minimum seviyede tutar.

Gazali (1058-1111), bilgi konusunda Sokra- tes’e benzer bir görüş ortaya koymaktadır. Ga- zali şöyle bir metafor yapmaktadır: bilgi, “top- rağa gömülü tohum, okyanus dibindeki mücevher ve maddedeki cevher gibi ruhlarda kuvve halinde mevcuttur.” Gazali, öğrenme ve öğretmeyi şöyle açıklar: “Cevherin kuvveden fiile çıkması için bir kimsenin kendisinin yaptığı çalışmaya taallüm (öğrenme), cevherin kuvveden fiile çıkması için öğrenene bir başkasının yardım etmesine talim (öğretme) denir” (Çelikel, 2006; Gazali, 2015). Gazali, bir insanın hayatını beş döneme ayır- maktadır: Bebeklik, çocukluk, ergenlik, yetiş- kinlik, yaşlılık. Gazali’de insan iki kaynaktan öğrenir. İnsani kaynak ve Rabbani kaynak. Rabbani kaynak, il- ham ve Vahiy (Çelikel, 2006). Vahiy Peygamber- lere gelir ve oradan insanlara nakledilir. Ancak

bu yol, son Peygamber ile kapanmıştır. İlham da Rabbani bir kaynaktır. Bu kaynak açıktır (Şek.6). Gazali’nin açıklamalarından hareketle şu yorumları yapılabiliriz. Çağımızın büyük Al- man filozofu, M. Heidegger’in (1889-1976), “fi- kirlere asla varamayız onlar bize gelirler” de- diği ilham olsa gerektir. O yüzden olmalıdır ki, bir fikir buldum denilmez, aklıma bir fikir geldi denilir. Burada bir noktaya daha işaret etmek gerekir: İnsani öğrenmede taallüm’e (Şek.2) harici etki olan muallim talim yoluyla öğrenene yardım eder. Taallüm talimi, tefekkür Rabbani olan ilhamı çağırır. Platon düşünmedeki rab- bani unsura şöyle işaret eder: Düşünme gücü bir başka türlü güçtür. Tanrısal bir şeyler vardır onda” (Platon, 2014, s.236). Platon, Gazali’nin Rabbani dediğini tanrısal olarak ifade ediyor olmalıdır. Gazali’nin öğrenmeye ilişkin açıkla- masından hareketle aşağıdaki grafik çizilmiştir (Şekil.2).

Şekil. 6. Gazali’nin Öğrenmeye Dair Açıklaması (Çelikel, 2006)

Gazali, eğitime dair ilkeler belirlemiştir. Bunlar: 1. kritik dönem ilkesi, 2. hürriyet ilkesi, 3. rehberlik ilkesi, 4. hidayet ilkesi, 5. tedricilik veya aşamalı gelişim ilkesi, 6. bireysel farklılık ilkesi, 7. etkinlik ilkesi, 8. denge ilkesi. Gaza- li, eğitim faaliyetlerinin belirtilen dönemlerin özelliklerine uygun olması gerektiğini öner- mektedir. Gazali, 0-2 yaş döneminde eğitimin önemini özellikle vurgular (Oruç, 2009). Gaza- li, eğitimin ve aynı zamanda öğrenmenin, öğ- rencinin bütün kişiliğini kapsamasını ve ömür boyu sürmesi gerektiğini belirtir (Cevizci, 2016, s.77).  Böylece, Gazali, Hayat Boyu Öğrenme HBÖ (Life Long Leaning-LLL) adıyla gü- nümüzde yaygınlık kazanan öğrenmeye işaret etmektedir.

Gazali, öğrenci ile toprak arasında bir me- tafor yapar, üç tür toprak vardır der: 1. İçinde kendiliğinden pınarlar meydana getiren arazi,

2. Suyun yüzeye çıkması için kazılmaya muh- taç olan toprak ve 3. Kazıldığı zaman bile, su vermeyen kuru bir arazi (Cevizci, ss.79, 2016). Eğitim özellikle ikinci tür toprakta verimli olacaktır.

Gazali, öğretmenliği çok yüce bir merci ola- rak görmektedir. “Alim yok olup gittiğinde ale- minde yok olup gideceğini söyler”. Eğitimcide söylem ile eylemin uyumlu olması gerektiği- ni, öğreticinin bilgilerine göre amel etmesinin önemini bildirir. Öğretici ile öğrenci arasındaki ilişkiyi, kalıp ile çamur, değnek ile gölgesi ara- sındaki ilişkiye benzetir. Öğreticinin kişiliğinde, bilgi-söylem-eylem birliği olmalıdır. Öğreten dosdoğru olmalıdır ki bu öğrencide tezahür et- sin (Cevizci, 2016, s.82).

Batı felsefesi, O’na düşülen dipnotlardan ibarettir denilen Platon’un eğitime ilişkin gö- rüşlerine de değinmek gerekir. “Hür insan hiç- bir şeyi köle gibi öğrenmemeli, bedene zorla yap- tırılan şeyin ona bir kötülüğü olmasa bile, kafaya zorla sokulan şey akılda kalmaz”. “Çocuklara zor kullanmayacaksın. Eğitimin onlar için bir oyun olmasını sağlayacaksın. Böylece onların yara- dılışlarının neye elverişli olduklarını da daha iyi anlarsın” (Platon, 2014, s.259).

Alman filozofu Heidegger, “matematik- sel-olanı” bilginin temeline yerleştirir. Heide- gger’in matematiksel-olan ile işaret ettiği şeyi açıklamaya çalışalım. Platon’un Akademisinin girişine şu sözleri asmış: “Ageometretos mede- is eisito! Matematiksel-olanı kavramamış olan buraya girmesin.” İçeride matematik öğretilen Akademia’nın girişindeki bu sözler, görünen anlamıyla saçma olurdu.

Heidegger bu sözün anlamını şöyle açık- lar: “… bilmenin has imkanının temel ön ko- şulunun tüm bilginin temel ön dayanaklarının bilgisi ve böyle bir bilgiye dayanarak aldığımız konum olduğunu kavraması gerektiği anlamı- na gelir.” Matematiksel-olan, şeyler karşısında aldığımız temel konumdur ve bu yüzden ma- tematiksel-olan şeylerin bilgisinin ön dayana- ğıdır. Öğrenme, bir kavrama ve kendine mal etme türüdür. Bir almadır. Sahici öğrenme son derece has bir almadır.

Öğrenme, alanın temelde zaten sahip olduğu şeyi aldığı bir almadır. Öğretme de buna teka- bül eder, bir verme ve sunmadır. Öğrenme, sa- dece sunulan şeyi alma değildir. Hakiki öğren- mede, öğrencinin aldığı şeyin bizzat kendisinin zaten sahip olduğu şey olduğunu deneyimlerse öğrenmeye başlar. Dolayısıyla, öğretme başka- larının öğrenmesine izin verme, birini öğren- meye getirmektir.

Hakikaten öğrenebilen öğretebilir. Tüm öğ- retmede, öğreten daha fazla öğrenir. Öğrenme bir alma, öğretme bir sunma vermedir. Bu açıklamalardan dilimizde bir karşılık bulabi- liyoruz. Anlam dile dökülebildiğinde dilde bir iz düşümü vardır. Öğrenci, ders almaya gidiyo- rum veya anlamıyorsa, kafam almıyor der. Öğ- reten ise, ders vermeye gidiyorum der. Öğren- mek ve öğretmek, almak ve vermek, etrafında temerküz eden iki eylem. Öğrenci alıcı, öğreten verici olmaz ise hakiki öğrenme olmaz. Almak istemeyen öğrenciye kimse bir şey öğretemez. Vermeyi beceremeyen, sahici olarak öğrenme- miş olan bir öğretici de bir şey öğretemez. Mütefekkirler, koninin dış yüzeyi üzerinde tabandan koninin uç noktasına çizilen çizgiler gibi aynı noktada buluşabilirler. Sokrates. Ga- zali ve Heidegger’in tefekküründe böyle bir uç noktada buluşma fark edilir. Gazali, tohumun topraktaki vaziyeti gibi, ilimler (bilgiler) nefsin kökünde bilkuvve olarak sağlam bir şekilde yer edinmiş olup, taallüm, bunun kuvveden fi- ile çıkmasını talep etmek, talim (öğretme) ise bunu kuvveden fiile çıkarmaktır. Bilkuvve olan ilim (tohum), bilfiil olan ilim, nebat (bitki) me- sabesindedir. Öğreten çiftçiye, öğrenci toprağa benzer. Topraktaki tohum (öğrenenin nefsinde- ki bilkuvve bilgi) öğretenin talimi ve öğrenenin taallümü ile tohum çatlayıp bitkiye dönüşür.

Gazali’nin bu açıklaması ile Heidegger’in Platon üzerinden ortaya koyduğu öğrenme ve öğretmeye dair yaklaşımı ve Sokrates’in bilgi- nin doğmadan önce insanda mevcudiyeti, do- ğarken unutulduğu ve dolayısıyla öğrenmenin zaten bilinenin hatırlanması ve öğretmeyi de ebeliğe benzetmesi arasında paralellikler bu- lunmaktadır.

Platon’a göre, bu aynı zamanda Sokrates’e göre demektir, eğitimin amacı kişilerin, doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü ayırmalarını sağlamak- tır. Eğitimi meydana getiren öğrenme ve öğret- menin kendileri nedir?

Öğrenme boş bir kabı doldurma işi değildir. Heidegger’e göre öğrenmek almak, öğretmek vermektir. Bu eylemlerin dildeki izdüşümü, ör- neğin, ders almak ders vermektir.

Burada almak nedir, vermek nedir? Sokra- tes’in kendisini ebe olarak nitelemesi ne de- mektir?

Platon’a/Sokrates’e göre ruhlar hakikat- lerle donatılmıştır. Bu dünyaya gelirken haki- katler unutulmaktadır. Öğrenme unutulmuş olan bilgileri/hakikatleri hatırlama ve öğretme hatırlatmadır. Gazali’ye göre, ruhta kuvve ha- linde bulunan tohumun çatlayıp ağaç haline gelmesi bir nevi doğumdur. Bu doğuma yardım eden öğretici, Sokrates’e göre ebe, Gazali’ye göre muallimdir. Muallimin yaptığına talim de- nir. Muallimin yardımını talebenin talep etmesi taallüm ve alması öğrenmedir. Böylece zaten kendinde olan yani ruhta gizil olarak bulunan bilgileri oradan çıkarıp ve bilincine varmak su- retiyle kendine mal edilmesi has bir almadır. İşte, İngilizcedeki öğrenme kazanımları (Lear- ning outcomes) budur.

VIII.                   Sonuç

Eğitimin, öğretmenin temeli, öğrenmedir. Eğitim, kafayı olduğu kadar kalbi de eğitmesi gerekir. Modern eğitimin en önemli zaafı insa- nın iç dünyasını ihmal etmesidir. Eğitim dışsal- laşmıştır. Bunun nedeni insanı ekonominin bir aracı olarak gören yaklaşımdır.

Eğitim, insanı yükseltmeli ve yüceltmelidir. Yükselmek zihinsel eğitim, yücelmek iç dün- yasında derinleşmektir. Literatürde, iç dünya- mızdan bize veri taşıyan sinirlerimiz, beyin-si- nir siteminin %98’i olduğu ve insan, beyninin sadece %4’ünü kullandığı belirtilmektedir.

Eğitim, öncelikle, düşünmeyi, anlamayı öğret- melidir. İnsanın öğrenme imkanlarını ve zaaf- larını öğretmelidir. Bilgi nedir, insan nasıl öğ- reniri öğretmelidir. Eleştirmeye sorgulamaya yapılan güzellemeler doğru bir tutum değildir. Eleştiri, günümüzde, başkasının yaptıkların- da kusur aramak ve bulmak şeklinde anlaşıl- maktadır. Eleme işi bile değildir. Eleştiride, kişi kendisi ortaya bir şey koymak yerine, başkası- nın yaptıkları ile uğraşmaktır. Asıl olan eleştiri- ye konu olandan daha iyisini ortaya koymaktır.

Başkalarını sorgulamaya gelince, kendisine değil başkasına bakmaktır. Kendi gözündeki merteği görmek yerine başkasının gözündeki çöpü mertek sanmaktır. Öz eleştiriden uzak durmaktır. Kendi zaaflarını görüp kendini tah- kim etmek yerine başkasının zaafları ile uğra- şarak ömür tüketmektir. Eleştiriyi, sorgulama- yı yücelten söylemler yanlış söylemlerdir. Bir fikir ortaya koymak yerine ortaya konulmuş olanlarla uğraşmaktır. Asıl olan anlamaktır. Ve yorumlayabilmektir. Anlamadan sağlam bir eleştiri de yapılamaz. Eleştiri, eleştirene alda- tıcı bir üstünlük hissi vermektedir.

Eğitim felsefesi, hayat felsefesinden çıkar. Eğitim felsefesi, bir amaç doğrultusunda, eği- time bütüncül tutarlı ve sistematik bir yapı ka- zandırmaktır.

Eğitim sistemi insanın düşünme becerisini, vardan var etme anlamında yaratıcı yeteneğini geliştirmelidir. İnsan düşünmesi sonucunda fi- kirler doğar. Fikirler dile getirildiğinde ortaya çıkan ürüne düşünce diyoruz. Düşünce, düşün- mekle başlar ancak düşünceye/fikirlere varan süreci tam olarak tasvir edemiyoruz. Başlangı- cını ve sonucunu biliyoruz. Süreci tam olarak açıklayamıyoruz. Burası örtük bilgidir. Burada ustanın, hocanın, kılavuzun desteğine ihtiyaç vardır.

Eğitim amacı ve doğası Platon’dan beri Batı felsefesinin konusu olmuştur (Tate, 2018). Eği- tim, yeni nesillere geçmiş kültürün aktarımı- dır. Bütün bilgi alanını kültür sayıyoruz. Ancak, eğitim yoluyla aktarılan kültür, “düşünülmüş ve söylenmiş olan en iyi şeylerdir”. Bunlar “düşün- ce kırıntılarıdır”, tarihin derinliklerindeki inci- lerdir, midye ve istiridyeler değil.

İnsanoğlunun keşfettiği ancak anlamakta ve gerçekleştirmekte tam olarak başarılı ola- madığı iki mesele vardır (Tate,2018):

  1. Yönetim Sanatı
  2. Eğitim Sanatı

Bu sonucu, tarih boyunca toplumların bir türlü tatmin olmadığı sürekli değişen yönetim biçimlerinden ve eğitim sistemlerinden biliyo- ruz. Öğrenmenin ve öğretmenin vuku bulduğu yer ister nefs, ister ruh, ister beyin, ister akıl veya zihin olsun, orası türbülanslı, bulanık bir bölgedir. Öğrenmenin nasıl vuku bulduğunu berraklaştıramıyoruz. Etrafında dolaşıyoruz. Şunu söyleyebiliriz: Öğrenmenin ön dayanağı, öğrenenin kendisinde olduğu bilgisine sahip olması ve buna göre bir durumalış içinde ol- masıdır.

Şunu da itiraf etmek gerekir ki, Sokra- tes’den/Platon’dan Heidegger’e kadar, yakla- şık 2500 yıldan beri, öğrenmenin ve öğretme- nin mahiyetinin ne olduğu üzerindeki çalışma sona ermemiştir ve sona ermeyecektir.

Kaynakça

Billington, R. (2011). Felsefeyi yaşamak. (Yılmaz, A.: Çev), İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Cevizci, A. (2016). Eğitim felsefesi. İstanbul: Say Yayın- ları

Collins, H. (2013). Tacit and explicit knowledge. Chicago: The University of Chicago Press.

Çelikel, B. (2006). Gazali’nin eğitim görüşü. Doktora Tezi, Dokuzeylül Üniversitesi, Sosyal Bilimler Ens- titüsü, İzmir.

Heidegger, M. (1998). Bilim üzerine iki ders. (Hünler, H.: Çev.), İstanbul: Paradigma Yayınları.

Gazali, İ., (2015). Hak yolcusuna öğütler. Ledünni İlim Risalesi, (Köksal, A.C.: Çev.), İstanbul: Büyüyenay Yayınları

Günay, D. (2019). Üniversite felsefesi. İstanbul: Büyüyen Ay Yayınları.

Kant, İ. (2019). Eğitim üzerine. (Bekman, S.E.: Çev.), İs- tanbul:İz Yayıncılık.

Kant, Schopenhauer, Heidegger (2019). Düşüncenin çağrısı. (Çev.:Aydoğan, A.), İstanbul: Say.

Karakoç, S. (2017). Düşünceler I kavramlar, 7. Baskı.

İstanbul: Diriliş Yayınları

Morin, E. (2003). Geleceğin eğitimi için gerekli yedi bilgi. (Dilli, H.: Çev), İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.

Oruç, C. (2009). İmam-ı Gazali’nin eğitim anlayışı, Dok- tora Tezi, Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.

Platon. (2014). Devlet. (Eyüpoğlu, S., Cimcoz, M.A.: Çev), İstanbul: Türkiye İş Bankası, Kültür Yayınları.

Rousseau, J.-J. (2015). Emile ya da Çocuk Eğitimi Üze- rine, (Baştürk, M., -Kızılçim, Y.:Çev.),Ankara: Kilit Yayınları.

Tate, N. (2018). Ne için eğitim, (Erkan, M.: Çev.). İstan- bul: Çizgi Kitabevi.

Turgut, İ. (1992). İnsan yetiştirme ve eğitim. Felsefe Dünyası, 2, 15, Ankara. Zappavigna, M. (2014). Tacit knowldge and spoken dis- course. New York: Bloomsbury Academics.

Editör

Editör

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir