Covid-19 Salgınının Gölgesinde Eğitim

 Covid-19 Salgınının Gölgesinde Eğitim

Ali YALÇIN
Genel Başkan

Covid-19 salgını tüm ülkeleri her alanda sarsmış, dünyayı yeni bir düzene geçmeye zorlamıştır, hâlâ da zorlamaktadır. Sağlıktan turizme, ekonomiden kamu güvenliğine, eğitim-öğretim faaliyetlerine kadar pek çok alanı radikal bir biçimde değiştiren bu salgın, fertleri, sektörleri, devletleri topyekûn etkilemiştir.

UNESCO verilerine göre 11 Mart 2020 tarihine kadar toplam 45 ülkede okullar kısmen veya tamamen kapatılmışken, Dünya Sağlık Örgütü’nün salgın kararı aldığı 11 Mart tarihi sonrası, 12 Mart-10 Nisan tarihleri arasında tüm dünyada ulusal ölçekte okul kapatmalarının zirve yaptığı bir dönem yaşanmıştır. Toplam 195 ülkede yüzde 91,3’e tekabül eden 1,6 milyardan fazla öğrencinin eğitim hayatlarını fiziken okullarda sürdüremediği bu yeni dönemde eğitimin tüm zorluklara rağmen sürdürülmesi gerekliliği uzaktan eğitim kavramını eğitim hayatının merkezine koymuş ve dünyanın neredeyse tamamında uzaktan eğitim yoğun bir biçimde uygulanmaya çalışılmıştır. Uluslararası kuruluşlar, salgının ilk döneminde büyük ölçekli uzaktan eğitim programlarının uygulanmasını desteklemiş, eğitim bakanlıklarına okulların ve öğretmenlerin öğrencilere uzaktan ulaşmak için kullanabilecekleri açık eğitim uygulamaları ve platformları sağlamalarını ve bu platformları diğer ülkelerle paylaşmalarını önermiştir.

Bu süreçte uzaktan eğitimler, ülkelerin teknolojik kapasitelerine, öğretmenlerin teknolojiyi kullanma becerilerine, öğrencilerin dijital teknolojilere ve internet bağlantısına sahip olma durumlarına göre senkron ve asenkron yöntemlerle; radyo, televizyon, sosyal medya araçları, dijital platformlar ve uygulamalarla sürdürülmüştür.

Klasik eğitim-öğretim metotlarının salgın karşısında yetersiz kaldığı bu dönemde uzaktan eğitime geçilerek salgının etkilerinin en aza indirgenmesi amaçlanmışsa da bu eğitim modelinin geleneksel eğitim-öğretim yöntemleriyle olan zıtlıkları da sürecin ortaya koyduğu gerçeklerden biridir. Her ne kadar uzaktan eğitim, öğrencilerin öğrenme kayıplarına karşı bir alternatif yol olarak ortaya konulsa da, bu yöntemden kaynaklı kimi olumsuzluklar da dikkat çekmektedir. Bu olumsuzlukların başında, eğitimin olmazsa olmaz şartlarından biri olan okulların uzun süreli kapanmasından ötürü öğrencilerin kimi zaman motivasyon eksikliğinden, kimi zaman da uzaktan derslere erişim sağlayacak araç-gereçten yoksun olmalarından kaynaklanan öğrenme kayıpları gelmektedir. Bundan başka, bu eğitim sürecinde sosyo-ekonomik olarak daha avantajlı olan aileler çocuklarına fiziksel ve teknolojik imkânlar sunarken ve öğrenme konusunda destek olup onları motive ederken; sosyo-ekonomik olarak dezavantajlı aileler çocuklarına fiziki ve teknolojik olarak yeterli destek sağlayamamakta, çocukların derslerine yardım etme ve onları motive etme konusunda yetersiz kalmaktadır. Bu durum ise eğitim sistemlerinde var olan eşitsizlikleri daha da derinleştirmektedir. Buna paralel olarak da uzun süreli okul kapanmasında dersleri takip edemeyen, bu konuda aile desteği alamayan çocukların okul ile kurdukları bağ azalmakta ve bu durum okul terki riskini artırmaktadır.

Uzaktan eğitimin neden olduğu bir başka sıkıntı ise, sosyal izolasyon nedeniyle çocukların arkadaşlarından ve sosyal etkileşimden mahrum kalarak, hastalık ve salgın kaygısıyla duygusal ve zihinsel sağlık sorunları yaşamalarıdır.

Okulların kapanmasının neden olduğu birçok olumsuz durumdan dolayı UNESCO, UNICEF, Dünya Bankası gibi kuruluşlar, hastalık yayılımının yavaşladığı, güvenli ortamın oluştuğu yerlerde okulların açılmasını ve yüz yüze eğitim sürecinin başlamasını oldukça güçlü bir şekilde tavsiye etmişlerdir. Bu doğrultuda Türkiye’de de Eylül ayında okulların aşamalı ve seyreltilmiş olarak açılması kararlaştırılmışsa da, salgının ikinci dalgasının etkisiyle yeniden uzaktan eğitime geçilmiştir.

Covid-19’un diğer hizmet alanları ve sektörlerle birlikte eğitimi de etkilediği dönemde, uluslararası kuruluşlar hükûmetlerden eğitimcilerin ve eğitim sendikalarının da fikirlerinin dinlendiği istişarelerde bulunmalarını beklemekteydi. Kimi ülkelerde kriz anında eğitim planlamalarında sendikacıların sürecin dışına itildiği bir gerçektir. Türkiye’de ise hükûmet sivil toplum kuruluşları ile birlikte süreci ortak bir çalışmayla yürütme konusunda hassasiyet gösterdi. Bu kapsamda, 18 Mart 2020 tarihinde Cumhurbaşkanı başkanlığında Çankaya Köşkü’nde tüm sosyal tarafların katılımıyla gerçekleşen “Koronavirüsle Mücadele Eşgüdüm Toplantısı”na eğitim-öğretim ve bilim hizmet kolunun yetkili sendikası, kamu görevlilerinin yetkili konfederasyonu olarak katılarak, alınması gereken önlemleri ve beklentileri dile getirdik. Bu bağlamda, virüsün yayılmasını sınırlamak ve toplumsal paniği azaltmak için eğitimciler olarak sorumluluklarımızın farkında olduğumuzu vurgulayarak, önleyici tedbirler hakkında topluma doğru eğitim, bilgi ve rehberlik sağlama noktasında da nelere ihtiyaç duyulduğu konusunda fikirlerimizi paylaştık. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı, Maliye Bakanı, Millî Eğitim Bakanı başta olmak üzere, yetkili makamlarla sosyal diyaloğu sürdürdük. Bu zorlu süreçte eğitim çalışanlarının mağdur olmaması için yoğun çaba harcadık, eğitimcilerin herhangi bir hak kaybına uğramaması, özlük haklarında bir kayıp yaşanmaması için elimizden geleni yaptık.

Küresel ölçekte etkisini gösteren bir salgına karşı çalışma hayatının aktörleri, çalışanların temsilcileri olarak, uluslararası dayanışmanın ne kadar önemli olduğunun da bilincindeyiz. Salgına ahenkli ve etkili bir şekilde karşı koymak için uluslararası ve bölgesel örgütlerin koordineli bir şekilde iş birliği yapmalarında fayda görmekteyiz. Bölgenin en güçlü eğitim sendikası olarak, farklı ülkelerdeki meslektaşlarımız ile kriz süresince farklı ülke tecrübelerini öğrenmek ve kendi tecrübelerimizi paylaşmak için iş birliği içinde olduğumuz sendika ve konfederasyonlarla video konferanslar gerçekleştirdik. Eğitim Enternasyonali ile online bir araya gelip tecrübe paylaşımında bulunduk.

Eğitim-Bir-Sen olarak, hazırladığımız raporlarda, eğitimciler ve velilerle yaptığımız anketlerde açıkça belirttiğimiz gibi, salgından en çok etkilenen alanların başında eğitim gelmektedir. Başından beri okulların gerekli tedbirler alınarak açık tutulmasını istedik. Bu doğrultuda okulların açılması için karar verme parametrelerini içeren bir ulusal rehber hazırlanması gerektiğine olan inancımızı vurguladık. Okulların hangi şartlarda açılacağı, hangi şartlarda eğitime ara verileceği, okullarda uyulması gereken protokoller ve kurallar, hijyen, maske ve fiziki mesafe ilkelerinin ne şekilde okullarda uygulanacağı gibi konuların bu rehberde yer alması gerektiğini önerdik.

Bu süreç, öğrencileri, velileri, en çok da eğitim çalışanlarını olumsuz etkilemiş, eğitim ve öğretimi daha da zorlaştırmıştır. Özellikle uzun süreli kısıtlamalar, izolasyon, kaygı ve korkular, yakınların kaybı gibi hususlar öğretmen ve öğrencilerin zihinsel ve duygusal sağlıklarında olumsuz etkilere

neden olmuştur. Sendika olarak, öğretmen ve öğrencilerin zihinsel ve duygusal durumlarına ilişkin değerlendirmeler yapılması ve destekleyici çalışmalarla bu olumsuz durumunun giderilmesi gerektiğini belirttik.

Bu zor dönemde evlerini sınıfa dönüştüren, her biri topluma bir meşale olan eğitimcilerimiz online olarak derslerini uzaktan yapmaya devam etmiştir. Gerekli önlemlerin alınması, okullara bütçe gönderilmesi; hijyeni sağlayacak, salgına karşı koruyucu malzeme desteği sunacak adımların atılması çağrımızın akabinde okulların açılmasını, kontrollü bir şekilde yüz yüze eğitimlerin yapılmasını istedik ve kamuoyu oluşturduk. Salgının ilk etkisinin azaldığı dönemde ülkemizde bazı sınıflarda yüz yüze eğitim yapılmaya başladı. Öğretmenler, öğrenciler ve veliler tarafından sevinçle karşılanan bu süreç uzun sürmedi; genel toplumsal duyarlılığın azalması nedeniyle Bilim Kurulu’nun hareketliliği sınırlamak için önerdiği tavsiyeler doğrultusunda yetkili makamların kararı gereği yeniden uzaktan eğitime geçildi. Bu yeni durumun neticesi olarak okulların kapalı olması, en çok eğitimcilerin işini zorlaştırmış, aynı zamanda streslerini de artırmıştır.

Uzaktan eğitime erişimdeki fırsat eşitsizliğinden öğrencilerde oluşan öğrenme kayıplarına kadar pek çok olumsuz etki, süreç boyunca eğitimcileri endişelendirmekte ve ülkemizin geleceği ile ilgili kaygıları artırmaktadır. Öğrenciler açısından, ilk okuma yazma aşamasında olanlar ve kademelerarası geçişin eşiğinde bulunanlar en fazla etkilenecek kitle iken, eğitimciler açısından en önemli sorunun öğrencilerde oluşan öğrenme kayıpları olduğu aşikârdır.

Bütün bu olumsuzlukların ortasında, salgın şu gerçekliği net bir şekilde ortaya koymuştur: Okullar, aile-öğretmen-öğrenci üçgeninde sosyal iletişimin anahtarlarıdır. Teknoloji her ne kadar kimi yönleriyle öğretmenlerin çalışmalarına katkı sağlasa da, asla onların yerini alamaz. Bu çerçevede hastalığın yayılmasını engellemek açısından okul kapatmanın bazı avantajları olmasına rağmen, olumsuz etkilerinin fazlalığı dikkate alındığında, okulların yeniden açılmasını sendika olarak zaruri görmekteyiz. Bu şartlarda, pek çok ülkede olduğu gibi, gerekli tedbirler alınarak yüz yüze eğitime geçmek elzemdir.

Editör

Editör

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir