“Dilde, Fikirde, İşte Birlik” Temsili: Âlem-İ Sıbyân (Çocuklar Dünyası) Dergisi

 “Dilde, Fikirde, İşte Birlik” Temsili: Âlem-İ Sıbyân (Çocuklar Dünyası) Dergisi

(Doğumunun 170. Yılında İsmail Gaspıralı Anısına)

(Gaspıralı İsmail Bey’in Türk Dünyasında Yenileşme Çabalarına Bir Örnek: Âlem-i Sıbyân Dergisi 1911-1912, Kutlu Yayınevi, Hazırlayan: Akartürk Karahan, İstanbul 2020, 548 sayfa.)

Giriş

Çocuk ve çocukluk, insanlık tarihi boyunca anlamı farklılaşan ve dönüşen kavramlardır. Tarihsel süreçte çocuk, bugün algılanan anlamdaki yerini alana kadar çok sorun yaşar.  Her değişim ve gelişim süreci, çocuğu yakından etkiler (Şirin, 2007, s.11). Aydınlanma dönemi ile birlikte çocuğa ve çocukluğa bakış da olumlu yönde değişir. Bu değişim, çocukluğun sosyal olarak yapılandırılması, çocukların incelenmeye değer olmaları ile çocukların sosyal aktörler olarak bir bakış açısına sahip bulunmaları ve yetişkinler tarafından dinlenmeye değer görülmeleri yönündedir (Şirin, 2007, s.12).

Çocuklara yönelik ilk kitabın MÖ VI. yüzyılda Hindistan’da yazıldığı düşünülür. Bir hükümdarın üç oğlunun eğitilmesini konu alan kitap, ilk didaktik çocuk kitabı olarak değerlendirilir (Demiray, 1968, s.74). Aynı yüzyılda Konfüçyüs’ün de Çin klasiklerini çocuklara ezberlettiği ifade edilir. Matbaanın icadından önce mevcut el yazması kitaplara ulaşmak hem çok zor hem de belli bir sınıfa özgüdür. Bu dönemde az sayıda okuma bilen çocuklar da dinî kitaplar ya da tarih kitaplarıyla yetinirler (Sınar Çılgın, 2007, s.37).

Çocukların okuması için yazılan kitapların tam tarihi belirlenemese de sözlü kültür ürünleri ninniler, halk masalları, fıkralar, tekerlemeler, menkıbeler ve kıssalar gerek Doğu’da gerekse Batı’da çocukların yetiştirilmesinde ve eğitilmesinde rol oynayan ilk ürünler olarak kaydedilir (Ökten, 2020, s.2; Bilkan, 2005, s.9). Zamanla bu ürünler derlenir ve çocuk edebiyatının ana malzemelerini oluştururlar (Arıcı, 2016, s. 6).

Batı’da çocukluğun keşfi XVII. yüzyıldan sonra başlar. Aydınlanma dönemi düşünürlerinden Jean Jacques Rousseau (1712-1778), “çocuğun doğuştan masum olduğu” yaklaşımı ile (Şimşek, 2014, s.23); John Locke (1632-1704), “çocukta iyi bir karakter ve mantıki davranış geliştirilebileceği” düşüncesi ile (Sınar Çılgın, 2007, s.39); Victor Hugo (1802- 1885) da  “Kristof Kolomb sadece Amerika’yı keşfetti. Bense çocukluğumu keşfettim” açıklaması ile (Heywood 2003, s.35) çocuk imajına ve çocuklara yönelik ön yargılı bakışları değiştirirler.

Rönesansın ve matbaanın toplumsal hayatı etkilemeye başlamasıyla “Ali Baba ve Kırk Haramiler”, “Gemici Simbad”, “Alâaddin ve Sihirli Lambası”, “Binbir Gece Masalları”, “Ezop Masalları” çocuklar için düzenlenmiş biçimleriyle basılarak dünya edebiyatında yerini alır. Günümüze kadar da birçok yazar tarafından çocuklar için kitaplar kaleme alınır. [1]

Tarih boyunca Türk toplumu tarafından üretilen “Oğuz Kağan Destanı, Manas Destanı, Bozkurt Destanı, Satuk Buğra Han Destanı” gibi sözlü ürünlerde adı geçen çocuklar, toplumun kurtarıcısı olma gibi önemli ve kutsal bir görevle anlatılarda yer alırlar (Sınar, 2006, s.176). Ayrıca soyun devam etmesi ve kültürün geleceğe taşınabilmesi için çocukların varlığına her zaman ihtiyaç duyulur. Dede Korkut Hikâyeleri’nde de Türk aile ve toplum hayatının vazgeçilmez unsuru olarak çocuk, önemli bir yerdedir. Hatta çocuğu olmayan ailelere olumsuz bir bakış vardır. Bu hikâyelerde sevgi ve saygı gösterilen çocuk, bir ihtiyaç ve geleceğin teminatı olarak görülür (Kaplan, 2005, s.46).  “Dede Korkut Kitabı Türk çocuklarının ruh ve kafa yapısını tek başına sağlam tutacak kudrette ve karakterde bir eserdir” (Ergin, 2019, s.12). Geçiş dönemi ürünlerinden Kutadgu Bilig’de ve Divan-ü Lugat-it Türk’te de çocuğa ve çocuk eğitimine yönelik sözceler ile birçok söz varlığı ögeleri bulunur. Ayrıca Kabûsname (Keykâvus), Gülistan ve Bostan (Sadi), Mesnevî (Mevlânâ), Tâcü’l-Edeb (Amasyalı Hüseyinoğlu Avni) gibi eserlerde de çocuklara verilen öğütlerden ziyade çocukları yetiştirenlere tavsiyeler vardır (Sınar, 2006, s.177). Ancak, Nâbi’nin Hayriyye (1701) ve Sünbülzâde Vehbi’nin Lütfiyye (1791) adlı mesnevileri, çocuğa doğrudan hitap eden edebî metinler olarak kaydedilir (Demiray, 1968, s.87). Her ne kadar adı geçen bu eserlerde çocuk yer alsa da bunlar, çocuk edebiyatı dairesinde değerlendirilmez. Türk yazınında çocuk edebiyatı, Tanzimat Fermanı’ndan sonra başlayan dönemden itibaren ortaya çıkar (Sınar Çılgın, 2007, s.57).

Tanzimat Dönemi, çocuk eğitiminin özel bir alan olduğunun ve uzmanlık gerektirdiğinin farkına varılması; çocuk seviyesine uygun süreli yayınlar ve metinler üretme ihtiyacının kabul edilmesi ve La Fontaine’in keşfi ile çeviri yayınlarına başlanması bakımından çocuk edebiyatına zemin hazırlar (Şimşek, 2014, s.30). Tanzimat Dönemi’nde doğrudan çocuklara yönelik ilk çalışma, Kayserili Doktor Rüştü tarafından yazılan Nuhbetü’l-Etfal adlı eserdir (Demiray 1968: 87).  Eserde, ilk okuma-yazma öğretimine ilişkin bilgiler ve çocuklar için yazılmış hikâyelerle birlikte fabl çevirileri de yer alır (Sınar Çılgın, 2007, s.59). Bu dönemden sonra Türk yazınında hem çeviri hem telif olmak üzere çocuklara yönelik birçok eser yayımlanmıştır. [2]

Çocuk gazeteleri ve dergileri, XVIII. yüzyılın ortalarından itibaren önce İngiltere’de, daha sonra Fransa’da yayımlanır. XIX. yüzyılda yenileşme ve Batılılaşma hareketleri ile birlikte gazete, dergi gibi yeni matbuat türleri Türk dünyasında da görülmeye başlar. Çocuklar için basılan ilk yayın Mümeyyiz (1869) adlı dergidir (Demiray, 1968, s.43). Bu dergi, aslında aynı adla yayımlanmış gazetenin haftada bir olmak üzere cuma günleri çıkarılan ekidir. Mümeyyiz’i çıkaran Usûl-i Cedid hareketinin öncülerinden Kırımlı eğitimci ve gazeteci Sıtkı Efendi’dir (Bayram 2005, s.485). Bu dergiyi Hazine-i Etfâl (1873), Sadakat (1875), Etfâl (1875), Ayîne (1875), Tercüman-ı Hakîkat (1880) vd. izler.[3] Dergi ve gazete neşriyatı Balkanlarda, Batı Trakya’da, Kıbrıs’ta, Rus idaresindeki Türk dünyasında da devam eder (Kahraman, 2003, s.121-125).

Hayatını Türk dünyasının aydınlanması ve birliğine vakfeden İsmail Gaspıralı, Türkiye dışındaki Türklüğün yetiştirdiği en tanınmış aydınlardandır.  Kırım Tatar kökenli Gaspıralı, 1884 yılında Tercüman gazetesini çıkarır ve böylece Türk dünyasına ulaşmayı, her alanda bir ve birlik olmayı amaçlar. İstanbul’daki matbuat çevrelerini ve yazarlarını tanıyan Kırımlı aydın, Batı’da ve İstanbul’da edindiği tecrübeleri Bahçesaray’da uygulamaya başlar. İsmail Gaspıralı, Tercüman gazetesi yanında, eğitim, kadın, çocuk ve mizah içerikli süreli yayınlar da çıkarır. İlk kadın dergisi Âlem-i Nisvan (1906-1910), mizah dergisi Ha Ha Ha (1906), çocuk dergisi Âlem-i Sıbyân (1906-1915) bu yayınlardandır (Akpınar, 2005, s.36).

İNCELEME

Harf İnkılabı’ndan önce çıkan süreli yayınların neşri ve değerlendirilmesi Türk yazın dünyasında henüz çalışılan bir alandır. Bu alana çok önemli katkı sunan yeni bir yayın da Prof. Dr. Akartürk Karahan tarafından yapılmıştır. Kitap, Gaspıralı İsmail Bey’in Türk Dünyasında Yenileşme Çabalarına Bir Örnek: Âlem-i Sıbyân Dergisi 1911-1912 adıyla Kutlu Yayınevi tarafından Aralık 2020’de basılmıştır. Kitabın ön kapağı ve arka kapağı ikiye bölünmüş şekilde tasarlanmıştır. Ön yüz alt bölümde büyük puntolarla kitabın adı, üst bölümünde ise derginin orijinal başlığı, dergiden görseller ve araştırmacının adı bulunur. Ön yüz alt bölümde yer alan dergi adında (Âlem-i Sıbyân) kırmızı ve daha büyük punto tercih edilmiştir. Kitap sırtında, ön yüzdeki görsel ile kitabın adı basılıdır ve bu bölümde turuncu zemin kullanılmıştır. Arka yüz üst bölümde Âlem-i Sıbyân dergisinin kısa tanıtımı bulunurken alt bölümde, derginin bir sayısından çok dikkat çekici bir alıntıya yer verilmiştir.

Gaspıralı İsmail Bey’in Türk Dünyasında Yenileşme Çabalarına Bir Örnek: Âlem-i Sıbyân Dergisi 1911-1912 adlı kitap Giriş, 1. Bölüm (Âlem-i Sıbyân Dergisi), 2. Bölüm (Âlem-i Sıbyân’da Dil, Kültür, Eğitim Politikaları), 3. Bölüm (Metin) ve Dizin’den oluşur.

Akartürk Karahan, kitabının ön sözünde bu çalışmayı ortaya koyma sürecinden söz eder. Özellikle ülkelerin ve milletlerin sosyal, kültürel, siyasal, teknolojik vb. olaylarını gözlemlemek açısından dergi ve gazetelerin incelenmesi gerekliliğini belirtir. Araştırmacı, XX. yüzyılın başlarında Türk dünyasının geniş bir alanında Tercüman gazetesiyle birlikte takip edilen Âlem-i Sıbyân dergisinin daha önce metin yayını yapılmadığı için bunu bir görev addettiğini söyler (s. 17).

Kitabın “Giriş”i üç bölümden oluşur. Birinci bölümde, Hanlık Öncesi Kırım (MÖ VI. yy.-1441), Kırım Hanlığı (1441-1783), Kırım’da Rus İdaresi (1783-) ve Kırım-Tatar Millî Uyanışı ve Öncü Reformistler başlıklarıyla Kırım tarihinden söz edilir. Akartürk Karahan “Giriş”in ikinci bölümünde İsmail Gaspıralı’ya yer verir. Bu bölüm, beş başlık altında değerlendirilir. “İsmail Gaspıralı’nın Fikir Dünyası”, “Gaspıralı’nın Millî Kimlik Üzerine Düşünceleri”, “Gaspıralı’nın Yeni Usûl Eğitim Sistemi (Usûl-i Cedid)”, “Gaspıralı’nın Dil Üzerine Düşünceleri” ve “Gaspıralı’nın Din ile İlgili Düşünceleri” başlıklarıyla İsmail Gaspıralı, farklı yönleri dikkate alınarak incelenir. “Giriş”in son bölümünde “İlk Türkçe Matbuat”a yer verilir. Bu bölümde “Osmanlı ve Türk Dünyasında İlk Türkçe Gazete ve Dergiler” ile “Kırım’da İlk Çocuk Dergisi: Âlem-i Sıbyân” başlıkları değerlendirilir.

Akartürk Karahan, kitabın Âlem-i Sıbyân dergisinin incelemesine yer verdiği bölümünü de üç başlıkta ortaya koyar. Birinci bölümde derginin künye bilgileri, şekil özellikleri, yayın ilkeleri, yazar kadrosu, resimleri ve içeriği hakkında bilgiler yer alır. İkinci bölüm, Âlem-i Sıbyân’ın içerik analiziyle ulaşılmış “millî bilinç, dil ve eğitim politikaları ile değerler eğitimi” görüşlerini içerir.  Son bölümde ise araştırmacı, derginin elindeki 57 sayılık koleksiyonunu günümüz Türkiye Türkçesi ile Latin alfabesine aktararak bütün sayılardaki yazıları konularına göre sınıflandırır. Titizlikle hazırlanmış bu bölümde “dergi idaresinden”, “küçük hikâyeler”, “dinî-ahlaki konular”, “çocuklara öğütler”, “başka ülke ve milletlerde yaşam”, “meşhur adamlar ve meşhur çocuklar (ünlü kişiler)”, letâif “fıkralar”, “şiirler”, “atalar sözü ve hikmetli sözler”, “fen-tabiat-sağlık bilgisi”, “çeşitli konular (genel kültür)”, “haberler”, “sıbyân eğlenceleri (çocuk oyunları)”, “tapmacalar (bilmeceler), meseleler, sualler ve yanıt mektupları” şeklinde on dört ayrı başlık yer alır.

Karahan, çalışmasının sonunda araştırmacılar için önemli bir malzeme teşkil eden “Özel Adlar Dizini” ve “Tatar Türkçesi Sözcük Dizini”ne yer verdikten sonra “Kaynakça” bölümünde de zengin bir kaynak bilgisi sunar.

Kitabın Giriş Bölümü

Akartürk Karahan, Kırım tarihini anlattığı bölümde, Kırım yarımadasında yerleşimin milattan önceye dayandığı bilgisini verir. Önce İskitler sonra eski Yunan kolonileri daha sonra Roma İmparatorluğu Kırım’a hâkim olur. MS ise bölgeye Gotlar ve Hunlar gelir, Hunlar MS 430’da Kırım’ı tamamen ele geçirir. VI. yüzyıldan X. yüzyıla kadar bölgede Avar, Hazar, Bulgar, Köktürk ve Peçenek gibi Türk topluluklarının hâkimiyeti söz konusudur. X. yüzyılda ise Peçenekler ve ardından egemenlikleri iki yüzyıl sürecek olan Kıpçaklar Kırım’a yerleşirler. Altın Orda Dönemi’nde Kıpçak yerleşimi sağlamlaşır, ayrıca İslamlığın kabulü de bu dönemde gerçekleşir (1239-1441). XIV. yüzyılın ikinci yarısında Timur tarafından Altın Orda’ya yapılan akınlardan sonra devlet, Kırım Hanlığı, Kazan Hanlığı, Sibir Hanlığı, Astrahan Hanlığı ve Nogay Hanlığı olarak bölünür (s. 21).

Hacı Giray, Altın Orda İmparatorluğunun zayıflaması ile 1428 yılında Kırım Hanlığını kurar. Kırım Hanlığı, Fatih Sultan Mehmet döneminde 1475’te Osmanlı egemenliğine tabi olur. Kırım halkının Türk ve Müslüman olmaları, Altın Orda hanları yoluyla Cengiz soyundan gelmeleri nedeniyle Osmanlı Devleti Kırım’ı farklı bir yerde tutar. Kırım Hanlığı, Osmanlı himayesi sayesinde çok uzun bir süre Rusya’ya karşı varlığını korur, İran ve Macaristan cephelerinde de Osmanlının desteğini alır. Ancak zamanla zayıflayan Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya arasında 1774 yılında imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması ile Kırım, Rusya himayesinde sözde bağımsız olur. Çok geçmeden 1783’te Kırım ilhak edilerek burada askerî bir idare kurulur. Kırım’ı tam bir Rus-Slav ülkesi haline getirme amacı güden Rusya için Müslüman Kırım Tatarları bir engeldir. Türk-İslam izlerini silmek için yer adları Yunanca kökenli isimlerle değiştirilir, Kırım Hanlığından, Osmanlılardan ve daha eski Türk-İslâm devirlerinden kalma tarihî eserler tahribata uğratılır. Eğitim özellikle önemseyen tamamen geri kalmışlığa terk edilen bir alan olarak gözlenir. Kırım Tatarlarını içinde bulundukları olumsuz süreçten çıkarmaya etkili bir programla ilk teşebbüs eden ve millî uyanış dönemini başlatan kişi Gaspıralı İsmail Bey’dir (s.23-24).

Karahan, girişin diğer bölümünü İsmail Gaspıralı’ya ayırır. İsmail Gaspıralı’nın hayatı, fikirleri, yeni eğitim anlayışı, dil ve din üzerine düşünceleri ayrıntılı bir şekilde ele alınır.

İsmail Bey, ilköğrenimine Müslüman bir mahalle mektebinde başlar, askerî okullarda öğrenimine devam eder. Bu eğitimi sırasında dönemin Rus fikir hayatını ve aydınlarını yakından tanır. Moskova’daki panistlavist fikirler, Gaspıralı’nın zihninde Rusya’daki Türkleri uyandırma şeklinde vücut bulur. Bir süre Rusça öğretmenliği yapar, 1872’de Fransızcasını geliştireceği Paris’e gider. Döndüğünde Bahçesaray’da önce belediye başkan yardımcılığı daha sonra belediye başkanlığı yapar. Gaspıralı, eğitim ve çalışma hayatı boyunca edindiği tecrübeler sonucunda toplumdaki sorunları yakından gördüğü için milletini uyandırmak ve onların sesini duyurmak amacıyla yayıncılığa el atar. Epey mücadele ettikten sonra 1883’te Rusçasının da olması şartıyla Tatarca bir gazete yayımlama iznini alır. İlk yayımladığı gazete “Tercüman”dır.

Ceditçilik (yenilikçilik) ilk Türk aydınlanma hareketi olarak bilinir. Bu hareket, önceleri sadece talim ve terbiyeye yönelik bir kavram iken zamanla yenilikçi bütün hayat tarzını ifade eder. Yenilikçilik anlayışı, eğitim alanına bilhassa yönelir ve “Usûl-i Cedit” adını alır. Gaspıralı usûl-i cedidin en güçlü ve başarılı savunucusu olmuştur.

İsmail Gaspıralı, hayatı boyunca Rusya Müslümanlarının geri kalmışlığını durduracak millî bir uyanışın gerçekleşmesi için çalışır. Rusya’daki bütün Türkler; millî birlik ve beraberlik bilinciyle dillerine, dinlerine ve kültürlerine sahip çıkarak ve ileri bir eğitim alarak bu geri kalmışlık ve çaresizlikten kurtulabilirler. Bu nedenle Gaspıralı, bütün Türk dünyasını kapsayan bir dil ve eğitim reformu düşünür, çalışmalarını bu yönde sürdürür. Onun fikir dünyası genel olarak “ortak dil”, “millî birlik” ve “modern eğitim” üçgeninde görülür. Dil, bütün Türklerin kullandığı ve anlaştığı ortak bir yazı dilidir. Gaspıralı’ya göre benimsenecek ortak dil aracılığıyla, İstanbul’daki hamal ve kayıkçı ile Doğu Türkistan’daki bir deve sürücüsü ve koyun çobanı da anlaşabilmeli. Millî birlik, bütün Türk kavimlerinin tek bir millet olarak hareket ettiği Türklük bilincidir. Eğitim anlayışı ise çağdaş ülkelerde uygulanan bilimsel bir eğitim sistemidir. “Dilde, fikirde, işte birlik” sözü Gaspıralı’nın fikirlerini tam olarak temsil eder (s. 26-52).

Akartürk Karahan kitabın girişinde son olarak Türkçe matbuattan söz eder. Buna göre, XIX. yüzyılda yenileşme ve Batılılaşma hareketleri ile gazete, dergi gibi yeni matbuat türleri Osmanlı’da ve Türk dünyasında görülür. Böylece güncel haberler ile edebî türler, fikirler gazete ve dergi aracılığıyla büyük kitlelere duyurulur. Tanzimat döneminde gazeteciliğin gelişmesiyle çocuklara yönelik gazete ve dergiler de çıkmaya başlar. Çocuklara yönelik ilk süreli yayınlar haftalık ya da on beş günlük aralarla yayımlanır ve “gazete” olarak adlandırılır. Ancak bu yayınlar bugünkü anlamda dergidirler. Çocuklar için ilk süreli yayın 1869 yılında çıkan “Mümeyyiz” adlı dergidir. Karahan, bu bölümde Türk dünyasında yayımlanan diğer dergileri sayarak Kırım’da çıkan ilk çocuk dergisinin “Âlem-i Sıbyân” olduğunu söyler (s. 53-57).

Kitabın İnceleme Bölümü

Karahan, kitabın inceleme bölümüne Âlem-i Sıbyân’ın künye bilgileri ve şekil özellikleriyle başlar. Her sayısı 4 sayfa olan derginin son sayfasında ilanlar ve reklamlar yer alır. Derginin ayrı bir kapağı olmadığından ilk sayfanın başında adı, tarihi, sayısı, yeri ve konusu bulunur. Âlem-i Sıbyân, “Tercüman” gazetesinin haftalık verdiği ilave olup günümüzdeki bir çocuk/eğitim dergisi özelliğindedir. Akartürk Karahan, derginin basım yıllarının açık olmadığını, 1906’dan 1915’e kadar düzensiz aralıklarla yayımlandığını dile getirir. Ayrıca dergi, Tercüman gazetesinin eki olduğundan Kırım başta olmak üzere Kazan, Bakü ve diğer Rusya idaresindeki şehirlere, Balkanlardan Doğu Türkistan’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada okura ulaşır. Akartürk Karahan, künye tanıtımından sonra derginin yayın ilkeleri hakkında bilgi verir. Ancak ilk sayılar elde bulunmadığından mevcut sayılardaki bazı ibarelerden yayın ilkeleri hakkında görüş beyan eder. Âlem-i Sıbyân sadece okulların açık olduğu dönemde haftalık olarak çıkan, öğrenci ve öğretmenlere yönelik bir dergidir. Her sayısı 4 sayfa çıkan derginin iki sayfası çocuklara, diğer iki sayfası eğitim ve öğretim bilgisine ayrılmıştır. Derginin yayın ilkelerinden biri, kimliği açık olmayan yazıların yayımlanmayacağıdır. Çok önemle üzerinde durulan bir diğer husus yazıların dili hakkındadır. Dergiye gönderilen yazılar Türkçe olmalı, Arapça, Farsça ve diğer dillerden sözcükler mümkün olduğunca tercih edilmemelidir. Ayrıca dergide yayımlanacak yazıların okul çağındaki çocuklara uygunluğu ve bu yazıların telif metinler olması önemli ilkelerdendir.

Âlem-i Sıbyân’ın yazarları, İsmail Gaspıralı ve yazı işleri sorumlusu Osman Akçokraklı’dır. Ancak Karahan, derginin mevcut sayılarında sadece bir yerde Gaspıralı’nın yazısına denk geldiğini belirtirken Osman Akçokraklı ile ilgili etraflı bilgi sunar. Ayrıca bu bölümde, Âlem-i Sıbyân’da başka dergi, gazete ve kitaplardan da çocuklara yönelik şiirler ve yazılara yer verildiğini öğreniriz. Derginin içeriğine geçmeden önce yazar, dergideki resimleri ve fotoğrafları da değerlendirir. Resimli bir çocuk dergisi olan Âlem-i Sıbyân’da dönemin şartlarına uygun gölgesiz ve boyutsuz olarak çizilen bazı resimler vardır. Bu resimler, genellikle sağlık, fen, teknoloji, bitki bilimi, çocuk oyunları ve başka ülkeler hakkında verilen bilgilerde kullanılmıştır. Deniz ve hava filoları, muz, savaş aletleri, oynayan çocuklar, haşhaş çiçeği, keten bitkisi, mikroskop, buğday başağı, zambak çiçeği bu resimlerden bazılarıdır (s. 65). Dönemin şartları düşünüldüğünde çok net olmamakla birlikte birkaç fotoğrafın varlığından söz eden araştırmacı, bazı yazılarda geometrik şekillere de yer verildiğini belirtir.

Karahan, kitabın “Âlem-i Sıbyân’ın İçeriği” bölümünde her sayıda yer alan konuları sınıflandırmış, bu bölümlerle ilgili içerik analizi yapmıştır. Büyük bir emekle hazırlanmış bu bölümde “idareden” “küçük hikâyeler”, “dinî-ahlaki konular”, “çocuklara öğütler”, “başka ülke ve milletlerde yaşam”, “meşhur adamlar ve meşhur çocuklar (ünlü kişiler)”, “letâif  (fıkralar)”, “şiirler”, “atalar sözü ve hikmetli sözler”, “fen-tabiat-sağlık bilgisi”, “çeşitli konular (genel kültür)”, “haberler”, “sıbyân eğlenceleri (çocuk oyunları)”, “tapmacalar (bilmeceler), meseleler, sualler ve yanıt mektupları”, “ilanlar ve reklamlar”  şeklinde on beş ayrı başlık yer alır. Ancak metnin neşredildiği bölümde “ilan ve reklamlar” bölümü yer almaz. Araştırmacı, ön sözde bununla ilgili olarak okuru bilgilendirir.

İdareden” başlığı her sayıda yer alır ve bu bölümde dergi yönetiminin okurlara hitaben bilgilendirme, hatırlatma ve uyarı yazıları vardır. Bazen bir hitapla (“Küçük ve sevgili dostlarımız!”, “Muallim ve muallime kardeşler!” vb.) çoğu kez de hitap ifadesi olmadan başlayan bu bölümde, Türk dünyasının farklı bölgelerinden gelen yazıların diline müdahale edilmediği söylenir. Karahan, bunun Gaspıralı’nın “dilde birlik” idealine hizmet ettiğini belirtir. Şehirler, ülkeler farklı olsa da Türk dilinin tek olduğu ve lehçelerinin birbirleriyle anlaşabileceği mesajı verilir (s. 67). Bu bölümde, okuma yazmanın önemi sık sık vurgulanarak okurlar okuma yazma konusunda teşvik edilir ve eski eğitim sistemi ile yeni (cedit) eğitim sistemi karşılaştırılır. Öğrencilere; öğretmenlere ve ailelerine saygılı olmaları konusunda tavsiyeler verilir ve her fırsatta bilginin önemi vurgulanır. Öğretmenlere yardımcı bir eğitim materyali niteliği de taşıyan derginin “Muallimlere mektup” yazısında öğretmenler “Müslümanları kenar-ı selamete çıkarmak için şu deryaya atlamış bahadırlar, kahramanlar, muallimler ve muallimelerdir.” ifadesiyle taltif edilir. İsmail Gaspıralı bu yazısında öğretmenlerin vasıflarını sıralar: “Maddiyata önem vermemeli, bu işin az maaşla yapıldığını bilmelidir. Yaptıklarının karşılığında bir takdir almasa da motivasyonunu bozmamalı; ilkelerden ve eğitim düzeninden taviz vermemeli, kitaplardaki eksikleri kendisi temin etmeli; sürekli kendisini geliştirmeli, öğrenmeli; kendisi gibi başka öğretmenlerin yetişmesine katkı sağlamalı….gelişmiş ülkelerdeki başarılı eğitim ortamının olmayışına hayıflanmayıp kendi ülkesinin koşullarına göre en iyisini yapmaya çalışmalı; derslik, sıra, tahta, kitap vb. eğitim malzemelerinden daha önemlisi öğretmendir, öğretmen olmazsa diğerlerinin önemi yoktur” (s. 72).

“Mektephane, kitap, risale, kalem, kağıt vesair “tedris aletleridir”. Bunların noksanı, tedrise noksan verir. Lakin unutmayalım ki en birinci “alet-i tedrisiye” muallimin himmetidir. İşbu alet-i ruhâni, işbu alet-i nurâni elde varsa, sâirleri yavaş yavaş vücut bulacaktır. Eğer himmette noksan olursa, kitap söylemez, kalem yazmaz. (İsmail Gaspıralı 1911/41-1)” [s. 136]

Akartürk Karahan, derginin elindeki sayılarında telif ve tercüme olmak üzere 33 hikâye tespit eder. Bu hikâyeleri “Küçük Hikâyeler” başlığı altında değerlendirir. Bir kısmı haftalarca devam eden hikâyelerin sonunda “ahiri var, ilerisi var”, önceki haftanın devamı olanın başında ise “ahiri, ilerisi, geçen nüshadan ilerisi” gibi ifadeler vardır. Hikâyelerin eğlendirirken düşündüren ve okurun ders çıkarmasını sağlayan türden olduğunu belirten araştırmacı, hikâyelerde genellikle “akıllı olmak”, “okumak”, “çalışmak”, “tembellik etmemek”, “anne baba sözü dinlemek”, “hayvan sevgisi”, “adaletli olmak”, “açgözlü olmamak”, “iyilik etmek” vb. konuların işlendiğini söyler. Ayrıca bu bölümde hikâyelerin tamamı, ana fikir ve konuları açısından değerlendirilir.

Karahan, dergide dinî-ahlaki konulara da yer verildiğini ve bu yazılarda ayet ve hadislerin tanık gösterildiğini, ayet ve hadislerin Arapça ve Türkçesi verilerek açıklandığını söyler. “Medeniyet-i İslâmiyye, İbraniler, Tam Müslümanlar” başlıklarıyla yayımlanan bu yazıların alıntılandıkları metnin dilinden dolayı ağır oldukları ve derginin herhangi bir sadeleştirme çalışması yapmadığı gözlenir. Ayrıca dergide, öğrencileri bilgilendirici yazılar yanında öğüt niteliğinde yazılar da yer alır. Araştırmacının “Öğrencilere Öğütler” başlığı altında değerlendirdiği bu yazılarla okul çağındaki çocukların dil, din, kültür, bilim gibi alanlarda donanımlı olmaları ve ahlak yönünden de gelişmeleri amaçlanır. “Okuyup yazmanın eğitimin faydaları, vatan sevgisi, çalışkan ve adil olmak, yalandan kaçınmak, tecrübenin önemi, tasarrufun yararları vb.” konuların ele alındığı görülür.

 “Bir halk vatanını, toprağını sever ve onu düşmandan saklar ise onu kimse alamaz. Fakat vatanını saklamak için çok çalışmak ve çok bilmek lazımdır. (1911/06)” [s. 233]    

“Az bilmek ile çok bilmenin farkını şu misalden anlamak mümkündür: Mesela: Yer altından çıkdıkta on ruble kıymetinde olan bir demir parçası kaynatılıp at nalı yapılırsa fiyatı iki kat artar. Eğer bu demirden iğne yapılırsa fiyatı on bir kat artar. Eğer yine bu demirden cep saati yayları yapılırsa ol vakit 10 rublelik demirin kıymeti 50 bin kere artar yani yarım milyon ruble akça tutar. Fakat bunun için gayet ince olan saat yayı yapmayı bilmek lazımdır. Bunu bilmek birkaç türlü ilimleri ve fenleri bilmeye bağlıdır. Bunları bilmek okumak ile olur, okuv [okuma] ise mektepte olur. Öyle ise bilmek ve bilmek sayesinde dünyada yaşamak için her kim olsa mektebi sevmeli ve varmalı okumalıdır. (O. A. 1911/08)” [s. 235]

Dergide, başka ülkeler ve milletler hakkında haberler ile bilgilendirici yazılar da vardır. Karahan bu yazıları “Başka Ülkeler ve Milletlerde Yaşam” başlığı altında değerlendirir. Bu yazılarda bazen belgesel tarzında ayrıntılı bilgiler aktarılırken bazen de diğer ülkelerdeki yaşayış ve olaylar kısa haber şeklinde verilerek okurlar dünyayla buluşturulur. Araştırmacı, bu bölümün dergi içindeki en ilgi çekici bölüm olduğunu, teknoloji ve iletişimin henüz gelişmediği bir dönemde yazıların önemli bir bilgi kaynağı teşkil ettiğini belirtir. Bu yazılar ile okur, dünyanın birçok yerindeki toplumların yaşayışı, devletlerin düzeni, tarım, hayvancılık ve sanayinin durumu hakkında bilgi sahibi olur. Amerika, Avustralya, Çin, Sırbistan, Rusya, Mısır, Japonya gibi ülkeler ile Londra, Gulça gibi şehirler hakkında bilgiler içeren bu yazılarla çocukların ve gençlerin ufukları genişletilmeye çalışılır.

Kadınlar da Saylarsa Ne Olur? “Avustralya memleketinin senato meclisinde kadınların erkekler gibi saylavlara [seçimlere] iştiraki hakkında mesele müzakere olunup 4’e karşı 15 senatörün ekseriyeti ile kadınların saylav [seçim] hakkı kabul ve tasdik olunmuş. Avustralya hükümetinin geçen saylavlardaki tecrübesine göre kadınlar saylavlara koşuldukta [katılınca] kavga ve şamata az olmuş. (1911/09)” [s. 248]

Karahan, dergide Türk-İslam tarihinden ve Batı’dan ilim adamlarının, komutanların, mucitlerin hayat hikâyelerinin yer aldığı yazıları “Biyografiler (Meşhur Adamlar ve Meşhur Çocuklar)” başlığı altında değerlendirir. Dünyada bilimin gelişmesine ve ülkelerinin ilerlemesine katkı sağlamış ünlü kişiler, özellikle akıl, çalışkanlık, ilim ve ahlak yönünden örnek şahıslardır. Bu vesileyle dergiyi okuyan çocuklara rol model olacak, zihinlerini açacak, belli alanlara yönelmelerini sağlayacak kişiler tanıtılmış olur. Bu yazılardan bazıları İbn-i Sina, Hazret-i Osman, Şah Timur, İmam Gazali, Mevlana, Ahmet Mirza, Hosanton, Edison, Napolyon ile ilgilidir.

Akartürk Karahan, Âlem-i Sıbyân’da bir düşünceyi, bir olayı en kısa yoldan nükteli, özlü, mizahi unsurlarla anlatan kıssalara da yer verildiğini belirterek “Letâif (Fıkralar)” başlığında bunları değerlendirir. Bu fıkralar özellikle okul yaşamı, öğretmen-öğrenci-veli konuşmaları üzerinedir. Ayrıca dergide atasözü ve özdeyişlere de yer verildiğini belirten araştırmacı “Atalar Sözü ve Hikmetli Sözler (Atasözleri ve Özdeyişler)” başlığı altında bunları tanıtır ve Eski Türkçe dönemine ait bir atasözünün Türk dünyasının en doğusundan en batısına kadar hâlâ aynı sözcüklerle yaşadığı tespitinde bulunur. Konfiçyüs, Lamartin, Tolstoy, Epiktetos, Napolyon, Puşkin gibi dünyaca ünlü kişilerin özdeyişlerine de dergide yer ayrılmıştır.

Hazır Cevap Çocuk

“Çocuk: Almanın (elmanın) fiyatı kaçadır?

Dükkancı: On tanesi beş kapik, on birincisi bedava.

Çocuk: Öyle ise bana on birincisini veriniz.  (1911/43)” [s. 335]

“Ak akça kara gün içindir.”

“Deveyi yardan uçuran bir tutam ottur.”

“Yalnız manlay (alın) terini dökerek çalışan adam gönül rahatlığı ile yemeğini yiyebilir.”                               (Konfiçyüs) [s.91]

       Âlem-i Sıbyân’da, çocuğa edebî zevk aşılama yanında ölçü ve ahenk ile yazıldıkları için akılda kalıcılık özelliğiyle çocuğu eğitmek üzere kullanılan şiirlere de yer verilir. Karahan, “Şiirler” başlığı altında XX. yüzyılın başlarında Osmanlı ve Rus coğrafyasında çocuklar için yazılan şiirlerin bütün Türk dünyası çocukları düşünülerek bazı küçük değişikliklerle dergide yayımlandığı bilgisini verir. Mehmet Emin (Yurdakul), Tevfik Fikret, Ali Ulvi (Elöve), Hüseyin Cavid, şiirlerine yer verilen Türk şairlerindendir. Dergide, okurlardan özellikle öğretmen ve öğrencilerden gelen şiirler ile La Fontain ve Ivan Krılov gibi yabancı şairlerin şiirlerinin de yayımlandığı gözlenir. Araştırmacı, bu bölümde Türk şairlerle ilgili bilgi verdikten sonra dergide yayımlanan bütün şiirlerin başlıklarını da kaydeder.

                                                   Anacığım

Yatağımda yuklar iken              Bir kabahat işler iken           Bir fakiri gördüğümde

Yavaş yavaş yaklaşarak Sevgi ile paylayarak              Göz yaşları akıtarak

Bakmak için bana gelen Kimdir bana söz söyleyen      Merhameti talim eden

Anacığım, sensin ancak!           Anneciğim, sensin ancak!      Anacığım, sensin ancak!          (1911/08) [s. 347]                                                       

Hep Kardeşiz

Ne ağayız biz ne beyiz              Beşiğimiz bu topraktır             Yaratmış bizi yaradan

İlim aşığı talebeyiz                  Kalpağımız bir kalpaktır           Bir anadan bir anadan Ayrı gayrı ne bilmeyiz                        Ayrılık bizden ıraktır         Aynı toprak aynı vatan                Farkımız yok biriz eşiz                             Farkımız yok biriz eşiz

                      Hep Türkleriz hep kardeşiz Hep Türkleriz hep kardeşiz 

 (T. Fikret 1911/24) [s. 360]         

       Fen, tabiat ve sağlık bilgisi, Âlem-i Sıbyân’da önem verilen ve geniş yer bulan konular arasındadır. Çünkü İsmail Gaspıralı’nın yeni (cedîd) eğitim sistemi, din bilgisinin yanında dil, tarih, fen, tabiat alanlarının üstüne kuruludur ve ona göre çocuklar bu alanlarda sistemli bir şekilde eğitilmelidir. Bu itibarla dergide sözü edilen konularla ilgili bilgiler yer alır. Akartürk Karahan, kitabında “Fen, Tabiat ve Sağlık Bilgisi” başlığı altında bu yazıların bilim tarihi, bilimsel buluşlar, canlılar dünyası, insan bedeni ve sağlığı, sağlıklı yaşam için yapılması ve bilinmesi gereken konular üzerine olduğunu söyler. Araştırmacı, bazı yazıları da “Çeşitli Konular ve Genel Kültür” başlığı açarak değerlendirir. “Türlü Mâlûmat”, “Ondan Bundan”, “Faydalı Kıraat” gibi adlarla çocukların ilgisini çeken ve bilgilendirici kısa ve açık yazılar yer alır. Ayıca dergide öğrenci sınavları, okullar, buluşlar ve çocukların başarıları ile ilgili dünyanın dört bir yanından haberlerin yer aldığı “Haberler” bölümü de vardır.

Ondan Bundan: Yapma Yumurta          

“Amerika’da tavuk yumurtasının pahalılığı sebebinden suni (yapma) yumurta icat etmişler. Böyle yumurtaların içini dışını mümkün derece hakiki yumurtaya benzetmeye çalışıyorlar. Şöyle ki içindeki sarısını Mayıs nebatî otu, krahmal (nişasta) ve biraz da zeytinyağı karıştırıp yapıyorlar. Ak kısmını ise albüminden ve kabuk altındaki perdeyi dahi jelatin ve üstteki kabuğu dahi kipisten imâl ediyorlar imiş. (1911/44)” [s. 451]

Âlem-i Sıbyân Haberleri: Çocuk Mahkemesi

“Moskova’da yaramazlık eden çocukların davasını bakmak üzere mahsus mahkeme kurulmuştur. İşbu mahkeme balaların [çocukların] aybını ve kabahatini güzelce öğrendikten sonra hapishaneye atmayıp balaların her nasıl olsa da ahlak ve tabiatlarını düzeltmeye çalışacak ve ileride büyük adam olacak çocukların bozulmalarına yol vermeyecek ıslahlarına hizmet edecektir. (1911/50)” [s. 472]

Akartürk Karahan, dergide dikkati çeken bir bölüm olarak “Sıbyân Eğlenceleri (Çocuk Oyunları)”ne işaret eder. Eski eğitim sistemlerinde ihmal edilen oyun ve eğlence, modern eğitim sisteminin önemli bir parçasıdır. Âlem-i Sıbyân’da derginin yayımlanma ilkesine uygun olarak çocukların oynarken hem eğlenecekleri hem de öğrenecekleri oyunların anlatımı yer alır. “Gölge Oyunu”, “Polorizatör”, “Kaynamış Sudan Buz Yapmak”, “Kırmızı Gül Ak Gül Olur mu?” “Acayip Hesaplar” bu oyunlardan bazılarıdır.

Kırmızı Gül Ak Olur mu?                                                                                                             

“Evet. Ağacında ösüp açılmış olan kıpkırmızı bir gülü, pembe veyaki apak renge getirmek mümkündür. Bunun için biraz miktarda kükürt (sera) nam eczadan alıp yakmalı ve bunu kırmızı gülün yakınına getirip tütütmeli. İşbu yanmış kükürtün dumanı dokunmasıyla çok geçmeden kırmızı gülün rengi ağarmaya başlayıp nihayet ak olur. Bundan iki saat geçince gül yine evvelki kırmızı rengini alır. (1912/17)” [s. 481]

       Araştırmacı, süreli yayınların okurlarıyla irtibatta olmasının yayıncılığın gereklerinden olduğunu belirterek Âlem-i Sıbyân’ın da bu konuya bilhassa önem verdiğini söyler. Okurlardan gelen yazılara karşılık verilmesi, önerilerde bulunulması, sorulan bilmecelere doğru cevap verenlerin ilan edilmesi vb. bu konudaki hassasiyetin göstergelerindendir. Kitapta “Tapmacalar (Bilmeceler), Meseleler, Sualler (Sorular) ve Yanıt Mektupları” başlığında bu sorulan bilmeceler, onlara gelen yanıtlar, şiir ve yazı gönderen okurlara verilen tavsiyeler değerlendirilmiştir. Okurların cevap olarak gönderdikleri mektuplar, kendi bölgelerinin ağız ve lehçe özellikleri korunarak yayımlanır. Karahan, bu bölümde ağız ve lehçe özelliği gösteren sözcüklerden örnekler de verir. Arapça, Farsça ya da başka dillerin tesiri fazla ise okurlar bu konuda uyarılır. Derginin bir sayısında şiir gönderen bir okur, “Şiirinizde ve yalnız şiir değil başka türlü yazılarda da Arapçayı çok karıştırmazsanız daha ziyade makbule geçerdi. (1912/5)” şeklinde uyarılır.

Bilmeceler ve cevaplarından:

“Falan şehirde en büyük kalpak giyen kimdir?  (Cevap: Tabii kimin başı balaban [büyük] ise odur.

Hangi ayda az yuklanır [uyunur]? Fevral [şubat] ayında. Çünkü ayların en kısasıdır.

Karyeden [köyden] durmayıp şehre giden nedir? Durmayıp giden yoldur. (1911/06)” [s. 498]

       Derginin son sayfasının ilanlar ve reklamlara ayrıldığını belirten Karahan, bu bölümde harf boyutlarının önceki sayfalara göre küçük olduğunu kaydeder ve bu sebeple metin kısmına bu bölümü eklemediğini söyler. Kitabın “Âlem-i Sıbyân’ın İçeriği” bölümünde 15. başlık olarak yer alan “İlanlar/Reklamlar”bölümünde özel ders veren ya da yatılı öğrenci kabul eden öğretmen ilanları ile doktor ilanları dikkati çeker. Ayrıca, satılık arsa, bahçe, ev ilanlarına da sayfalarda yer verilir. Yayınevlerinin reklamlarının yanı sıra meyve suyu, limonata vd. içecek hazırlama makineleri ile semaver reklamlarının yer aldığı bu bölümün çocuklara yönelik olmadığı belirtilir. Bu durum, dergiyi çocukların dışında öğretmen ve velilerin de takip etmesiyle ilişkilendirilir.

Akartürk Karahan, kitabın I. bölümünün sonunda derginin bütün sayılarının içeriğini başlık olarak verdiği, yaklaşık 12 sayfalık pratik bir tablo paylaşır. Bu tablo, araştırmacılara büyük kolaylık sağlayacak niteliktedir (s. 97-108).

Kitabın II. bölümü “Âlem-i Sıbyân’da Dil, Kültür, Eğitim Politikaları”na ayrılır. Bu başlık altında “Âlem-i Sıbyân’da Millî Bilinç”, “Âlem-i Sıbyân’da Dil Politikası”, “Âlem-i Sıbyân’ın Eğitim Politikası”, “Âlem-i Sıbyân’da Değerler Eğitimi” konuları derginin içeriğinden hareketle araştırmacı tarafından değerlendirilir.

Âlem-i Sıbyân’da, çeşitli metinler aracılığıyla aile, halk, millet, vatan tanımları yapılır, millî bilincin oluşmasında genç nesiller bu kavramlara sıkıca bağlanmaları hususunda telkin edilir. Gaspıralı’ya göre millet olma bilinci için ortak amaçlar, hedefler etrafında toplanmış insanların olması gerekir. Ortak amaç ve hedeflere ulaştıran en önemli unsurlar ise ortak vatan, ortak dil ve ortak inanıştır. Dergide yeni nesillere millî bilinç şu sözlerle anlatılır:

“Vatan ve lisan birliğine bir de din birliği koşulsa insanlar daha ziyade yakınlaşıp birleşip birbirine daha ziyade dost ve muhib olurlar. Şöyle ki yek diğerine en yakın en muhabbetli insanlar vatanları, lisanları ve dinleri bir olanlardır. (1911/20)” [s. 110]

Akartürk Karahan, Âlem-i Sıbyân’da kullanılan Türkçenin Osmanlı yazı geleneği esasında yer yer Tatar ve diğer Türk lehçelerindeki söz varlığını içeren bir yapıda olduğunu söyler. Derginin dil politikası bütün Türklerin ortak bir Türkçe ile anlaşması ve ortak bir yazı diline sahip olması üzerinedir. Karahan, derginin dili ile ilgili olarak Osmanlı yazı dili temelinde ve diğer Türk lehçelerinin söz varlığından eklemeler yapılarak oluşturulduğunu, bu amaçla metin içerisinde kullanılan sözcüklerin Tatarca ve diğer lehçelerdeki eş değerinin parantez içerisinde verildiğini belirtir.  Bazen de metinde geçen Tatarca sözcüğün, parantez içinde İstanbul Türkçesindeki eş değeri ile yer aldığını kaydeder (s. 112).

“Kendisine bir av arıyordu. Derken orada bir horoz (küçet) gördü. (1911/17)”

“Sünger (Rusça-gubka, Kazan şivesinde –bulut) nedir? (1912/08)” [s.112]

       Dergi idaresi, ağız ve lehçe özelliklerine müdahale edilmediğini, gelen yazıların herkes tarafından anlaşıldığını bir sayıda müjde olarak verir:

“Kırım, Kafkaz, içeri Rusya ve Türkistan çocukları yazıyorlar… Bakın kardeşler Cenâbıhakk’a şükür ve şükredin çocuklarımızın dili, yazısı birdir. Başka başka değildir. Bu çocuklar atalarından daha ziyade yek diğeri ile anlaşabilecektir çünkü lisanları şiveleri birleşmiş bulunuyor. 

Lisanımız, şivemiz birdir…müjde!

Lisanımız, yazımız birdir…yaşasın çocuklar! (1911/04)” [s.114]

Akartürk Karahan, bir dilin kolları arasında söz varlığı farklılıklarının büyük oranda isimlerde görüldüğünü ifade ederek Âlem-i Sıbyân’da eş değerleri verilen isim söz varlığını konularına göre sınıflandırır (s.116-118). Araştırmacıya göre derginin eğitim politikası İsmail Gaspıralı’nın usûl-i cedit görüşleri üzerinedir. “XX. yy. başlarında Rusya’daki Türk ve Müslümanların eğitim seviyeleri çok düşüktür… Müslümanların geri kalmışlığını giderebilecek tek çare, eğitim sisteminin baştan sona değiştirilmesi, modern ve bilimsel yöntemlerle düzenlenmesidir. Eğitim alanındaki eksikliklerin farkında olan Gaspıralı, hayatının büyük bir bölümünü yeni bir eğitim sisteminin oluşturulmasına ve Müslüman Türkleri geri kalmışlıktan kurtarmaya adamıştır. Bu yönde okullar açmış, bu okulların yönetim ve idaresini, müfredatlarını, içeriklerini belirlemiş, ders kitapları hazırlamıştır. Kurduğu matbaa sayesinde istediği yayınları yapma imkânı bulmuştur. Gaspıralı çıkardığı dergi ve gazetelerle de düşüncelerini geniş kesimlere ulaştırmıştır. Gaspıralı’nın süreli yayınları içerisinde özellikle Âlem-i Sıbyân, okul çağı çocuklarının okula yardımcı kaynağı olmuş, yeni eğitim sistemine yönelik Türkçe metin desteği vermiştir” (s. 119).

Âlem-i Sıbyân’da gerek hikâye ve şiirlerde gerekse çeşitli konulardaki yazılarda mesaj hep “çalışma”, “okuma” ve “bilgi”nin önemi üzerinedir. Dergideki yazıların birçoğunda ülkenin ve milletin ilerlemesi için bu değerlere sıkıca bağlanılması öğütlenir. “Çalışmak”, “üretmek”, “dürüstlük”, “temizlik”, “yalan söylememek”, “yardımseverlik”, “çevreyi korumak”, “hayvanları korumak”, “anadil bilinci”, “birlik”, “beraberlik” değerleri ön plana çıkarılır.

Akartürk Karahan, kitabın III. bölümünde Âlem-i Sıbyân’ın 57 sayılık koleksiyonunu günümüz Türkiye Türkçesi ile Latin alfabesine aktararak bütün sayılardaki yazıları konularına göre sınıflandırır. Titizlikle ve büyük bir emekle hazırlanan bu bölüm kitabın asıl bölümünü teşkil eder. Dergideki bütün metinlerin yer aldığı bu bölüm, araştırmacılar açısından çok önemli bir malzeme teşkil eder. Karahan’ın neşrettiği bu metinler, dil uzmanları, sosyologlar, halkbilimciler, iletişimciler, çocuk edebiyatı uzmanları gibi araştırmacılar tarafından değerlendirilebilecek niteliktedir (s. 126-523).

Karahan, kitabın sonunda “Özel Adlar Dizini” ve “Tatar Türkçesi Sözcük Dizini”ne yer verdikten sonra araştırmacılara “Kaynakça” bölümünde de zengin bir kaynak bilgisi sunar.

SONUÇ

Türk yazın dünyasında henüz çalışılan alanlardan biri de Harf İnkılabı’ndan önce çıkan süreli yayınların neşri ve değerlendirilmesidir. Kırım-Tatar Türklerinden İsmail Gaspıralı’nın çocuklara yönelik “Âlem-i Sıbyân” dergisinin daha önce metin yayını yapılmadığını tespit eden Prof. Dr. Akartürk Karahan, “Gaspıralı İsmail Bey’in Türk Dünyasında Yenileşme Çabalarına Bir Örnek: Âlem-i Sıbyân Dergisi 1911-1912”adlı çalışmasıyla derginin sadece neşrini yapmamış, içerik analizi yöntemiyle dergide yer alan bütün yazıları ayrıntılı bir biçimde değerlendirmiştir.

İsmail Gaspıralı’nın yeni eğitim sistemi düşüncesine hizmet eden bu yayının neşri, alanda çalışacak birçok disiplinden uzman için önemli bir malzeme sunar. Karahan, kitabın giriş bölümünde Kırım’ın tarihine, İsmail Gaspıralı’nın hayatı ile düşünce dünyasına ve ilk Türkçe matbaaya temas ederek Âlem-i Sıbyân’ın (Çocuklar Dünyası) çıkış zeminini okurun dikkatine sunar. Kitabın diğer üç bölümünde sırasıyla derginin içeriği, dil ve eğitim politikaları ile metin neşri yer alır. Araştırmacı, kitabında “sonuç” bölümüne yer vermez. Bu durum, metin neşri bölümünden önce içerik analiziyle konuları sınıflandırmasına ve bölümleri ayrı ayrı değerlendirmesine bağlanabilir. Ayrıca özel adlar ve Tatar Türkçesi sözcüklerinin dizini diğer araştırmacılara ışık tutacak niteliktedir. Bu tanıtım yazısının sınırlılığı dolayısıyla derginin içinden çok az tanığa yer verilmiştir. Meraklı okurlar ve araştırmacılar için Akartürk Karahan çok önemli bir hizmette daha bulunarak kitabın pdf biçimine erişimi sağlamıştır.

KAYNAKÇA

Arıcı, A. F.  (2016). Çocuk edebiyatı ve kültürü. Ankara: Pegem Akademi.

Bilkan, A. F. (2005). Çocuk edebiyatı-kavram ve mahiyet. Hece Çocuk Edebiyatı Özel Sayısı, Yıl:9, S.104-105, s. 7-17.

Çıkla, S. (2005). Tanzimattan günümüze çocuk edebiyatı ve bazı öneriler. Hece Çocuk Edebiyatı Özel Sayısı, Yıl:9, S.104-105, s. 89-107.

Demiray, K. (1968). Türkçe çocuk edebiyatı. İstanbul: Milli Eğitim Basımevi.

Ergin, M. (2019). Dede Korkut kitabı. İstanbul: Boğaziçi Yay.

Gaspıralı, İ. (2005). Seçilmiş eserleri II: Fikrî Eserleri. (Hazırlayan: Yavuz Akpınar), İstanbul: Ötüken Yay.

Heywood, C. (2003). Baba bana top at! Batı’da çocukluğun tarihi. İstanbul: Kitap Yayınevi.

Kahraman, A. (2003). Matbuat (Türk Edebiyatı). TDV İslam Ansiklopedisi, Cilt: 28, s. 121-125.

Kaplan, M. (2005). Türk edebiyatı üzerine araştırmalar 3 tip tahlilleri. İstanbul: Dergâh Yayınları.

Karahan, A. (2020). Gaspıralı İsmail Bey’in Türk dünyasında yenileşme çabalarına bir örnek: Âlem-i sıbyân dergisi 1911-1912. İstanbul: Kutlu Yayınevi.

Kür, İ. (1991). Türkiye’de süreli çocuk yayınları. Ankara: AKM Yayını.

Oğuzkan, A. F. (2001). Yerli ve yabancı yazarlardan örneklerle çocuk edebiyatı. Ankara: Anı Yay.

Okay, C. (1999). Eski harfli çocuk dergileri. İstanbul: Kitabevi Yay.

Ökten, C. (2020). Dünyada ve Türkiye’de çocuk edebiyatı tarihi. Çocuk Edebiyatı. Ed. E. N. Tiryaki, B. Uysal. s. 2-25. Ankara: Nobel Yay.

Sınar, A. (2006). Türkiye’de çocuk edebiyatı çalışmaları. Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, 4(7),175-225.

Sınar Çılgın, A. (2007). Çocuk edebiyatı. İstanbul: Morpa Yayınları.

Şimşek, T. (2014). Çocuk edebiyatı tarihine ön söz. Türk Dili Dergisi Çocuk ve İlk Gençlik Edebiyatı Özel Sayısı, S.756, s. 15-58.

Şirin, M. R. (2007). Çocuk edebiyatına eleştirel bir bakış “Çocuk Edebiyatı Nedir Ne Değildir?”. Ankara: Kök Yayıncılık.

https://www.academia.edu/ 45176489


[1] Ayrıntılı bilgi için bk. Demiray 1968, Oğuzkan 2001, Sınar 2007, Şimşek 2014, Ökten 2020.

[2] Ayrıntılı bilgi için bk. Demiray 1968, Oğuzkan 2001, Çıkla 2005, Sınar 2007,  Şimşek 2014, Ökten 2020.

[3] Ayrıntılı bilgi için bk. Demiray 1968, Kür 1991, Okay 1999, Kahraman 2003.

Mediha MANGIR1  

1 Dr. Öğr. Üyesi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Samsun/ TÜRKİYE

 Email: mediha.mangir@omu.edu.tr                            : 0000-0001-9455-7042

Editör

Editör

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir