Çocuk Edebiyatı Ürünlerinin Çocuğun Gelişimine Katkıları

 Çocuk Edebiyatı Ürünlerinin Çocuğun Gelişimine Katkıları

Giriş

Türk edebiyatında yaşadığı devrin “şair-i azam”ı olarak kabul edilen Abdülhak Hamid’in “Kim demiş ki çocuk küçük bir şeydir / Bir çocuk belki de en büyük şeydir.” sözü ile dile getirdiği gerçeği, çocuk olgusunu, her yönüyle anlamak için bilimsel kaynakların ve edebiyatın kılavuzluğuna başvurmak gerekmektedir.

Çocuk kavramı çeşitli kaynaklarda “bedensel ve zihinsel gelişimi bakımından insanoğlunun 0-16 yaş grubu için kullanılan temel bir kavram” (Yalçın ve Aytaş, 2002, s.1); “gün gün, adım adım olgunlaşan, büyüyen, bu amaçla eğitilen insan, yurttaş” (Ciravoğlu, 2000, s.11) ve “gelişen bir insan yavrusu, olgunlaşmamış, reşit sayılmayan küçük yurttaş” (Yörükoğlu, 1992, s.13) biçiminde tanımlanmıştır. Çocuk edebiyatı ise çocuklara özgü bir edebiyatın varlığını işaret eder.

Çocuk Edebiyatı

Çocuk edebiyatı; çeşitli tartışmalarla gelişmiş, günümüze dek gelmiştir. Okuyucusu yalnızca çocuk olan yapıtların yazılması düşüncesi yeni olmakla birlikte hedef kitlesi çocuk olan bir duyarlık gelişerek devam etmektedir. Çocuk edebiyatı; gelişme ve yetişme dönemindeki çocukların temel dil becerilerine (anlama ve anlatma), hayal, duygu ve düşünce evrenine seslenen, yaşamını zenginleştiren, onlarda “güzellik” duygusu uyandıran sözlü ve yazılı ürünlerin genel adıdır. Çocuk merkezli düşünceyle yola çıkan çocuk edebiyatının temel kaygısı çocuğa göreliktir. Yazınsal bir metnin biçim ve içerik yönüyle çocuğun algılama ve anlam sınırını çiğnememesi, çocuk tarafından rahatlıkla anlaşılması olarak ifade edilebilecek çocuğa görelik kavramını Yurttaş (1995, s.3), “çocuğun düşlem gücüne seslenen, onun rahatça ve tat alarak okuyup anlayabileceği dili ve anlatımı içinde barındıran, ilgi duyabileceği konuları işleyen, onu duygu ve düşünce yönünden besleyen, kurgusu ve olay örgüsü karmaşık olmayıp onun kavrayabileceği bir düzeyde olan, dikkat dağıtıcı ayrıntılardan arıtılmış olan…”biçiminde açıklamaktadır. Mustafa Ruhi Şirin (1994, s.19) ise çocuğa görelik kavramından “çocuklar için yapılacak edebiyatın çocuğun büyüme ve gelişme çağlarına, psikolojisine, sözcük, kavram ve bilgisine, algılama düzeyine uygun bir duyarlığın”anlaşılması gerektiğini söylemektedir.

Çocuğa görelik ilkesinin daha iyi anlaşılması için üzerinde durulması gereken bir başka kavram da çocuk gerçekliğidir. Dilidüzgün (2003, s.66), çocuk gerçekliğini “çocukların gerçekmiş gibi alımladıkları, fakat hiç de nesnel olmayan alımlama farklarının yakalanması” biçiminde tanımlar. Burada, alımlama kavramı dikkat çekmektedir. Göktürk (1980, s.187), alımlamayı “bir sanat yapıtının, bir tarihsel kültürel bağlamda, alıcının beklentisiyle de ilişkili olarak kavranışı” biçiminde tanımlamaktadır.

Düzenli bir çocuk okuyucu; okuma yolculuğuna genellikle masal, şiir, öykü, roman, anı, yaşam öyküsü, gezi yazısı gibi ürünlerle başlar. Doğal olarak bu ürünler, çocuk edebiyatının kapsamına girer. Çünkü çocukların gereksinimleri doğrultusunda üretilmiş kitaplardır. Çocuk edebiyatının kalitesinin artması da hazırlanan ürünlerin güzel ve etkileyici olmasına bağlıdır. Bu çerçevede çocuk edebiyatı kavramına yönelik geliştirilen tanımlamaların üzerinde durulması yararlı olacaktır. Sever (2003, s.9) çocuk edebiyatını; “erken çocukluk döneminden başlayıp ergenlik dönemini de kapsayıp bir yaşam evresinde, çocukların dil gelişimi ve anlama düzeylerine uygun olarak duygu ve düşünce dünyalarını sanatsal niteliği olan dilsel ve görsel iletilerle zenginleştiren, beğeni düzeylerini yükselten ürünlerin genel adı”;Baş(2006, ss.28-29) ise bu kavramı; “çocukluk devresi içinde yer alan bireyler için oluşturulmuş, edebiyat ve estetik zevkini taşıyan, çocuğun gelişimini dikkate alan, bu noktada çocuğu yücelten ve ona rehberlik yapan, geçmişle gelecek arasındaki kültür bağları üzerinde çocuğu taşıyan, kültürün taşıyıcılığı ve aktarıcılığı görevini benimseyen, amaçlı, işbirlikçi ve çağdaş bir alan” şeklinde tanımlamıştır.

Çocuk edebiyatının hedef kitlesi çocuktur. Bu konuda üç bilim insanı şu ortak paydada birleşir: “Çocuk edebiyatının hedef kitlesi, diğer hiçbir grup edebiyatında olmadığı gibi özelliklidir, özeldir; o çocuktur. Çocuk ise, algıları, bilişsel, toplumsal, dilsel özellikleri, içinde doğduğu toplumun özelliklerine göre gelişmekte olan bir varlıktır. Bu nedenle diğer grup edebiyatlarıyla çocuk edebiyatı aynı katmanda değerlendirilmemelidir” (Gander/Gardiner, 2001; Sever, 2003; Dilidüzgün, 2006). Mustafa Ruhi Şirin (1994, s.28) de “Çocuk edebiyatı, ülkemizde bilimsel anlamda yeni araştırılmaya başlanmış bir alandır. Çocuk edebiyatının en önemli özelliğini, edebiyat konusunun çocukların olası dünyasından alınması, çocuk gerçeği, çocuk bakış açısı denilen çocuğun anlamasını engellemeyecek anlatım biçimi belirlemektedir. Başka deyişle çocuk edebiyatı ve çocuk kitabı öncelikle çocuklar içindir.” sözleri ile bu görüşü desteklemektedir.

Çocuğun Gelişimi

Çocuğun gelişimi konusunda değişik adlandırmalar ve sınıflandırmalar yapılmakla birlikte, bu konu daha çok dört başlık altında değerlendirilir: Genellikle bedenle ilgili gelişim özelliklerini anlatan devinişsel gelişim; zihinsel etkinlikleri ve yetenekleri kapsayan bilişsel gelişim; yaşama ve yaşamaya yaptığı uyum becerisini ifade eden duyuşsal gelişim ve çoğunlukla bilişsel gelişime bağlı olarak gelişen, temel dil becerilerini içine alan dil gelişimi. Çocukta dil ve kavram gelişimi; kuşkusuz onun içsel zihin süreci, sosyal yönü ve duygusal özellikleri ile de ilişkilidir. Ne var ki, uzmanlar tarafından çocuğun dil gelişimi çok boyutlu olarak incelenmektedir.

Devinişsel Gelişim

Devinişsel gelişim, çocuğun kol ve bacakları ile tüm organlarını kullanmada güç ve hız kazanması, beden organları arasında eşgüdüm sağlaması ve onları denetim altına almada becerikli duruma gelmesidir. Bu gelişme, bedensel gelişmeye paralel olarak oluşur ve kişinin çevresine uyum yapmasını sağlar. Çocuk hareket yeteneği kazandıkça deneyimlere girişir; nesneleri eller, ağzına götürür, yere vurur ve onların niteliklerini öğrenir; çevresini araştırır ve yoklar; böylece zihinsel gelişmesi için gerekli ham maddeleri oluşturur. Psiko-motor etkinlikler çocuğa toplumsal ilişkilerde ve işbirliğinde, öğrenmede bir araç işlevi görür”(Bilgin, 2003, s.55).

Bilişsel Gelişim

Dünyamızı öğrenmeyi ve anlamayı içeren etkinlikler anlamında kullanılan biliş teriminin, düşünme ile eş anlamlı olduğu söylenebilir. Kendilerine özgü bir dünya görüşleri olan çocukların yetişkinler gibi düşünmeleri beklenmez. Durumu bu yönden ele almak çocuğun dünyasını anlamamız açısından önemlidir (Morgan, 1982, s.60). “Biliş terimi, içsel zihin sürecini tanımlamaktadır. Zihin içindeki birçok şeyi kapsayan geniş bir terimdir. Biliş başlığı altına dikkat, algı, bellek, dil gelişimi, okuma yazma, problem çözme, akıl, yaratıcılık; dünyayı tanıma, anlama ve öğrenmeyi içeren tüm zihinsel etkinlikler (cognition) girmektedir” (Bayhan ve Artan, 2004, s.37; Aydın, 2005, s.53). Doğumla birlikte dünyayı tanımaya başlayan çocukların algılama ve düşünme özellikleri bu sürece girmektedir. Bilişsel terimi ise göre, “bilgiyi, belleği, akıl yürütmeyi, sorun çözmeyi, kavramları ve düşünmeyi, yani zihni içine alır” (Gander ve Gardiner, 2001, s.166).

Çok çeşitli bilim adamları ve psikologlar, değişik kuramlar ortaya koyarak çocuğun bilişsel gelişimini açıklamaya çalışmışlardır. Bunların içinde bilişsel gelişim kuramı ile tanınan Piaget, dikkat çekmektedir. Piaget’ye göre bilişsel gelişim, “beyin ve sinir sisteminin olgunlaşmasıyla bireyin çevresine adapte olmasına yardımcı olan deneyimlerin birleşimidir. Bunu da insanların kalıtsal benzerliğe sahip olmasına ve birçok çevresel deneyimi paylaşmasına bağlamaktadır” (Bayhan ve Artan, 2004, s.37). “Bilişsel gelişim birbirini izleyen dört dönem içinde ortaya çıkmaktadır. Doğumdan iki yaşa kadar olan Duyusal Motor Dönem’de bebekler, duyuları ve motor faaliyetleri yoluyla ilişki kurar, çevrelerini keşfetmeye başlarlar. 2-7 yaş arasına denk gelen İşlem Öncesi Dönem’de çocuklar benmerkezcidir, mantıklı düşünme işlemi gelişmemiştir, korunum özelliğini bilmezler. 7-12 yaş arasında yer alan Somut İşlemler Dönemi’nde, çocuk bilişsel güçlükleri yenmeye başlar, korunum sorunu çözülür, işlemleri tersine çevirip sınıflandırma ve sıralama yapabilirler. 7-12 yaş arasını kapsayan Somut İşlemler Dönemi, çocuğun okula başladığı zamana denk gelir. Bu dönemin en belirgin bilişsel özelliği çoklu sınıflamadır” (Erden ve Akman, 2001, ss.82-83; Aydın, 2005, s.65). Son dönem olan Soyut İşlemler Dönemi’nde ise çocuklar, soyut düşünebildikleri için soyut kavramları kullanırlar, fikir yürütebilirler.

Çocuğun Bilişsel Gelişimine Öykünün Katkısı

Öykü, çocuğun duyarlık ve gerçeklikle oluşturulmuş, düşlerle yoğrulmuş evreninde, zihin yeteneklerini canlı ve üretken kılar, okumaya ilgisini artırır. Çocuk, öyküde yaşananların üzerine dikkatle eğilerek bilinç kazanır. Söz gelimi arkadaşlık duygusunun girişkenlik ve isteklilikle gelişeceğini öğrenir. Öykünün yapı özellikleri belirli kavramlarla (olay, kişi, yer, zaman vb.) somutlaştırıldığı, görselleştirildiği için çocuk, bunu kolay biçimde kavrar; böylece bilgilerin uzun süreli bellekte kalma olasılığı artar. Bilişsel gelişim ile dil gelişimi koşutluk gösterdiği için çocuk, ilkin ağlayarak belirttiği isteklerini zamanla dil yoluyla aktarmayı öğrenir. Öykü, bu dönemde çocuğa; olayları algılayabilme, olaylar arasında ilişki kurma, çözümleme yapma, yeni öğrenme ve kazanımlar edinme gibi beceriler kazandırır. Çocuğa görelik ve çocuk gerçekliği ilkeleri ışığında yazılmış bir öykü; çocuğun kendini ve çevreyi tanımasına, sorun çözme becerisinin gelişmesine, yaratıcı özelliklerini keşfetmesine yardımcı olur.

Duyuşsal Gelişim

Duymak sözcüğüTürkçe Sözlük’te (TDK, 2005, ss.581-582) “bilgi almak, öğrenmek, haber almak”; duyuş ise “duyma işi veya biçimi, mecaz anlamı seziş” biçiminde açıklanmaktadır. Duyuşsal gelişim; kişinin yaşamaya, yaptığı işe yönelik olan sevgi, korku, nefret, ilgi, tutum ve güdülenmişlik gibi özelliklerini kapsamaktadır. Bireyin yaşamı ve yaşamayı sevmesi, yaşamın güzelliklerini ve öğrendiklerini başkalarıyla paylaşması, ortak bir düşünsel evrenin parçası olması, yaptığı işle ilgili olumlu tutum sergileyip kendini bütün olarak işine ve belirlediği hedeflere vermesi, bu konularda güçlü bir istek duyması, duyuşsal gelişiminin ileri düzeyde olduğunu göstermektedir (Demirel, 1987, s.50).

Çocuğun Duyuşsal Gelişimine Öykünün Katkısı

Masal ve öykü gibi türler, çocuğun yaşama açılan kapılarıdır. Çocuk, bu metinler aracılığıyla kendisini ve dünyayı tanımaya başlar. Çocuk duyarlığına seslenen bir öykü; okuyucusuna yaşamın değişik renklerini tanıtır. Çocuk, öykünün gizemli bahçelerinde gezerken iç rahatlığı ve sevinçle doluysa, onun yaşamında sağlıklı bir denge olduğu söylenebilir. Acıma ve üzüntü, yaşamın gerçeklerini benimsemeye, ötekiyle duygu ortaklığı kurmaya yardımcı olur. Çocuk, yaşamı tanıdıkça farklı duyuları da öğrenir. Çocukta duyu eğitimi; öykünün renkli, devingen ve şiirsel dili ile gelişir. Bu bakımdan öykü, çocuğun duyuşsal gelişimini sağlamada önemli bir araçtır.

Dil Gelişimi

Çocukta dilin oluşumu ve gelişimi, çok geniş bir araştırma konusudur. Dilin öğrenilmesi ile ilgili kuramlar, dil-beyin ilişkisi, dil-düşünce ilişkisi, dil-kültür ilişkisi gibi örnekleri ile çoğaltılabilir. Çeşitli dilbilimciler ve psikologlar, dil edinimine ilişkin kuramlar ortaya koymuşlardır. Bunlar arasında en bilinenleri; davranışçı kuram, sosyal öğrenme kuramı ve psiko-linguistik kuramdır. “Davranışçı kuram, dilin öğrenilmesini, pekiştirme sonucu belirli davranışların ortaya çıkması şeklinde açıklamaktadır. Bu görüşe göre, bebekler sesleri tekrar ederken gündelik dildeki kelimelere benzer sesler çıkardıklarında çevresi tarafından pekiştirilirler. Böylece bebek çevresi tarafından pekiştirilen bu sesleri daha sık kullanır ve dil gelişir. Sosyal öğrenme kuramına göre dil, ana-babanın model olması, çocuğun taklit etmesi, ana-babanın pekiştirmesi ve düzeltici geribildirim vermesi suretiyle kazanılmaktadır. Sosyal öğrenmeciler sosyal etkileşimde gözleme dayalı öğrenmenin önemli olduğunu belirtir” (Selçuk, 2004, s.104).  Görüldüğü gibi davranışçı kuram ve sosyal öğrenme kuramı, dilin kazanılmasını pekiştirme ve taklit kavramlarıyla açıklamaktadır.

“Dil gelişimi ile ilgili en çok rağbet gören bakış açısı, dil gelişimini biyolojik temellere bağlayan görüştür. Bu görüşün öncüleri, Chomsky ve Lenneberg gibi dil bilimcilerdir. Ancak bu bilim adamları, çevresel koşulların dil gelişimi üzerindeki etkilerini de göz ardı etmemektedir. Dil gelişimini biyolojik ve psikolojik temellere bağlayan kuramlara “psikolinguistik” kuramlar adı verilmektedir. Bunların içinde en önemli kuram Chomsky’ye ait kuramdır. Chomsky’nin kuramına göre, insanlar doğuştan dil öğrenebilmek için özel bir mekanizmaya sahiptirler. Bu mekanizma sayesinde çocuk, çevresinde konuşulan dili içselleştirir, kurallarını anlar, öğrenir ve daha sonra da uygun dil bilgisi kuralları ile konuşmayı başarır. Bu mekanizma sayesinde, çocuklar tıpkı yürümeyi öğrendikleri gibi, biyolojik olarak belli bir olgunluğa eriştikten sonra konuşmayı öğrenirler. Konuşmayı öğrenmede sözcüklerin anlamlarını kavrama ve anlamlı sesler çıkarma ya da konuşma olmak üzere iki farklı süreçten söz edilir” (Küçükkaragöz, 2003, s.97).

Chomsky’nin kuramında, dil-düşünce ilişkisi zihinsel gerçeklerle açıklanabilen derin yapılarda aranmalıdır. Burada, yüzey yapı ve derin yapı kavramları üzerinde durmak gerekir. Yüzey yapı, cümlenin yapısal özellikleriyle ilgilidir ve söylenilen sözcükleri kapsar. Derin yapı ise cümlenin soyut anlamında gizlidir; konuşan kişinin asıl söylemek istediği anlamı içerir.

Çocuğun Dil Gelişimine Öykünün Katkısı

Çocuk, içinde doğduğu çevrede ana dilini öğrenmeye başlar. “Dil tüm kuralları ile birlikte, geçirilen yaşantılar sırasında doğal olarak öğrenilmektedir. Çocuklar dili modellerini dinleyerek, bu modelleri öykünerek (taklit ederek), geri-iletimi algılayarak, deneyimlerini ve düşüncelerini paylaşarak öğrenmektedir. Çocuklar dili kazanırken ilk modelleri anne-babaları, diğer aile bireyleri, daha sonra toplumsal çevrede ve okul ortamında, etkileşimde bulundukları diğer bireylerdir. Modeller kadar çocuklara sunulacak zenginleştirilmiş dil çevreleri de onların dil kazanmalarında, destekleyici etkenlerdir. Çocuk kitapları, okulöncesi dönemden başlayarak dilsel becerilerin edinilmesi sürecinde çocuklara ‘zenginleştirilmiş bir dil çevresi’ yaratan önemli değişkenlerden biri olarak değerlendirilebilir”(Güven ve Bal, 2000, s.13; Sever, 2003, s.28).

Çocuk, kitapla kurduğu iletişimde ilkin edilgendir. Masal ya da öykü metnini anne babasından ya da büyüklerinden dinler. Böylece dinlemenin tadına varır. Çocuk dinleme yoluyla olayları belleğinde canlandırabilir, anlama ortak olma çabası içine girer. Söz gelimi öykü metnini dinleyen bir çocuktan beklenen bazı davranışlar şöyle sıralanabilir: Anladıklarını sözle ya da yazıyla bildirme, metinle ilgili sorulara kendine göre yanıt verme, kendini kahramanın yerine koyma, onun fiziksel ve ruhsal özelliklerini, kişilik yapısını anlatma, karşılaştırmalara gitme… Kuşkusuz, bu tür sorulara verilen yanıtlar, özneldir, çocuktan çocuğa değişiklik gösterir. Biri, yanıt verirken unutamadığı bir anısını paylaşabilir; öteki, olayları görselleştirerek ya da okuduğu bir kitaptan, izlediği bir filmden yararlanabilir; bir başkası da görüş belirtmeyebilir. Bütün bunlar; çocuğun dil gelişimiyle ilgili yeterlik, yetersizlik, anlama güçlüğü ya da yaşının üstünde oluşuyla ilgili olabilir.

Çocuk kitapları, öncelikle hedef kitlesi olan çocuklarda “güzel”e karşı bilinçli bir duyarlık oluşturmalıdır. Kitapla kurduğu iletişimde kendi gerçekliğine yanıt bulan çocuk, okuduklarından ya da dinlediklerinden anlam ve değer üretmeye başlar. Okuma eylemini üretme ve yaratmayla süsleyen okuyucu, bu sağlıklı iletişimle kitaba ve okumaya kendiliğinden yönelir. Bu nedenle çocuk-kitap etkileşiminde yazarın dile yatkınlığı, söz varlığı ürünleri, düş gücünün zenginliklerini dilin anlatım olanaklarıyla sunma becerisi özellikle üzerinde durulması gereken konulardır.

Özellikle okul öncesi dönemde çocuğun dinleme becerisini kazanmasında kitapların can alıcı işlevleri vardır. İlköğretimin ilk basamağında okumaya yönelen çocuk, kendi duyarlık ve gerçekliğine seslenen, zengin içerikli kitaplar aracılığıyla okumaya ilgi duyar ve okumayı sever. Gülten Dayıoğlu, 1. Ulusal Çocuk Kitapları Sempozyumunda sunduğu “Çocuk Kitaplarında Eğitsellik” adlı bildirisinden özetlenen şu bölüm, çocuk kitaplarının dile katkısını ortaya koymaktadır:

“Ailede başlayan ve yaşam boyu sürecek olan dil öğrenimi; yaşamın içinde konuşulan, soluyan, nabzı atan, güncel, çağdaş, canlı, çok renkli, zengin bir dilin uygulama alanı bulduğu roman, öykü ve şiirlerle sağlanabilir. Çocuğa dilsel eğitimle dil disiplini veren kitaplar, çocuğun sözcük dağarcığını geliştirir. Çocuğa zengin içerikli bir dil dağarcığı sunan yazar, okuyucuyu yaşama ve topluma bağlar. Çocuğun yaşam boyu başarılı ve mutlu olmasının altın anahtarı, zengin bir dil dağarcığıdır. Çocuk kitapları; çocukta düzgün tümce kurma, düşünme eğitimi, düşünceyi üretme, değişik insan tiplerini, davranışlarını, düşüncelerini tanıma, yaşanmış ya da yaşanma olasılığı bulunan sorunları çözme gibi çok yönlü kazanımlar oluşturur. Okuduğu kitaplar aracılığıyla yaşamı zihin süzgecinden geçirme eğitimini alan çocuk, kendine özgü görüş ve yorumlar üretebilir” (Dayıoğlu, 2000, ss.522-534).

Çocuk öyküleri; çocukların gerçek yaşamlarından alınan konuları işlemesi, duyarlık ve gerçeklik ilkelerine uyması, çocuğa göre canlı, devingen, renkli ve şiirsel bir anlatım üzerine kurulması, onların beklentilerine ve gerçekliklerine yanıt aramaları gibi nedenlerle çocuğu etkiler.

Çocukta anlama becerisi; olayları gözlemleyerek, izleyerek, yaparak yaşayarak, dinleme ve okuma yoluyla gelişme olanağı bulur. Anlatma becerisi ise çocuğun yaşamın içinde karşılaştığı sorunları çözerek, konuşarak ve yazarak gelişir. Ana dilinin tadına varan çocukların anlama ve anlatma becerilerini geliştirmelerinde masal, öykü, şiir gibi sanatsal metinlerin payı büyüktür. Bu nedenlerle okuma alışkanlığı ve sevgisi kazanmada çocuklar için yazılmış öyküler temel araçlardandır. Bu bağlamda MEB’in, 12 Temmuz 2020 tarihli Eğitim Takvimi uygulamasından alınan aşağıdaki bölüm son derece anlamlıdır.

“Araştırmalara göre, kendisine bebeklikten itibaren kitap okunan çocuklar, 3 yaşına geldiklerinde 45 milyon sözcük duyarken; evlerinde hiç kitap olmayan ve kitap okunmayan çocuklar, ancak 15 milyon sözcük duymuş oluyorlar. Bu 30 milyon fark, çocuğun tüm yaşamı boyunca dil gelişimini olumsuz yönde etkileyeceği için bebekler, doğumu takip eden ilk aydan itibaren okunanı anlamasalar bile kitaplarla buluşturulmalıdır.” (MEB, 12 Temmuz 2020 tarihli Eğitim Takvimi uygulaması). Bu açıklamalar, çocuk kitaplarının çocuğun dil gelişimine sağladığı vazgeçilmez katkıları ortaya koymaktadır.

Sonuç

Çocuğa okumayı sevdiren yazınsal metinlerin başında öykü gelmektedir. Çocuk-öykü iletişimi, okul öncesi dönemden itibaren başlar ve yaşam boyu gelişerek devam eder. Öykü, roman gibi yazınsal metinlerle kurduğu ilişkide özne durumunda olan çocuğu bu tahttan indirmeye kimsenin gücü yetmez. Öykü ülkesinin tatlı esen havasında kendi sevinçlerini, üzüntülerini ve yaşam ortamlarını bulan çocuk okuyucu, öykünün kahramanı ile özdeşim kurabilir ve duygu ortaklığına girebilir. Çocukta güzellik uyandırarak çocuğun kendisini ve yaşamı daha iyi tanımasını sağlayan öyküler, çocuğun tutkuyla bağlanacağı metinlerdir. Kavcar (1999, s.5), çocuğun bu tutkusunu “Hiçbir çocuk güzel bir masal ve öyküyü sonuna kadar dinlemekten kendini alıkoyamaz. Gençler hoşuna giden bir romanı, uykularını feda ederek, hatta yasak edilse bile gizli gizli okumaktan geri kalmazlar. Yaşlı bir insan da çekici bir kitabı elinden bırakamaz. Bütün bunları yaptıran sanatın insan ruhuna işleyen derin etki gücüdür ve bu güçten eğitim için mutlaka yararlanmak gerekir.” sözleriyle dile getirmiştir.

Çocuğun gelişimini bir bütün olarak düşündüğümüzde çocuk edebiyatı ürünlerinin can alıcı rolü ortaya çıkmaktadır. Çocuk kitapları, okuma kültürü ve okuma alışkanlığı kazandırmanın temel aracı olmakla birlikte çocuğun bilişsel, duyuşsal, sosyal ve dilsel gelişimine önemli katkılarda bulunmaktadır. Özellikle okul öncesi dönemden başlamak yoluyla ilköğretim ve ortaöğretimde öğrencilerimizi nitelikli kitaplarla buluşturmak, eğitimin bütün paydaşlarının temel görevi olmalıdır.

Kaynaklar

Artan, İ. ve San Bayhan, P. (2004). Çocuk gelişimi ve eğitimi. İstanbul: Morpa Yayınları.

Aydın, B. (2005). Gelişim ve öğrenme. Ankara: Nobel Yayınları.

Baş, B. (2006). 1985-2005 yılları arasında çocuk edebiyatı sahasında yazılmış tahkiyeli metinlerin söz varlığı üzerine bir araştırma. Yayımlanmamış Doktora Tezi, Gazi üniversitesi eğitim bilimleri enstitüsü, Ankara.

Bilgin, M. (2003). Bedensel ve devinişsel gelişim, gelişim ve öğrenme psikolojisi (Editör: Binnur Yeşilyaprak). Ankara: Pegem A Yayıncılık.

Ciravoğlu, Ö. (2000). Çocuk edebiyatı. İstanbul: Esin Yayınları.

Dayıoğlu, G. (2000). Çocuk kitaplarında eğitsellik, 1. Ulusal Çocuk Kitapları Sempozyumu Sorunlar ve Çözüm Yolları, Ankara: Ankara Üniversitesi Basımevi.

Demirel, Ö. (1987). Eğitim terimleri sözlüğü. Ankara.

Dilidüzgün, S. (2003). İletişim odaklı Türkçe derslerinde çocuk kitapları. İstanbul: Morpa Kültür Yayınları.

Dilidüzgün, S. (2006). Türkiye’de çocuk edebiyatına bakışlar ve çağdaş çocuk  edebiyatı”, Çocuk ve İlk Gençlik Edebiyatı Kurultayı, İstanbul: T. C. Maltepe Üniversitesi Yayınları.

Erden, M. ve Akman, Y. (2001). Gelişim ve öğrenme. Ankara: Arkadaş Yayınevi.

Gander, M. J. ve Gardiner, H. W. (2001). Çocuk ve ergen gelişimi. (Yayıma Hazırlayan: Prof. Dr. Bekir Onur), Ankara: İmge Kitabevi.

Göktürk, A. (1980). Okuma uğraşı. İstanbul: Çağdaş Yayınları.

Güven, N. ve Bal, S. (2000). Dil gelişimi ve eğitim: 0-6 yaş dönemindeki çocuklar için destekleyici etkinlikler. İstanbul: Epsilon Yayını.

Kavcar, C. (1999). Edebiyat ve eğitim. Ankara: Engin Yayınevi.

Küçükkaragöz, H. (2003). Bilişsel gelişim ve dil gelişimi, gelişim ve öğrenme psikolojisi (Editör: Binnur Yeşilyaprak). Ankara: Pegem A Yayıncılık.

Morgan, C. (1982). Psikolojiye giriş (Çeviren: Hüsnü Arıcı ve Arkadaşları). Ankara: Hacettepe Üniversitesi Yayınları.

Selçuk, Z. (2004). Gelişim ve öğrenme. Ankara: Nobel Yayınları.

Sever, S. (2003). Çocuk ve Edebiyatı. Ankara: Kök Yayıncılık.

Şirin, M. R. (1994). 99 soruda çocuk edebiyatı. İstanbul: Çocuk Vakfı Yayınları.

TDK (2005). Türkçe sözlük. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

Yalçın, A. ve Aytaş, G. (2002). Çocuk edebiyatı. Ankara: Akçağ Yayınları.

Yörükoğlu, A. (1992). Değişen toplumda aile ve çocuk. İstanbul: Özgür Yayınları.

Yurttaş, H. (1995). Çocuk ve kitap. İstanbul: Varlık

Bekir GÖKÇE1  

1 Dr. Öğr. Üyesi, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi/Eğitim Fakültesi, Rize/Türkiye

 Email: bekir.gokce@erdogan.edu.tr                            : 0000-0002-0272-514X

Editör

Editör

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir