COVID-19 Salgin Hastaliği Sürecinde Uzaktan Eğitimin Olumlu ve Olumsuz Etkileri

 COVID-19 Salgin Hastaliği Sürecinde Uzaktan Eğitimin Olumlu ve Olumsuz Etkileri

Giriş

Tarih boyunca insanlar salgın hastalıklarla mücadele etmiştir. İnsanların yaşam şeklinden kaynaklanan sağlıksız ortamlar, kaynaklara ulaşma sorunu, doğal dengenin bozulması, kıtlık ve doğal afetler gibi birçok nedenlere bağlı olarak salgın hastalıklar ortaya çıkmıştır. Bunlar yayılma alanlarına ve etki düzeylerine göre değişiklikler göstermiştir. 

Salgın hastalığın, kısa zamanda çevredeki insan, hayvan ve bitkilerin büyük bir kısmına bulaşan bir hastalık olmasına bağlı olarak ortaya çıktığı yerden başka bir yerde görülmesine pandemi, belli bir bölgede veya birkaç ülkede normalinden fazla görülüp etkili olmasına epidemi, kıtalararası yayılma özelliği taşımasına ise pandemi denilmiştir (Kılıç, 2004). Tarihsel süreçte dünyanın hemen her yerinde belirli aralıklarla ortaya çıkan “Veba”, “Çiçek”, “Frengi”, “Kolera”, “Tüberküloz (Verem)”, “Sıtma”, “Tifo”, “Cüzzam”, “Kızamık”, “İnfluenza (Grip)”, “Sarıhumma”, “İspanyol Gribi”, “Domuz Gribi”, “Sars”, “Ebola” ve son olarak 2019 yılında Çin’de ortaya çıkan ve ülkemizde de etkili olan  Corona Virüs (Covid-19) gibi salgın hastalıklar insanlığı derinden etkilemiş, sosyo-ekonomik, psikolojik vb. birçok olumsuz sonuçları beraberinde getirmiştir.

Bilindiği üzere Çin merkezli olarak ortaya çıkan Covid-19 salgın hastalığı başka yerlerde de görülmüş böylece bir andemiye, ardından başka ülkelerde normalden fazla görülerek bir epidemiye ve son olarak dünyayı etkileyen boyutta bir pandemiye dönüşmüştür. Dünya Sağlık Örgütü’nün ilk başlarda dikkate almadığı virüsün zaman içerisinde yayılma hızının artması ile tüm ülkelerde yaşanan ölüm vakalarının binler, on binler ve yüz binler şeklinde günden güne artması üzerine önceleri ulusal, sonra bölgesel bir mücadele yapılırken artık uluslararası topyekün bir mücadele halini almıştır. Tıp dünyasında virüsün henüz tam olarak neden kaynaklandığı bilinmemekle beraber çeşitli ilaçlar ve aşılar geliştirmek ve denemek suretiyle 2020 yılı boyunca etkisi devam eden ve sonraki yıllarda da devam edeceği düşünülen virüse karşı çalışmalar yapılmıştır.

Salgın hastalık döneminde şu ana kadar geliştirilen en etkili yöntem sosyal mesafeyi korumak, maske takmak ve izolasyon şeklinde formüle edilmiştir. İnsandan insana temas veya nefes yoluyla geçtiği düşünüldüğünden devletler vatandaşlarının yararına olarak sokağa çıkma yasağı uygulamış, insanların toplu olarak bir araya gelmelerini engellemeye çalışmışlardır. İnsanların evlerinden mümkün olduğunca çıkmamaları istenmiş, bunun için de esnek çalışma denilen evden çalışma düzenine geçilmiştir. Bu çalışma şekli birçok devlet kurumunda uygulanmıştır.

Birden bire ortaya çıkan bu salgın hastalığa karşı tüm dünya hazırlıksız yakalanmıştır. Salgın hastalıktan en fazla etkilenenler başta sağlık çalışanları olmak üzere eğitim-öğretim faaliyetlerinde bulunan öğretmenler, öğrenciler ve dolayısı ile de veliler olmuştur. Bu çerçevede eğitim-öğretim faaliyetlerinin nasıl yapılacağı hükümetlerin ana gündem maddelerinden biri haline gelmiştir. Virüsün yayılmasına karşı mücadelede evden mümkün olduğunca çıkmamanın, başkaları ile temas etmemenin en etkili yöntem olduğundan hareketle uzaktan eğitim yöntemi benimsenmiştir. Bazı ülkelerde uzaktan eğitimin yüz yüze eğitimin yerini tutmayacağı, çocukların sosyalleşmesinin ve gelişimlerinin sekteye uğrayacağından hareketle yüz yüze eğitime devam edilmişse de artan vaka ve ölüm sayıları uzaktan eğitime geçilmesine sebep olmuştur.

Salgının en son etkilendiği ülkelerden biri olan Türkiye’de de yukarıdaki süreçler yaşanmıştır. Sağlık Bakanlığı’nın açıklamasına göre; Türkiye’de ilk Covid-19 vakası 11 Mart 2020 tarihinde görülmüştür. Ardından da bu vaka sayıları artarken, ölümler olmaya ve sonrasında da hem vaka hem de ölüm sayılarında artışlar olmuştur. İlk başta Türkiye, salgını kontrol altına almaya çalışmışsa da tüm dünyada artan vaka ve ölüm sayıları sonucunda Türkiye’ de hükümet, birçok alanda halkın yararına yönelik kısıtlamalar yapmak zorunda kalmıştır. Bu kısıtlamalar 12 Mart 2020 tarihinden itibaren ilk ve orta dereceli okullar ile üniversitelerde eğitime ara verilmesinden sonra lokanta, eğlence merkezleri ve kuaförler gibi insanların toplu olarak bir arada oldukları, birbirleri ile yakın temasta bulundukları işletmelerin kapatılmasıyla devam etmiştir. Yasal düzenlemeler ve polisiye tedbirler ile maske takmak zorunlu kılınırken, insanların birbirleri ile ilişkilerinde sosyal mesafeyi korumalarına yönelik devletin en yetkili makamları tarafından açıklamalar yapılmış, halka telkinlerde bulunulmuştur.

  Devlet tarafından alınan tüm bu önlemler, eğitim-öğretim faaliyetlerinin de yeniden düzenlenmesini beraberinde getirmiştir. Dünya üzerinde örnekleri olduğu üzere uzaktan eğitim yöntemi ile dersler verilmeye başlanmıştır. Arada vaka ve ölüm sayılarının azalmasına bağlı olarak pedagojik kaygılarla hareket edilerek okulöncesinde ve bazı öğretim kademelerde tekrar yüz yüze eğitime geçilmişse de vaka ve ölüm sayılarının yeniden artması üzerine tamamen uzaktan eğitime geçilmiştir.

Tarihsel olarak 18. yüzyılda mektupla öğretim şeklinde başlayan uzaktan eğitim (Kırık, 2014) günümüzde teknolojinin gelişmesine bağlı olarak, odak noktası haline gelmiştir. Eğitim-öğretim faaliyetlerinin en azından teorik derslerin sanal sınıflar ile bir ekran önünde yapılabileceği böylece yer, zaman ve maliyet olarak kazanımlar sağlanacağı yönünde görüşler ileri sürülmüştür. Türkiye’de de bu konu eğitim uzmanları tarafından gündeme getirilmiş ve tartışılmıştır. 1927 yılında mektupla öğretim şeklinde düşünülen uzaktan eğitim 1956 yılında “Ankara Üniversitesi Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü” nde başlamıştır (Kaya, 2002).  Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Fatih Projesi kapsamında 2002 yılında Eğitim Bilişim Ağı (EBA) faaliyete geçirilmiştir. Örgün öğretime destek amaçlı olarak sınıf seviyelerine uygun, güvenilir ve doğru e-içerikler sunulan bu dijital platformda öğretmen ve öğrencilere ihtiyaç duydukları eğitim materyallerine ulaşma imkânı sağlanmıştır. Başta animasyonlar olmak üzere görsel ve yazılı materyaller ile öğrenme süreci desteklenmiştir.

Uzaktan Eğitimin Olumlu Etkileri

Salgın döneminde ilk başlarda nasıl olacağı tartışma konusu olan eğitim-öğretim faaliyetleri EBA üzerinden gerçekleştirilmiştir. Öğretmenler ev ortamında dersleri anlatmış, öğrenciler de ev ortamında bazen tek başlarına bazen de ebeveynleri ile birlikte derslere katılmışlardır. Milli Eğitim Bakanlığı, ilk başlardaki aksaklıklara rağmen kısa zamanda eksiklikleri giderebilmiştir. Öte yandan olası aksaklıklar yaşandığında bazı öğretmenler “Zoom” ve “Google Meet” vb. uygulamalar kullanmışlardır. Böylece öğretme-öğrenme süreci sanal sınıflarda, dijital ortamda devam etmiştir.

Öğretmenlerin geleneksel öğretmen modelinden dijital çağın öğretmenine dönüştüğü bu dönemde eğitim-öğretim faaliyetlerinin fiziki mekân olmadan da yapılabileceği düşüncesi önem kazanmıştır. Öğretmenlerin özverili çalışmaları ile sanal ortamda derslerin nasıl daha etkili olabileceği, öğrencilerde kalıcılığı sağlayabileceğine yönelik farklı yöntemler uygulanmaya çalışılmıştır. Bununla birlikte öğrencilerin ebeveynlerin gözetiminde interneti kullanmaları kontrollü teknoloji kullanımını getirmiştir. Böylece hem ebeveynler hem de öğrenciler, bilgisayar ve internet ortamlarının sadece bir eğlence, bir oyun aracı olmanın ötesinde bir eğitim-öğretim işlevinin olduğunu da görmüşlerdir.

Okullarda genel olarak öğretmen-öğrenci etkileşimi yaşanırken, salgın hastalık döneminde çocukların eğitim-öğretim faaliyetlerine uzaktan katılmaları, aile katılımını daha önemli bir hale getirmiştir. Artık sadece öğretmen-öğrenci eksenli bir eğitim-öğretim süreci değil aile bireylerinin de katıldığı bir eğitim-öğretim süreci haline dönüşmüştür. Ev ile okul arasındaki koordinasyonu sağlayarak çocukların gelişimlerinde ve eğitim-öğretim süreçlerinde birlikte hareket etmenin ve böylelikle de bu süreci desteklemenin amaçlandığı aile katılımı çalışmalarının önemi daha da artmıştır.

Aileler, çocukları ile daha fazla ilgilenmeye başlamış, öğretmenlerin de yer aldığı öğrenci velileri ile oluşturulan “whatsapp” gibi gruplar aracılığı ile dersler ve öğrenciler ile ilgili daha fazla bilgi alışverişinde bulunmaya başlamışlardır. Çünkü salgın hastalık sürecinde ailelerin çocuklarının eğitimi ve öğretiminde daha bilinçli ve etkin olabilmelerinde, sosyal ve akademik gelişimlerini desteklemelerinde, öğretmenlerin mesleki doyum ve verimlilik anlamında, gelişimlerinde ve mevcut programın daha etkili uygulanmasında aile katılımına her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulmuştur. Bu durum öğrenci velilerinin, öğretmenlerin yaşadığı zorlukları ve karşılaştıkları sorunları anlamalarını, dolayısı ile empati kurabilmelerini de sağlamıştır. Böylece aile, öğretmeni daha yakından tanıma imkânı bulurken öğretmen de aynı şekilde öğrencilerini ve öğrencilerinin ailelerini tanıma imkânı bulmuştur. Ailelerin de çocukları ile iletişimi artmış, aileler çocuklarının öğrenme sürecinin her anında yer alabilmiş, derse katılım sürecindeki etkinliğini daha yakından takip edebilmiş, dolayısıyla da çocuklarındaki akademik başarının gelişimine öğretmenleri ile birlikte tanıklık edebilmişlerdir.

Bilimsel çalışmalar incelendiğinde yüz yüze eğitim-öğretim yapıldığı günlerde okullarda karşılaşılan en önemli sorunlardan birinin de “akran zorbalığı”  olduğu görülmektedir. Bu konuda akademik düzeyde yoğun çalışmalar yapılmış ve okul yönetimi ile öğretmenler tarafından gerekli önlemler alınmış, olası bir durumda da gerekli pedagojik müdahaleler yapılmıştır. Ancak bu salgın hastalık döneminde okulların yüz yüze yerine uzaktan eğitim ile eğitim-öğretim faaliyetlerini yerine getirmeye çalışılması akran zorbalığını da ortadan kaldırmıştır. Çünkü akran zorbalığının öğrencilerin sosyalleşmesini engellediği gibi akademik başarılarını da olumsuz yönde etkilediği yapılan akademik çalışmalarda görülmüştür (Gökler, 2009; Sweeting ve West, 2001; Uludağlı ve Uçanok, 2005). Böylece öğrenciler ev ortamında akran zorbalığına maruz kalmadan sadece öğretmen ve ders eksenli bir eğitim-öğretim faaliyetinde bulunmuşlardır. Öğrencilerin birbirlerine karşı zorbalık uygulama eğilimi yerine akademik başarılarını yükseltmeye yönelmelerine sebep olmuştur.

Salgın hastalık döneminde öğrencilerin evden sanal sınıflarda eğitime devam etmeleri, beslenme alışkanlıklarında da bir değişikliği beraberinde getirmiştir. Bilinçli ebeveynlerin gözetimindeki çocukların beslenmeleri öğün bazlı olarak kontrol altına alınabilmiştir. Daha çok “abur cubur” olarak tabir edilen ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın defaatle uyardığı, kantinlerde satışını engellediği ürünlerin tüketimi azalmıştır. Normal yemek saati dışında öğrencilerin çeşitli yiyecekleri tüketmemeleri, beslenmenin ebeveynlerin gözetiminde gerçekleşmesi ile başta Sağlık Bakanlığı’nın ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın önemle üzerinde durduğu sağlıklı ve dengeli beslenme süreci gerçekleşmiştir.

Bu dönemde öğretmenler okula gitmemeleri ya da haftada bir gün gitmeleri sonucunda dersleri de evden yapmalarına bağlı olarak kişisel ve akademik gelişimlerine daha fazla zaman ayırabilmişlerdir. Öğretmenler başta alanlarına yönelik olmak üzere genel kültür düzeylerini artırıcı bir şekilde kitap okuma etkinliklerinde bulunmuşlardır (Kaya, Kaya ve Bindak, 2020). Böylece öğretmenlerin öğrencilerine katkı düzeyi daha da artmıştır. İnternet ortamını yoğun olarak kullanmaları, öğrencilerine sanal ortamda ders verirlerken daha çok görsel materyallere önem vermelerine, sonuç olarak ders içeriklerinde kalıcılığı sağlamalarına neden olmuştur.

Uzaktan Eğitimin Olumsuz Etkileri

Covid-19 salgın hastalığına bağlı olarak okulların kapatılmasının bir zorunluluk olması sonucunda eğitim-öğretim faaliyetleri uzaktan eğitim ile verilmeye başlamıştır. Bu çerçevede sanal sınıflarda öğretmen-öğrenci etkileşimi yaşanmıştır. Ancak ortamın sanal olmasına bağlı olarak öğretmen ile öğrenci arasında bir ekran-cam engeli ortaya çıkmıştır. Okullarda sınıf ortamında öğretmen ile öğrenci arasındaki göz teması, öğretmenin öğrenciye gösterdiği ilgi ve arada kurulan samimi bağ bu dönemde sanal ortamda kurulamamıştır.

Sınıf ortamında öğretmenin tahta başında ayakta durması, sıraların arasında gezmesi, tahtayı kullanması, öğrencileri tahtaya davet ederek derse katılımlarını sağlaması, dersi birlikte işlemesi bu dönemde gerçekleşememiştir. Aynı şekilde öğrencilerin de sınıf ortamında arkadaşlarının önünde onlara veya öğretmene hitap ederek hitabet yeteneğinin gelişmesini, bir birey olarak kendini ifade edebilmesini engellemiştir. Özellikle ilkokul 1. sınıf düzeyindeki öğrencilerin, başta okuma-yazma becerilerinin gelişmesi olmak üzere birçok becerileri olumsuz etkilenmiştir. Bu durum Covid-19 salgın hastalığı sona erdikten sonraki dönemde önemli sorunların ortaya çıkacağına yönelik eğitim camiasında kaygıların artmasına neden olmuştur.

Öğrenciler ile birebir sınıf ortamında olamayan öğretmenler, öğrencileri ile ilgili sorunları tespit edip çözüm üretmekte zorlanmışlardır. Sadece öğrenci velilerinin ev ortamında çocuklarına yönelik tespitlerinin öğretmene aktarıldığı kadarı ile öğretmen bilgi sahibi olabilmiş ve çözüm üretebilmiştir. Ancak bilindiği üzere öğrenci velisi aynı zamanda ebeveyn olduğu için öğretmenin öğrenciyi değerlendirdiği gibi değerlendirememekte bu durum öğretmenin de öğrenciyi velisinin vermiş olduğu bilgilerden hareketle değerlendirmesine neden olabilmektedir. Böylece öğrencilerin akademik başarısından beceri kazanımına kadar ki süreçler de tam anlamı ile istenen şekilde tamamlanamamıştır.

Covid-19 salgın hastalığı öncesinde dünya genelinde çocukların bilgisayar başında ve internet ortamında zaman geçirmelerinin sakıncaları üzerine alanının uzmanı pedagoglar tarafından uyarılar yapılmıştır. Çocukların bilişsel, duyuşsal ve motor becerilerinin gelişimini engellediği, başta görme bozukluğu ve hareketsizliğe bağlı obezite olmak üzere küçük yaşta birçok sağlık sorunlarına sebep olduğu, bir hayal dünyasının içinde kendilerine bir dünya kurdukları ve gerçek yaşamdan uzaklaştıkları buna bağlı olarak sosyalleşemedikleri vurgulanmıştır. Günümüzde ise derslerin uzaktan eğitim ile verilmesine bağlı olarak öğrencilerin bilgisayar başında ve internet ortamında sanal sınıflarda ders yapmaları bir zorunluluk haline gelmiştir. Bu durum kendi içinde bir paradoks oluşturmuştur. Çünkü yakın zamana kadar çocuklarının bilgisayar, tablet ve cep telefonu gibi cihazları kullanmalarını engellemeye çalışan ebeveynler, bu sefer ders amaçlı da olsa bu cihazları kullanmaları için çocuklarını yönlendirmeye ve desteklemeye başlamışlardır.

Öğrencilerin okula gidememelerine bağlı olarak sosyalleşmelerinin de önüne geçilmiştir. Çünkü 18 yaş altı çocukların sokağa çıkmaları Covid-19 salgın hastalık tedbirleri kapsamında kısıtlanmıştır. Böylece okul ve sınıf ortamındaki arkadaşlarından ayrı kalmış, birlikte zaman geçirememiştir. Çocuğun gelişiminde önemli bir işlevi olan oyun oynama alışkanlıkları da değişmiştir. Yukarıda da olumsuzluklarından söz edilen bilgisayar kullanımı ve internet ortamına yönelme artmıştır. Bazı ebeveynler bunu süre ile düzenlemeye çalışmışlarsa da sonuç olarak önüne geçilmesi zor bir süreç olmuştur. Oysaki okulda çocuklar teneffüslerde serbest zamanda bahçede arkadaşları ile Beden Eğitimi derslerinde öğretmenlerinin kontrolünde veya sınıfta oyunlar oynayabilmişlerdir. Bu oyunlar çocuğun bilişsel, duyuşsal ve motor becerilerini geliştiren oyunlar olmuştur. Ancak mevcut Covid-19 salgın hastalık sürecinde istenilen düzeyde gelişme sağlanamamıştır.

Çocukların evde uzaktan eğitimde ders yapmaları özellikle çalışan ebeveynler açısından büyük bir sorun oluşturmuştur. Farklı sınıf düzeylerinde çocuğu olan ebeveynler için derslerin takibi, saatlerin uyuşmaması, ödevlerin yaptırılması ve bunun yanında çocukların kişisel ihtiyaçlarının karşılanması gibi zorluklar bir araya gelmiştir. Bu durum ebeveynler tarafından bütün eğitim-öğretim sürecinin kendilerinin üzerine yüklenmiş gibi algılanmasına sebep olmuştur (Erol ve Erol, 2020). Çünkü ebeveynler bir yandan çocuklarının geleceğine yönelik kaygı ve korkularından hareketle bu süreci en az kayıpla bitirmeye çalışırken bir yandan da kendi iş hayatları ile ilgili kaygı ve korkular içerisine girmişlerdir.

Uzaktan eğitim her ne kadar ilk bakışta yer, zaman ve maliyet açısından yararlı gibi görünse de Covid-19 salgın hastalığı sürecinde özellikle internet alt yapısının yetersizliği, bazı öğrencilerin bilgisayar, tablet vb. cihazlardan yoksun olmaları gibi sorunlar da görülmüştür. Ders esnasında bağlantının kopması, önceleri Milli Eğitim Bakanlığı’nın sadece EBA üzerinden ders verilmesini istemesi, ancak ilk defa bu kadar çok öğrencinin sisteme girmesine bağlı olarak sistemin çökmesi, bazı bölgelerde coğrafi şartlara ve sosyo-ekonomik yapıya bağlı olarak öğrencilerin hepsinin aynı anda eşit koşullarda eğitim-öğretim faaliyetlerine katılamamasına neden olmuştur. Bu durum 1973 tarih ve 1739 sayılı Milli Temel Kanunu’nun 8. Maddesinde yer alan “Eğitimde kadın, erkek herkese fırsat ve imkân eşitliği sağlanır.” ifadesine aykırı bir durum arz etmekle birlikte Milli Eğitim Bakanlığı, ihtiyacı olan öğrencilere tablet temin etmek ve internet altyapısının güçlendirilmesine yönelik çalışmalar yapmak suretiyle çok ani gelişen bu süreci kontrol altında tutarak “fırsat ve imkân eşitliği” kapsamında yürütmeye çalışmıştır.

Öğretmenlerin bu süreçte karşılaştığı en önemli sorunlardan biri öğrencilerini sadece ekrandaki kadarı ile görmeleri ve değerlendirmek zorunda kalmaları olmuştur. Sınıf ortamında her öğrencinin bireysel gelişiminin farklı olduğundan hareketle gözlem yapabilen ve olası aksaklıklar karşısında öğrenci velisi ve rehber öğretmen ile müdahale edebilirken, artık öğretmenlerin buradaki rolü ebeveynlerin üzerine kalmıştır. Her ne kadar bazı ebeveynler “whatsapp” gibi gruplar üzerinden birbirleri ile ve çocuklarının öğretmenleri ile görüşerek bir bilgi alışverişinde bulunmakta ise de öğretmenler sadece kendilerine anlatılan kadarı üzerinden bir çözüm üretebilmişlerdir. Bu durum öğretmenlerin hangi ölçme-değerlendirme araçlarını kullanarak öğrencilerin akademik başarılarını ölçeceği sorununu gündeme getirmiştir. Çünkü uzaktan eğitimde öğretmen, öğrencilerinin davranışlarını görme imkânına sahip olamadığından sadece öğrencinin ders esnasındaki katılımının esas alarak akademik başarısına yönelik değerlendirmelerde bulunabilmiştir. 

Sonuç ve Öneriler

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de 2020 yılını etkisi altına alan Covid-19 salgın hastalığı, eğitim-öğretim faaliyetlerinin uzaktan eğitim ile yerine getirilmesine neden olmuştur. Geleneksel eğitim-öğretim anlayışı yerine sanal ortamlar öne çıkmaya başlamıştır. Böylece eğitim-öğretim faaliyetlerinin sadece fiziki bir ortamdan ibaret olmadığı, her yerde ve her koşulda eğitim-öğretim sürecinin devam edebileceği ortaya çıkmıştır.

Devletler, eğitim politikalarını gözden geçirmeye ve Covid-19 salgın hastalığı sonrasında da uzaktan eğitimin devamı üzerine çalışmalara yönelmişlerdir. İnternet kullanımının yaygın olduğu günümüz dünyasında artık olası bir yeni salgın ve/veya doğal afet gibi olumsuz bir durumda eğitim-öğretim faaliyetlerinin kesintiye uğramaması için teknolojik alt yapıyı geliştirmenin gerekliliği görülmüştür. Bu çerçevede devletlerin artık bu çalışmalara kaynak ayırması gerekecektir.

Uzaktan eğitimin faydaları olmak ile birlikte özellikle ilkokul düzeyindeki öğrenciler için okuma-yazma ve sosyalleşme süreçleri sekteye uğrayabilmektedir. Bu konuda alanın uzmanları teorik derslerin uzaktan eğitim ortamında verilmesini uygulama derslerinin ise birebir etkileşim ile verilmesini önermektedirler. Ancak bu tip bir uygulama tüm eğitim sisteminin baştan sona kadar yeniden yapılandırılmasını gerektirecektir.

Kaynakça

Aktay, S., Keskin, T. (2016). Eğitim bilişim ağı (Eba) incelemesi. Eğitim Kuram ve Uygulama Araştırmaları Dergisi, 2 (3), 27-44.

Aslan, F.G., Altındiş, M. (2016). Yeni beliren virüslarda yönetim; Ebola ve Mers-CoV deneyimi”. Ortadoğu Tıp Dergisi, 8(2), 94-102. 

Erol, M., Erol, A. (2020). Koronavirüs pandemisi sürecinde ebeveynleri gözünden ilkokul öğrencileri. Milli Eğitim, 49(1), 529-551.

İncioğlu, M., Elbir, N. (2001). Aile katılım projesi. Beelimsel, 1(1), 10-14.

Kaya, A. İ., Kaya, A., Bindak, R. (2020). Covid-19 salgın sürecinde öğretmenlerin kitap okuma tutum ve davranışlarının incelenmesi Milli Eğitim, 49(1), 737-755.

Kaya, Z. (2002). Uzaktan eğitim. Pegem A Yayınları.

Kılıç, O. (2004). Eskiçağdan yakınçağa genel hatlarıyla Dünyada ve Osmanlı devleti’nde salgın hastalıklar. Fırat Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Merkezi Yayınları.

Kırık, A. M. (2014). Uzaktan eğitimin tarihsel gelişimi ve Türkiye’deki durumu. Marmara İletişim Dergisi, 21,73-94.

Kocabaş, E. Ö. (2006). Eğitim sürecinde aile katılımı: Dünyada ve Türkiye’deki çalışmalar. Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Dergisi, 3(26), 143-153.

Kuzu, Ç. İ.(2020). Covid-19 pandemisi sürecinde uygulanan ilkokul uzaktan eğitim programı (eba tv) ile ilgili veli görüşleri. Milli Eğitim, 49(1), 505-527.

Sweeting, H., West, P. (2001) Being different: Correlates of the experience of teasing and bullying at age 11, Research Papers in Education, 16 (3), 225-46.

Uludağlı, N. P., Uçanok, Z. (2005). Akran zorbalığı gruplarından yalnızlık ve akademik başarı ile sosyometrik statüye göre zorba kurban davranış türleri. Türk Psikoloji Dergisi, 56, 77-92.

Editör

Editör

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir